“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” (Şuara, 84)
İnsan sosyal bir varlık, kendi başına yaşayamaz, ihtiyacı olan şeyleri kendi başına karşılayamaz.
Mutlaka başka insanlarla birlikte yaşaması, onlarla bir şekilde iletişime girmesi gerekir.
Eğer insan başka kimselerle iletişime geçmiyorsa normal/tabii olmayan bir durum söz konusudur.
İlk temasımız ailemizle olur, mecburi bir ilişkidir bu. Anne, baba, kardeşler ve akrabalarımız… Ailemizin davranış biçimlerinden etkilenerek insanlar ile iletişime geçeriz. Tâ ki başka insan ve kültürleri, yaşayışları fark edebilecek ve etkilenebilecek yaşa gelene değin.
Bir kişiyle ilk karşılaşmada bir yargıya varabiliriz. Görüntüsü, konuşması, davranışları birçok yönden onun hakkında fikir verir. Hatta arkadaş olup olamayacağımıza, hangi konularda anlaşıp, hangi konularda anlaşamayacağımıza bile kısa bir konuşmadan sonra karar verebiliriz.
Kırılgan olmayan, kendisinde kötü niyet sezmediğimiz, alınganlıktan uzak, sevecen, konuşkan, içinin temizliği yüzüne yansıyan, fedakâr, geniş yürekli, kibar insanlarla arkadaş olmak her zaman için idealimizdir.
“Sizin en hayırlınız, görüntüsü Allah’ı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ameli cennete teşvik edendir.” (Hz. Muhammet as)
Bazen biriyle karşılaşırsınız her şeyde bir art niyet arar ve hep başkalarının kötülüğünden bahseder, “acaba benim arkamdan da benim hakkımda kötü düşünür ve konuşur mu” tedirginliği sizi, ona biraz mesafeli olmaya sürükler.
Sonra, kaba saba, argo konuşan, terbiye sınırlarını zorlayan arkadaş adayları çıkar karşınıza. Bu tür konuşmalardan hoşlanmazsınız, sıkılırsınız. Siz etkilenmeseniz de çocukların etkilenmemesi, öğrenmemesi ve taklit etmemesi imkansızdır. Tercih hakkınızı kullanır, onlardan uzak durur ve arkadaş olmayı sürdürmezsiniz.
Bazıları çok samimi ve sevecen görünür. Sanki sizin için canını verecek gibidir.
Bir vesileyle menfaatleriniz çakıştığında, kendisinin menfaatine ters bir durum olduğunda, bambaşka bir karaktere büründüğünü görürsünüz.
Abartılı ilişkiler ve uçtaki karakterler her zaman için tehlikelidir. Çok iyi olmakla çok kötü olmanın mutlaka ortası bulunmalı, her şeyde dengeli olunmalı, Peygamber (as)’ın itidalli olma tavsiyesine uyulmalıdır:
“Dostlukta fazla ileri gitme bir gün düşmanın olabilir, düşmanlıkta ileri gitme bir gün dostun olabilir.”
Elbette etrafımızda çok güzel insanlar da var. Yıllarca dostluklarını, yol arkadaşlıklarını ve hayat arkadaşlıklarını başarı ile devam ettiren asil insanlardır bunlar. Sayıları belki çok değil ama yine de onlar gibi olmak, onlar gibi insanlarla asil ilişkiler kurmak için çabalamak gerekir.
İşte, insanlarla sürdürülebilir kaliteli ilişkiler kurabilmek için birkaç ipucu:
Her kim ile ve her nerede olursa olsun geçimi kolay olan, karşısındakini sıkmayan, zorlamayan, kırmaktan, incitmekten kaçınan, kibar, güler yüzlü, güzel sözlü, iyi niyetli, yanında olmaktan mutlu olunan bir kişi olmalıyız.
En samimi dostlarımızla, en yakınlarımızla bile seviyeli bir iletişimimiz olmalı, yanlış anlaşılmaya yol açabilecek söz ve davranışlardan kaçınmalıyız.
Asla bir kişi hakkında kötü zanda bulunmamalı, gözlerimize, sözlerimize, davranışlarımıza bunu yansıtarak insanları tedirgin etmemeliyiz.
İyi ilişkiler kurabilmenin ilk şartının önce bizim iyi olmamız olduğunu hatırımızdan çıkarmamalıyız.
Değerlerimizin başına Peygamberimizin ahiret gününde terazide en ağır gelecek olan dediği “güzel ahlak”ı koyalım ve hiçbir zaman hesabı unutmayalım.
Kalpleri kırılmış, hakları yenmiş, incitilmiş, üzülmüş, psikolojileri bozulmuş, hayatları alt üst olmuş kimselerin hesabını vermek kolay olmasa gerek.
Hayatımızı ciddiye almalıyız. Derme çatma, gelişigüzel değil, sevgiye ve saygıya dayalı, merhametli, terbiyeli, görgülü, samimi fakat seviyeli ilişkilerimiz olmalı. Herkesle… Bu bizim dünyada da ahirette de derecemizi yükseltir.
Dünyada arkanızdan nasıl anılmak istersiniz?
Ahirette nereye gitmek istersiniz?
O halde gayret ve dua…
“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” (Şuara, 84)
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm; Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm. Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum.” Gılgamış hepimiz adına konuşuyor, onun ölümden korktuğu gibi hepimiz korkarız ölümden. “Old Men Never Die” orijinal adıyla “Piremard’ha Nemimirand” (Ölümsüzler Köyü), …
İnsana dair önde gelen çelişkilerden biridir: Kazanmış olduğu şeyi görmemek ve sürekli kazanmadığına gözünü dikip kahır çekmek. Sağlıklı bedeni öyle ahım şahım variyet değildir, tek şu boğaza nazır köşkte oturma nimetine kavuşabilse! Boğazda köşk kulağa hoş geliyor da, İsviçre’deki torunların on yıldır uğradıkları yok!
Yazmak insanlık tarihi kadar eski midir diye düşünenler için cevap olsun burada, ilk insana her şeyi öğreten Rabbim yazıyı da öğretmiştir muhakkak. Yazıya yemin eden Rabbim’e hamdolsun ki yazabilme imkânına sahibiz, okuma imkânına da. Yazı mektubun can damarıdır ya, ondan böyle başladım bu mektuba… Ne kadar açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum, bu da anlaşılmama yorgunluğumun göstergesi sayılıversin, öyle ya anlaşılma sancım olmasa niye yazayım ki…
Gözyaslarımı biriktiriyorum… Bir tufana dönüşsün ve müslüman aklıyla istihza eden soy-suzlar boğulsun istiyorum…Soylu direnisin ardında ki nefesleri hissediyorum…
Biliyorum bu his bu düşünce , düstüğümüz yerden bizi kaldıracak ve onurlu bir hayatın parçası kılacak…
Hergün, ölen bebeklerin yasını tutamayan anne ve babaların öfkelerine ortak oluyorum. Onlardan bir hisse alıp öfkeyi zamana yayıyorum
Asil İlişkiler
“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” (Şuara, 84)
İnsan sosyal bir varlık, kendi başına yaşayamaz, ihtiyacı olan şeyleri kendi başına karşılayamaz.
Mutlaka başka insanlarla birlikte yaşaması, onlarla bir şekilde iletişime girmesi gerekir.
Eğer insan başka kimselerle iletişime geçmiyorsa normal/tabii olmayan bir durum söz konusudur.
İlk temasımız ailemizle olur, mecburi bir ilişkidir bu. Anne, baba, kardeşler ve akrabalarımız… Ailemizin davranış biçimlerinden etkilenerek insanlar ile iletişime geçeriz. Tâ ki başka insan ve kültürleri, yaşayışları fark edebilecek ve etkilenebilecek yaşa gelene değin.
Bir kişiyle ilk karşılaşmada bir yargıya varabiliriz. Görüntüsü, konuşması, davranışları birçok yönden onun hakkında fikir verir. Hatta arkadaş olup olamayacağımıza, hangi konularda anlaşıp, hangi konularda anlaşamayacağımıza bile kısa bir konuşmadan sonra karar verebiliriz.
Kırılgan olmayan, kendisinde kötü niyet sezmediğimiz, alınganlıktan uzak, sevecen, konuşkan, içinin temizliği yüzüne yansıyan, fedakâr, geniş yürekli, kibar insanlarla arkadaş olmak her zaman için idealimizdir.
“Sizin en hayırlınız, görüntüsü Allah’ı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ameli cennete teşvik edendir.” (Hz. Muhammet as)
Bazen biriyle karşılaşırsınız her şeyde bir art niyet arar ve hep başkalarının kötülüğünden bahseder, “acaba benim arkamdan da benim hakkımda kötü düşünür ve konuşur mu” tedirginliği sizi, ona biraz mesafeli olmaya sürükler.
Sonra, kaba saba, argo konuşan, terbiye sınırlarını zorlayan arkadaş adayları çıkar karşınıza. Bu tür konuşmalardan hoşlanmazsınız, sıkılırsınız. Siz etkilenmeseniz de çocukların etkilenmemesi, öğrenmemesi ve taklit etmemesi imkansızdır. Tercih hakkınızı kullanır, onlardan uzak durur ve arkadaş olmayı sürdürmezsiniz.
Bazıları çok samimi ve sevecen görünür. Sanki sizin için canını verecek gibidir.
Bir vesileyle menfaatleriniz çakıştığında, kendisinin menfaatine ters bir durum olduğunda, bambaşka bir karaktere büründüğünü görürsünüz.
Abartılı ilişkiler ve uçtaki karakterler her zaman için tehlikelidir. Çok iyi olmakla çok kötü olmanın mutlaka ortası bulunmalı, her şeyde dengeli olunmalı, Peygamber (as)’ın itidalli olma tavsiyesine uyulmalıdır:
“Dostlukta fazla ileri gitme bir gün düşmanın olabilir, düşmanlıkta ileri gitme bir gün dostun olabilir.”
Elbette etrafımızda çok güzel insanlar da var. Yıllarca dostluklarını, yol arkadaşlıklarını ve hayat arkadaşlıklarını başarı ile devam ettiren asil insanlardır bunlar. Sayıları belki çok değil ama yine de onlar gibi olmak, onlar gibi insanlarla asil ilişkiler kurmak için çabalamak gerekir.
İşte, insanlarla sürdürülebilir kaliteli ilişkiler kurabilmek için birkaç ipucu:
Değerlerimizin başına Peygamberimizin ahiret gününde terazide en ağır gelecek olan dediği “güzel ahlak”ı koyalım ve hiçbir zaman hesabı unutmayalım.
Hayatımızı ciddiye almalıyız. Derme çatma, gelişigüzel değil, sevgiye ve saygıya dayalı, merhametli, terbiyeli, görgülü, samimi fakat seviyeli ilişkilerimiz olmalı. Herkesle… Bu bizim dünyada da ahirette de derecemizi yükseltir.
Dünyada arkanızdan nasıl anılmak istersiniz?
Ahirette nereye gitmek istersiniz?
O halde gayret ve dua…
“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” (Şuara, 84)
“Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl,” (Şuara, 85)
Fatıma Neşe Tuna
İlgili Yazılar
Yoldan Öyküler
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Ölümsüzler Köyü
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm; Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm. Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum.” Gılgamış hepimiz adına konuşuyor, onun ölümden korktuğu gibi hepimiz korkarız ölümden. “Old Men Never Die” orijinal adıyla “Piremard’ha Nemimirand” (Ölümsüzler Köyü), …
Her Şeye Rağmen Hayat Güzel
İnsana dair önde gelen çelişkilerden biridir: Kazanmış olduğu şeyi görmemek ve sürekli kazanmadığına gözünü dikip kahır çekmek. Sağlıklı bedeni öyle ahım şahım variyet değildir, tek şu boğaza nazır köşkte oturma nimetine kavuşabilse! Boğazda köşk kulağa hoş geliyor da, İsviçre’deki torunların on yıldır uğradıkları yok!
Mektup IV
Yazmak insanlık tarihi kadar eski midir diye düşünenler için cevap olsun burada, ilk insana her şeyi öğreten Rabbim yazıyı da öğretmiştir muhakkak. Yazıya yemin eden Rabbim’e hamdolsun ki yazabilme imkânına sahibiz, okuma imkânına da. Yazı mektubun can damarıdır ya, ondan böyle başladım bu mektuba… Ne kadar açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum, bu da anlaşılmama yorgunluğumun göstergesi sayılıversin, öyle ya anlaşılma sancım olmasa niye yazayım ki…
Bir Soylu Öfke Biriktiriyorum…
Gözyaslarımı biriktiriyorum… Bir tufana dönüşsün ve müslüman aklıyla istihza eden soy-suzlar boğulsun istiyorum…Soylu direnisin ardında ki nefesleri hissediyorum…
Biliyorum bu his bu düşünce , düstüğümüz yerden bizi kaldıracak ve onurlu bir hayatın parçası kılacak…
Hergün, ölen bebeklerin yasını tutamayan anne ve babaların öfkelerine ortak oluyorum. Onlardan bir hisse alıp öfkeyi zamana yayıyorum