Geçen gün bir tv kanalında sevdiğim bir doçent kardeşimiz İslam’ın korkulacak bir din olmadığını, aksine barış ve esenlik dini olduğunu, İslamafobyanın insanları ürkütüp İslam’dan uzak tutmak için İslam ve Müslüman sevmez emperyalist güçler tarafından kasıtlı olarak oluşturulduğunu anlatıyordu.
Şüphesiz barış ve esenlik olan İslam’ı öcü gibi görmenin ve göstermenin haksızlık olduğu bir gerçek. Ancak kültürde ve kamuoyunda Müslüman (!) olarak şöhret bulan, gerçekte bazılarının Müslüman olmadığına inandığım, bazılarının ise Müslüman demekte zorlandığım birtakım kişilerin ve çevrelerin yaptığına bakılırsa Müslümanlardan korkmamak elde değildir.
Evet, kelime olarak İslam’ın anlamı barış ve esenliktir. “Ey müminler! Hepiniz barışa/esenliğe giriniz, sakın şeytanın izinden gitmeyiniz, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır”(2 Bakara/208).
“Allah sizi esenlik yurduna/cennete çağırır ve isteyenleri dosdoğru yola iletir”(10 Yunus/25).
Bunun yanında İslam’da savaşın arızî ve düşmanın saldırısına verilen karşılık olduğunu, bu durumda bile yapılacak savaşın kurallarına uyulması, sınırların aşılmaması ve sadece Allah yolunda olması öngörülmektedir. Bunu görmek için mesela şu ayetlere bakılabilir.
”Sizinle savaşanlara karşı siz de Allah için savaşınız, ama haksızlık yapmayınız, şüphesiz Allah haksızlık yapanları sevmez”(2 Bakara/190).
“Sizinle antlaşması bulunan bir halka sığınanlara veya gerek sizinle gerek kendi halklarıyla savaşmak istemedikleri için gelip size savaşmayacaklarını bildiren tarafsızlara ilişmeyin. Allah isteseydi onları başınıza musallat eder ve sizinle savaşırlardı. Şu halde onlar size ilişmez, saldırmaz ve barış teklif ederlerse bilin ki bu durumda Allah onların aleyhine herhangi bir şey yapmanızı onaylamaz”(4 Nisa/90). “Müşrikler topyekûn sizinle savaştıkları gibi siz de onlarla topyekûn savaşınız, Allahın muttakilerle beraber olduğunu biliniz”(9 Tevbe/36)
“Düşman barış isterse sen de barıştan yana ol ve daima Allaha güven, şüphesiz o her şeyi bilir, her şeyi işitir”(8 Enfal/61).
“Din uğrunda size savaş açmamış, sizi yurdunuzdan çıkarmamış kimselere vefa göstermenizi ve onlara adaletle davranmanızı yasaklamaz. Sadece din uğrunda size savaş açmış, sizi yurdunuzdan çıkarmış ve çıkarılmanıza destek vermiş olanları dost edinmenizi yasaklar. Çünkü onları ancak zalim olanlar dost edinirler”(60 Mümtehine/8-9).
Bunlar ve benzeri yüzlerce ayet, İslamın barış ve esenlik dini olduğunu, İslam’a göre başkalarıyla ilişkilerde asıl olanın düşmanlık ve savaş değil, barış olduğunu, din, yurt, kavim ve başka şeyler için Müslümanlara saldırmayanlara saldırmanın haram olduğunu söylediği halde, din anlayışının altını üstüne getirerek Müslümanlara saldırma hazırlığı içinde olmasa da, yahut saldırmasa da sırf kafirdir, diyerek başkalarının düşman sayılması ve onlarla savaşılması anlayışı oluşturulmuş, barışı, adaleti ve saldırmazlığı öngören bunca ayeti görmeyip “Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün”(9 Tevbe/5) gibi Müslümanlarla fiilen savaş halindeki düşmanla savaşmayı emreden ayetleri esas alan ve başta ABD olmak üzere BATI’nın ve işbirlikçilerinin güdümündeki coğrafyamızdaki meşhur örgütlerin kanlı elleriyle İslam öcü gibi gösterilerek İslamafobya oluşturulmuştur. Oysa yukarıdaki ayetlerde ve yüzlerce benzerinde gördüğümüz gibi İslam, bütün dünyanın gözünün önünde, desteği ve himayesi altında İsrail’in yaptığı gibi işi gücü toprak işgal etmek, ganimet almak, köle-cariye yapmak, kafa-kol kesmek, taşlayarak öldürmek olan korkulacak bir din değil, karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkarmak için Yüce Allah’ın âlemlere gönderdiği rahmetidir.
“Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik”(21 Enbiya/102), “Ey nebi, biz seni şahit olarak, müjdeleyici olarak, uyarıcı olarak gönderdik”(33 Ahzab/45). “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren odur”(57 Hadid/9) gibi yüzlerce ayet bunu ortaya koymaktadır.
Bütün bu gerçekleri görmeden emperyalist güçlerin tetikçiliğini yapan örgütlerin hamasetiyle kameraların önünde kafa kol kesen, kitlesel katliamlar yapan, halkları yerlerinden yurtlarından ederek çoluk çocuk, genç yaşlı en kötü şartlarda tehcire zorlayan, yazın sıcağında kışın soğuğunda sıcak bir çorbaya ve bir ekmeğe muhtaç olarak çadırlarda yaşamaya mecbur eden Müslümanlardan korkulur.
Maddi, siyasi ve idari gücü ve imkanı olduğu halde bu duruma düşüp ülkesine ve kentine mülteci olarak gelmiş insanlara maddi manevi elinden gelen yardımı yapmayan, koruyup kollamayan, sahip çıkmayan, aksine bulundukları yerden çıkarmak ve karalamak için sataşan, propaganda yapan ve çaba gösteren Müslümanlardan korkulur.
Müslümanların yüzyıllar süren uzun emeklerle meydana getirdikleri ve yaşadıkları Bağdad, Musul, Halep, Hama, Humus, Şam, San’a, Kâbil, Diyarbakır, vd. tarihi şehirlerini ve ibadet yerlerini yakıp yıkarak, halkını göçe zorlayan, etnik ve mezhepsel temizlik yapan Müslümanlardan korkulur.
Emperyalizmin yaptırdığı ve desteklediği askeri darbelerle Müslümanları iktidardan uzaklaştıran, siyasi faaliyetlerini yasaklayan, mal varlıklarına el koyan, yasa dışı teröristler ilan eden, binlercesini öldüren, zindanlara dolduran, idam eden Müslümanlardan korkulur.
Müsmlümanlar’a bu acımasız ve insanlık dışı muameleyi yapan darbecileri para ve petrol ile destekleyen, üstüne üstlük darbe ile Müslümanlara bunu yaptığı için madalya ile ödüllendiren emperyalizmin jandarması Monarşi yönetimli Müslümanlardan korkulur.
Kimyasal ve konvansiyonel silahlarla halkını öldüren Baba-Oğul Esed’leri, Saddamları para ile, silahla ve silahlı milis güçleriyle destek veren mezhepçi ve kavmiyetçi Müslümanlardan korkulur.
Başta ABD olmak üzere Batının desteğini arkasına alarak seksen yıldır Filistin’de Müslümanlara soykırım uygulayan İsrail’e karşı varlık mücadelesi veren Filistin halkına ve özellikle İslamcı olarak bilinen Gazze Müslümanlarına destek çıktığı için Katar’a siyasi, ticari, dini ambargo uygulayan Mısır ve Körfez ülkeleri gibi Müslümanlardan korkulur.
Kendi varlığını da, tabiattan çalışıp kazandığı ve sahiplendiği her şeyi de Allaha borçlu olduğu, hatta oturduğu apartmanın kapısına ‘Mülk Allah’ındır’ yazdırdığı halde, fırsat ve imkan bulamadığından kazanamayıp muhtaç durumda olan insana infak etmeyen Müslümanlardan korkulur.
“Allaha ve ahiret gününe iman edip Allah’ın kendilerine verdiklerinden infak etseler ne kaybederler!”(4 Nisa/39). “Allah’ın kitabını okuyan, namazı kılan, kendilerine verdiklerimizden hiç zarar etmeyecek bir ticaret umuduyla açıkça ve gizlice infak edenlere Allah karşılıklarını fazlasıyla verecektir. Şüphesiz o çok bağışlayıcı, çok cömerttir”(35 Fatır/29-30).”Ey müminler! Size rızık olarak verdiklerimizden infak ediniz”(2 Bakara/254), “Ey müminler kazandığınız şeylerin iyisinden infak ediniz”(2 Bakara/267), “Allaha ve Resulüne iman ediniz ve tasarruf yetkisi verdiği şeylerden infak ediniz”(57 Hadid/7), “Dinleyin, itaat edin ve infak edin, bu sizin için daha iyi olur”(64 Teğabun/16) gibi en az 75 ayetin teşvik ettiği, emrettiği, büyük mükafat vadettiği, yapmamayı münafıklık olarak saydığı infak görevini yapmayan Müslümanlardan korkulur.
Hz. Peygamber’in “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”, “Müslümanların durumu ile ilgilenmeyen bizden değildir” gibi infakı ve paylaşmayı öngören yığınla hadisini bildiği veya duyduğu halde infak görevini yapmayan Müslümanlardan korkulur.
Çalışmayan, üretmeyen, kazanmayan, kendisi ve ailesi borç, sefalet, fakr-u zaruret içinde yaşayıp bu durumu bırakmasını söyleyenlere kızarak çoluk çocuğu ve başkasını öldüren, evi ateşe veren, Allaha ve kutsal değerlere hakaret eden Müslümanlardan korkulur.
Dikkatsizlik ve umursamazlıkla işlediği kötülükleri, kazalarda savunmasız masum kadınları ve çocukları öldürmesini “Alnıma yazılmış bu kara yazı- Kader böyle imiş ağlarım bazı” diyerek suçu Allaha yıkan Müslümanlardan korkulur.
Televizyonlarda isim vererek alimleri, hocaları, düşüncelerini seslendirenleri şeytanlaştıran, dindışı ve düşman ilan eden, aforoz eden hoca kılıklı bağnaz ve yobaz Müslümanlardan korkulur.
Mutlak doğru ve korunmuş olan bilginin yalnız Allah’ın kitabı olduğunu, din kültürünün ise dini bilgilerin yanında değişik havzalardan gelen kültürlerin oluşturduğu bir sentez olduğunu, bunun içinde doğruların yanında yanlışların da bulunduğunu düşünmeden yahut eleştirmeden tümünü dinselleştirip toptan alan veya toptan atan Müslümanlardan korkulur.
İslam’ın öngördüğü giyim kuşam şekline uymadan, hareket ve davranışlarına dikkat etmeden, toplumda İslam ve Müslüman hakkında kötü bir imaj oluşturan Müslümanlardan korkulur.
Aynı şekilde süpürge kadar sakallarla, yüzü gözü kapatan peçe ve çuval gibi örtülerle, renk renk sarık ve cübbelerle, kesici aletler ve sopalarla insanların karşısına çıkarak İslam hakkında olumsuz imaj oluşturan Müslümanlardan korkulur.
Baş kesme, el kesme, sopa atma, gibi cezalardan söz eden ayetlerin toplamı Kur’an’da beşi-onu geçmezken, İslam’ın eğitim öğretimde tedric yöntemiyle toplumu hazırlamadan yahut İslam’ın hukukunu uygulayabilecek kıvama getirmeden, sabah akşam bunları seslendirerek uygulamayanları tekfir eden, insanı insan yapan, haklarını korumak ve toplumda huzuru, güveni, adaleti, barışı, hürriyeti, eşitliği, kardeşliği, şefkati ve merhameti, yardımlaşmayı ve dayanışmayı, ahlakı, helal haramı öğreten, Allah’ın insana olan sınırsız nimetlerini ve insanın ona karşı kulluk görevlerini hatırlatan altı bin iki yüz’den fazla ayeti görmeyip İslam’ı sadece savaş, kılıç, şiddet ve ceza olarak dünyaya sunan Müslümanlardan çok korkulur.
Buhari’yi ve diğer hadis külliyatını toptan reddedenleri eleştirdiği halde, bu külliyatın içindeki Kur’an’a, akla, sünnetullaha, tarihe, bilime vd. aykırı rivayetleri eleştirenleri kafir ve oryantalist uşakları ilan eden Müslümanlardan korkulur.
“Dini öğrenmek için önce Kur’an okunup anlaşılmalıdır, yazılı ve sözlü din anlatımlarının tümü üzerinde Kur’an hakem yapılmalıdır, Kur’an’a aykırı anlatımlar hangi nitelikte olursa olsun red edilmelidir” sözlerini sünnet, hadis, kültür, medeniyet, tarih vd inkarı olarak görüp Kur’an’a çağıranları şeytanlaştıran, Kur’an’ın “Onlara ne oluyor ki arslan görmüş yaban eşeklerinin kaçtığı gibi bu öğütlerden yüz çeviriyorlar?”(74 Müddessir/49-50) dediği gibi doğruluktan kaçan Müslümanlardan korkulur.
Her şeyden önce Allah’ın indirdiği, kabul edenlerin mümin, etmeyenlerin kafir sayıldığı, insanları kendisinden sorumlu tutacağını söylediği din Kur’an’ın kendisi olduğu halde Hz. Peygamber’e nispet edilen ve aralarında belirtilen kriterlere aykırı rivayetlerin de bulunduğu Buhari’yi veya başka bir rivayet kitabını Kur’an’la eşitleyerek bazı rivayetlerini inkar edenleri tekfir eden, Buhari yıkılırsa dinin çökeceğini söyleyen Müslümanlardan korkulur.
”Malum ola ki vukuf-i kalbi tarikatın rüknü, hatta esası ve temelidir. Öyle ki her taatta, otururken, kalkarken, yatarken, hatta tuvalete giderken, eşiyle cinsel ilişkiye girerken dahi şeyh efendiyi kalben düşünmek gerekir. Çünkü “kıyamda, otururken ve yan yatarken Allah’ı anarlar”(3 Ali İmran/1919 ayeti buna işaret etmektedir” diyen Müslümanlardan korkulur.
“Yüce Allah’ın müride vermiş olduğu bütün mal ve çocukların gerçekte ezeli alemde mürşidin ruhi inayeti ve bereketi ile olduğuna müridin inanması gerekir. Bunlar sonradan ortaya çıkmış olsa da hepsi önceden mürşidin olup kendisi onun sahibidir ve onun kereminden ve inayetinden olduğuna inanmalıdır” diyen Müslümanlardan korkulur.
“Sanırım, ihlasın en güzeli, kendini zorlayarak değil, rıza ve zevkle olan teslimiyet olduğuna işaretle Gavs dedi: Şeyhimizin etbaından/bağlılarından iki âlim konuşuyordu. Biri diğerine, ‘Şeyh sana namaz kılmamanı emretse ne yaparsın? dedi. Diğeri, ‘Emre kerhen uyarım’ dedi. Soruyu soran alim, ‘Ben gönüllü ve kalp hoşluğu ile uyarım’ dedi” diyen Müslümanlardan korkulur.
“Bütün Peygamberler evlenerek şehvetini giderirler, ama muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Hazretleri ise Peygamberlerden de üstün olduğu için ibadet ederek şehvetini giderir” diyen Müslümanlardan korkulur.
Ehli Sünnete göre Allah-u Teala’nın dünyada baş gözü ile görünmesi vaki olmaz. Ama rüyalarda ve zuhuratta görünmesi çokça vakidir Buna tecelli-i sûrî denir” diyen Müslümanlardan korkulur.
Şeyhi için “…haftalardır bir iftira yüzünden gülmeyen ve şiarı iltifat olduğu halde kimseye iltifat etmeyen Yüce Ğavs…”diyen Müslümanlardan korkulur.
“Bütün tasarruflarında Muhammed’in durumu, Allah’ın durumu gibidir. Muhammed’in Muhammed’e verdiği hiçbir şey yoktur. Onun için bizzat Allah’ın zatından zatî bir nur olmuştur.” diyen Müslümanlardan korkulur.
“Hz. Âdem ruh ile ceset arasında iken sen oradaydın. Miraç’ta perde ilk ve son kez aralandığında sen oradaydın. Ve Cebrail vahiy meleği olarak ilk ve son kez indiğinde sen oradaydın. Ve ölüm meleği bize gelip çattığında inşaallah sen orada olacaksın” diyen Müslümanlardan korkulur.
“Ahad Ahmed’dir, kim mim eder fark-Bütün âlem o mim içre olur gark” diyen Müslümanlardan korkulur. “Muhammed Mustafa’nın benzetilebileceği hiçbir varlık yoktur. İmam Rabbani’nin buyurduğu gibi Muhammed Mustafa eşittir Allah, bir eti ve kemiği var farklı olarak, o kadar…” diyen Müslümandan korkulur.
Hz. Muhammed, “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı abartarak övdükleri gibi beni övmeyin, ben ancak Allah’ın kuluyum, benim için Allah’ın kulu ve Resulü, deyiniz”(Buhari, enbiya 48) diye dursun, öğrencilerine, “Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam ise, dünya yaratıldığı günden kıyamet kopuncaya kadar, her zamanda, her memlekette, gelmiş ve gelecek bütün varlıkların her bakımdan en üstünü, en faziletlisidir” diye öğreten Müslümanlardan korkulur.
“O, Peygamberlerin ve meleklerin tamamından teker teker üstün olduğu gibi bütün halinde (topyekun) de onlardan üstündür” diyen Müslümanlardan korkulur.
Namaza kılacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayınız, başınızı meşhediniz ve ayaklarınızı da topuk kemiklerine kadar yıkayınız”(5 Maide/6) ayetindeki yıkamaktan maksadın, namazdan önce kişinin eşiyle cinsel ilişkiye girmesi ve ardından boy abdesti alarak namaza durması olduğunu söyleyen Müslümanlardan korkulur.
“Zeyd karısını boşayıp onunla ilişkisini kesince biz de senin o kadınla evlenmeni sağladık…”(33 Ahzab/37) anlamındaki ayette kullanılan ‘lemma’ kelimesinin olumsuzluk değil, zaman zarfı olduğunu bilmeyecek kadar dilin ve Kur’an’ın yabancısı olduğu halde Kur’anı tefsir etmeye kalkışan Müslümanlardan korkulur.
Kur’an’da geçen ‘salat’ kelimelerinden maksadın sosyal yardımlaşma olup bilinen şekliyle namaz kılmak olmadığını, dolayısıyla başkalarına yardım edenlerin namaz ibadetini yapmış olacaklarını söyleyen Müslümanlardan korkulur.
Kur’an’da kadınların başlarını örtmesi emri yoktur. ‘hımar’ kelimesinin genel anlamı örtü olup Müslüman kadınların örtünmesinden maksat boyun ve gerdanlarını kapatmalarıdır, diyen müslümanlardan korkulur. İslamın hukuk sistemi olmayan laik bir din olduğunu, dolayısıyla laikliğin İslamla bir zıtlık oluşturmadığını ve Müslümanların laik bir sistemde İslamı tam yaşayabileceklerini söyleyen Müslümanlardan korkulur.
Müslümanların hukuksal işlerini veya ilişkilerini düzenleyen hükümlerin tarihin bir dönemi için geldiğini ve tarihte kaldığını, dolayısıyla onların yerine insanların kendi kurallarını kendilerinin yapabileceğini söyleyen Müslümanlardan korkulur.
İnanış, yönetim, ahlak ve hukuk olarak hayat felsefesi laik seküler olduğunu, varlık hikmeti İslama ve Müslümanlara muhalefet ve düşmanlık olduğunu dünya alemin bildiği kişilerin ve kuruluşların saflarında yer alan, onlarla işbirliği yapan, onları Müslümanlara tercih eden Müslümanlardan korkulur.
Düğün, maç, asker uğurlama, şunu bunu kutlayarak, silah sıkarak, yüksek sesli müzik çalarak, kanlı bıçaklı kavga yaparak haltkın canına ve malına zarar veren Müslümanlardan korkulur.
İslamın en güzel uygulamalarından biri temizlik olduğu halde sınıfta okulda, parkta bahçede, kafeteryada lokalde, otobüste dolmuşta, evde apartmanda, özel ve kamuya ait tuvaletlerde sigara, çekirdek, kabuklu yemiş ve benzeri şeylerle çevreyi kirletip batıran müslümanlardan korkulur.
Saydığım ve kendilerinden korkulduğunu söylediğim bu örneklerin hepsinin kaynakları bende saklı olup haksızlıklara ve sataşmalara meydan vermemek için isim ve kitap vermedim. Bu gerçekler karşısında Müslümanların kendilerini sorgulamaları, dünya karşısında neden bu zillete ve sefalete düştükleri üzerinde düşünmeleri, vahyin ölçülerine göre kendilerine yeniden çeki düzen vermeleri gerektiğini artık hepimizin anlaması gerekir.
Hüsamettin Yıldırım’ın İçtimai Matematik çalışması, pek çok açıdan hakikat bilgisine ulaşmanın yöntemlerini/yollarını inceler. Bugüne kadar üzerinde çalışılmamış olmasını bir talihsizlik olarak nitelemenin yanı sıra eserin hakikat üzerine Batı ve İslâm felsefesinde süregelen tartışmalara da teğet geçtiğini vurgulamakta yarar vardır. Yıldırım’a göre hakikatin gerçekliği sabittir, sorun, hakikat bilgisine ulaşmada yetersiz kalan argümanlardadır. “İçtimai Matematik” kavramsallaşması/vurgusu, matematiğin …
Türkçeye çoğunlukla ‘faydacılık’ olarak tercüme edilen pragmatizm, esasında, doğrudan ‘fayda’ kelimesinin çağrıştırdığı anlam dünyasına değil, ‘pragma’ya yani ‘pratik’e dönük, uygulamayı merkeze koyan bir düşünme biçimine karşılık gelir. Çoğunlukla fırsatçılık (oportünizm) veya yararcılık (utilitaryanizm) ile karıştırılır. Charles S. Peirce ve daha çok da William James tarafından kurulduğu kabul edilen bu yaklaşım, Batı düşüncesinin gelişim evrelerinin belirli …
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
İsrail’in “sınırları belli olmayan bir devlet” olarak 1948’den bu yana Filistin topraklarını işgal ederek sürekli genişlemesini ve daha fazlasını anlamak için Talmudist-Rabbinik Yahudi eskatolojisini anlamak gerekiyor.
“[…] her iki cinsin de en iyilerinin en fazla, en kötülerinin de en az çiftleşmeleri gerekir. Ayrıca en kötülerin değil, en iyilerin çocuklarını büyütmeliyiz ki sürünün cinsi bozulmasın.”
İslam’dan Değil, Ama Müslümanlardan Korkulur
Geçen gün bir tv kanalında sevdiğim bir doçent kardeşimiz İslam’ın korkulacak bir din olmadığını, aksine barış ve esenlik dini olduğunu, İslamafobyanın insanları ürkütüp İslam’dan uzak tutmak için İslam ve Müslüman sevmez emperyalist güçler tarafından kasıtlı olarak oluşturulduğunu anlatıyordu.
Şüphesiz barış ve esenlik olan İslam’ı öcü gibi görmenin ve göstermenin haksızlık olduğu bir gerçek. Ancak kültürde ve kamuoyunda Müslüman (!) olarak şöhret bulan, gerçekte bazılarının Müslüman olmadığına inandığım, bazılarının ise Müslüman demekte zorlandığım birtakım kişilerin ve çevrelerin yaptığına bakılırsa Müslümanlardan korkmamak elde değildir.
Evet, kelime olarak İslam’ın anlamı barış ve esenliktir. “Ey müminler! Hepiniz barışa/esenliğe giriniz, sakın şeytanın izinden gitmeyiniz, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır”(2 Bakara/208).
“Allah sizi esenlik yurduna/cennete çağırır ve isteyenleri dosdoğru yola iletir”(10 Yunus/25).
Bunun yanında İslam’da savaşın arızî ve düşmanın saldırısına verilen karşılık olduğunu, bu durumda bile yapılacak savaşın kurallarına uyulması, sınırların aşılmaması ve sadece Allah yolunda olması öngörülmektedir. Bunu görmek için mesela şu ayetlere bakılabilir.
”Sizinle savaşanlara karşı siz de Allah için savaşınız, ama haksızlık yapmayınız, şüphesiz Allah haksızlık yapanları sevmez”(2 Bakara/190).
“Sizinle antlaşması bulunan bir halka sığınanlara veya gerek sizinle gerek kendi halklarıyla savaşmak istemedikleri için gelip size savaşmayacaklarını bildiren tarafsızlara ilişmeyin. Allah isteseydi onları başınıza musallat eder ve sizinle savaşırlardı. Şu halde onlar size ilişmez, saldırmaz ve barış teklif ederlerse bilin ki bu durumda Allah onların aleyhine herhangi bir şey yapmanızı onaylamaz”(4 Nisa/90).
“Müşrikler topyekûn sizinle savaştıkları gibi siz de onlarla topyekûn savaşınız, Allahın muttakilerle beraber olduğunu biliniz”(9 Tevbe/36)
“Düşman barış isterse sen de barıştan yana ol ve daima Allaha güven, şüphesiz o her şeyi bilir, her şeyi işitir”(8 Enfal/61).
“Din uğrunda size savaş açmamış, sizi yurdunuzdan çıkarmamış kimselere vefa göstermenizi ve onlara adaletle davranmanızı yasaklamaz. Sadece din uğrunda size savaş açmış, sizi yurdunuzdan çıkarmış ve çıkarılmanıza destek vermiş olanları dost edinmenizi yasaklar. Çünkü onları ancak zalim olanlar dost edinirler”(60 Mümtehine/8-9).
Bunlar ve benzeri yüzlerce ayet, İslamın barış ve esenlik dini olduğunu, İslam’a göre başkalarıyla ilişkilerde asıl olanın düşmanlık ve savaş değil, barış olduğunu, din, yurt, kavim ve başka şeyler için Müslümanlara saldırmayanlara saldırmanın haram olduğunu söylediği halde, din anlayışının altını üstüne getirerek Müslümanlara saldırma hazırlığı içinde olmasa da, yahut saldırmasa da sırf kafirdir, diyerek başkalarının düşman sayılması ve onlarla savaşılması anlayışı oluşturulmuş, barışı, adaleti ve saldırmazlığı öngören bunca ayeti görmeyip “Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün”(9 Tevbe/5) gibi Müslümanlarla fiilen savaş halindeki düşmanla savaşmayı emreden ayetleri esas alan ve başta ABD olmak üzere BATI’nın ve işbirlikçilerinin güdümündeki coğrafyamızdaki meşhur örgütlerin kanlı elleriyle İslam öcü gibi gösterilerek İslamafobya oluşturulmuştur. Oysa yukarıdaki ayetlerde ve yüzlerce benzerinde gördüğümüz gibi İslam, bütün dünyanın gözünün önünde, desteği ve himayesi altında İsrail’in yaptığı gibi işi gücü toprak işgal etmek, ganimet almak, köle-cariye yapmak, kafa-kol kesmek, taşlayarak öldürmek olan korkulacak bir din değil, karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkarmak için Yüce Allah’ın âlemlere gönderdiği rahmetidir.
“Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik”(21 Enbiya/102), “Ey nebi, biz seni şahit olarak, müjdeleyici olarak, uyarıcı olarak gönderdik”(33 Ahzab/45). “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren odur”(57 Hadid/9) gibi yüzlerce ayet bunu ortaya koymaktadır.
Bütün bu gerçekleri görmeden emperyalist güçlerin tetikçiliğini yapan örgütlerin hamasetiyle kameraların önünde kafa kol kesen, kitlesel katliamlar yapan, halkları yerlerinden yurtlarından ederek çoluk çocuk, genç yaşlı en kötü şartlarda tehcire zorlayan, yazın sıcağında kışın soğuğunda sıcak bir çorbaya ve bir ekmeğe muhtaç olarak çadırlarda yaşamaya mecbur eden Müslümanlardan korkulur.
Maddi, siyasi ve idari gücü ve imkanı olduğu halde bu duruma düşüp ülkesine ve kentine mülteci olarak gelmiş insanlara maddi manevi elinden gelen yardımı yapmayan, koruyup kollamayan, sahip çıkmayan, aksine bulundukları yerden çıkarmak ve karalamak için sataşan, propaganda yapan ve çaba gösteren Müslümanlardan korkulur.
Müslümanların yüzyıllar süren uzun emeklerle meydana getirdikleri ve yaşadıkları Bağdad, Musul, Halep, Hama, Humus, Şam, San’a, Kâbil, Diyarbakır, vd. tarihi şehirlerini ve ibadet yerlerini yakıp yıkarak, halkını göçe zorlayan, etnik ve mezhepsel temizlik yapan Müslümanlardan korkulur.
Emperyalizmin yaptırdığı ve desteklediği askeri darbelerle Müslümanları iktidardan uzaklaştıran, siyasi faaliyetlerini yasaklayan, mal varlıklarına el koyan, yasa dışı teröristler ilan eden, binlercesini öldüren, zindanlara dolduran, idam eden Müslümanlardan korkulur.
Müsmlümanlar’a bu acımasız ve insanlık dışı muameleyi yapan darbecileri para ve petrol ile destekleyen, üstüne üstlük darbe ile Müslümanlara bunu yaptığı için madalya ile ödüllendiren emperyalizmin jandarması Monarşi yönetimli Müslümanlardan korkulur.
Kimyasal ve konvansiyonel silahlarla halkını öldüren Baba-Oğul Esed’leri, Saddamları para ile, silahla ve silahlı milis güçleriyle destek veren mezhepçi ve kavmiyetçi Müslümanlardan korkulur.
Başta ABD olmak üzere Batının desteğini arkasına alarak seksen yıldır Filistin’de Müslümanlara soykırım uygulayan İsrail’e karşı varlık mücadelesi veren Filistin halkına ve özellikle İslamcı olarak bilinen Gazze Müslümanlarına destek çıktığı için Katar’a siyasi, ticari, dini ambargo uygulayan Mısır ve Körfez ülkeleri gibi Müslümanlardan korkulur.
Kendi varlığını da, tabiattan çalışıp kazandığı ve sahiplendiği her şeyi de Allaha borçlu olduğu, hatta oturduğu apartmanın kapısına ‘Mülk Allah’ındır’ yazdırdığı halde, fırsat ve imkan bulamadığından kazanamayıp muhtaç durumda olan insana infak etmeyen Müslümanlardan korkulur.
“Allaha ve ahiret gününe iman edip Allah’ın kendilerine verdiklerinden infak etseler ne kaybederler!”(4 Nisa/39). “Allah’ın kitabını okuyan, namazı kılan, kendilerine verdiklerimizden hiç zarar etmeyecek bir ticaret umuduyla açıkça ve gizlice infak edenlere Allah karşılıklarını fazlasıyla verecektir. Şüphesiz o çok bağışlayıcı, çok cömerttir”(35 Fatır/29-30).”Ey müminler! Size rızık olarak verdiklerimizden infak ediniz”(2 Bakara/254), “Ey müminler kazandığınız şeylerin iyisinden infak ediniz”(2 Bakara/267), “Allaha ve Resulüne iman ediniz ve tasarruf yetkisi verdiği şeylerden infak ediniz”(57 Hadid/7), “Dinleyin, itaat edin ve infak edin, bu sizin için daha iyi olur”(64 Teğabun/16) gibi en az 75 ayetin teşvik ettiği, emrettiği, büyük mükafat vadettiği, yapmamayı münafıklık olarak saydığı infak görevini yapmayan Müslümanlardan korkulur.
Hz. Peygamber’in “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”, “Müslümanların durumu ile ilgilenmeyen bizden değildir” gibi infakı ve paylaşmayı öngören yığınla hadisini bildiği veya duyduğu halde infak görevini yapmayan Müslümanlardan korkulur.
Çalışmayan, üretmeyen, kazanmayan, kendisi ve ailesi borç, sefalet, fakr-u zaruret içinde yaşayıp bu durumu bırakmasını söyleyenlere kızarak çoluk çocuğu ve başkasını öldüren, evi ateşe veren, Allaha ve kutsal değerlere hakaret eden Müslümanlardan korkulur.
Dikkatsizlik ve umursamazlıkla işlediği kötülükleri, kazalarda savunmasız masum kadınları ve çocukları öldürmesini “Alnıma yazılmış bu kara yazı- Kader böyle imiş ağlarım bazı” diyerek suçu Allaha yıkan Müslümanlardan korkulur.
Televizyonlarda isim vererek alimleri, hocaları, düşüncelerini seslendirenleri şeytanlaştıran, dindışı ve düşman ilan eden, aforoz eden hoca kılıklı bağnaz ve yobaz Müslümanlardan korkulur.
Mutlak doğru ve korunmuş olan bilginin yalnız Allah’ın kitabı olduğunu, din kültürünün ise dini bilgilerin yanında değişik havzalardan gelen kültürlerin oluşturduğu bir sentez olduğunu, bunun içinde doğruların yanında yanlışların da bulunduğunu düşünmeden yahut eleştirmeden tümünü dinselleştirip toptan alan veya toptan atan Müslümanlardan korkulur.
İslam’ın öngördüğü giyim kuşam şekline uymadan, hareket ve davranışlarına dikkat etmeden, toplumda İslam ve Müslüman hakkında kötü bir imaj oluşturan Müslümanlardan korkulur.
Aynı şekilde süpürge kadar sakallarla, yüzü gözü kapatan peçe ve çuval gibi örtülerle, renk renk sarık ve cübbelerle, kesici aletler ve sopalarla insanların karşısına çıkarak İslam hakkında olumsuz imaj oluşturan Müslümanlardan korkulur.
Baş kesme, el kesme, sopa atma, gibi cezalardan söz eden ayetlerin toplamı Kur’an’da beşi-onu geçmezken, İslam’ın eğitim öğretimde tedric yöntemiyle toplumu hazırlamadan yahut İslam’ın hukukunu uygulayabilecek kıvama getirmeden, sabah akşam bunları seslendirerek uygulamayanları tekfir eden, insanı insan yapan, haklarını korumak ve toplumda huzuru, güveni, adaleti, barışı, hürriyeti, eşitliği, kardeşliği, şefkati ve merhameti, yardımlaşmayı ve dayanışmayı, ahlakı, helal haramı öğreten, Allah’ın insana olan sınırsız nimetlerini ve insanın ona karşı kulluk görevlerini hatırlatan altı bin iki yüz’den fazla ayeti görmeyip İslam’ı sadece savaş, kılıç, şiddet ve ceza olarak dünyaya sunan Müslümanlardan çok korkulur.
“Dini öğrenmek için önce Kur’an okunup anlaşılmalıdır, yazılı ve sözlü din anlatımlarının tümü üzerinde Kur’an hakem yapılmalıdır, Kur’an’a aykırı anlatımlar hangi nitelikte olursa olsun red edilmelidir” sözlerini sünnet, hadis, kültür, medeniyet, tarih vd inkarı olarak görüp Kur’an’a çağıranları şeytanlaştıran, Kur’an’ın “Onlara ne oluyor ki arslan görmüş yaban eşeklerinin kaçtığı gibi bu öğütlerden yüz çeviriyorlar?”(74 Müddessir/49-50) dediği gibi doğruluktan kaçan Müslümanlardan korkulur.
Her şeyden önce Allah’ın indirdiği, kabul edenlerin mümin, etmeyenlerin kafir sayıldığı, insanları kendisinden sorumlu tutacağını söylediği din Kur’an’ın kendisi olduğu halde Hz. Peygamber’e nispet edilen ve aralarında belirtilen kriterlere aykırı rivayetlerin de bulunduğu Buhari’yi veya başka bir rivayet kitabını Kur’an’la eşitleyerek bazı rivayetlerini inkar edenleri tekfir eden, Buhari yıkılırsa dinin çökeceğini söyleyen Müslümanlardan korkulur.
”Malum ola ki vukuf-i kalbi tarikatın rüknü, hatta esası ve temelidir. Öyle ki her taatta, otururken, kalkarken, yatarken, hatta tuvalete giderken, eşiyle cinsel ilişkiye girerken dahi şeyh efendiyi kalben düşünmek gerekir. Çünkü “kıyamda, otururken ve yan yatarken Allah’ı anarlar”(3 Ali İmran/1919 ayeti buna işaret etmektedir” diyen Müslümanlardan korkulur.
“Yüce Allah’ın müride vermiş olduğu bütün mal ve çocukların gerçekte ezeli alemde mürşidin ruhi inayeti ve bereketi ile olduğuna müridin inanması gerekir. Bunlar sonradan ortaya çıkmış olsa da hepsi önceden mürşidin olup kendisi onun sahibidir ve onun kereminden ve inayetinden olduğuna inanmalıdır” diyen Müslümanlardan korkulur.
“Sanırım, ihlasın en güzeli, kendini zorlayarak değil, rıza ve zevkle olan teslimiyet olduğuna işaretle Gavs dedi: Şeyhimizin etbaından/bağlılarından iki âlim konuşuyordu. Biri diğerine, ‘Şeyh sana namaz kılmamanı emretse ne yaparsın? dedi. Diğeri, ‘Emre kerhen uyarım’ dedi. Soruyu soran alim, ‘Ben gönüllü ve kalp hoşluğu ile uyarım’ dedi” diyen Müslümanlardan korkulur.
“Bütün Peygamberler evlenerek şehvetini giderirler, ama muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Hazretleri ise Peygamberlerden de üstün olduğu için ibadet ederek şehvetini giderir” diyen Müslümanlardan korkulur.
Şeyhi için “…haftalardır bir iftira yüzünden gülmeyen ve şiarı iltifat olduğu halde kimseye iltifat etmeyen Yüce Ğavs…”diyen Müslümanlardan korkulur.
“Bütün tasarruflarında Muhammed’in durumu, Allah’ın durumu gibidir. Muhammed’in Muhammed’e verdiği hiçbir şey yoktur. Onun için bizzat Allah’ın zatından zatî bir nur olmuştur.” diyen Müslümanlardan korkulur.
“Hz. Âdem ruh ile ceset arasında iken sen oradaydın. Miraç’ta perde ilk ve son kez aralandığında sen oradaydın. Ve Cebrail vahiy meleği olarak ilk ve son kez indiğinde sen oradaydın. Ve ölüm meleği bize gelip çattığında inşaallah sen orada olacaksın” diyen Müslümanlardan korkulur.
“Ahad Ahmed’dir, kim mim eder fark-Bütün âlem o mim içre olur gark” diyen Müslümanlardan korkulur.
“Muhammed Mustafa’nın benzetilebileceği hiçbir varlık yoktur. İmam Rabbani’nin buyurduğu gibi Muhammed Mustafa eşittir Allah, bir eti ve kemiği var farklı olarak, o kadar…” diyen Müslümandan korkulur.
Hz. Muhammed, “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı abartarak övdükleri gibi beni övmeyin, ben ancak Allah’ın kuluyum, benim için Allah’ın kulu ve Resulü, deyiniz”(Buhari, enbiya 48) diye dursun, öğrencilerine, “Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam ise, dünya yaratıldığı günden kıyamet kopuncaya kadar, her zamanda, her memlekette, gelmiş ve gelecek bütün varlıkların her bakımdan en üstünü, en faziletlisidir” diye öğreten Müslümanlardan korkulur.
“O, Peygamberlerin ve meleklerin tamamından teker teker üstün olduğu gibi bütün halinde (topyekun) de onlardan üstündür” diyen Müslümanlardan korkulur.
Namaza kılacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayınız, başınızı meşhediniz ve ayaklarınızı da topuk kemiklerine kadar yıkayınız”(5 Maide/6) ayetindeki yıkamaktan maksadın, namazdan önce kişinin eşiyle cinsel ilişkiye girmesi ve ardından boy abdesti alarak namaza durması olduğunu söyleyen Müslümanlardan korkulur.
“Zeyd karısını boşayıp onunla ilişkisini kesince biz de senin o kadınla evlenmeni sağladık…”(33 Ahzab/37) anlamındaki ayette kullanılan ‘lemma’ kelimesinin olumsuzluk değil, zaman zarfı olduğunu bilmeyecek kadar dilin ve Kur’an’ın yabancısı olduğu halde Kur’anı tefsir etmeye kalkışan Müslümanlardan korkulur.
Kur’an’da geçen ‘salat’ kelimelerinden maksadın sosyal yardımlaşma olup bilinen şekliyle namaz kılmak olmadığını, dolayısıyla başkalarına yardım edenlerin namaz ibadetini yapmış olacaklarını söyleyen Müslümanlardan korkulur.
Kur’an’da kadınların başlarını örtmesi emri yoktur. ‘hımar’ kelimesinin genel anlamı örtü olup Müslüman kadınların örtünmesinden maksat boyun ve gerdanlarını kapatmalarıdır, diyen müslümanlardan korkulur.
İslamın hukuk sistemi olmayan laik bir din olduğunu, dolayısıyla laikliğin İslamla bir zıtlık oluşturmadığını ve Müslümanların laik bir sistemde İslamı tam yaşayabileceklerini söyleyen Müslümanlardan korkulur.
Müslümanların hukuksal işlerini veya ilişkilerini düzenleyen hükümlerin tarihin bir dönemi için geldiğini ve tarihte kaldığını, dolayısıyla onların yerine insanların kendi kurallarını kendilerinin yapabileceğini söyleyen Müslümanlardan korkulur.
İnanış, yönetim, ahlak ve hukuk olarak hayat felsefesi laik seküler olduğunu, varlık hikmeti İslama ve Müslümanlara muhalefet ve düşmanlık olduğunu dünya alemin bildiği kişilerin ve kuruluşların saflarında yer alan, onlarla işbirliği yapan, onları Müslümanlara tercih eden Müslümanlardan korkulur.
Düğün, maç, asker uğurlama, şunu bunu kutlayarak, silah sıkarak, yüksek sesli müzik çalarak, kanlı bıçaklı kavga yaparak haltkın canına ve malına zarar veren Müslümanlardan korkulur.
İslamın en güzel uygulamalarından biri temizlik olduğu halde sınıfta okulda, parkta bahçede, kafeteryada lokalde, otobüste dolmuşta, evde apartmanda, özel ve kamuya ait tuvaletlerde sigara, çekirdek, kabuklu yemiş ve benzeri şeylerle çevreyi kirletip batıran müslümanlardan korkulur.
Saydığım ve kendilerinden korkulduğunu söylediğim bu örneklerin hepsinin kaynakları bende saklı olup haksızlıklara ve sataşmalara meydan vermemek için isim ve kitap vermedim. Bu gerçekler karşısında Müslümanların kendilerini sorgulamaları, dünya karşısında neden bu zillete ve sefalete düştükleri üzerinde düşünmeleri, vahyin ölçülerine göre kendilerine yeniden çeki düzen vermeleri gerektiğini artık hepimizin anlaması gerekir.
İlgili Yazılar
İçtimai Matematik: Hakikati Tecrübe Etmenin İmkânsızlığı
Hüsamettin Yıldırım’ın İçtimai Matematik çalışması, pek çok açıdan hakikat bilgisine ulaşmanın yöntemlerini/yollarını inceler. Bugüne kadar üzerinde çalışılmamış olmasını bir talihsizlik olarak nitelemenin yanı sıra eserin hakikat üzerine Batı ve İslâm felsefesinde süregelen tartışmalara da teğet geçtiğini vurgulamakta yarar vardır. Yıldırım’a göre hakikatin gerçekliği sabittir, sorun, hakikat bilgisine ulaşmada yetersiz kalan argümanlardadır. “İçtimai Matematik” kavramsallaşması/vurgusu, matematiğin …
Pragmatizm Müslümana Uyar Mı
Türkçeye çoğunlukla ‘faydacılık’ olarak tercüme edilen pragmatizm, esasında, doğrudan ‘fayda’ kelimesinin çağrıştırdığı anlam dünyasına değil, ‘pragma’ya yani ‘pratik’e dönük, uygulamayı merkeze koyan bir düşünme biçimine karşılık gelir. Çoğunlukla fırsatçılık (oportünizm) veya yararcılık (utilitaryanizm) ile karıştırılır. Charles S. Peirce ve daha çok da William James tarafından kurulduğu kabul edilen bu yaklaşım, Batı düşüncesinin gelişim evrelerinin belirli …
Gelenekçiliğin Reaksiyon Girdabı ve Eleştirel Düşünce
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
İsrail’i Nasıl Mağlup Ederiz?
İsrail’in “sınırları belli olmayan bir devlet” olarak 1948’den bu yana Filistin topraklarını işgal ederek sürekli genişlemesini ve daha fazlasını anlamak için Talmudist-Rabbinik Yahudi eskatolojisini anlamak gerekiyor.
Felsefe Tarihinin Zakkum Ağacı: Öjenizm
“[…] her iki cinsin de en iyilerinin en fazla, en kötülerinin de en az çiftleşmeleri gerekir. Ayrıca en kötülerin değil, en iyilerin çocuklarını büyütmeliyiz ki sürünün cinsi bozulmasın.”