İnsan, anlam arayışı içinde olan bir varlık olarak tanımlanmakta ve bu arayış insanı ister istemez farklı adreslere yönlendirmektedir. Kimi zaman felsefî bir doktrin içerisinde, kimi zaman siyasal bir oluşum içerisinde, kimi zaman ise bir “din”in vazetmiş olduğu dünya görüşü içerisinde bu anlam arayışına cevaplar bulduğunu ifade etmektedir. Anlam arayışına cevap olacak duraklardan biri olan dinin ne anlam ifade ettiği de yine insanın anlam arayışının bir parçası olmaktadır. Anlam arayışı, ‘kişiyi yalnızca birtakım zihnî merhaleler kat ettikten sonra terk eden bir süreç mi?’ yoksa ‘sorularına bulduğu cevaplara göre hayatını dizayn etmesini sağlayacak, pratik hayatını şekillendirecek olan bir dönüşümün öncülü mü?’ olacağı arayış içinde olan ya da olduğunu zanneden kişiye göre değişiklik arz edecektir. Hayatı şekillendirecek bir dönüşümün öncülü ise şayet; devamında gelen süreç eski durumuna taban tabana zıt olmasa bile ciddi değişiklikleri beraberinde getirecektir.
Anlam arayışına cevap olabilecek duraklardan birinin de “din” olduğunu ifade ettik. Bu dinin hangisi olduğunun tartışmasını yapmaktan ziyade mensubu olduğumuzu mutlulukla ifade edebileceğimiz[1] İslâm’ın insanın varlık amacına yönelik vurguları üzerinde duracağımızı yazımızın başında belirtmek isteriz.
Bu yazının devamı
202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
‘Ve lâ galibe illallâh’, ‘üstün olan yalnızca Allah’tır’, ‘Allah’tan başka üstün olan yoktur’ ifadesi, tarihten bir süreliğine çekilen bir toplumun, çekilirken mimariye kazınan inancını imlemektedir. Yıpranmış, zayıflamış ama yitmemiş, yitirilmemiş güvenini… El-Hamrâ’nın birçok yerine nakşedilmiş bu ifadeyle Endülüslüler, “artık bu topraklarda var olmayı sürdürmenin kendileri için ne kadar çetin ve belki de imkânsız bir şey olduğunu anlamış olmalıdırlar.”
Yirmi birinci yüzyılda neoliberalizmin yalnızca ekonomik bir paradigma değil, aynı zamanda bireyin kimliğini, toplumsal ilişkilerini ve ahlâki yönelimlerini biçimlendiren kapsamlı bir kültürel sistem hâline geldiği yönündeki tartışmalar giderek güç kazanmaktadır.
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
İktidar; toplum bireylerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen, davranış ve eğilimlerini belirleyen, sosyal, siyasî, iktisadî ve benzeri birçok alanda toplumsal ilişkileri düzenleyen bağlayıcı kararlar alma, aldığı kararlara uymayanlara yaptırım uygulama dahası fiziksel güç kullanma tekelini elinde bulundurma, bu doğrultuda devlet kurum ve organlarını yönetme gibi yetkilere sahip siyasî bir kurumdur. Bu geniş yetkilere sahip olan iktidarın nasıl sınırlandırılacağı, ne şekilde dengelenip denetleneceği veya bu yetkileri kötüye kullanmasının nasıl önleneceği konusunda siyasal sistemler çeşitli teoriler geliştirmişlerdir.
Tıp üzerine yapılan çalışmalar genelde meslekten tıpçı araştırmacılar tarafından yapılagelmiştir. Bir alanda uzman kişilerin kendi alanları üzerine araştırmalarda bulunması, metinler kaleme alması ve söylemsel bir alan oluşturmasından daha doğal ne olabilir ki!
Kulluğun Bir Cüz’ü Olarak Oruç ve Ramazan
İnsanın Anlam Arayışında “Kul Olma” Durağı
İnsan, anlam arayışı içinde olan bir varlık olarak tanımlanmakta ve bu arayış insanı ister istemez farklı adreslere yönlendirmektedir. Kimi zaman felsefî bir doktrin içerisinde, kimi zaman siyasal bir oluşum içerisinde, kimi zaman ise bir “din”in vazetmiş olduğu dünya görüşü içerisinde bu anlam arayışına cevaplar bulduğunu ifade etmektedir. Anlam arayışına cevap olacak duraklardan biri olan dinin ne anlam ifade ettiği de yine insanın anlam arayışının bir parçası olmaktadır. Anlam arayışı, ‘kişiyi yalnızca birtakım zihnî merhaleler kat ettikten sonra terk eden bir süreç mi?’ yoksa ‘sorularına bulduğu cevaplara göre hayatını dizayn etmesini sağlayacak, pratik hayatını şekillendirecek olan bir dönüşümün öncülü mü?’ olacağı arayış içinde olan ya da olduğunu zanneden kişiye göre değişiklik arz edecektir. Hayatı şekillendirecek bir dönüşümün öncülü ise şayet; devamında gelen süreç eski durumuna taban tabana zıt olmasa bile ciddi değişiklikleri beraberinde getirecektir.
Anlam arayışına cevap olabilecek duraklardan birinin de “din” olduğunu ifade ettik. Bu dinin hangisi olduğunun tartışmasını yapmaktan ziyade mensubu olduğumuzu mutlulukla ifade edebileceğimiz[1] İslâm’ın insanın varlık amacına yönelik vurguları üzerinde duracağımızı yazımızın başında belirtmek isteriz.
Bu yazının devamı 202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Mimarinin Gözü Gözün İmarı
‘Ve lâ galibe illallâh’, ‘üstün olan yalnızca Allah’tır’, ‘Allah’tan başka üstün olan yoktur’ ifadesi, tarihten bir süreliğine çekilen bir toplumun, çekilirken mimariye kazınan inancını imlemektedir. Yıpranmış, zayıflamış ama yitmemiş, yitirilmemiş güvenini… El-Hamrâ’nın birçok yerine nakşedilmiş bu ifadeyle Endülüslüler, “artık bu topraklarda var olmayı sürdürmenin kendileri için ne kadar çetin ve belki de imkânsız bir şey olduğunu anlamış olmalıdırlar.”
Kutsalın Teknolojik İnşası: Black Mirror’dan Yansıyan “İnsan”
Yirmi birinci yüzyılda neoliberalizmin yalnızca ekonomik bir paradigma değil, aynı zamanda bireyin kimliğini, toplumsal ilişkilerini ve ahlâki yönelimlerini biçimlendiren kapsamlı bir kültürel sistem hâline geldiği yönündeki tartışmalar giderek güç kazanmaktadır.
Yönetilen Algı, Kaçak/Homodijitus ve Sığınak/Metaverse
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
İktidarın Kötüye Kullanımını Önleyici İlkeler ve Kurumlar
İktidar; toplum bireylerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen, davranış ve eğilimlerini belirleyen, sosyal, siyasî, iktisadî ve benzeri birçok alanda toplumsal ilişkileri düzenleyen bağlayıcı kararlar alma, aldığı kararlara uymayanlara yaptırım uygulama dahası fiziksel güç kullanma tekelini elinde bulundurma, bu doğrultuda devlet kurum ve organlarını yönetme gibi yetkilere sahip siyasî bir kurumdur. Bu geniş yetkilere sahip olan iktidarın nasıl sınırlandırılacağı, ne şekilde dengelenip denetleneceği veya bu yetkileri kötüye kullanmasının nasıl önleneceği konusunda siyasal sistemler çeşitli teoriler geliştirmişlerdir.
Tıbbi Epistemolojinin Teolojik ‘Acı’dan Kopuşu ve Bedensel ‘Ağrı’nın Sekülerleşmesi
Tıp üzerine yapılan çalışmalar genelde meslekten tıpçı araştırmacılar tarafından yapılagelmiştir. Bir alanda uzman kişilerin kendi alanları üzerine araştırmalarda bulunması, metinler kaleme alması ve söylemsel bir alan oluşturmasından daha doğal ne olabilir ki!
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.