Gün be gün değişen ülke gündeminde sizin gündeminiz nedir bilmiyorum fakat medya tarafından hiç gündem edilmeyen, edilmesi de mümkün olmayan bir konuyu, insanlık onuru adına -gecikmiş olsam da- olan biteni kayıt altına alarak, vicdani sorumluluğumu yerine getirmek istiyorum. Gündemime aldığım mevzu, uzun bir süredir sosyolog ve akademisyen Mücahit Gültekin’in ısrarla üzerinde durduğu, hakkında onlarca yazı yazdığı ve Av. Muharrem Balcı’nın şehir şehir gezerek konferanslar verdiği ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ projesi. Konuyla ilgili yaptığım onlarca metin okumalarım ve arşiv taramalarım sonucunda anladım ki; Türkiye’de, başta medya olmak üzere, kamu ve sivil kuruluşlar eliyle Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında küresel bir proje planlı, programlı bir şekilde uygulanmaktadır. Yazılanlara, çizilenlere, konuşulanlara baktığımızda, kadına karşı şiddeti önleme bahanesiyle cinsel yönelim kavramıyla gay, lezbiyen, biseksüel ve eşcinselliğin yaygınlaşması, eşcinsellerin toplum nezdinde meşrulaştırılması ve devlet tarafından hukuklarının oluşturulması amacının güdüldüğü görülecektir.
Bu yazının devamı
189. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Ekranlarla duvarları örülen bu alanlarda, hepimiz farklılıklar içinde yaşıyoruz. Farklı ilişkiler, farklı tanımlar üzerinden farklı kişiliklerle gerçekleşiyor. El telefonları farklı olay mahallerini yanımızda dolaştırırken, “zeka pırıltısıyla” parlayan gözlerine hayran olduğumuz yapay zekaya bağlılığımız artıyor, insana olan hayranlığımız ise gitgide azalıyor. Ekranların sağlığı tehdit eden etkileriyle beraber içerisinde barındırdığı bu yeni dünya, kendi başına en şiddetli eylemi sergiliyor: Değersizleşiyoruz!
Napoleon, bugün konuştuğumuz birçok konuda hep ilklerin adamı (tabiî ki burada müspet bir anlamda söylemiyorum) oldu. Oryantalizmi anlamaya çalışırken Napoleon’un Mısır’da yaptıklarını konuştuk, Burjuva devrimini veya askeri darbeleri konuşurken hep ondan örnekler verdik,
“İslâm insanlığa ne vâdediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakîkat sarkacında incelenmiş, soruna İslâm’ın temel kaynakları ekseninde cevaplar aranmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde,* kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, beyan öncesinde durum tespitine dair mülâhaza yer almıştı. Yazının bu bölümünde ise ‘insan’ ve ‘tasavvur’ konusu ele alınmıştır. Makalede, İslâm’da insan anlayışı ve tasavvur inşâsı, ‘İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri’ üst başlığı ekseninde ehem mühim makamında incelenmiştir.
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
Muhakkak ki Allah,
adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder;
çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.
O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
(Nahl, 16:90)
Her Cuma namazında hutbenin sonunda okunan bu ayet, Yüce Rabbimizin biz kullarının uyması gereken kuralları öğüt almamız ve hayatımıza tatbik etmemiz için önemli emirleri içermektedir. Bu emirlerin başında adalet gelmektedir. Rabbimiz bize ‘adaleti… emrediyor’. Buradan hareketle bu yazımızda emredilen adaletin ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Bunu yaparken de bazen git geller de yapmak durumunda kalacağız. Bir kavramı anlamak, tanımlamak, çağın idrakine sunmak, aynı zamanda o kavramın geçirmiş olduğu merhaleleri bilmeyi, ona yaklaşımların ne yönde olduğunu, nasıl tanımlandığını bilmeyi de gerektirir.
İnsan Fıtratını Bozma Girişimi Olarak Cinsiyet Eşitliği Projesi-1
Gün be gün değişen ülke gündeminde sizin gündeminiz nedir bilmiyorum fakat medya tarafından hiç gündem edilmeyen, edilmesi de mümkün olmayan bir konuyu, insanlık onuru adına -gecikmiş olsam da- olan biteni kayıt altına alarak, vicdani sorumluluğumu yerine getirmek istiyorum. Gündemime aldığım mevzu, uzun bir süredir sosyolog ve akademisyen Mücahit Gültekin’in ısrarla üzerinde durduğu, hakkında onlarca yazı yazdığı ve Av. Muharrem Balcı’nın şehir şehir gezerek konferanslar verdiği ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ projesi. Konuyla ilgili yaptığım onlarca metin okumalarım ve arşiv taramalarım sonucunda anladım ki; Türkiye’de, başta medya olmak üzere, kamu ve sivil kuruluşlar eliyle Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında küresel bir proje planlı, programlı bir şekilde uygulanmaktadır. Yazılanlara, çizilenlere, konuşulanlara baktığımızda, kadına karşı şiddeti önleme bahanesiyle cinsel yönelim kavramıyla gay, lezbiyen, biseksüel ve eşcinselliğin yaygınlaşması, eşcinsellerin toplum nezdinde meşrulaştırılması ve devlet tarafından hukuklarının oluşturulması amacının güdüldüğü görülecektir.
Bu yazının devamı 189. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bağlı Kalın! Yeni Sürüm Yükleniyor… – Şiddetin Öğretilen Yüzü –
Ekranlarla duvarları örülen bu alanlarda, hepimiz farklılıklar içinde yaşıyoruz. Farklı ilişkiler, farklı tanımlar üzerinden farklı kişiliklerle gerçekleşiyor. El telefonları farklı olay mahallerini yanımızda dolaştırırken, “zeka pırıltısıyla” parlayan gözlerine hayran olduğumuz yapay zekaya bağlılığımız artıyor, insana olan hayranlığımız ise gitgide azalıyor. Ekranların sağlığı tehdit eden etkileriyle beraber içerisinde barındırdığı bu yeni dünya, kendi başına en şiddetli eylemi sergiliyor: Değersizleşiyoruz!
Yazılımcı Modernite’nin Online İnsan Tipi
Napoleon, bugün konuştuğumuz birçok konuda hep ilklerin adamı (tabiî ki burada müspet bir anlamda söylemiyorum) oldu. Oryantalizmi anlamaya çalışırken Napoleon’un Mısır’da yaptıklarını konuştuk, Burjuva devrimini veya askeri darbeleri konuşurken hep ondan örnekler verdik,
İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri – İnsan ve Tasavvur Üzerine – II
“İslâm insanlığa ne vâdediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakîkat sarkacında incelenmiş, soruna İslâm’ın temel kaynakları ekseninde cevaplar aranmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde,* kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, beyan öncesinde durum tespitine dair mülâhaza yer almıştı. Yazının bu bölümünde ise ‘insan’ ve ‘tasavvur’ konusu ele alınmıştır. Makalede, İslâm’da insan anlayışı ve tasavvur inşâsı, ‘İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri’ üst başlığı ekseninde ehem mühim makamında incelenmiştir.
Gelenekçiliğin Reaksiyon Girdabı ve Eleştirel Düşünce
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
Adaletin Mahiyetine Bir Bakış
Muhakkak ki Allah,
adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder;
çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.
O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
(Nahl, 16:90)
Her Cuma namazında hutbenin sonunda okunan bu ayet, Yüce Rabbimizin biz kullarının uyması gereken kuralları öğüt almamız ve hayatımıza tatbik etmemiz için önemli emirleri içermektedir. Bu emirlerin başında adalet gelmektedir. Rabbimiz bize ‘adaleti… emrediyor’. Buradan hareketle bu yazımızda emredilen adaletin ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Bunu yaparken de bazen git geller de yapmak durumunda kalacağız. Bir kavramı anlamak, tanımlamak, çağın idrakine sunmak, aynı zamanda o kavramın geçirmiş olduğu merhaleleri bilmeyi, ona yaklaşımların ne yönde olduğunu, nasıl tanımlandığını bilmeyi de gerektirir.
Alışverişe devam et