‘Size ne oluyor da Allah yolunda/uğrunda infak etmiyorsunuz! …’ (57/Hadid, 10)
Kur’ân’ın temel talimatlarından, temel değerler sisteminin biz mü’minlere yüklediği olmazsa olmaz vecibelerinden birisi olan infak, tabii olarak Resulullah Efendimizin hayatında da çok önemli ve öncelikli bir yere sahipti.
Tevhide dayalı bir nizam olan İslam’da bilindiği gibi hüküm ve talimatlar, ilke ve mesajlar sadece Allah’a karşı sorumluluklarımızdan ibaret olmayıp insanlara dair de çok büyük yekûn tutan vecibelerimiz vardır (Hukuk-u ‘ibad). Elbette dinin aslı başta Allah’a ve bildirdiği iman esaslarına gerektiği gibi iman etmek, Allah’a karşı bilmemiz, bilincinde olmamız ve ifa etmekle yükümlü olduğumuz vecibeler, dinin aslını ve esasını teşkil eder ve bizler için olmazsa olmaz bir ağırlığı, ciddiyeti vardır. Fakat bunlara ek olarak ve tamamlayıcı özellikte ferdi, ailevi, çevresel, sosyal, ekonomik vs yükümlülüklerimiz de vardır ve dinde bunların da olmazsa olmaz bir ehemmiyet ve vazgeçilmezliği söz konusudur. Bunlardan birisi ve en öncelikli, en olmazsa olmazlardan birisi de infaktır. Tarif olarak:
‘Allah’ın hoş¬nutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara ayni ve nakdi yardımda bu¬lunması.
İslami telakkiye göre insanın sahip olduğu ser¬vetin asıl sahibi Allah’tır. O’nun emanet olarak verdiği bu servetten başkalarına infakta bulunmak gerekir. 2/Bakara 2’de Allah’a samimiyetle inanan mü’min¬lerin başlıca özellikleri sayılırken, İman ve namazın ardından infak zikredilmiştir. Fahreddin e’r-Razi’ye göre bu ayet farz ve mendup olan bütün infak çeşitlerini kap¬samaktadır. (Buna göre) Farz olan infak zekatla, kişi¬nin kendisinin ve ailesinin geçimini sağ¬lamak üzere yaptığı harcamalar ve ülke¬nin savunmasına katkılarıdır. Mendup olan infak ise bunun dışında kalan harcamalardır. 2/Bakara, 195’de geçen ‘Allah yolunda infak’ tabirinin, ayetin bağlamı dikkate alındığında önce¬likle ülkenin savunması için gerekli mad¬di yardımda bulunmayı ifade ettiği görü¬lür. Ancak bu tabirin geçtiği birçok ayet ve hadisin birlikte değerlendirilmesinden çıkan sonuca göre Allah’a itaat ve ibadet niyeti taşıyan, İslam’a ve müslümanlara yardım ve fayda sağlayan her harcama Allah yolunda infak sayılmaktadır. İslam medeniyet tarihinde de böyle bir niyet taşıması şartıyla ülkenin savunması, hac hizmetleri, yoksulların desteklenmesi, okul, kütüphane, cami, yol, köprü, çeş¬me, bakımevleri gibi hayır kurumlarının tesisi, hatta tabiatın korunup geliştiril¬mesine kadar çok çeşitli hizmetler için ya-pılan her türlü harcama Allah yolunda in¬fak kapsamında değerlendirilmiştir. Aye¬tin devamında ‘Kendi ellerinizle kendini¬zi tehlikeye atmayın’ cümlesiyle bir an¬lamda, cimrilik edip bu tür harcamalar¬dan kaçınmanın müslüman toplum ve fertler için tehlike oluşturduğu bildiril¬miştir. Ha¬dislerde de aile fertlerine yapılan harca¬malar infak kavramıyla ifade edilmiş ve bunun bütün sadakaların en hayırlısı ol¬duğu belirtilmiştir.(1)
Modern hayatın keşmekeşi, kapitalizmin ürettiği aşırı egoist ve egosantrik kişilikler, huzurun arandığı bir melce’ haline gelmiş olan ‘tükettikçe ve sürekli yeniledikçe mutlu olma’ kaygısına şartlandırılmış bireyler, kısmen sistem gereği olsa da kazanma hırsına mağlup ve esir durumdaki rutin gel-gitler, tükettikçe iştahı kabaran ve tüketimi mutluluk ve doygunluğun adresi bilen genel algı ve anlayışlar insanın canavarlaşmasına, modern görünümlü vahşetlere birkaç örnektir. Yabanileşen, gittikçe bambaşka bir anafora sürüklenen insanların fıtratından, fıtratına uygun irade, tercih ve işlerden uzaklaştıkça kendisine yabancılaştığı, ‘köksüz’ veya ‘kökü belirsiz’ toplum mühendislerinin kendileri için çizdiği, türlü imkan ve yöntemlerle belirleyip yönlendirdiği bir hale geliyor. Gittikçe de buhranlara, kişilik bozukluklarına, koyu bir depresif yalnızlık psikolojilerine kapılıyor, farkında olmadan Kur’ân’ın mükerrer tabiriyle ‘Kendi elleriyle kendisine zulmediyor.’ (örn. 2/Bakara, 57)
Sadece infakın elzemiyetinden habersiz olmak ve uzak durmakla değil, kişisel veya grupsal tercih ve alışkanlıklarla, psikolojik veya sosyolojik anlamda infakı teşvik edici ve intişarını sağlayacak unsur ve kurumların yetersizlik veya dejenerasyonuyla yahut aksi unsur ve kurumların muhtelif yöntemler üzerinden ‘menfi kullanma’ örnekleriyle, şeytani dürtü ve tercihlerle de ilgili olarak unutulan veya gereken ilgi gösterilmeyerek hayatın dışında bırakılmaya çalışılan infak; asla mazeretlerle geçiştirilecek, vazife değil fazilet olarak görülecek kadar basit ve lüks bir amel değildir. Her şeyden önce bir kul, bir insan olarak fark edilmesi gereken ilahi bir emir, nebevi bir uygulama, insani ve vicdani bir amel-i salih’tir. Allah’ın kitabında sürekli tekrarlanarak önemli ve ciddi konumu, değer ve anlamı vurgulanan, Allah’ın rızasını önceleyenlerce öteden beri hassasiyetle yerine getirilen bir vazife, bir vecibedir! Hablu’llah (Allah’ın sağlam ipi), Şifa, Rahmet, Nur gibi sıfatlara sahip Kur’ân’ın farklı kavramlarla sürekli ve mükerreren elzemiyet ve ehemmiyetinden bahsettiği infak, işte insanların habire sürüklendiği ve içinden çıkılması gittikçe zorlaştığı zamanlarda psikolojik, sosyolojik, ekonomik vs ehemmiyeti çok boyutlu bir reçete, bir şifa kaynağıdır. İnsanlar infakla, hem kişiliğin arzu ve ihtiraslarını dizginleyip kendine gelmesini sağlayarak kendi içsel çözümünü bulmasına yardımcı olacak, hem de yaygınlaştığı oranda toplumda nezih, dinamik, paylaşıma dayalı ve sağlıklı bir atmosfer oluşacaktır.
İnfaka dair, Kur’ân’ın ilk ve doğrudan muhatabı olan Resulullah Efendimizin söz ve uygulamaları, onun rahle-i tedrisinde İslam’ı talim edip hayatlarında ahlâkî bir meleke edinen Ashab-ı Kiram’ın hayatlarındaki örnekler, o dönemde başlayıp gittikçe gelişme ve yaygınlık kazanan ferdi, grupsal ve kurumsal icraatlar, irili-ufaklı şaşırtıcı derecede oluşturulan resmî veya gayr-i resmî vakıflar, muhtelif yerlerde yaşayanlarca değişik vesilelerle bir araya gelinip çözüm üretici faaliyetler vs ile İslam tarihi ve medeniyetinde sayısız örnekler vardır. Adeta bir İnfak Medeniyeti olan geçmiş mirasımızın elbette farklı yer, zaman, şekil, nicelik ve nitelikte bugünlerde de devam ettirildiği söylenebilir. Fakat daha çok mevziî kalan, en acısı da erişilemeyen alan ve adreslerin varlığı da müsellem bir hakikat. Elbette bunun, modern hayatın, modern anlayış, algı ve değerlendirme biçimlerinin ve kurumların yol açtığı güvensizlik, insani ve vicdani vecibelere dair sorumluluklara karşı boş vermişlik, kanıksamışlık, aldatmalar, her gün farklı bir türünü öğrendiğimiz türlü sahtekârlıklar gibi daha birçok sebep ileri sürülebilir… Teklifin kalkmadığı, yani hâlâ Kur’ân’a ve nebevi sünnet mirasına sahip olarak Allah’ın muhatabı olmamız, dolayısıyla da hak, hayr, adalet, hakkaniyet, vicdaniyet gibi değerlerle hemhal olmak gibi bir sorumluluğumuzun hatırlanması, bizlerin olan-biten menfi ahval ve havadise karşı tavır ve tutum olarak bize yakışan irade, tercih ve işlere yoğunlaşmak gerektiği de bir vakıadır.
Böylesine temel ve önemli bir konuda siret-i nebi (2), hayatu’s-sahabe (3) ve sonraki nesillere dair bol örnekler vermek mümkündür. Fakat örnekleri ilgili eserlere havale ederek meselenin Kur’ânî boyutuyla yetinilecek, ayrıca havale edilen geçmiş veya modern örnekler, bir anlamda Kur’ân ayetleriyle daha bir anlam kazanacak, farklı boyutları da ima etmiş olacaktır…
Sadece sahip olduğu mal varlığının çok büyük kısmını değil, hepsini dahi vakfedenler; Kur’ân’da Allah’ın ‘Onlar, mallarını gece-gündüz, gizli-açık (Allah yolunda) infak ederler’ (ellezine yunfikune emvalehum bi’l-leyl ve’n-nehar sirran ve ‘alaniyeten: 2/Bakara, 274)’ övgüsüne mazhariyet için sahip olduklarını İslam davetine ve Müslümanların menfaatine hibe edenler; Müslümanların ölüm-kalım savaşlarında az-çok neyi varsa hizmete sunanlar; kendisi ihtiyaç içerisindeyken onu din kardeşine ikram edenler; sofrasında fakir görmeyince oturamayanlar; infakını unutturması için Allah’a yalvaranlar; Resulullah’ın müjdesi üzerine cennet karşılığında malını Allah’a satanlar; Allah’ın ‘Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe murada eremezsiniz, her ne infak ederseniz Allah onu bilmektedir!’ (3/Al-i İmran, 92) beyanına karşı en sevdiği atlarını, bağ ve bahçelerini, hurmalıklarını bağışlayanlar, yoksa borç alıp verenler, o da mümkün değilse canlarını infak edenler; kendine düşen ganimetleri hibe edenler; sadakasını miske bandırıp veren kadınlar; Ensar-Muhacir kardeşliğine dair sayısız örnekler; daha neler neler…
Modern hayatta da burs vermeyi adet haline getirenler; emekli parasını hayır kurumlarına bağışlayanlar; din eğitim-öğretimine yardım için gelenlere ‘Alın şu anahtarı, size ne kadar gerekiyorsa kasadan alın!’ diyenler; ördüğü kazakları, çorapları satıp parasını öğrencilere veren ablalar, teyzeler; işçisinden fabrikatörüne, amirinden memuruna nice adsızlar… Ayetlerin hayat içerisindeki yerini gösterecek, ne kadar aktarılsa da bitirilemeyecek milyonlarca örnek…
Bu çalışmada önce lugavi anlam alanı, Kur’ân’da hangi farklı türev ve bağlamlarda kaç defa geçtiği, daha sonra birkaç alt başlık altında ayetlerin sunumu ve her bir sunumun altında da özet olarak ayetlerden neler öğrendiğimizi ortaya koymaya çalıştık.
A. Lugavi Anlam Alanı ve Kur’ânî Türevler
Lügatte ‘(bir) nesne geçip gitti, sona erdi, zail oldu, tükendi, bitti’ anlamlarına gelir. Bu, ‘a. (kesat olmayıp çok iyi gitmek, kocasız kadının ya da kızın çok isteyeni olmak, pazarın hareketli olması anlamında) alış-veriş, b. (‘binek öldü’ sözünde kullanıldığı gibi) ölüm yoluyla, c. (dirhemler tükendi/tükettim sözünde olduğu gibi) yok olma, bitip tükenme şeklinde olur. ‘İnfak’ malla da ilgili olabilir, başka şeyle de; zorunlu (vacip) da olabilir, isteğe bağlı da. Aynı kökten ‘nafaka’ ise ‘harcanıp tüketilen şey’in adıdır. Yine aynı kökten ‘nafak’, bir taraftan diğerine geçişi olan, geçit olan yol, yer altında bir taraftan diğerine geçişi ya da çıkışı olan yabani hayvan ini, deliği ya da oyuğu. Arap tavşanının çıkış deliğine de ‘nafika’ denilir. Nifak, yani münafıklık kullanımı da buradan gelir ki ‘şeriate bir kapıdan girip başka bir kapıdan çıkmak’ demektir.’ (4)
Kur’ân’da sıklıkla karşılaştığımız ‘ihsan, hayr, amelu’s-salih/salihat, birr, sabr, takva, ma’ruf, salat, rızk, fi-sebili’llah, isar, kerim/ekrem, i’ta, it’am, sadaka, zekât’ gibi kavramlarla yakın anlam birlikteliğine sahip olan infak kavramı, yine ‘buhl, katr, şuhh, israf, tebzir, zulm munker, şerr’ gibi kavramlarla da zıtlık oluşturur. (5)
Kur’ân-ı Kerim’de 10 farklı türevde toplam 111 defa kullanılan ‘n-f-k’ kök harfleri, infak gibi önemli bir İslami şiarı gündeme getirirken, (yerde) bir tünel, hatta nifak gibi temelden itikadi bir bozukluğu ifade ederken de kullanılır. Türevleriyle birlikte göstermek gerekirse: ‘yunfiku’/infak eder veya ‘yunfikuu’/infak ederler’: 5 defa geçer; (6) ‘(ellezine, la, em, ha’ ile) yunfikune’/infak edenler’: 22 defa geçer; (7) ‘enfiku’/infak edin!’ (çoğul emir): 9 defa geçer; (8) ‘(ma) enfaktum’/(her ne) infak ederseniz!: 4 defa geçer; (9) ‘(ma, iza, fe ile) enfeku’/(her ne) infak ederlerse/ettiklerinde: 14 defa geçer; (10) ‘(ma, hatta, li ile) tunfiku’ ve ‘tunfikune’/(her ne) infak ederseniz!: 9 defa geçer; (11) ‘fe-seyunfikuneha’/onu harcayacaklar: 1 defa geçer; (12) ‘(fe, li ile) yunfik’/infak etsin!: 2 defa geçer; (13) ‘(men, ma ile) enfeka’/(kim) infak etti: 2 defa geçer; (14) ‘(lev ile) enfakte’/(şayet) infak etseler(de): 1 defa geçer; (15) ‘nefekatuhum’/infakları: 1 defa geçer; (16) ‘nafaka(t)’/nafaka, harcama: 2 defa geçer; (17) ‘e’l-infak’/harcama: 1 defa geçer; (18) ‘nefekan’/(yerde) tünel/dehliz: 1 defa geçer; (19) ‘e’n-nifak’/nifak, münafıklık: 3 defa geçer; (20) ‘nafekuu’/münafıklık yapanlar’: 2 defa geçer; (21) ‘e’l-munafikine’ veya ‘e’l-munafikune’/münafıklar (müzekker): 27 defa geçer; (22) ‘e’l-munafikat’/münafıklar (müennes): 5 defa geçer. (23)…
B. İnfakta Kur’ânî Kategoriler ve Dersler: 1. İnfakta önde olanlar:
‘Size ne oluyor da Allah yolunda infak etmiyorsunuz! Halbuki göklerin ve yerin/her şeyin mirası ve nihai gerçek sahibi Allah’tır! İçinizden, fetihten (Mekke’nin fethi) önce infak eden ve çarpışanlar(la diğerleri) asla eşit değildir! Onlar, derece olarak sonraki infak edenlerden ve çarpışanlardan daha yüksektir. Allah, hepsine de en güzel va’di vermiştir. Allah yaptıklarınızdan mutlak haberdardır! Kim Allah’a güzel bir borç verecek?! Ki Allah da ona katbekat geri ödesin; ona ayrıca çok değerli bir mükafat da vardır!’ (57/Hadid, 10-11) (24)
2. İnfak, doğrudan-dolaylı emredilen bir vecibedir:
‘Allah yolunda infak etmeyi ihmal etmeyin! Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın ve ihsan edin/Allah bilinciyle hareket edin! Zira Allah ihsan edenleri/Allah bilinciyle güzel işler yapanları sever!’ (2/Bakara, 195), ‘Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alışverişin, dostluğun ve kayırmanın söz konusu olmadığı o gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıklardan infak etmeye bakın! Kafirler, zalimlerin/kendine yazık edenlerin ta kendisidir!’ (2/Bakara, 254), ‘Ey iman edenler! Kazandıklarınızın kalitelilerinden ve yerden sizin için çıkardığımız rızıklarımızdan infak edin! Gözünüzü kapatmadan alamayacağınız pörsümüş ve kalitesiz olanlarından infak etmeye kalkışmayın! Zira Allah kimsenin iyiliğine muhtaç değildir ve O gerçek övgüye layık olandır!’ (2/Bakara, 267), ‘İman eden kullarıma söyle! Namazı devamlı ve dikkatli kılsınlar, hiçbir alış-verişin ve dostluğun söz konusu olamayacağı o gün/ahiret gelip çatmadan kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli-açık infak etsinler!’ (14/İbrahim, 31), ‘Allah’a ve peygamberine gerektiği gibi iman edin! Sizi üzerinde yetkili kıldığı/kullanma salahiyeti verdiği şeylerden infak edin! İçinizden, iman eden, infak eden kimseler için büyük mükafat vardır!’ (57/Hadid, 7), ‘Birinize ölüm gelip çatıp da ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen/bana biraz daha süre versen de tasaddukta bulunsam ve salihlerden olsam!’ demeden önce size rızık olarak verdiklerimizden (Allah yolunda) infak edin! Allah, ölüm süresi dolduğunda hiç kimsenin süresini ertelemez. Allah yaptıklarınızdan mutlak haberdardır!’ (63/Munafikun, 10-11), ‘Gücünüz yettiğince Allah’a karşı sorumlu davranın, dinleyin ve itaat edin, kendi hayrınız için infak edin; kim nefsinin tutkularından kendini korursa işte onlardır felah bulacak kimseler’ (64/Tegabun, 16)
Dersler: . İnfak, Allah’a ve peygamberine iman etmenin bir gereğidir; . İnfak, faziletten önce Allah’ın bir emridir; . İnfak etmemek, kendini tehlikeye atmaktır; . İnfak etmek, ihsan etmektir ve Muhsinlerden olmaktır, dolayısıyla da Allah’ın sevgisini, mükâfatını kazanmaktır; . Gizli-açık infak (infak-u sirran ve ‘alaniye), kimse için ertelenmeyecek olan ölüm gelip de pişman olmadan önce dünyadayken yapılması gereken bir vecibedir; . Ahiret gününde sıkıntı çekmemek için alınabilecek esaslı tedbirlerdendir; . Allah’ın verdiği rızıkların hepsini değil, verilebilecek bir kısmından (min-ma: mimma) infak etmek; . Takvanın bir neticesidir; . Her ne infak edersek kendi lehimize ve hayrımızadır; . Nefsimizin tutkularından korunmanın (vikaye min şuhha nefsih) etkili ve ciddi yollarından biridir ve felah vesilesidir; . Göz ardı ettiklerimizden değil, kazandıklarımızın kaliteli ve değerli olanlarından (tayyibat) infak etmek gerekir.
3. Mü’minlerin ayrılmaz vasfı ve ahlâkıdır; bunu Allah bilip değerlendirecektir:
Elif. Lam. Mim (Dikkat edin, dinleyin)! İşte o Kitap! Asla şüphe yoktur ilahiliğinde ve rehberliğinde! Kılavuzdur o muttakilere! Ki onlar gayba (bilme, anlayıp kavrama sınırlarını aşan haberlere, varlıklara ve gerçeklere) inanırlar; namazlarında devamlı ve dikkatlidirler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayra harcarlar…’ (2/Bakara, 3), ‘Mallarını/mülklerini Allah yolunda/uğrunda infak edenlerin hali, yedi başak bitiren ve her başağında da yüz dane bulunan bir tohuma benzer. Allah dilediği kimseye katbekat artırır. Zira Allah lütfu bol olan, mutlak bilendir! Mallarını Allah yolunda infak eden, ayrıca infaklarını başa kakmayan ve bu yolla haysiyet incitmeyenler var ya, işte onlara Rableri katında nice mükafatlar var! Onlardır asla endişe etmeyecek, hüzünlenmeyecek olan kimseler! Güzel ve uygun bir söz ve bağışlama, ardından haysiyet kırmanın geldiği infaktan daha iyidir/anlamlıdır. Zira Allah kimsenin hayrına muhtaç değildir ve herkesten daha çok yumuşak davranandır! Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, insanlara hoş görünmek için malını harcayanlar gibi başa kakıp haysiyet kırarak sadakalarınızı boşa çıkarmayın/mükâfatını havaya savurmayın! Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayaya benzer ki üzerine yağacak sağanak yağmurla çıplak hale gelir… Böyleleri kazandıklarından bir şey elde edemeyeceklerdir. Allah kafirleri muradına ulaştırmaz!
Mallarını sırf Allah’ı memnun etmek ve kişiliklerinin özünü sağlamlaştırmak için infak edenlerin durumu ise üzerine yağan bol yağmurla katbekat ürün veren, bol yağmasa da çisintisi bile yeten tepedeki verimli bir bahçe gibidir.
Allah yaptıklarınızı elbette görmektedir. Sizden birinizin hurma ağaçları, üzüm bağları olsun, aralarından coşkun nehirler aksın ve kendisi için her türlü meyveden bol ürünlerin yetiştiği bir bahçesi olsun da kendisi yaşlanmış vaziyette, aciz ve beceriksiz evlatlarına kalsın; üstelik orayı yakıp kavuran bir kasırga vursun da yaksın kül etsin, ister misiniz?! İşte böylece doğru düşünesiniz diye Allah mesajlarını iyice açıklıyor. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın kalitelilerinden ve yerden sizin için çıkardığımız rızıklarımızdan infak edin! Gözünüzü kapatmadan alamayacağınız pörsümüş ve kalitesiz olanlarından infak etmeye kalkışmayın. Zira Allah kimsenin iyiliğine muhtaç değildir ve O gerçek övgüye layık olandır. Şeytan sizi infaka karşı fakir düşmekle korkutur, fenalık ve iğrençliklere sevk etmeye çalışır. Allah ise mağfiret ve bol lütuflar vaat eder. Zira Allah lütfu bol olan, her şeyi mutlak bilendir! Allah dilediğine hikmet verir. Kime de hikmet verilmişse ona bol hayır verilmiş demektir. Ancak bunu gerçek akıl sahipleri anlar! Her ne infak etseniz ve/veya her ne adasanız Allah onu bilmektedir. Ayrıca zalimlere yardım da yoktur! Sadakaları fakirlere açıktan verseniz de hayırlıdır, fakat gizlice verirseniz çok daha hayırlıdır. Böylelikle Allah günahlarınızdan birçoğunu siliverir. Allah yaptıklarınızdan asla habersiz değildir! Onların hidayetini gerçekleştirmek senin işin de değildir! Dilediğine hidayet vermek ancak Allah’ın işidir! Hayır adına her ne yaparsanız kendinizedir! Sadece Allah’ın memnuniyeti için infak edin! Hayır adına her ne infak ederseniz karşılığı size eksiksiz olarak verilecek ve size asla haksızlık yapılmayacaktır! Sadakalar, ancak kendilerini Allah yoluna vakfettiğinden, yeryüzünde kazanç sağlamak için yol tepemeyen kimseleredir. Bilmeyenler onları, onur ve hayalarından dolayı yüzsüzlük edip istemedikleri için varlıklı/ihtiyaçsız zanneder. Sen onları aslında simalarından tanırsın. Hayır adına her ne yaparsanız kuşkusuz Allah onu bilir/değerlendirecektir. Mallarını-mülklerini gece-gündüz, gizli-açık infak edenler var ya, işte onların karşılıkları Rableri katındadır; üstelik onlar endişe duymayacak, hüzünlenmeyecek olanlardır’ (2/Bakara, 261-274), ‘Onlara de ki: … Bunlardan daha kalıcı ve değerli olanı haber vereyim mi size? Rablerine karşı sorumlu davrananlar için, içinde sürekli kalmak üzere coşkun ırmakların çağıldadığı, tertemiz güzel eşlerin bulunduğu, hepsinden de önemlisi Allah’ın memnuniyetinin/İlahi kabulün ve nice bitimsiz güzelliklerin yaşanacağı cennetler vardır! Allah kullarını mutlak görmektedir! Onlar, ‘Rabbimiz! Sana ve bildirdiklerine iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi Cehennem ateşinin azabından koru!’ diye dua edenler, sabredenler/kullukta direnenler, Allah’ın hüküm ve talimatlarına sadık kalanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler, seherlerde bağışlanma dileyenlerdir’ (3/Al-i İmran, 15-17), ‘O Allah’ın emirlerini tutup yasaklarından kaçınmada sorumlu davrananlar; bollukta da darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, Allah bilinciyle güzel işler yapanları sever!’ (3/A-i İmran, 134), ‘Mü’minler o kimselerdir ki Allah anıldığında kalpleri titrer, ayetleri kendilerine okunduğunda bu, imanlarını artırır/coşturur ve onlar sadece Allah’a güvenip dayanırlar. Onlar, namazı devamlı ve dikkatli kılan, kendilerine lütfettiğimiz rızıktan infak eden kimselerdir. İşte onlar hakiki mü’minlerdir ve onları Rablerini yanında nice dereceler, bol mağfiret/iltifat ve değerli rızıklar beklemektedir’ (8/Enfal, 3-4), ‘Bedevilerden öylesi vardır ki Allah’a ve ahiret gününe gerektiği gibi iman eder, infak ettiklerini Allah’a yakınlık ve peygambere destek olarak kabul ederler. İyi bilin ki o infak ettikleri şeyler gerçekten de Allah’a yakınlıktır, Allah onları rahmetine koyacaktır. Gerçek şu ki Allah mutlak mağfiret ve merhamet sahibidir!’ (9/Tevbe, 99), ‘O mü’minler, Rablerinin rızasını elde etmek için sabreder/direnirler, namazlarını devamlı ve dikkatli kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli-açık infak ederler, fenalığı güzellik ve iyilikle savanlardır ve akıbet onlar içindir!’ (13/Ra’d, 22), ‘Onlar, Allah hatırlandığında kalpleri ürperen, başlarına gelen sıkıntılara karşı direnç gösteren, namazlarını devamlı ve dikkatli kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak edenlerdir’ (22/Hac, 35), ‘Onların harcamaları saçmadan-kısmadan bir harcamadır ve bu iki arasındaki dengeyi kurup gözetirler’ (25/Furkan, 67), ‘Kendilerine daha önce Kitap verdiklerimizden de ona iman edenler vardır. Onlara (Kur’ân) okunduğunda hemen ‘İman ettik! Çünkü o Rabbimizden bir gelen bir gerçektir. Zaten biz daha önce de Ona teslim olanlardık!’ diye cevap verirler. Boş laf duyduklarından ondan yüz çevirirler de ‘Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Selametle! (Bizim cahil-cühela ile işimiz yok!)’ derler Onlar, sabretmeleri, kötülüğü güzellik ve iyilikle savmaları ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak etmeleri sebebiyle katbekat mükafatı hak edenlerdir’ (28/Kasas, 52-55), ‘Bizim ayetlerimize ancak, ayetler hatırlatıldığında hemen secdeye kapanan, büyüklenmeden övgüyle Rablerini yücelten, ürpererek ve umutlanarak Rablerine kulluk etmek/yalvarıp yakarmak için yataklarından kalkan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak eden kimseler iman ederler’ (32/Secde, 15-16), ‘Allah’ın Kitabını hakkıyla okuyan, namazlarını devamlı ve dikkatli kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli-açık infak edenler, (böylelikle) zararsız bir ticaret yaptıklarından emin olabilirler ki (Allah da) kendilerine mükafatları tastamam versin, hatta lütfundan fazlasını da… Doğrusu O mağfireti bol olan, fazlasıyla karşılık verendir!’ (35/Fatır, 29-30), ‘Onlar, büyük ve çirkin günahlardan sakınırlar, öfkelendiklerinde bağışlarlar, onlar Rablerin(in davetin)e icabet ederler, namazlarını devamlı ve dikkatli kılarlar, işleri aralarında da(ya)nışma içerisindedirler, kendilerini verdiğimiz rızıktan infak ederler, bir saldırıya maruz kaldıklarında birbirleriyle yardımlaşırlar’ (42/Şura, 37-39)
Dersler:
İnfak, Allah yolunda (fi-sebili’llah), Allah’ın rızasını kazanmak (‘btiğa-i merdati’llah/vechi’llah), nefsi (kulluk açısından) sağlam bir zemine oturtmak (tesbit-i nefs) için yapılır;
Gizli-açık (sirran ve ‘alaniye), gece-gündüz (bi’l-leyl ve’n-nehar) infak etmek, muttaki bir mü’min olmanın ayrılmaz bir parçasıdır;
İnfak, katmerli, bereketli, bol kazançlı ve ucu açık ilahi bir kredidir;
İnfak, minnet etmeden ve haysiyet kırmadan (mennen ve la ezen) yapılmalıdır -ki infak da budur- ve böyle yapılmazsa güzel/uygun bir söz ve özrünü beyan etme çok daha hayırlıdır. Zira Allah kimsenin hayrına muhtaç değildir! Böyle yapmak, Allah’a ve ahirete inanmayanlara benzemektir, sadakaları boşa çıkarmaktır, yaptığından hayır görememektir;
İnfak, Allah’ın mükâfatlarına (ecr-u ‘inde Rabb), ahirete dair korku (havf) ve hüzün (huzn) duymamaya vesiledir;
İnfak etmemek, pişmanlık sebebidir;
Fakir düşmekle korkutan (va’idu’l-fakr), fenalık (su’) ve çirkinlikler (fahşa’) telkin (emr) eden şeytanın bizi infaktan alıkoymaya çalışmasına müsaade etmemeli; onun kaybettirici ve pişman edici telkinlerine karşılık Allah’ın bol bağışlamasını (mağfiret) ve lütfunu (fazl) aramalıyız;
Her ne infak edilirse (ma-enfaktum) Allah yapılanları bilmektedir, karşılığını tastamam verecek, asla eksiltme yapılmayacak, en güzel şekilde değerlendirilecektir;
Sadakaları (sadakat), gizli vermek de (h-f-y) açıktan vermek de (b-d-v) güzeldir (ni’ima) ama gizli verilirse çok daha hayırlıdır (huve hayr). Bu, günahların birçoğunun silinmesini (kufru’s-seyyiat) sağlar;
Sadakalar en çok, kendilerini Allah yoluna adayan (li’llezine uhsiru fi-sebili’llah), yeryüzünde yol tepmeye güç yetiremeyen (la yestetı’une darben fi’l-arz), yüzsüzlük (ilhaf) edip de insanlardan istemedikleri için bilmeyenin zenginlerden (ağniya’) zannettiği, aslında tanınabilecek kimselere yakışır;
İnfak edenlerden (munfikin) olmak, Allah katındaki (‘inde Rab) dünyalıklardan daha hayırlı habere (nebe’u’l-hayr) muhatap olmaktır: İçinde sürekli kalınan, aralarında ırmakların çağladığı cennetler (cennatin tecri min tahtiha’l-enhar, halidine fiha), tertemiz kılınmış eşler (ezvac-ı mutahhara) ve Allah’ın memnuniyeti (Rıdvan-u min’Allah);
İnfak etmek, Allah’ın ‘Onlar, hakiki mü’minlerdir!’ (l-mu’minune hakk) dediği kimselerden olmak; Allah katındaki yüksek derecelere (derecat-u ‘inde Rab), bol bağış (mağfiret), değerli bir rızka (rızk-ı kerim), katbekat mükafata (ecr-i merrateyn), zararsız ticarete (ticaret len-tebur), lütfun artmasına (ziyade min fazl) nail olmaktır;
Ayetlere gerçekten iman etmenin bir göstergesidir;
İnfak, Allah’a yaklaşmak (kurubat-i ‘inda’llah) ve peygamber (ve davetine) destek çıkmaktır (salavati’r-resul). Allah’ın rahmetine dahil olma muvaffakiyetine erişmektir (idhal-i rahmeti’llah);
Akıbeti hayırlı olmaktır (‘ukbe’d-dar);
İnfak, saçarak da değil, kısarak da değil; ikisi arasında (beyne zalik) dengeli bir harcama yapmaktır;
İnfak etmek, Rabbin davetine icabet etmek (icabet li-Rab), bir saldırıya uğradıklarında mü’min kardeşleriyle yardımlaşmak (istinsar iza esabehumu’l-bağy) demektir.
4. İnfak edemeyecek durumda olanlar üzülmesin:
Allah’a ve peygamberine karşı samimi oldukları sürece zayıflara/maddi gücü olmayanlara, hastalara ve (sefer için) harcayacakları bir şey bulamayanlara sorumluluk söz konusu olmadığı gibi muhsin kullar üzerine herhangi olumsuz bir yol da yoktur. Allah, mağfireti ve merhameti bol olandır! Kendilerini bindirip (cepheye) göndermen için sana geldiklerinde, ‘Sizi taşıyacak bir şey bulamıyorum!’ dediğinde bu uğurda harcayacak bir şey bulamadıklarından ötürü gözleri dolu dolu olanlara da bir sorumluluk yoktur!’ (9/Tevbe, 91-92)
Dersler:
Bedeni, mali vs durumu elvermeyen kimselerin -Allah’a ve peygamberine karşı samimi oldukları sürece- infakla mükellef olmadığı, ‘Allah’ın, kimseye gücünün üstünde yük yüklemeyeceği (2/Bakara, 286) ilkesi’nden hareketle asla bu anlamda zorlama olamayacağı.
5. İnfak edenlerin durumu neye benzer:
Mallarını/mülklerini Allah yolunda/uğrunda infak edenlerin hali, yedi başak bitiren ve her başağında da yüz dane bulunan bir tohuma benzer. Allah dilediği kimseye katbekat artırır. Zira Allah lütfu bol olan, mutlak bilendir! … Mallarını sırf Allah’ı memnun etmek ve kişiliklerinin özünü sağlamlaştırmak için infak edenlerin durumu ise üzerine yağan bol yağmurla katbekat ürün veren, bol yağmasa da çisintisi bile fayda veren tepedeki verimli bir bahçe gibidir. Allah yaptıklarınızı elbette görmektedir!’ (2/Bakara, 261, 265), ‘Allah, hiçbir şeye güç yetiremeyen ve sahibi olan bir köleyle kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli-açık infak eden kimseyi örnek verdi. Bunlar bir olur mu hiç?! Mutlak övgü Allah’a aittir! Böyleyken çoğu bir türlü bilip anlamıyor! Allah, şu iki adamı da örnek verdi: Onlardan biri kekeme, hiçbir şeye güç yetiremeyen, efendisine tam bir yük; nereye göndersen bir hayır getirmez. Şimdi bu adamla adaleti uygulayan ve dosdoğru bir yolda olan biri hiç eşit olabilir mi?!’ (16/Nahl, 75-76)
Dersler:
İnfakın, malı sırf Allah’ın rızası gözetilerek yapılması onun değer ve mükâfatının katmerli bereket, ucu açık ilahi bir kredi olduğuna ilaveten güçlü, infak eden biriyle aciz ve güdülen konumda olanın asla bir olamayacağı misal olarak anlatılıyor.
6. Her ne yapılırsa Allah onu bilmektedir ve fazlasıyla değerlendirecektir:
‘Mallarını Allah yolunda infak eden, ayrıca infaklarını başa kakmayan ve bu yolla haysiyet incitmeyenler var ya, işte onlara Rableri katında nice mükafatlar var! Onlardır asla endişe etmeyecek, hüzünlenmeyecek olan kimseler! Güzel ve uygun bir söz ve bağışlama, ardından haysiyet kırmanın geldiği infaktan daha iyidir/anlamlıdır. Zira Allah kimsenin hayrına muhtaç değildir ve herkesten daha çok yumuşak davranandır!’ (2/Bakara, 262-264), ‘Her ne infak etseniz ve/veya her ne adasanız Allah onu bilmektedir. Ayrıca zalimlere yardım da yoktur! Sadakaları fakirlere açıktan verseniz de hayırlıdır, fakat gizlice verirseniz çok daha hayırlıdır. Böylelikle Allah günahlarınızdan birçoğunu siliverir. Allah yaptıklarınızdan asla habersiz değildir! Onların hidayetini gerçekleştirmek senin işin de değildir! Dilediğine hidayet vermek ancak Allah’ın işidir! Hayır adına her ne yaparsanız kendinizedir! Sadece Allah’ın memnuniyeti için infak edin! Hayır adına her ne infak ederseniz karşılığı size eksiksiz olarak verilecektir ve size asla haksızlık yapılmayacaktır! Sadakalar, ancak kendilerini Allah yoluna vakfettiğinden yeryüzünde kazanç sağlamak için yol tepemeyen kimseleredir. Bilmeyenler, onur ve hayalarından dolayı yüzsüzlük edip istemedikleri için onları varlıklı/ihtiyaçsız zanneder. Sen onları aslında simalarından tanırsın. Hayır adına her ne yaparsanız kuşkusuz Allah onu bilir/değerlendirecektir. Mallarını-mülklerini gece-gündüz, gizli-açık infak edenler var ya, işte onların karşılıkları Rableri katındadır; üstelik onlar endişe duymayacak, hüzünlenmeyecek olanlardır!’ (2/Bakara, 270-274), ‘Hoşlandığınız şeylerden Allah yolunda infak etmedikçe asla murada/ilahi rızaya erişemezsiniz! Her ne infak ederseniz Allah onu mutlaka bilir!’ (3/Al-i İmran, 92), Onlara karşı elinizden geldiği kadar kuvvet; savaş için uygun cevval atlar hazırlayın ki hem Allah’ın düşmanı, hem sizin düşmanınız ve hem de sizin bilmediğiniz ama Allah’ın bildiği diğer başka düşmanlarınızın gözünü korkutup çekinmelerini sağlayabilesiniz! Allah yolunda/uğruna savaş hazırlığı için her ne infak ederseniz, hiçbir şey eksiltmeksizin size karşılığı verilecektir!’ (8/Enfal, 60), ‘Allah yolunda küçük veya büyük bir harcama yapmasınlar ve bir vadiyi kat etmesinler ki yaptıklarına karşılık daha güzeli kendilerine yazılmış/verilecek olmasın!’ (9/Tevbe, 121), ‘Söyle onlara! Gerçek şu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını genişletebilir de kısabilir de. Allah yolunda her ne harcarsanız onun yerine başkasını verir. O en iyi rızık verendir!’ (34/Sebe, 39)
Dersler:
Daha öncekilere ilaveten, sevdiğimiz şeylerden infak etmedikçe muradımıza eremeyiz;
Müslüman toplum, kendilerine gelebilecek her türlü tehlikeye karşı uyanık olmalı ve gereken harcamalar ihmal edilmeden/aksatılmadan tedarik edilmelidir;
Allah yolunda yapılan, küçük-büyük (sağiran ev kebiran) her türlü infak ve verilen emek değerlidir ve yapılanın çok daha güzel (Ahsen-i ecr) bir karşılığı yazılmıştır;
Allah, imtihan ve hikmeti gereği kullarının rızkını genişletebilir de kısabilir de. Eğer infak edilirse -en azından- daha başka şeyler verir.
7. İnfakı gereksiz gören ve engelleyenlerin sonu:
‘Yahudiler, ‘Allah’ın eli bağlı/cimri!’ dediler. Dedikleri yüzünden elleri bağlanası, lanet olasıcalar! Hayır, Allah’ın eli bağlı/cimri değildir; nasıl dilerse verir! Sana Rabbinden inzal edilen Kur’ân, onların çoğunun sadece azgınlık ve inkârlarını artırır! Onların arasına kıyamet gününe kadar süre-giden bir düşmanlık ve kin saldık! Ne zaman savaşı kızıştırmaya çalışmışlarsa Allah onu söndürmüştür! Onlar, yeryüzünü fesada boğmaya çalışırlar! Allah bozguncuları sevmez!’ (5/Maide, 64), ‘Ey iman edenler! Haham ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızca yiyorlar/sömürüyorlar ve Allah yolundan engelliyorlar. Altın, gümüş biriktirip gizleyen ve onları Allah yolunda harcamayanlara can yakan bir azabı müjdele! O gün, cehennem ateşinde haşlanacaklar, onların alınları, böğürleri, sırtları bunlarla (altın, gümüşlerle) dağlanacak ve ‘İşte bunlar, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeyler; tadın o halde biriktirip sakladıklarınızı!’ denilecektir’ (9/Tevbe, 34-35), ‘Bedevilerden öylesi vardır ki (Allah için yapılacak olan) infakı kayıp sayar (bundan kurtulmak için de) başınıza belalar gelmesini beklerler. Belaların âlâsı üzerlerine olsun! Allah mutlak duymakta, mutlak bilmektedir!’ (9/Tevbe, 98) Onlara şu iki adamı örnek ver. Onlardan birine iki üzüm bahçesi verilmiş, çevresini de hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekimlik kılmıştık. Her iki bahçede ürünlerini vermiş, hiçbir şeyi eksiltmemişti. İki bahçe arasından bir de ırmak fışkırtmıştık… Derken onun bir serveti olmuştu da (kibirle) arkadaşıyla konuşurken ona ‘Bendeki sendekinden çok, adamlardan yana da daha güçlüyüm.’ Kendine yazık ederek (bu demek olan halet-i ruhiye ile) bahçesine girip ‘Bu bahçenin verimsizleşeceğini sanmıyorum! Kıyametin kopacağını da sanmıyorum, velev (ki kopsa da) Rabbime döndürülsem, (bulunduğu konumunun şımarıkça güveniyle) bundan daha güzel bir karşılık bulacağımdan eminim!’ dedi. (Onun bu küstahlığına karşı) Arkadaşı ise ona ‘Seni topraktan, bir meniden yaratıp da sana adam sureti veren Allah’ı da mı tanımaz oldun?! Lakin O benim de Rabbimdir ve asla ona hiçbir şeyi denk tutacak değilim! Bahçene girdiğinde ‘Maşallah! Kuvvetin kaynağı Allah’tır!’ deseydin daha iyi olmaz mıydı?! Eğer mal-mülkçe ve evlatça beni az görüyorsan, Rabbim dilerse bana senin iki bahçenden çok daha iyisini verebilir; seninkinin üzerine de gökten bir afet gönderir de kupkuru, çorak bir hale gelebilir ya da suyu birden çekiliverir de onu bulamazsın bile!’ dedi… Derken ürünleri kuşatıldı/mahvedildi de altı-üstüne gelmişti. Orası için harcadıklarından dolayı ellerini ovuşturup ‘Ah! Keşke (her şeyimi dünyalık için harcayarak ve olmadık böbürlenmeler içerisine girerek) Rabbime hiçbir şeyi denk tutmasaydım!’ diye pişmanlık duyuyordu. Artık Allah’tan başka kendisine yardım edecek kimse kalmamıştı, kendine hayrı olamazdı. İşte böyle bir durumda gerçek velayet/dostluk ve himaye sadece Allah’a aittir; mükâfatça da akıbetçe de en iyisi buydu. Onlara dünya hayatını örnek ver! Tıpkı gökten yağan bir yağmur gibidir ki onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karışır, boy verir. Fakat çok geçmeden rüzgarın savurduğu bir çerçöpe dönüşüverir. Allah her şeyi yapmaya muktedir olandır! Mallar, evlatlar… Bunlar hep dünya hayatının süsü/cazibesidir. Baki kalacak salih ameller ise Rabbin katındadır ve mükâfatça da umut besleme adına da çok daha hayırlıdır!’ (18/Kehf, 32-46), ‘…Onlara ‘Allah’ın size verdiği rızıktan infak edin!’ denildiğinde o kafirler iman edenlere şöyle derler: Allah’ın, dilediğinde kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz?! Sizler gerçekten de saçmalıyorsunuz! Hem doğruyu söylüyorsunuz da (yapmadığımız takdirde tehdit ettiğiniz) o vaat hani ne zaman gerçekleşecek?!’ derler. Onlar sadece, hasımlaşıp dururken bir sayha ile yaka paça edilmeyi bekliyorlar… (Ama gerçekleşirse) ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler! Sur’a üflendiğinde bir de bakarsın ki kabirlerinden çıkmışlar, Rablerine doğru gidiyorlar… İşte o zaman ‘Eyvahlar olsun bize! Bizi kim mezarımızdan çıkarıp tekrar diriltti?’ İşte bu Rahman olan Allah’ın sözüdür, peygamberler de doğruyu söylemiştir. Sadece tek bir sayha ve hepsi huzurumuzda hazır vaziyettedirler. Bugün kimseye zulmedilmez, size sadece yaptıklarınızın karşılığı vardır!’ (36/Yasin, 47-54), ‘İşte sizler böylesiniz! Allah yolunda infak etmeye çağırılıyorsunuz da içinizden kimileri cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse kendi aleyhine cimrilik etmiş olur; Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, sizlersiniz fakir olanlar! Eğer Ondan yüz çevirirseniz, yerinize başka bir topluluk getirir de size benzemezler!’ (47/Muhammed, 38), ‘O münafıklar ‘Resulullah (dedikleri kişin)in yanındakilere asla infak etmeyin ki dağılıp gitsinler. Lakin münafıklar kavrayamazlar ki, göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır (yanındadır)! Derler ki ‘Eğer Medine’ye dönersek, güçlü olan, zayıf olanı oradan elbet çıkaracaktır. Lakin münafıklar bilip anlamazlar ki izzet Allah’ın, peygamberinin ve mü’minlerindir!’ (63/Munafikun, 7–8)
Dersler: Allah asla eli sıkı/cimri (yed-i mağluleh) değildir, bunu demek acze ve lanete müstahak hale gelmektir; aksine iki eli de açıktır (yedahu mabsutatan)/çok cömerttir. Nasıl dilerse, nasıl uygun görürse öyle verir…
İnfak etmeyi kayıp, angarya (mağramen) saymak ve bundan kurtulmak için mü’minlere bela yağmasını istemek, belaların alasını üzerine çekmektir;
İnfak etmekten uzak durmak, sahip olduklarıyla böbürlenip bitmeyecek zehabına kapılmak ve bunu Allah katındaki itibarına yormak, haddi aşmaktır ve her an tehlikeyi cebinde taşımak demektir. Sahip olunanlar gelip geçicidir ve gereğinden fazla kapılmadan kula yakışan infakı ifa ile şükrünü eda etmektir. Yoksa iş işten geçtikten sonraki pişmanlığın ve çaresizliğin çok pahalıya mal olduğu unutulmamalıdır;
İnfaka çağırıldığında ancak kafirler işi hafife alırlar. Zamanı gelince fark edecekleri gerçek olan ahirete inanmayıp da güya polemik yaparlar, Allah’ı tenzih numarasıyla sorumluluktan kaçınırlar. Ama görecekleri, yaptıklarının karşılığı olacaktır;
Cimrilik edenler, ancak kendi aleyhlerine cimrilik ederler; zira Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve muhtaç olanlar insanlardır. Cimrilik edildiğinde onların yerine ama onlara benzemeyen bir topluluk getirmeye (başka bir topluluğu güçlü kılmaya) Allah kadirdir;
‘Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, insanlara hoş görünmek için malını harcayanlar gibi başa kakıp haysiyet kırarak sadakalarınızı boşa çıkarmayın/havaya savurmayın! Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayaya benzer ki üzerine yağacak sağanak bir yağmurla çıplak hale gelir… Böyleleri kazandıklarından bir şey elde edemeyeceklerdir. Allah kafirleri muradına ulaştırmaz!’ (2/Bakara, 264), ‘Onların dünya hayatındaki harcamaları, kendilerine yazık edenlerin ekinlerine musallat olan ve onu mahveden rüzgarın yaptığına benzer. Asla Allah onlara zulmetmiyor; bilakis onlar kendi kendilerine yazık ediyorlar!’ (3/Al-i İmran, 117), ‘Bunlar, mallarını insanlar görsün diye harcayan, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan kimselerdir. Kim şeytanın arkadaşı olmuşsa, o ne kötü arkadaş edinmiştir! Allah’a ve ahiret gününe inansalardı, Allah’ın onlara verdiği rızıktan infak etselerdi onlara ne olurdu ki? Allah onları çok iyi bilmektedir! Gerçek şu ki Allah kimseye zerre kadar haksızlık etmez! Aksine yapılan güzel bir işi katbekat artırır ve katından büyük bir mükafat verir!’ (4/Nisa, 38-40), ‘Gerçek şu ki o kafirler, Allah yolundan engellemek için mallarını harcarlar ama bu harcadıkları mallar onlara derin bir pişmanlık olacak, sonra da mağlup edilecekler. O kafirler cehenneme doldurulacaktır!’ (8/Enfal, 36), ‘Söyle onlara! İsteyerek veya istemeyerek nasıl infak ederseniz edin asla kabul edilmeyecektir. Çünkü sizler yoldan çıkmış bir güruhsunuz! İnfaklarının kabul edilmesine engel: Allah ve peygamberini tanımamaları, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve istemeyerek infak etmeleridir. (9/Tevbe, 53-54)
Dersler: İnsanlara gösteriş (ria’n-nas) olsun diye veya başa kakarak haysiyet kırarak harcamak asla infak değildir ve imkanı boşa çıkarmaktır, hiçbir getirisi olmayacaktır. Böyle yapmakla Allah onlara değil, onlar kendilerine yazık ediyorlar; zira Allah kimseye zerre kadar dahi olsa zulmetmez, aksine Allah yapılan güzel ve iyi işleri katbekat mükafatlandırır. Böyle yapmak, şeytanı arkadaş (sa’e karin) edinmektir;
Allah yolundan engellemek için mallar harcamak derin bir pişmanlık (hasret), mağlubiyet ve cehenneme sürüklenme (haşr ila cehennem) sebebidir;
Yoldan çıkmak (fısk), Allah’ı ve peygamberini tanımamak (kufr-u billah ve resulih), namaza üşenerek (kusala) gelmek ve istemeyerek/zoraki infak etmek, infakın kabulüne engeldir.
Bu önemli konuya Kur’ânî bir çerçeve çizmeye çalıştık. Diğer muhtelif detay ve boyutlarıyla merak edenleri, ilgili çalışmalara (25) havale ederek son noktayı koyalım:
İmanını infak ederek ispat edenlere selam olsun!
Dipnot: 1. Diyanet İslam Ansiklopedisi, TDV yay. c. 22 2. İnfak konusunda hadisleri görmek için bkz. Cem’ul-Fevaid&Büyük Hadis Külliyatı, Muhammed Rudani, trc. Naim Erdoğan, 2008 c. 2 Zekat md. Sadaka ve İnfak Etmenin Fazileti alt bölümü, İz yay. trh. 2003/Kütüb-ü Sitte&Hadis Ansiklopedisi, İbrahim Canan, Akçağ yay. c. 10. 2. Fasıl: Sadaka ve Nafaka Bölümü, 2. Fasıl: Tasadduk ve İnfaka Teşvik 3. Fasıl: Sadakanın Ahkamı. trh. 2012 vd. web ortamında görmek için bkz. http://hadis.resulullah.org/index.php?s=oku&id=2425,http://www.hikem.net/arama.asp?aranacak=infak&psize=100&Konum=Hadis 3. Hayatu’s-Sahabe, 2c. Işık yay/Sahabiler Ans. Komisyon, Nesil yay. 2012/Sahabe Hayatından Tablolar, Mahmut Şakir, trc. Mustafa Nuhoğlu, Ravza yay vs 4. Müfredat li-Elfazi’l-Kur’ân, Ragıp el-Isfahani, Kur’ân Kavramları Sözlüğü adıyla trc. Yusuf Türker, Pınar yay. ‘n-f-k’ md. 5. Kur’ân’a Göre İnfak, Ayhan Kaya, Fecr yay. 2009. Yakın ve zıt anlamlı kelimeler için bkz. Aynı eserin veya Müfredat’ın ilgili maddeleri. 6. 2/Bakara, 264; 5/Maide, 64; 9/Tevbe, 98, 99; 16/Nahl, 75. 7. 2/Bakara, 3, 215, 219, 261, 262, 265, 274; 3/Al-i İmran, 117, 134; 4/Nisa, 34, 38; 8/Enfal, 3, 36; 9/Tevbe, 34, 91, 92; 14/İbrahim, 31; 22/Hac, 35; 28/Kasas, 54; 32/Secde, 16; 42/Şura, 38. Bir yerde de(3/Al-i İmran, 17) aynı anlamda ‘munfikin’ şeklinde geçer. 8. 2/Bakara, 195, 254, 267; 9/Tevbe, 53; 36/Yasin, 47; 57/Hadid, 7; 63/Munafikun, 10; 64/Tegabun, 16; 65/Talak, 6. 9. 2/Bakara, 215, 270; 34/Sebe, 39; 60/Mümtahine, 10. 10. (ma) ile 2/Bakara, 262; 4/Nisa, 34; 60/Mumtahine, 10 (iki defa), 11; (ma)’sız: 2/Bakara, 267, 272; 4/Nisa, 39; 13/Ra’d, 22; 35/Fatır, 29; 57/Hadid, 7, 10; (iza) ile: 25/Furkan, 67; (fe) ile: 65/Talak, 6 11. (ma) ile: 2/Bakara, 272 (iki defa), 273; 3/Al-i İmran, 92; 8/Enfal, 60; (hatta) ile: 3/Al-i İmran, 92; (lam) ile: 47/Muhammed, 38; (la) ile: 63/Münafikun, 7; (ela) ile: 57/Hadid, 10. 12. 8/Enfal, 36. 13. 65/Talak, 7(iki defa). 14. (men) ile: 57/Hadid, 10. (ma) ile: 18/Kehf, 42. 15. 8/Enfal, 63. 16. 9/Tevbe, 54. 17. 2/Bakara, 270; 9/Tevbe, 121. 18. 17/İsra, 100. 19. 6/En’am, 35. 20. 9/Tevbe, 77, 97, 101. 21. 3/Al-i İmran, 167; 59/Haşr, 11. 22. 4/Nisa, 61, 88, 138, 140, 142, 145; 8/Enfal, 49; 9/Tevbe, 64, 67 (iki defa), 68, 73, 101; 29/Ankebut, 11; 33/Ahzab, 1, 12, 24, 48, 60, 73; 48/Feth, 6; 57/Hadid, 7, 13; 63/Munafikun, 1(iki defa), 7, 8, 9. Sadece bir yerde nekra olarak, yani ‘munafikune’ olarak geçer, diğerleri marifedir. 23. 9/Tevbe, 67, 68; 33/Ahzab, 73; 48/Feth, 6; 57/Hadid, 13 24. İlgili ayetlerin iniş sebepleri için bkz. Fatiha’dan Nas’a Esbab-ı Nüzul, Bedreddin Çetiner, Çağrı yay. 2010. 25. Bizim burada ayetlerin yoğunluğundan ve temel anlamda vermek istediği mesajlardan hareketle belirlediğimiz alt başlıklarda topladığımız ayetlerin ardından özetlemeye çalıştığımız ‘Dersler’ kısmına benzer başlıklandırmalar da yapılabilir. Nitekim ayetler, nebevi ilkeler ve uygulamalar/hadis-sünnet, ilgili kaynaklar, zihinsel altyapı, kurumsal yapılar, kültürel ve medeni müktesebat içerisindeki yeri vs. boyutlarıyla birlikte müstakil ve derli-toplu olarak bu konuya dair yapılmış önemli bir çalışma olan Kur’ân’da Sosyal Güvenlik Kurumu Olarak İnfak, Nihat Temel, (M.Ü.İ.F. yay. 2001) adlı eserin ‘İnfak ve Tasaddukta Göz Önünde Bulundurulacak Esaslar’ başlığını taşıyan 1. bölümünde şunlar sıralanıyor: 1. İnfak ederken Allah’ın rızasını gözetmek 2. İhtiyaç sahiplerine ihtiyaç zamanında vermek 3. Sıhhat ve afiyette iken vermek 4. Malın iyisinden vermek 5. Gücü yettiği kadar vermek 6. Sağ elle vermek 7. İnfak etmekte acele etmek 8. İnfakı gizlice yapmak 9. Verdiğinden bir karşılık beklememek 10. Verirken adil davranmak 11. Aile fertlerini ihmal etmemek 12. Verdiği sadakadan geri dönmemek 13. Riya ve gösterişten uzak durmak 14. İnfakta ısrar etmekten kaçınmak 15. Bir kimse bütün malını infak edemez 16. Allah’ın ismini zikrederek isteyene vermek 17. Zengin, kuvvetli ve güçlü kimseye sadaka vermek helal değildir 18. Müslüman olmayanlara infak ve tasadduk (…), 19. Ehl-i Beyt’ten (Hz. Peygamberin yakınları) olanlara sadaka verilmez. Ayrıca 2. bölümünde İnfakın Çözümlediği Problemler kısmında şunlar sıralanıyor: Dilencilik, Sosyal çatışma, Umumi afetler, İsraf, Cimrilik, Bekârlık, Sosyal dayanışma, Sosyal kuruluşlar, Vakıf… (a.g.e. s. 37-85, 99-136)
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
İslâmcılık’a ve İslâmcılara ne olduğu tartışması büyük bir kitleyi çoktan beridir usandırmış olsa da bilhassa bu fikriyata emek ve gönül vermiş olanlar, yılgınlık, endişe ve ümit gel-gitleri arasında konuyu tartışmaktan yüksünmüyor. 1990’lardan beri izleyenleri bıktırırcasına sürdürülen iflas ve inkıraz, ölüm ve dirim anlatıları, tartışmaları başlatan kimilerinin başlarına -zindan dâhil- gelen her türlü akıbetten sonra dahi …
Çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getiren kitaplar; dilin anlatım gücünü, güzelliğini ve musikisini de sunar. Sanatsal niteliği olan resimleriyle, sözcüklerin estetik yönüyle kitaplar; okul öncesi dönemden itibaren çocukları ana dilinin güzelliğiyle karşılaştırır. Böylece çocuk, hem okuma kültürü edinir hem de estetik duyarlılığa sahip olur.
Tıpkı dilde lehçe, şive ve ağızların ortadan kalkması gibi farklı kültürel zamanların yok olması, bizi zamanın “zaten” böyle bir şey olduğunu düşünmeye sevk eder ve Kevin K. Birth’in “zaman körlüğü” dediği şeye yol açar. Zamansal deneyimin olumsallığı ortadan kalktığında ise giderek bütün zamanlarımız manipüle edilebilir, paraya çevrilebilir bir şeye dönüşmüş olur. Tüketimin konusu kılınamayan geriye bir tek uyku kalır. 7/24 tüketim dünyasında uyku vakti bile çeşitli şekillerde aşılmaya çalışılır.
Bazı kelimeler yüreğimizden tank gibi geçerken, bazı kelimeler meramımızı anlatmakta kifayetsiz kalmaktadır. Çünkü kelimelerin de ruhu vardır. Kelimeler asırlar boyunca bir milletin dilinde, gönlünde yaşayarak ruh ve mânâ kazanır. Mesela ‘yapıt’ ile ‘eser’ bir midir? Selimiye Camiî, Mimar Sinan’ın yapıtı mı yoksa eseri midir? “Cümle” ile “tümce” aynı şey midir? Cümle âlem yerine tümce âlem diyebilecek miyiz? Kelimeler yüreğimizden geçerken, sözcükler bir yumru gibi takılır kalır gırtlağımızda.
Kur’ân’da İnfak
Giriş:
‘Size ne oluyor da Allah yolunda/uğrunda infak etmiyorsunuz! …’ (57/Hadid, 10)
Tevhide dayalı bir nizam olan İslam’da bilindiği gibi hüküm ve talimatlar, ilke ve mesajlar sadece Allah’a karşı sorumluluklarımızdan ibaret olmayıp insanlara dair de çok büyük yekûn tutan vecibelerimiz vardır (Hukuk-u ‘ibad). Elbette dinin aslı başta Allah’a ve bildirdiği iman esaslarına gerektiği gibi iman etmek, Allah’a karşı bilmemiz, bilincinde olmamız ve ifa etmekle yükümlü olduğumuz vecibeler, dinin aslını ve esasını teşkil eder ve bizler için olmazsa olmaz bir ağırlığı, ciddiyeti vardır. Fakat bunlara ek olarak ve tamamlayıcı özellikte ferdi, ailevi, çevresel, sosyal, ekonomik vs yükümlülüklerimiz de vardır ve dinde bunların da olmazsa olmaz bir ehemmiyet ve vazgeçilmezliği söz konusudur. Bunlardan birisi ve en öncelikli, en olmazsa olmazlardan birisi de infaktır. Tarif olarak:
‘Allah’ın hoş¬nutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara ayni ve nakdi yardımda bu¬lunması.
İslami telakkiye göre insanın sahip olduğu ser¬vetin asıl sahibi Allah’tır. O’nun emanet olarak verdiği bu servetten başkalarına infakta bulunmak gerekir. 2/Bakara 2’de Allah’a samimiyetle inanan mü’min¬lerin başlıca özellikleri sayılırken, İman ve namazın ardından infak zikredilmiştir. Fahreddin e’r-Razi’ye göre bu ayet farz ve mendup olan bütün infak çeşitlerini kap¬samaktadır. (Buna göre) Farz olan infak zekatla, kişi¬nin kendisinin ve ailesinin geçimini sağ¬lamak üzere yaptığı harcamalar ve ülke¬nin savunmasına katkılarıdır. Mendup olan infak ise bunun dışında kalan harcamalardır. 2/Bakara, 195’de geçen ‘Allah yolunda infak’ tabirinin, ayetin bağlamı dikkate alındığında önce¬likle ülkenin savunması için gerekli mad¬di yardımda bulunmayı ifade ettiği görü¬lür. Ancak bu tabirin geçtiği birçok ayet ve hadisin birlikte değerlendirilmesinden çıkan sonuca göre Allah’a itaat ve ibadet niyeti taşıyan, İslam’a ve müslümanlara yardım ve fayda sağlayan her harcama Allah yolunda infak sayılmaktadır. İslam medeniyet tarihinde de böyle bir niyet taşıması şartıyla ülkenin savunması, hac hizmetleri, yoksulların desteklenmesi, okul, kütüphane, cami, yol, köprü, çeş¬me, bakımevleri gibi hayır kurumlarının tesisi, hatta tabiatın korunup geliştiril¬mesine kadar çok çeşitli hizmetler için ya-pılan her türlü harcama Allah yolunda in¬fak kapsamında değerlendirilmiştir. Aye¬tin devamında ‘Kendi ellerinizle kendini¬zi tehlikeye atmayın’ cümlesiyle bir an¬lamda, cimrilik edip bu tür harcamalar¬dan kaçınmanın müslüman toplum ve fertler için tehlike oluşturduğu bildiril¬miştir. Ha¬dislerde de aile fertlerine yapılan harca¬malar infak kavramıyla ifade edilmiş ve bunun bütün sadakaların en hayırlısı ol¬duğu belirtilmiştir.(1)
Modern hayatın keşmekeşi, kapitalizmin ürettiği aşırı egoist ve egosantrik kişilikler, huzurun arandığı bir melce’ haline gelmiş olan ‘tükettikçe ve sürekli yeniledikçe mutlu olma’ kaygısına şartlandırılmış bireyler, kısmen sistem gereği olsa da kazanma hırsına mağlup ve esir durumdaki rutin gel-gitler, tükettikçe iştahı kabaran ve tüketimi mutluluk ve doygunluğun adresi bilen genel algı ve anlayışlar insanın canavarlaşmasına, modern görünümlü vahşetlere birkaç örnektir. Yabanileşen, gittikçe bambaşka bir anafora sürüklenen insanların fıtratından, fıtratına uygun irade, tercih ve işlerden uzaklaştıkça kendisine yabancılaştığı, ‘köksüz’ veya ‘kökü belirsiz’ toplum mühendislerinin kendileri için çizdiği, türlü imkan ve yöntemlerle belirleyip yönlendirdiği bir hale geliyor. Gittikçe de buhranlara, kişilik bozukluklarına, koyu bir depresif yalnızlık psikolojilerine kapılıyor, farkında olmadan Kur’ân’ın mükerrer tabiriyle ‘Kendi elleriyle kendisine zulmediyor.’ (örn. 2/Bakara, 57)
Sadece infakın elzemiyetinden habersiz olmak ve uzak durmakla değil, kişisel veya grupsal tercih ve alışkanlıklarla, psikolojik veya sosyolojik anlamda infakı teşvik edici ve intişarını sağlayacak unsur ve kurumların yetersizlik veya dejenerasyonuyla yahut aksi unsur ve kurumların muhtelif yöntemler üzerinden ‘menfi kullanma’ örnekleriyle, şeytani dürtü ve tercihlerle de ilgili olarak unutulan veya gereken ilgi gösterilmeyerek hayatın dışında bırakılmaya çalışılan infak; asla mazeretlerle geçiştirilecek, vazife değil fazilet olarak görülecek kadar basit ve lüks bir amel değildir. Her şeyden önce bir kul, bir insan olarak fark edilmesi gereken ilahi bir emir, nebevi bir uygulama, insani ve vicdani bir amel-i salih’tir. Allah’ın kitabında sürekli tekrarlanarak önemli ve ciddi konumu, değer ve anlamı vurgulanan, Allah’ın rızasını önceleyenlerce öteden beri hassasiyetle yerine getirilen bir vazife, bir vecibedir! Hablu’llah (Allah’ın sağlam ipi), Şifa, Rahmet, Nur gibi sıfatlara sahip Kur’ân’ın farklı kavramlarla sürekli ve mükerreren elzemiyet ve ehemmiyetinden bahsettiği infak, işte insanların habire sürüklendiği ve içinden çıkılması gittikçe zorlaştığı zamanlarda psikolojik, sosyolojik, ekonomik vs ehemmiyeti çok boyutlu bir reçete, bir şifa kaynağıdır. İnsanlar infakla, hem kişiliğin arzu ve ihtiraslarını dizginleyip kendine gelmesini sağlayarak kendi içsel çözümünü bulmasına yardımcı olacak, hem de yaygınlaştığı oranda toplumda nezih, dinamik, paylaşıma dayalı ve sağlıklı bir atmosfer oluşacaktır.
İnfaka dair, Kur’ân’ın ilk ve doğrudan muhatabı olan Resulullah Efendimizin söz ve uygulamaları, onun rahle-i tedrisinde İslam’ı talim edip hayatlarında ahlâkî bir meleke edinen Ashab-ı Kiram’ın hayatlarındaki örnekler, o dönemde başlayıp gittikçe gelişme ve yaygınlık kazanan ferdi, grupsal ve kurumsal icraatlar, irili-ufaklı şaşırtıcı derecede oluşturulan resmî veya gayr-i resmî vakıflar, muhtelif yerlerde yaşayanlarca değişik vesilelerle bir araya gelinip çözüm üretici faaliyetler vs ile İslam tarihi ve medeniyetinde sayısız örnekler vardır. Adeta bir İnfak Medeniyeti olan geçmiş mirasımızın elbette farklı yer, zaman, şekil, nicelik ve nitelikte bugünlerde de devam ettirildiği söylenebilir. Fakat daha çok mevziî kalan, en acısı da erişilemeyen alan ve adreslerin varlığı da müsellem bir hakikat. Elbette bunun, modern hayatın, modern anlayış, algı ve değerlendirme biçimlerinin ve kurumların yol açtığı güvensizlik, insani ve vicdani vecibelere dair sorumluluklara karşı boş vermişlik, kanıksamışlık, aldatmalar, her gün farklı bir türünü öğrendiğimiz türlü sahtekârlıklar gibi daha birçok sebep ileri sürülebilir… Teklifin kalkmadığı, yani hâlâ Kur’ân’a ve nebevi sünnet mirasına sahip olarak Allah’ın muhatabı olmamız, dolayısıyla da hak, hayr, adalet, hakkaniyet, vicdaniyet gibi değerlerle hemhal olmak gibi bir sorumluluğumuzun hatırlanması, bizlerin olan-biten menfi ahval ve havadise karşı tavır ve tutum olarak bize yakışan irade, tercih ve işlere yoğunlaşmak gerektiği de bir vakıadır.
Böylesine temel ve önemli bir konuda siret-i nebi (2), hayatu’s-sahabe (3) ve sonraki nesillere dair bol örnekler vermek mümkündür. Fakat örnekleri ilgili eserlere havale ederek meselenin Kur’ânî boyutuyla yetinilecek, ayrıca havale edilen geçmiş veya modern örnekler, bir anlamda Kur’ân ayetleriyle daha bir anlam kazanacak, farklı boyutları da ima etmiş olacaktır…
Sadece sahip olduğu mal varlığının çok büyük kısmını değil, hepsini dahi vakfedenler; Kur’ân’da Allah’ın ‘Onlar, mallarını gece-gündüz, gizli-açık (Allah yolunda) infak ederler’ (ellezine yunfikune emvalehum bi’l-leyl ve’n-nehar sirran ve ‘alaniyeten: 2/Bakara, 274)’ övgüsüne mazhariyet için sahip olduklarını İslam davetine ve Müslümanların menfaatine hibe edenler; Müslümanların ölüm-kalım savaşlarında az-çok neyi varsa hizmete sunanlar; kendisi ihtiyaç içerisindeyken onu din kardeşine ikram edenler; sofrasında fakir görmeyince oturamayanlar; infakını unutturması için Allah’a yalvaranlar; Resulullah’ın müjdesi üzerine cennet karşılığında malını Allah’a satanlar; Allah’ın ‘Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe murada eremezsiniz, her ne infak ederseniz Allah onu bilmektedir!’ (3/Al-i İmran, 92) beyanına karşı en sevdiği atlarını, bağ ve bahçelerini, hurmalıklarını bağışlayanlar, yoksa borç alıp verenler, o da mümkün değilse canlarını infak edenler; kendine düşen ganimetleri hibe edenler; sadakasını miske bandırıp veren kadınlar; Ensar-Muhacir kardeşliğine dair sayısız örnekler; daha neler neler…
Modern hayatta da burs vermeyi adet haline getirenler; emekli parasını hayır kurumlarına bağışlayanlar; din eğitim-öğretimine yardım için gelenlere ‘Alın şu anahtarı, size ne kadar gerekiyorsa kasadan alın!’ diyenler; ördüğü kazakları, çorapları satıp parasını öğrencilere veren ablalar, teyzeler; işçisinden fabrikatörüne, amirinden memuruna nice adsızlar… Ayetlerin hayat içerisindeki yerini gösterecek, ne kadar aktarılsa da bitirilemeyecek milyonlarca örnek…
Bu çalışmada önce lugavi anlam alanı, Kur’ân’da hangi farklı türev ve bağlamlarda kaç defa geçtiği, daha sonra birkaç alt başlık altında ayetlerin sunumu ve her bir sunumun altında da özet olarak ayetlerden neler öğrendiğimizi ortaya koymaya çalıştık.
A. Lugavi Anlam Alanı ve Kur’ânî Türevler
Lügatte ‘(bir) nesne geçip gitti, sona erdi, zail oldu, tükendi, bitti’ anlamlarına gelir. Bu, ‘a. (kesat olmayıp çok iyi gitmek, kocasız kadının ya da kızın çok isteyeni olmak, pazarın hareketli olması anlamında) alış-veriş, b. (‘binek öldü’ sözünde kullanıldığı gibi) ölüm yoluyla, c. (dirhemler tükendi/tükettim sözünde olduğu gibi) yok olma, bitip tükenme şeklinde olur. ‘İnfak’ malla da ilgili olabilir, başka şeyle de; zorunlu (vacip) da olabilir, isteğe bağlı da. Aynı kökten ‘nafaka’ ise ‘harcanıp tüketilen şey’in adıdır. Yine aynı kökten ‘nafak’, bir taraftan diğerine geçişi olan, geçit olan yol, yer altında bir taraftan diğerine geçişi ya da çıkışı olan yabani hayvan ini, deliği ya da oyuğu. Arap tavşanının çıkış deliğine de ‘nafika’ denilir. Nifak, yani münafıklık kullanımı da buradan gelir ki ‘şeriate bir kapıdan girip başka bir kapıdan çıkmak’ demektir.’ (4)
Kur’ân’da sıklıkla karşılaştığımız ‘ihsan, hayr, amelu’s-salih/salihat, birr, sabr, takva, ma’ruf, salat, rızk, fi-sebili’llah, isar, kerim/ekrem, i’ta, it’am, sadaka, zekât’ gibi kavramlarla yakın anlam birlikteliğine sahip olan infak kavramı, yine ‘buhl, katr, şuhh, israf, tebzir, zulm munker, şerr’ gibi kavramlarla da zıtlık oluşturur. (5)
Kur’ân-ı Kerim’de 10 farklı türevde toplam 111 defa kullanılan ‘n-f-k’ kök harfleri, infak gibi önemli bir İslami şiarı gündeme getirirken, (yerde) bir tünel, hatta nifak gibi temelden itikadi bir bozukluğu ifade ederken de kullanılır. Türevleriyle birlikte göstermek gerekirse:
‘yunfiku’/infak eder veya ‘yunfikuu’/infak ederler’: 5 defa geçer; (6)
‘(ellezine, la, em, ha’ ile) yunfikune’/infak edenler’: 22 defa geçer; (7)
‘enfiku’/infak edin!’ (çoğul emir): 9 defa geçer; (8)
‘(ma) enfaktum’/(her ne) infak ederseniz!: 4 defa geçer; (9)
‘(ma, iza, fe ile) enfeku’/(her ne) infak ederlerse/ettiklerinde: 14 defa geçer; (10)
‘(ma, hatta, li ile) tunfiku’ ve ‘tunfikune’/(her ne) infak ederseniz!: 9 defa geçer; (11)
‘fe-seyunfikuneha’/onu harcayacaklar: 1 defa geçer; (12)
‘(fe, li ile) yunfik’/infak etsin!: 2 defa geçer; (13)
‘(men, ma ile) enfeka’/(kim) infak etti: 2 defa geçer; (14)
‘(lev ile) enfakte’/(şayet) infak etseler(de): 1 defa geçer; (15)
‘nefekatuhum’/infakları: 1 defa geçer; (16)
‘nafaka(t)’/nafaka, harcama: 2 defa geçer; (17)
‘e’l-infak’/harcama: 1 defa geçer; (18)
‘nefekan’/(yerde) tünel/dehliz: 1 defa geçer; (19)
‘e’n-nifak’/nifak, münafıklık: 3 defa geçer; (20)
‘nafekuu’/münafıklık yapanlar’: 2 defa geçer; (21)
‘e’l-munafikine’ veya ‘e’l-munafikune’/münafıklar (müzekker): 27 defa geçer; (22)
‘e’l-munafikat’/münafıklar (müennes): 5 defa geçer. (23)…
B. İnfakta Kur’ânî Kategoriler ve Dersler:
1. İnfakta önde olanlar:
‘Size ne oluyor da Allah yolunda infak etmiyorsunuz! Halbuki göklerin ve yerin/her şeyin mirası ve nihai gerçek sahibi Allah’tır! İçinizden, fetihten (Mekke’nin fethi) önce infak eden ve çarpışanlar(la diğerleri) asla eşit değildir! Onlar, derece olarak sonraki infak edenlerden ve çarpışanlardan daha yüksektir. Allah, hepsine de en güzel va’di vermiştir. Allah yaptıklarınızdan mutlak haberdardır! Kim Allah’a güzel bir borç verecek?! Ki Allah da ona katbekat geri ödesin; ona ayrıca çok değerli bir mükafat da vardır!’ (57/Hadid, 10-11) (24)
2. İnfak, doğrudan-dolaylı emredilen bir vecibedir:
‘Allah yolunda infak etmeyi ihmal etmeyin! Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın ve ihsan edin/Allah bilinciyle hareket edin! Zira Allah ihsan edenleri/Allah bilinciyle güzel işler yapanları sever!’ (2/Bakara, 195), ‘Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alışverişin, dostluğun ve kayırmanın söz konusu olmadığı o gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıklardan infak etmeye bakın! Kafirler, zalimlerin/kendine yazık edenlerin ta kendisidir!’ (2/Bakara, 254), ‘Ey iman edenler! Kazandıklarınızın kalitelilerinden ve yerden sizin için çıkardığımız rızıklarımızdan infak edin! Gözünüzü kapatmadan alamayacağınız pörsümüş ve kalitesiz olanlarından infak etmeye kalkışmayın! Zira Allah kimsenin iyiliğine muhtaç değildir ve O gerçek övgüye layık olandır!’ (2/Bakara, 267), ‘İman eden kullarıma söyle! Namazı devamlı ve dikkatli kılsınlar, hiçbir alış-verişin ve dostluğun söz konusu olamayacağı o gün/ahiret gelip çatmadan kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli-açık infak etsinler!’ (14/İbrahim, 31), ‘Allah’a ve peygamberine gerektiği gibi iman edin! Sizi üzerinde yetkili kıldığı/kullanma salahiyeti verdiği şeylerden infak edin! İçinizden, iman eden, infak eden kimseler için büyük mükafat vardır!’ (57/Hadid, 7), ‘Birinize ölüm gelip çatıp da ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen/bana biraz daha süre versen de tasaddukta bulunsam ve salihlerden olsam!’ demeden önce size rızık olarak verdiklerimizden (Allah yolunda) infak edin! Allah, ölüm süresi dolduğunda hiç kimsenin süresini ertelemez. Allah yaptıklarınızdan mutlak haberdardır!’ (63/Munafikun, 10-11), ‘Gücünüz yettiğince Allah’a karşı sorumlu davranın, dinleyin ve itaat edin, kendi hayrınız için infak edin; kim nefsinin tutkularından kendini korursa işte onlardır felah bulacak kimseler’ (64/Tegabun, 16)
Dersler:
. İnfak, Allah’a ve peygamberine iman etmenin bir gereğidir;
. İnfak, faziletten önce Allah’ın bir emridir;
. İnfak etmemek, kendini tehlikeye atmaktır;
. İnfak etmek, ihsan etmektir ve Muhsinlerden olmaktır, dolayısıyla da Allah’ın sevgisini, mükâfatını kazanmaktır;
. Gizli-açık infak (infak-u sirran ve ‘alaniye), kimse için ertelenmeyecek olan ölüm gelip de pişman olmadan önce dünyadayken yapılması gereken bir vecibedir;
. Ahiret gününde sıkıntı çekmemek için alınabilecek esaslı tedbirlerdendir;
. Allah’ın verdiği rızıkların hepsini değil, verilebilecek bir kısmından (min-ma: mimma) infak etmek;
. Takvanın bir neticesidir;
. Her ne infak edersek kendi lehimize ve hayrımızadır;
. Nefsimizin tutkularından korunmanın (vikaye min şuhha nefsih) etkili ve ciddi yollarından biridir ve felah vesilesidir;
. Göz ardı ettiklerimizden değil, kazandıklarımızın kaliteli ve değerli olanlarından (tayyibat) infak etmek gerekir.
3. Mü’minlerin ayrılmaz vasfı ve ahlâkıdır; bunu Allah bilip değerlendirecektir:
Elif. Lam. Mim (Dikkat edin, dinleyin)! İşte o Kitap! Asla şüphe yoktur ilahiliğinde ve rehberliğinde! Kılavuzdur o muttakilere! Ki onlar gayba (bilme, anlayıp kavrama sınırlarını aşan haberlere, varlıklara ve gerçeklere) inanırlar; namazlarında devamlı ve dikkatlidirler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayra harcarlar…’ (2/Bakara, 3), ‘Mallarını/mülklerini Allah yolunda/uğrunda infak edenlerin hali, yedi başak bitiren ve her başağında da yüz dane bulunan bir tohuma benzer. Allah dilediği kimseye katbekat artırır. Zira Allah lütfu bol olan, mutlak bilendir! Mallarını Allah yolunda infak eden, ayrıca infaklarını başa kakmayan ve bu yolla haysiyet incitmeyenler var ya, işte onlara Rableri katında nice mükafatlar var! Onlardır asla endişe etmeyecek, hüzünlenmeyecek olan kimseler! Güzel ve uygun bir söz ve bağışlama, ardından haysiyet kırmanın geldiği infaktan daha iyidir/anlamlıdır. Zira Allah kimsenin hayrına muhtaç değildir ve herkesten daha çok yumuşak davranandır! Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, insanlara hoş görünmek için malını harcayanlar gibi başa kakıp haysiyet kırarak sadakalarınızı boşa çıkarmayın/mükâfatını havaya savurmayın! Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayaya benzer ki üzerine yağacak sağanak yağmurla çıplak hale gelir… Böyleleri kazandıklarından bir şey elde edemeyeceklerdir. Allah kafirleri muradına ulaştırmaz!
Allah yaptıklarınızı elbette görmektedir. Sizden birinizin hurma ağaçları, üzüm bağları olsun, aralarından coşkun nehirler aksın ve kendisi için her türlü meyveden bol ürünlerin yetiştiği bir bahçesi olsun da kendisi yaşlanmış vaziyette, aciz ve beceriksiz evlatlarına kalsın; üstelik orayı yakıp kavuran bir kasırga vursun da yaksın kül etsin, ister misiniz?! İşte böylece doğru düşünesiniz diye Allah mesajlarını iyice açıklıyor. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın kalitelilerinden ve yerden sizin için çıkardığımız rızıklarımızdan infak edin! Gözünüzü kapatmadan alamayacağınız pörsümüş ve kalitesiz olanlarından infak etmeye kalkışmayın. Zira Allah kimsenin iyiliğine muhtaç değildir ve O gerçek övgüye layık olandır. Şeytan sizi infaka karşı fakir düşmekle korkutur, fenalık ve iğrençliklere sevk etmeye çalışır. Allah ise mağfiret ve bol lütuflar vaat eder. Zira Allah lütfu bol olan, her şeyi mutlak bilendir! Allah dilediğine hikmet verir. Kime de hikmet verilmişse ona bol hayır verilmiş demektir. Ancak bunu gerçek akıl sahipleri anlar! Her ne infak etseniz ve/veya her ne adasanız Allah onu bilmektedir. Ayrıca zalimlere yardım da yoktur! Sadakaları fakirlere açıktan verseniz de hayırlıdır, fakat gizlice verirseniz çok daha hayırlıdır. Böylelikle Allah günahlarınızdan birçoğunu siliverir. Allah yaptıklarınızdan asla habersiz değildir! Onların hidayetini gerçekleştirmek senin işin de değildir! Dilediğine hidayet vermek ancak Allah’ın işidir! Hayır adına her ne yaparsanız kendinizedir! Sadece Allah’ın memnuniyeti için infak edin! Hayır adına her ne infak ederseniz karşılığı size eksiksiz olarak verilecek ve size asla haksızlık yapılmayacaktır! Sadakalar, ancak kendilerini Allah yoluna vakfettiğinden, yeryüzünde kazanç sağlamak için yol tepemeyen kimseleredir. Bilmeyenler onları, onur ve hayalarından dolayı yüzsüzlük edip istemedikleri için varlıklı/ihtiyaçsız zanneder. Sen onları aslında simalarından tanırsın. Hayır adına her ne yaparsanız kuşkusuz Allah onu bilir/değerlendirecektir. Mallarını-mülklerini gece-gündüz, gizli-açık infak edenler var ya, işte onların karşılıkları Rableri katındadır; üstelik onlar endişe duymayacak, hüzünlenmeyecek olanlardır’ (2/Bakara, 261-274), ‘Onlara de ki: … Bunlardan daha kalıcı ve değerli olanı haber vereyim mi size? Rablerine karşı sorumlu davrananlar için, içinde sürekli kalmak üzere coşkun ırmakların çağıldadığı, tertemiz güzel eşlerin bulunduğu, hepsinden de önemlisi Allah’ın memnuniyetinin/İlahi kabulün ve nice bitimsiz güzelliklerin yaşanacağı cennetler vardır! Allah kullarını mutlak görmektedir! Onlar, ‘Rabbimiz! Sana ve bildirdiklerine iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi Cehennem ateşinin azabından koru!’ diye dua edenler, sabredenler/kullukta direnenler, Allah’ın hüküm ve talimatlarına sadık kalanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler, seherlerde bağışlanma dileyenlerdir’ (3/Al-i İmran, 15-17), ‘O Allah’ın emirlerini tutup yasaklarından kaçınmada sorumlu davrananlar; bollukta da darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, Allah bilinciyle güzel işler yapanları sever!’ (3/A-i İmran, 134), ‘Mü’minler o kimselerdir ki Allah anıldığında kalpleri titrer, ayetleri kendilerine okunduğunda bu, imanlarını artırır/coşturur ve onlar sadece Allah’a güvenip dayanırlar. Onlar, namazı devamlı ve dikkatli kılan, kendilerine lütfettiğimiz rızıktan infak eden kimselerdir. İşte onlar hakiki mü’minlerdir ve onları Rablerini yanında nice dereceler, bol mağfiret/iltifat ve değerli rızıklar beklemektedir’ (8/Enfal, 3-4), ‘Bedevilerden öylesi vardır ki Allah’a ve ahiret gününe gerektiği gibi iman eder, infak ettiklerini Allah’a yakınlık ve peygambere destek olarak kabul ederler. İyi bilin ki o infak ettikleri şeyler gerçekten de Allah’a yakınlıktır, Allah onları rahmetine koyacaktır. Gerçek şu ki Allah mutlak mağfiret ve merhamet sahibidir!’ (9/Tevbe, 99), ‘O mü’minler, Rablerinin rızasını elde etmek için sabreder/direnirler, namazlarını devamlı ve dikkatli kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli-açık infak ederler, fenalığı güzellik ve iyilikle savanlardır ve akıbet onlar içindir!’ (13/Ra’d, 22), ‘Onlar, Allah hatırlandığında kalpleri ürperen, başlarına gelen sıkıntılara karşı direnç gösteren, namazlarını devamlı ve dikkatli kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak edenlerdir’ (22/Hac, 35), ‘Onların harcamaları saçmadan-kısmadan bir harcamadır ve bu iki arasındaki dengeyi kurup gözetirler’ (25/Furkan, 67), ‘Kendilerine daha önce Kitap verdiklerimizden de ona iman edenler vardır. Onlara (Kur’ân) okunduğunda hemen ‘İman ettik! Çünkü o Rabbimizden bir gelen bir gerçektir. Zaten biz daha önce de Ona teslim olanlardık!’ diye cevap verirler. Boş laf duyduklarından ondan yüz çevirirler de ‘Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Selametle! (Bizim cahil-cühela ile işimiz yok!)’ derler Onlar, sabretmeleri, kötülüğü güzellik ve iyilikle savmaları ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak etmeleri sebebiyle katbekat mükafatı hak edenlerdir’ (28/Kasas, 52-55), ‘Bizim ayetlerimize ancak, ayetler hatırlatıldığında hemen secdeye kapanan, büyüklenmeden övgüyle Rablerini yücelten, ürpererek ve umutlanarak Rablerine kulluk etmek/yalvarıp yakarmak için yataklarından kalkan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak eden kimseler iman ederler’ (32/Secde, 15-16), ‘Allah’ın Kitabını hakkıyla okuyan, namazlarını devamlı ve dikkatli kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli-açık infak edenler, (böylelikle) zararsız bir ticaret yaptıklarından emin olabilirler ki (Allah da) kendilerine mükafatları tastamam versin, hatta lütfundan fazlasını da… Doğrusu O mağfireti bol olan, fazlasıyla karşılık verendir!’ (35/Fatır, 29-30), ‘Onlar, büyük ve çirkin günahlardan sakınırlar, öfkelendiklerinde bağışlarlar, onlar Rablerin(in davetin)e icabet ederler, namazlarını devamlı ve dikkatli kılarlar, işleri aralarında da(ya)nışma içerisindedirler, kendilerini verdiğimiz rızıktan infak ederler, bir saldırıya maruz kaldıklarında birbirleriyle yardımlaşırlar’ (42/Şura, 37-39)
Dersler:
İnfak, Allah yolunda (fi-sebili’llah), Allah’ın rızasını kazanmak (‘btiğa-i merdati’llah/vechi’llah), nefsi (kulluk açısından) sağlam bir zemine oturtmak (tesbit-i nefs) için yapılır;
Gizli-açık (sirran ve ‘alaniye), gece-gündüz (bi’l-leyl ve’n-nehar) infak etmek, muttaki bir mü’min olmanın ayrılmaz bir parçasıdır;
İnfak, katmerli, bereketli, bol kazançlı ve ucu açık ilahi bir kredidir;
İnfak, minnet etmeden ve haysiyet kırmadan (mennen ve la ezen) yapılmalıdır -ki infak da budur- ve böyle yapılmazsa güzel/uygun bir söz ve özrünü beyan etme çok daha hayırlıdır. Zira Allah kimsenin hayrına muhtaç değildir! Böyle yapmak, Allah’a ve ahirete inanmayanlara benzemektir, sadakaları boşa çıkarmaktır, yaptığından hayır görememektir;
İnfak, Allah’ın mükâfatlarına (ecr-u ‘inde Rabb), ahirete dair korku (havf) ve hüzün (huzn) duymamaya vesiledir;
İnfak etmemek, pişmanlık sebebidir;
Fakir düşmekle korkutan (va’idu’l-fakr), fenalık (su’) ve çirkinlikler (fahşa’) telkin (emr) eden şeytanın bizi infaktan alıkoymaya çalışmasına müsaade etmemeli; onun kaybettirici ve pişman edici telkinlerine karşılık Allah’ın bol bağışlamasını (mağfiret) ve lütfunu (fazl) aramalıyız;
Her ne infak edilirse (ma-enfaktum) Allah yapılanları bilmektedir, karşılığını tastamam verecek, asla eksiltme yapılmayacak, en güzel şekilde değerlendirilecektir;
Sadakaları (sadakat), gizli vermek de (h-f-y) açıktan vermek de (b-d-v) güzeldir (ni’ima) ama gizli verilirse çok daha hayırlıdır (huve hayr). Bu, günahların birçoğunun silinmesini (kufru’s-seyyiat) sağlar;
Sadakalar en çok, kendilerini Allah yoluna adayan (li’llezine uhsiru fi-sebili’llah), yeryüzünde yol tepmeye güç yetiremeyen (la yestetı’une darben fi’l-arz), yüzsüzlük (ilhaf) edip de insanlardan istemedikleri için bilmeyenin zenginlerden (ağniya’) zannettiği, aslında tanınabilecek kimselere yakışır;
İnfak edenlerden (munfikin) olmak, Allah katındaki (‘inde Rab) dünyalıklardan daha hayırlı habere (nebe’u’l-hayr) muhatap olmaktır: İçinde sürekli kalınan, aralarında ırmakların çağladığı cennetler (cennatin tecri min tahtiha’l-enhar, halidine fiha), tertemiz kılınmış eşler (ezvac-ı mutahhara) ve Allah’ın memnuniyeti (Rıdvan-u min’Allah);
İnfak etmek, Allah’ın ‘Onlar, hakiki mü’minlerdir!’ (l-mu’minune hakk) dediği kimselerden olmak; Allah katındaki yüksek derecelere (derecat-u ‘inde Rab), bol bağış (mağfiret), değerli bir rızka (rızk-ı kerim), katbekat mükafata (ecr-i merrateyn), zararsız ticarete (ticaret len-tebur), lütfun artmasına (ziyade min fazl) nail olmaktır;
Ayetlere gerçekten iman etmenin bir göstergesidir;
İnfak, Allah’a yaklaşmak (kurubat-i ‘inda’llah) ve peygamber (ve davetine) destek çıkmaktır (salavati’r-resul). Allah’ın rahmetine dahil olma muvaffakiyetine erişmektir (idhal-i rahmeti’llah);
Akıbeti hayırlı olmaktır (‘ukbe’d-dar);
İnfak, saçarak da değil, kısarak da değil; ikisi arasında (beyne zalik) dengeli bir harcama yapmaktır;
İnfak etmek, Rabbin davetine icabet etmek (icabet li-Rab), bir saldırıya uğradıklarında mü’min kardeşleriyle yardımlaşmak (istinsar iza esabehumu’l-bağy) demektir.
4. İnfak edemeyecek durumda olanlar üzülmesin:
Allah’a ve peygamberine karşı samimi oldukları sürece zayıflara/maddi gücü olmayanlara, hastalara ve (sefer için) harcayacakları bir şey bulamayanlara sorumluluk söz konusu olmadığı gibi muhsin kullar üzerine herhangi olumsuz bir yol da yoktur. Allah, mağfireti ve merhameti bol olandır! Kendilerini bindirip (cepheye) göndermen için sana geldiklerinde, ‘Sizi taşıyacak bir şey bulamıyorum!’ dediğinde bu uğurda harcayacak bir şey bulamadıklarından ötürü gözleri dolu dolu olanlara da bir sorumluluk yoktur!’ (9/Tevbe, 91-92)
Dersler:
Bedeni, mali vs durumu elvermeyen kimselerin -Allah’a ve peygamberine karşı samimi oldukları sürece- infakla mükellef olmadığı, ‘Allah’ın, kimseye gücünün üstünde yük yüklemeyeceği (2/Bakara, 286) ilkesi’nden hareketle asla bu anlamda zorlama olamayacağı.
5. İnfak edenlerin durumu neye benzer:
Mallarını/mülklerini Allah yolunda/uğrunda infak edenlerin hali, yedi başak bitiren ve her başağında da yüz dane bulunan bir tohuma benzer. Allah dilediği kimseye katbekat artırır. Zira Allah lütfu bol olan, mutlak bilendir! … Mallarını sırf Allah’ı memnun etmek ve kişiliklerinin özünü sağlamlaştırmak için infak edenlerin durumu ise üzerine yağan bol yağmurla katbekat ürün veren, bol yağmasa da çisintisi bile fayda veren tepedeki verimli bir bahçe gibidir. Allah yaptıklarınızı elbette görmektedir!’ (2/Bakara, 261, 265), ‘Allah, hiçbir şeye güç yetiremeyen ve sahibi olan bir köleyle kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli-açık infak eden kimseyi örnek verdi. Bunlar bir olur mu hiç?! Mutlak övgü Allah’a aittir! Böyleyken çoğu bir türlü bilip anlamıyor! Allah, şu iki adamı da örnek verdi: Onlardan biri kekeme, hiçbir şeye güç yetiremeyen, efendisine tam bir yük; nereye göndersen bir hayır getirmez. Şimdi bu adamla adaleti uygulayan ve dosdoğru bir yolda olan biri hiç eşit olabilir mi?!’ (16/Nahl, 75-76)
Dersler:
İnfakın, malı sırf Allah’ın rızası gözetilerek yapılması onun değer ve mükâfatının katmerli bereket, ucu açık ilahi bir kredi olduğuna ilaveten güçlü, infak eden biriyle aciz ve güdülen konumda olanın asla bir olamayacağı misal olarak anlatılıyor.
6. Her ne yapılırsa Allah onu bilmektedir ve fazlasıyla değerlendirecektir:
‘Mallarını Allah yolunda infak eden, ayrıca infaklarını başa kakmayan ve bu yolla haysiyet incitmeyenler var ya, işte onlara Rableri katında nice mükafatlar var! Onlardır asla endişe etmeyecek, hüzünlenmeyecek olan kimseler! Güzel ve uygun bir söz ve bağışlama, ardından haysiyet kırmanın geldiği infaktan daha iyidir/anlamlıdır. Zira Allah kimsenin hayrına muhtaç değildir ve herkesten daha çok yumuşak davranandır!’ (2/Bakara, 262-264), ‘Her ne infak etseniz ve/veya her ne adasanız Allah onu bilmektedir. Ayrıca zalimlere yardım da yoktur! Sadakaları fakirlere açıktan verseniz de hayırlıdır, fakat gizlice verirseniz çok daha hayırlıdır. Böylelikle Allah günahlarınızdan birçoğunu siliverir. Allah yaptıklarınızdan asla habersiz değildir! Onların hidayetini gerçekleştirmek senin işin de değildir! Dilediğine hidayet vermek ancak Allah’ın işidir! Hayır adına her ne yaparsanız kendinizedir! Sadece Allah’ın memnuniyeti için infak edin! Hayır adına her ne infak ederseniz karşılığı size eksiksiz olarak verilecektir ve size asla haksızlık yapılmayacaktır! Sadakalar, ancak kendilerini Allah yoluna vakfettiğinden yeryüzünde kazanç sağlamak için yol tepemeyen kimseleredir. Bilmeyenler, onur ve hayalarından dolayı yüzsüzlük edip istemedikleri için onları varlıklı/ihtiyaçsız zanneder. Sen onları aslında simalarından tanırsın. Hayır adına her ne yaparsanız kuşkusuz Allah onu bilir/değerlendirecektir. Mallarını-mülklerini gece-gündüz, gizli-açık infak edenler var ya, işte onların karşılıkları Rableri katındadır; üstelik onlar endişe duymayacak, hüzünlenmeyecek olanlardır!’ (2/Bakara, 270-274), ‘Hoşlandığınız şeylerden Allah yolunda infak etmedikçe asla murada/ilahi rızaya erişemezsiniz! Her ne infak ederseniz Allah onu mutlaka bilir!’ (3/Al-i İmran, 92), Onlara karşı elinizden geldiği kadar kuvvet; savaş için uygun cevval atlar hazırlayın ki hem Allah’ın düşmanı, hem sizin düşmanınız ve hem de sizin bilmediğiniz ama Allah’ın bildiği diğer başka düşmanlarınızın gözünü korkutup çekinmelerini sağlayabilesiniz! Allah yolunda/uğruna savaş hazırlığı için her ne infak ederseniz, hiçbir şey eksiltmeksizin size karşılığı verilecektir!’ (8/Enfal, 60), ‘Allah yolunda küçük veya büyük bir harcama yapmasınlar ve bir vadiyi kat etmesinler ki yaptıklarına karşılık daha güzeli kendilerine yazılmış/verilecek olmasın!’ (9/Tevbe, 121), ‘Söyle onlara! Gerçek şu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını genişletebilir de kısabilir de. Allah yolunda her ne harcarsanız onun yerine başkasını verir. O en iyi rızık verendir!’ (34/Sebe, 39)
Dersler:
Daha öncekilere ilaveten, sevdiğimiz şeylerden infak etmedikçe muradımıza eremeyiz;
Müslüman toplum, kendilerine gelebilecek her türlü tehlikeye karşı uyanık olmalı ve gereken harcamalar ihmal edilmeden/aksatılmadan tedarik edilmelidir;
Allah yolunda yapılan, küçük-büyük (sağiran ev kebiran) her türlü infak ve verilen emek değerlidir ve yapılanın çok daha güzel (Ahsen-i ecr) bir karşılığı yazılmıştır;
Allah, imtihan ve hikmeti gereği kullarının rızkını genişletebilir de kısabilir de. Eğer infak edilirse -en azından- daha başka şeyler verir.
7. İnfakı gereksiz gören ve engelleyenlerin sonu:
‘Yahudiler, ‘Allah’ın eli bağlı/cimri!’ dediler. Dedikleri yüzünden elleri bağlanası, lanet olasıcalar! Hayır, Allah’ın eli bağlı/cimri değildir; nasıl dilerse verir! Sana Rabbinden inzal edilen Kur’ân, onların çoğunun sadece azgınlık ve inkârlarını artırır! Onların arasına kıyamet gününe kadar süre-giden bir düşmanlık ve kin saldık! Ne zaman savaşı kızıştırmaya çalışmışlarsa Allah onu söndürmüştür! Onlar, yeryüzünü fesada boğmaya çalışırlar! Allah bozguncuları sevmez!’ (5/Maide, 64), ‘Ey iman edenler! Haham ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızca yiyorlar/sömürüyorlar ve Allah yolundan engelliyorlar. Altın, gümüş biriktirip gizleyen ve onları Allah yolunda harcamayanlara can yakan bir azabı müjdele! O gün, cehennem ateşinde haşlanacaklar, onların alınları, böğürleri, sırtları bunlarla (altın, gümüşlerle) dağlanacak ve ‘İşte bunlar, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeyler; tadın o halde biriktirip sakladıklarınızı!’ denilecektir’ (9/Tevbe, 34-35), ‘Bedevilerden öylesi vardır ki (Allah için yapılacak olan) infakı kayıp sayar (bundan kurtulmak için de) başınıza belalar gelmesini beklerler. Belaların âlâsı üzerlerine olsun! Allah mutlak duymakta, mutlak bilmektedir!’ (9/Tevbe, 98) Onlara şu iki adamı örnek ver. Onlardan birine iki üzüm bahçesi verilmiş, çevresini de hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekimlik kılmıştık. Her iki bahçede ürünlerini vermiş, hiçbir şeyi eksiltmemişti. İki bahçe arasından bir de ırmak fışkırtmıştık… Derken onun bir serveti olmuştu da (kibirle) arkadaşıyla konuşurken ona ‘Bendeki sendekinden çok, adamlardan yana da daha güçlüyüm.’ Kendine yazık ederek (bu demek olan halet-i ruhiye ile) bahçesine girip ‘Bu bahçenin verimsizleşeceğini sanmıyorum! Kıyametin kopacağını da sanmıyorum, velev (ki kopsa da) Rabbime döndürülsem, (bulunduğu konumunun şımarıkça güveniyle) bundan daha güzel bir karşılık bulacağımdan eminim!’ dedi. (Onun bu küstahlığına karşı) Arkadaşı ise ona ‘Seni topraktan, bir meniden yaratıp da sana adam sureti veren Allah’ı da mı tanımaz oldun?! Lakin O benim de Rabbimdir ve asla ona hiçbir şeyi denk tutacak değilim! Bahçene girdiğinde ‘Maşallah! Kuvvetin kaynağı Allah’tır!’ deseydin daha iyi olmaz mıydı?! Eğer mal-mülkçe ve evlatça beni az görüyorsan, Rabbim dilerse bana senin iki bahçenden çok daha iyisini verebilir; seninkinin üzerine de gökten bir afet gönderir de kupkuru, çorak bir hale gelebilir ya da suyu birden çekiliverir de onu bulamazsın bile!’ dedi… Derken ürünleri kuşatıldı/mahvedildi de altı-üstüne gelmişti. Orası için harcadıklarından dolayı ellerini ovuşturup ‘Ah! Keşke (her şeyimi dünyalık için harcayarak ve olmadık böbürlenmeler içerisine girerek) Rabbime hiçbir şeyi denk tutmasaydım!’ diye pişmanlık duyuyordu. Artık Allah’tan başka kendisine yardım edecek kimse kalmamıştı, kendine hayrı olamazdı. İşte böyle bir durumda gerçek velayet/dostluk ve himaye sadece Allah’a aittir; mükâfatça da akıbetçe de en iyisi buydu. Onlara dünya hayatını örnek ver! Tıpkı gökten yağan bir yağmur gibidir ki onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karışır, boy verir. Fakat çok geçmeden rüzgarın savurduğu bir çerçöpe dönüşüverir. Allah her şeyi yapmaya muktedir olandır! Mallar, evlatlar… Bunlar hep dünya hayatının süsü/cazibesidir. Baki kalacak salih ameller ise Rabbin katındadır ve mükâfatça da umut besleme adına da çok daha hayırlıdır!’ (18/Kehf, 32-46), ‘…Onlara ‘Allah’ın size verdiği rızıktan infak edin!’ denildiğinde o kafirler iman edenlere şöyle derler: Allah’ın, dilediğinde kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz?! Sizler gerçekten de saçmalıyorsunuz! Hem doğruyu söylüyorsunuz da (yapmadığımız takdirde tehdit ettiğiniz) o vaat hani ne zaman gerçekleşecek?!’ derler. Onlar sadece, hasımlaşıp dururken bir sayha ile yaka paça edilmeyi bekliyorlar… (Ama gerçekleşirse) ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler! Sur’a üflendiğinde bir de bakarsın ki kabirlerinden çıkmışlar, Rablerine doğru gidiyorlar… İşte o zaman ‘Eyvahlar olsun bize! Bizi kim mezarımızdan çıkarıp tekrar diriltti?’ İşte bu Rahman olan Allah’ın sözüdür, peygamberler de doğruyu söylemiştir. Sadece tek bir sayha ve hepsi huzurumuzda hazır vaziyettedirler. Bugün kimseye zulmedilmez, size sadece yaptıklarınızın karşılığı vardır!’ (36/Yasin, 47-54), ‘İşte sizler böylesiniz! Allah yolunda infak etmeye çağırılıyorsunuz da içinizden kimileri cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse kendi aleyhine cimrilik etmiş olur; Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, sizlersiniz fakir olanlar! Eğer Ondan yüz çevirirseniz, yerinize başka bir topluluk getirir de size benzemezler!’ (47/Muhammed, 38), ‘O münafıklar ‘Resulullah (dedikleri kişin)in yanındakilere asla infak etmeyin ki dağılıp gitsinler. Lakin münafıklar kavrayamazlar ki, göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır (yanındadır)! Derler ki ‘Eğer Medine’ye dönersek, güçlü olan, zayıf olanı oradan elbet çıkaracaktır. Lakin münafıklar bilip anlamazlar ki izzet Allah’ın, peygamberinin ve mü’minlerindir!’ (63/Munafikun, 7–8)
Dersler:
Allah asla eli sıkı/cimri (yed-i mağluleh) değildir, bunu demek acze ve lanete müstahak hale gelmektir; aksine iki eli de açıktır (yedahu mabsutatan)/çok cömerttir. Nasıl dilerse, nasıl uygun görürse öyle verir…
İnfak etmeyi kayıp, angarya (mağramen) saymak ve bundan kurtulmak için mü’minlere bela yağmasını istemek, belaların alasını üzerine çekmektir;
İnfak etmekten uzak durmak, sahip olduklarıyla böbürlenip bitmeyecek zehabına kapılmak ve bunu Allah katındaki itibarına yormak, haddi aşmaktır ve her an tehlikeyi cebinde taşımak demektir. Sahip olunanlar gelip geçicidir ve gereğinden fazla kapılmadan kula yakışan infakı ifa ile şükrünü eda etmektir. Yoksa iş işten geçtikten sonraki pişmanlığın ve çaresizliğin çok pahalıya mal olduğu unutulmamalıdır;
İnfaka çağırıldığında ancak kafirler işi hafife alırlar. Zamanı gelince fark edecekleri gerçek olan ahirete inanmayıp da güya polemik yaparlar, Allah’ı tenzih numarasıyla sorumluluktan kaçınırlar. Ama görecekleri, yaptıklarının karşılığı olacaktır;
Cimrilik edenler, ancak kendi aleyhlerine cimrilik ederler; zira Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve muhtaç olanlar insanlardır. Cimrilik edildiğinde onların yerine ama onlara benzemeyen bir topluluk getirmeye (başka bir topluluğu güçlü kılmaya) Allah kadirdir;
İnfak etmemeyi Müslümanların dağılması zannetmek kavrayışsızlıktır. Zira göklerin-yerin/her şeyin hazineleri Allah’ın mülkündedir.
8. Amacından saptırılan infak, infak olmaktan çıkmıştır, reddedilir ve şuna benzer:
‘Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, insanlara hoş görünmek için malını harcayanlar gibi başa kakıp haysiyet kırarak sadakalarınızı boşa çıkarmayın/havaya savurmayın! Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayaya benzer ki üzerine yağacak sağanak bir yağmurla çıplak hale gelir… Böyleleri kazandıklarından bir şey elde edemeyeceklerdir. Allah kafirleri muradına ulaştırmaz!’ (2/Bakara, 264), ‘Onların dünya hayatındaki harcamaları, kendilerine yazık edenlerin ekinlerine musallat olan ve onu mahveden rüzgarın yaptığına benzer. Asla Allah onlara zulmetmiyor; bilakis onlar kendi kendilerine yazık ediyorlar!’ (3/Al-i İmran, 117), ‘Bunlar, mallarını insanlar görsün diye harcayan, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan kimselerdir. Kim şeytanın arkadaşı olmuşsa, o ne kötü arkadaş edinmiştir! Allah’a ve ahiret gününe inansalardı, Allah’ın onlara verdiği rızıktan infak etselerdi onlara ne olurdu ki? Allah onları çok iyi bilmektedir! Gerçek şu ki Allah kimseye zerre kadar haksızlık etmez! Aksine yapılan güzel bir işi katbekat artırır ve katından büyük bir mükafat verir!’ (4/Nisa, 38-40), ‘Gerçek şu ki o kafirler, Allah yolundan engellemek için mallarını harcarlar ama bu harcadıkları mallar onlara derin bir pişmanlık olacak, sonra da mağlup edilecekler. O kafirler cehenneme doldurulacaktır!’ (8/Enfal, 36), ‘Söyle onlara! İsteyerek veya istemeyerek nasıl infak ederseniz edin asla kabul edilmeyecektir. Çünkü sizler yoldan çıkmış bir güruhsunuz! İnfaklarının kabul edilmesine engel: Allah ve peygamberini tanımamaları, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve istemeyerek infak etmeleridir. (9/Tevbe, 53-54)
Dersler:
İnsanlara gösteriş (ria’n-nas) olsun diye veya başa kakarak haysiyet kırarak harcamak asla infak değildir ve imkanı boşa çıkarmaktır, hiçbir getirisi olmayacaktır. Böyle yapmakla Allah onlara değil, onlar kendilerine yazık ediyorlar; zira Allah kimseye zerre kadar dahi olsa zulmetmez, aksine Allah yapılan güzel ve iyi işleri katbekat mükafatlandırır. Böyle yapmak, şeytanı arkadaş (sa’e karin) edinmektir;
Allah yolundan engellemek için mallar harcamak derin bir pişmanlık (hasret), mağlubiyet ve cehenneme sürüklenme (haşr ila cehennem) sebebidir;
Yoldan çıkmak (fısk), Allah’ı ve peygamberini tanımamak (kufr-u billah ve resulih), namaza üşenerek (kusala) gelmek ve istemeyerek/zoraki infak etmek, infakın kabulüne engeldir.
Bu önemli konuya Kur’ânî bir çerçeve çizmeye çalıştık. Diğer muhtelif detay ve boyutlarıyla merak edenleri, ilgili çalışmalara (25) havale ederek son noktayı koyalım:
İmanını infak ederek ispat edenlere selam olsun!
Dipnot:
1. Diyanet İslam Ansiklopedisi, TDV yay. c. 22
2. İnfak konusunda hadisleri görmek için bkz. Cem’ul-Fevaid&Büyük Hadis Külliyatı, Muhammed Rudani, trc. Naim Erdoğan, 2008 c. 2 Zekat md. Sadaka ve İnfak Etmenin Fazileti alt bölümü, İz yay. trh. 2003/Kütüb-ü Sitte&Hadis Ansiklopedisi, İbrahim Canan, Akçağ yay. c. 10. 2. Fasıl: Sadaka ve Nafaka Bölümü, 2. Fasıl: Tasadduk ve İnfaka Teşvik 3. Fasıl: Sadakanın Ahkamı. trh. 2012 vd. web ortamında görmek için bkz. http://hadis.resulullah.org/index.php?s=oku&id=2425,http://www.hikem.net/arama.asp?aranacak=infak&psize=100&Konum=Hadis
3. Hayatu’s-Sahabe, 2c. Işık yay/Sahabiler Ans. Komisyon, Nesil yay. 2012/Sahabe Hayatından Tablolar, Mahmut Şakir, trc. Mustafa Nuhoğlu, Ravza yay vs
4. Müfredat li-Elfazi’l-Kur’ân, Ragıp el-Isfahani, Kur’ân Kavramları Sözlüğü adıyla trc. Yusuf Türker, Pınar yay. ‘n-f-k’ md.
5. Kur’ân’a Göre İnfak, Ayhan Kaya, Fecr yay. 2009. Yakın ve zıt anlamlı kelimeler için bkz. Aynı eserin veya Müfredat’ın ilgili maddeleri.
6. 2/Bakara, 264; 5/Maide, 64; 9/Tevbe, 98, 99; 16/Nahl, 75.
7. 2/Bakara, 3, 215, 219, 261, 262, 265, 274; 3/Al-i İmran, 117, 134; 4/Nisa, 34, 38; 8/Enfal, 3, 36; 9/Tevbe, 34, 91, 92; 14/İbrahim, 31; 22/Hac, 35; 28/Kasas, 54; 32/Secde, 16; 42/Şura, 38. Bir yerde de(3/Al-i İmran, 17) aynı anlamda ‘munfikin’ şeklinde geçer.
8. 2/Bakara, 195, 254, 267; 9/Tevbe, 53; 36/Yasin, 47; 57/Hadid, 7; 63/Munafikun, 10; 64/Tegabun, 16; 65/Talak, 6.
9. 2/Bakara, 215, 270; 34/Sebe, 39; 60/Mümtahine, 10.
10. (ma) ile 2/Bakara, 262; 4/Nisa, 34; 60/Mumtahine, 10 (iki defa), 11; (ma)’sız: 2/Bakara, 267, 272; 4/Nisa, 39; 13/Ra’d, 22; 35/Fatır, 29; 57/Hadid, 7, 10; (iza) ile: 25/Furkan, 67; (fe) ile: 65/Talak, 6
11. (ma) ile: 2/Bakara, 272 (iki defa), 273; 3/Al-i İmran, 92; 8/Enfal, 60; (hatta) ile: 3/Al-i İmran, 92; (lam) ile: 47/Muhammed, 38; (la) ile: 63/Münafikun, 7; (ela) ile: 57/Hadid, 10.
12. 8/Enfal, 36.
13. 65/Talak, 7(iki defa).
14. (men) ile: 57/Hadid, 10. (ma) ile: 18/Kehf, 42.
15. 8/Enfal, 63.
16. 9/Tevbe, 54.
17. 2/Bakara, 270; 9/Tevbe, 121.
18. 17/İsra, 100.
19. 6/En’am, 35.
20. 9/Tevbe, 77, 97, 101.
21. 3/Al-i İmran, 167; 59/Haşr, 11.
22. 4/Nisa, 61, 88, 138, 140, 142, 145; 8/Enfal, 49; 9/Tevbe, 64, 67 (iki defa), 68, 73, 101; 29/Ankebut, 11; 33/Ahzab, 1, 12, 24, 48, 60, 73; 48/Feth, 6; 57/Hadid, 7, 13; 63/Munafikun, 1(iki defa), 7, 8, 9. Sadece bir yerde nekra olarak, yani ‘munafikune’ olarak geçer, diğerleri marifedir.
23. 9/Tevbe, 67, 68; 33/Ahzab, 73; 48/Feth, 6; 57/Hadid, 13
24. İlgili ayetlerin iniş sebepleri için bkz. Fatiha’dan Nas’a Esbab-ı Nüzul, Bedreddin Çetiner, Çağrı yay. 2010.
25. Bizim burada ayetlerin yoğunluğundan ve temel anlamda vermek istediği mesajlardan hareketle belirlediğimiz alt başlıklarda topladığımız ayetlerin ardından özetlemeye çalıştığımız ‘Dersler’ kısmına benzer başlıklandırmalar da yapılabilir. Nitekim ayetler, nebevi ilkeler ve uygulamalar/hadis-sünnet, ilgili kaynaklar, zihinsel altyapı, kurumsal yapılar, kültürel ve medeni müktesebat içerisindeki yeri vs. boyutlarıyla birlikte müstakil ve derli-toplu olarak bu konuya dair yapılmış önemli bir çalışma olan Kur’ân’da Sosyal Güvenlik Kurumu Olarak İnfak, Nihat Temel, (M.Ü.İ.F. yay. 2001) adlı eserin ‘İnfak ve Tasaddukta Göz Önünde Bulundurulacak Esaslar’ başlığını taşıyan 1. bölümünde şunlar sıralanıyor: 1. İnfak ederken Allah’ın rızasını gözetmek 2. İhtiyaç sahiplerine ihtiyaç zamanında vermek 3. Sıhhat ve afiyette iken vermek 4. Malın iyisinden vermek 5. Gücü yettiği kadar vermek 6. Sağ elle vermek 7. İnfak etmekte acele etmek 8. İnfakı gizlice yapmak 9. Verdiğinden bir karşılık beklememek 10. Verirken adil davranmak 11. Aile fertlerini ihmal etmemek 12. Verdiği sadakadan geri dönmemek 13. Riya ve gösterişten uzak durmak 14. İnfakta ısrar etmekten kaçınmak 15. Bir kimse bütün malını infak edemez 16. Allah’ın ismini zikrederek isteyene vermek 17. Zengin, kuvvetli ve güçlü kimseye sadaka vermek helal değildir 18. Müslüman olmayanlara infak ve tasadduk (…), 19. Ehl-i Beyt’ten (Hz. Peygamberin yakınları) olanlara sadaka verilmez. Ayrıca 2. bölümünde İnfakın Çözümlediği Problemler kısmında şunlar sıralanıyor: Dilencilik, Sosyal çatışma, Umumi afetler, İsraf, Cimrilik, Bekârlık, Sosyal dayanışma, Sosyal kuruluşlar, Vakıf… (a.g.e. s. 37-85, 99-136)
İlgili Yazılar
Mevcut Toplumda Bir Din Telâkkisi
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
İslamcılığın Müslüman Pragmatizminden Ötesi Var mıdır?
İslâmcılık’a ve İslâmcılara ne olduğu tartışması büyük bir kitleyi çoktan beridir usandırmış olsa da bilhassa bu fikriyata emek ve gönül vermiş olanlar, yılgınlık, endişe ve ümit gel-gitleri arasında konuyu tartışmaktan yüksünmüyor. 1990’lardan beri izleyenleri bıktırırcasına sürdürülen iflas ve inkıraz, ölüm ve dirim anlatıları, tartışmaları başlatan kimilerinin başlarına -zindan dâhil- gelen her türlü akıbetten sonra dahi …
Çocuğun Beşerî ve Estetik Dünyasına Dokunmada Kitaplar
Çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getiren kitaplar; dilin anlatım gücünü, güzelliğini ve musikisini de sunar. Sanatsal niteliği olan resimleriyle, sözcüklerin estetik yönüyle kitaplar; okul öncesi dönemden itibaren çocukları ana dilinin güzelliğiyle karşılaştırır. Böylece çocuk, hem okuma kültürü edinir hem de estetik duyarlılığa sahip olur.
Zamanın Sömürgeleştirilmesine Karşı Bir Direniş Eylemi Olarak Namaz
Tıpkı dilde lehçe, şive ve ağızların ortadan kalkması gibi farklı kültürel zamanların yok olması, bizi zamanın “zaten” böyle bir şey olduğunu düşünmeye sevk eder ve Kevin K. Birth’in “zaman körlüğü” dediği şeye yol açar. Zamansal deneyimin olumsallığı ortadan kalktığında ise giderek bütün zamanlarımız manipüle edilebilir, paraya çevrilebilir bir şeye dönüşmüş olur. Tüketimin konusu kılınamayan geriye bir tek uyku kalır. 7/24 tüketim dünyasında uyku vakti bile çeşitli şekillerde aşılmaya çalışılır.
Kelimeler ki Tank Gibi Geçer Adamın Yüreğinden
Bazı kelimeler yüreğimizden tank gibi geçerken, bazı kelimeler meramımızı anlatmakta kifayetsiz kalmaktadır. Çünkü kelimelerin de ruhu vardır. Kelimeler asırlar boyunca bir milletin dilinde, gönlünde yaşayarak ruh ve mânâ kazanır. Mesela ‘yapıt’ ile ‘eser’ bir midir? Selimiye Camiî, Mimar Sinan’ın yapıtı mı yoksa eseri midir? “Cümle” ile “tümce” aynı şey midir? Cümle âlem yerine tümce âlem diyebilecek miyiz? Kelimeler yüreğimizden geçerken, sözcükler bir yumru gibi takılır kalır gırtlağımızda.