Ben üşüyerek soydum içimden seni
Çıkardım tüm sorgulamalarımı büründüğüm hikâyelerden.
Sıyrıldım koştum bambaşka bir mevsime
Bulanık zihinler arkamda birikti hep
Dağ oldular, yol oldular, bir de uçurum.
Ömer Salim Elhacı şiirinden çevrilmiştir. 1. Ve gözlerini dikti falcı Sol elimin avucuna Nasıl bir efsanesin dostum, dedi Hangi gurbet düşürdü seni Bu kıyılara… Hangi hüznün sümbülleridir Gözlerinde yeşeren… Ve hangi can çekişmeleridir Kalbine yerleşen… 2. Çizgilerin diyor ki: Gömülmüş kedere ruhun… Cinler kralının saray süslemelerine dönmüş Çizgileri avucunun… Bazen görünü Ama çoğu zaman gizlenen… …
Ben içimdeki herhangi bir düşü
İyi yetiştirenim
Büyütenim
Ben belki de arşın gölgesinde yetişmiş
Bir nergis demetiyim
Kutlu olan yeryüzü
Senin sevincin değil de
Belki içimdeki
Kelimelerin kalbimden elleriyle tutuşu.
Bir rüyanın fevkinde
Fevkalade bir gezegende
Yürüyordum durmadan
Ebediyet filizlerini görmek için
Sonsuzluk bahçesinde
Biraz seyrettikten sonra
Nehir kıyısında rastladım
Bir âheng-i hümâya
Susuzluktan bîtâb düşmüştü
Yorgun kanatlarıyla selamladı beni
Dedim: Ey biçare dilhûn!
Neden bekler durursun?
Yudumla âb-ı hayatı
Güneş rengi dudaklarıyla
Uzanıp semaya
Sildi gözlerindeki demi…
Hayal Şehrin Boyacıları
Hayal şehrin boyacıları
Bir üç yüz iki otobüsle döndüler evlerine
Masallarda sürekli aranan renklerle
Bir şehri koruyan meleklerle
Parmaklarıyla insanlara renk tutmayı öğrettiler
Yoklama alınacaktı birazdan bütün sokaklarda
Boş sokaklar şimdi onları eğlendiriyordu
Kara kediler hariç, her şey güzeldi
Uyanmak güzeldi uyandırmak için şehri
Güzeldi şeffaf renklerin boşluğuna çaresizliği sığdırmak.
Şehrin kötü renklerinden uzak
Yine gül renginde özlediler
Darmadağın bir kalbin uzun kavak âşıkları
Serçeler yol açıyordu şarkılarla
Mağaza vitrinlerine baktılar, topluca geçtiler parkları
Şehrin yüzünün bir kır alımlığı anında
Çektiler küreklerini işçiler kırmızı topraktan.
Sonra İngiliz fırçalarını anlattılar
Renk vermediler, ne zaman bir rüzgâr çıksa
Siyah bir pelerin çektiler yorgunluğun üstüne
Gündüzü akşama sardılar, çocuklar vardı başlarında
Renkler içinde bıraktılar şehri
Kaç şafak kadar durmadan boyacılar.
Casusluk yaptılar, kalabalıktılar
Kuşların kanatlarında gizlediler casusluklarını
İşe döndürüyordu parmak uçlarından akan kadın sesleri
İş bıraktılar, işe alındılar, o yalvarışlar, o eski şeyler
Tozlu bir bulutla döndüler geri
Daha filiz vermemişken beyazın kökleri.
Dönmek evlerine, akıllarına gelen tek güzel şeydi
Bir resimde güzel bir yer bulabilmekti son arzuları
Ağlamak, gülmek, bulmaktı bilmenin rengini
‘Şaka’ bir kelimeydi gördüklerine inanamadıkları
Her pazar günü akşam güneşinden önce
Paranoyak şizofrenik bir müzik
Bir derinlik katardı işlerine.
Sızıyordu gözleri boyacıların, iki tarafında loş odalar
Milenyumu dinlediler yağmur sesinin altında
Bin dokuz yüz seksen dokuzla konuştular
Çokça halüsinasyonlar, ambulans sesleri gece yarısı kapılarını çalmıştı
Siyasilerin tutmayı beceremedikleri sırlar
Gülümserdi parmaklarının aralıklarından
Afganistan yüreklerinde şehrin bir parçasıydı
İki parçaya bölünmüştü şehirde akşam
Gidiyor diye boyacılar buradan…
Yazar
İlgili Yazılar
niyabet
Huzurun melodisiydi sanki senin sözlerin …
Dönüşüm
Ben üşüyerek soydum içimden seni
Çıkardım tüm sorgulamalarımı büründüğüm hikâyelerden.
Sıyrıldım koştum bambaşka bir mevsime
Bulanık zihinler arkamda birikti hep
Dağ oldular, yol oldular, bir de uçurum.
falcı
Ömer Salim Elhacı şiirinden çevrilmiştir. 1. Ve gözlerini dikti falcı Sol elimin avucuna Nasıl bir efsanesin dostum, dedi Hangi gurbet düşürdü seni Bu kıyılara… Hangi hüznün sümbülleridir Gözlerinde yeşeren… Ve hangi can çekişmeleridir Kalbine yerleşen… 2. Çizgilerin diyor ki: Gömülmüş kedere ruhun… Cinler kralının saray süslemelerine dönmüş Çizgileri avucunun… Bazen görünü Ama çoğu zaman gizlenen… …
Yol Olsun
Ben içimdeki herhangi bir düşü
İyi yetiştirenim
Büyütenim
Ben belki de arşın gölgesinde yetişmiş
Bir nergis demetiyim
Kutlu olan yeryüzü
Senin sevincin değil de
Belki içimdeki
Kelimelerin kalbimden elleriyle tutuşu.
Seyir
Bir rüyanın fevkinde
Fevkalade bir gezegende
Yürüyordum durmadan
Ebediyet filizlerini görmek için
Sonsuzluk bahçesinde
Biraz seyrettikten sonra
Nehir kıyısında rastladım
Bir âheng-i hümâya
Susuzluktan bîtâb düşmüştü
Yorgun kanatlarıyla selamladı beni
Dedim: Ey biçare dilhûn!
Neden bekler durursun?
Yudumla âb-ı hayatı
Güneş rengi dudaklarıyla
Uzanıp semaya
Sildi gözlerindeki demi…