Zaman, mekân, olgular gibi insanlık da bir değişim süreci içindedir. Bazen iyiye, güzele bazen de fesada doğru bir değişim söz konusu olabilmektedir. Bir zaman dilimindeki insanın ve toplumun düşünce ve davranışlarıyla başka bir zaman dilimindeki insanın ve toplumun düşünce ve davranışları bir değildir. Bu, yalnızca zaman bakımından değil elbette, aynı zaman diliminde olsa bile farklı coğrafya ve toplumlarda da düşünce ve davranışlar değişiklik gösterir. Değerler ve hayata bakış açıları zamana, coğrafyalara ve toplumlara göre değişmektedir çünkü.
Her şeyden önce insanlar biyolojik olarak değişmektedir. Yalnızca biyolojik yön değil; düşünceler, hayaller, hedefler, araçlar… İnsanın insanla, toplumla, eşyayla olan ilişkileri… Bilgi düzeyleri, kültürleri…
Değişmeyen hiçbir şey yoktur. Bu değişikliklerin hukuku, ahlakı, sosyal ve siyasal hayatı etkilememesi mümkün değildir. Her zamana, her coğrafyaya ve her topluma hitap eden İslam, söz konusu değişim gerçekliğini dikkate alıp genel ilkeler ortaya koyarak insanlığın bu ilkeler çerçevesinde hayat sürmesini ister. İnsanın yaşadığı ortamda meydana gelen toplumsal değişimlerden uzak kalması, etkilenmemesi mümkün değildir. Bu nedenle İslam söz konusu değişimleri hesaba katarak toplumsal düzeni sağlayıcı kurallar koymuştur.
Sürekli değişen toplum hayatında yeni sorunların ortaya çıkması doğaldır. Yeni sorunlar ise yeni kuralların kapılarını aralar. Bir hukuk sisteminin söz konusu değişimler karşısında donuk kalması toplumsal çöküşün önünü açar. Bu nedenle toplumdaki değişimlerle birlikte hukuksal normların da değişmesi, yenilenmesi, ortaya çıkan sorunlara çözüm üretmesi gerekir. Bu da söz konusu hukuk sisteminin canlı, dinamik bir yapıda olmasını zorunlu kılar.
Bu yazının devamı
219. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Doğal ya da beşer eliyle oluşmuş felaketler nedeniyle insanların normal yaşamları alt üst olmakta, toplumsal ve bireysel planda temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri organizasyonları ortadan kalkmakta,
Merhum Tanpınar, bir şiirine “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” mısralarıyla başlar. Zannediyorum Aşiyan’daki kabrinde de bu mısralar var. Tıpkı bu mısraların ifade ettiği gibi insanımızın birey olarak hangi noktada, hangi hâlet ve değer içinde olduğu da işte bu mısralarda olduğu gibi müphem bir şey.
Modern dönem öncesinde meşruluğun ölçütü adaletti. Bir şeyin âdil olması onu meşru kılıyordu. Yunan filozoflarında bu husus felsefe üzerinden şekillenmiş, Hristiyan Batı düşüncesinde ise bu adalet mefhumu Tanrı’ya dayandırılarak okunmuştur. Modern döneme kadar bir şeyin meşru olması için o şeyin âdil olması gerekmekteydi. Burada egemen gücün kavramı belirleyişini görmek mümkündür.
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
Kur’ân’ın ahlâkî dili ile Kur’ânî dünya görüşü Müslüman toplumun kültürel birikimi ile zengin bir çeşitlilikle dünya görüşünü ele alan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu, bunu semantik yapının anahtar kavramları analiz ederek göstermektedir.
Kutsallaştırılıp Duygusallığa Terk Edilen Kavram: İçtihat
Zaman, mekân, olgular gibi insanlık da bir değişim süreci içindedir. Bazen iyiye, güzele bazen de fesada doğru bir değişim söz konusu olabilmektedir. Bir zaman dilimindeki insanın ve toplumun düşünce ve davranışlarıyla başka bir zaman dilimindeki insanın ve toplumun düşünce ve davranışları bir değildir. Bu, yalnızca zaman bakımından değil elbette, aynı zaman diliminde olsa bile farklı coğrafya ve toplumlarda da düşünce ve davranışlar değişiklik gösterir. Değerler ve hayata bakış açıları zamana, coğrafyalara ve toplumlara göre değişmektedir çünkü.
Her şeyden önce insanlar biyolojik olarak değişmektedir. Yalnızca biyolojik yön değil; düşünceler, hayaller, hedefler, araçlar… İnsanın insanla, toplumla, eşyayla olan ilişkileri… Bilgi düzeyleri, kültürleri…
Değişmeyen hiçbir şey yoktur. Bu değişikliklerin hukuku, ahlakı, sosyal ve siyasal hayatı etkilememesi mümkün değildir. Her zamana, her coğrafyaya ve her topluma hitap eden İslam, söz konusu değişim gerçekliğini dikkate alıp genel ilkeler ortaya koyarak insanlığın bu ilkeler çerçevesinde hayat sürmesini ister. İnsanın yaşadığı ortamda meydana gelen toplumsal değişimlerden uzak kalması, etkilenmemesi mümkün değildir. Bu nedenle İslam söz konusu değişimleri hesaba katarak toplumsal düzeni sağlayıcı kurallar koymuştur.
Sürekli değişen toplum hayatında yeni sorunların ortaya çıkması doğaldır. Yeni sorunlar ise yeni kuralların kapılarını aralar. Bir hukuk sisteminin söz konusu değişimler karşısında donuk kalması toplumsal çöküşün önünü açar. Bu nedenle toplumdaki değişimlerle birlikte hukuksal normların da değişmesi, yenilenmesi, ortaya çıkan sorunlara çözüm üretmesi gerekir. Bu da söz konusu hukuk sisteminin canlı, dinamik bir yapıda olmasını zorunlu kılar.
Bu yazının devamı 219. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İnsani Yardım Stratejisinin ve İnfak Fıkhının Üretilmesi Neden Gereklidir
Doğal ya da beşer eliyle oluşmuş felaketler nedeniyle insanların normal yaşamları alt üst olmakta, toplumsal ve bireysel planda temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri organizasyonları ortadan kalkmakta,
Modernizmi Eleştirebilir Miyiz
Merhum Tanpınar, bir şiirine “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” mısralarıyla başlar. Zannediyorum Aşiyan’daki kabrinde de bu mısralar var. Tıpkı bu mısraların ifade ettiği gibi insanımızın birey olarak hangi noktada, hangi hâlet ve değer içinde olduğu da işte bu mısralarda olduğu gibi müphem bir şey.
Yasal Olanın Meşruluğundan Adil Olanın Meşruluğuna
Modern dönem öncesinde meşruluğun ölçütü adaletti. Bir şeyin âdil olması onu meşru kılıyordu. Yunan filozoflarında bu husus felsefe üzerinden şekillenmiş, Hristiyan Batı düşüncesinde ise bu adalet mefhumu Tanrı’ya dayandırılarak okunmuştur. Modern döneme kadar bir şeyin meşru olması için o şeyin âdil olması gerekmekteydi. Burada egemen gücün kavramı belirleyişini görmek mümkündür.
Vusûlsüzlüğümüz Samimiyet Yoksunluğundan(mı)dır?
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
Ahlâkî Kavramların Semantik Yapısı
Kur’ân’ın ahlâkî dili ile Kur’ânî dünya görüşü Müslüman toplumun kültürel birikimi ile zengin bir çeşitlilikle dünya görüşünü ele alan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu, bunu semantik yapının anahtar kavramları analiz ederek göstermektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.