Tek ülkeli, tek milletli, tek dilli kurgulara öyle alıştırıldık ki, bunu insanlığın kanunu sanmaya, sanmanın ötesinde inanmaya ve inanmayana kem bakmaya başladık. Kimlerdensin sorusunun tek ve kesin cevabı olmalıydı, herkes yerini bilmeliydi. Kafa karışıklıkları, melez kimlikler, çok dilli aileler canımızı sıkmamalıydı.
Tarım devrimi ya da darbesiyle, insanın bile isteye ekosisteminden çıkmasıyla dünya bir daha durulmamacasına çalkalandı. Din eksenli milletler ve imparatorluk bünyesindeki coğrafyalar melezleşmeyi hızlandırdı ve dünyalı insanın kapısını ardına kadar açtı. Ormanından çıkmayan şirin mi şirin avcı-toplayıcılar değilseniz, saf ve safkanlık iki tuhaf kavram. Karıştık ve kaynaştık, suyun ötesindeki, dağın tepesindeki hikâyeleri kendi malımız bildik, uyarladık ve uyarlandık. Rızamızla olup biten alışverişten aynadaki kızıl aksimiz, kara derimiz ve sarı benzimiz kârlı çıktı. Gerçek beyazlık bu barışıklıktaydı. Birlikte ağardı yüzümüz.
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Sev diyor, benim için sev! Neyi seveceğimizi bilmeden, nasıl seveceğimizi bilmeden ayetleriyle içimize sevgiyi nakşeden için durup düşünmek, bakıp tefekkür etmek sevmektir.
Sevgi: Allah’ın, Âdem’le Havva’nın içine gizlediği bir sır.
Sevgi: Allah’ın, Resul’üne, Peygamberimizin sırtına nakış nakış işlediği bir iz.
Sevgi: Züleyha’nın bakışlarından Yusuf’un kaderine yol çizen güçlü bir bağ.
Sevgi: Yakup (as)’ın içine Yusuf’un kokusunu gizleyip gözlerine can veren ilahi güç…
Sevgi, bizlere en büyülü miras…
“ Evleri mevsimlere kapatmamakla başlar hikâyeler. Uçuşan bir çiçeğin rüzgârla rüzgârın çocuk kovalamacası ile doğrudan ilgisi vardır.” Bir düzen ile doğarız. Yerli yerinde, sıralı ve rengârenk bir uyum, estetik ve letafet kuşatır bizi. Bakmakla hareketlenen hisler, duyma mesafesi bu dengenin bir parçası haline gelmemize olanak …
Sen benim son düşümsün
Karşılaştık mı daha evvel?
Alacaklısın göçüp giden yanımdan
Seyrek dokunuşlarımdan
Durgun sularımdan
İyi bak gördüğün huzmelere:
‘Kestiiiik’ diyen sesin yankısı duyuluyor
Bol korunaklı sitelerimizden
Yüzüne ancak mobeselerde rastlayan ben
Takılıp kalıyorum gözlerinde
Gündüzleri Maria Magdalena’yı taşlayıp
Sonra şiirin başucuna kıvrılamaz mıyım?
Esasında James Wood’un, kurmacayı ele alırken demek istediği de özetle bu. İşin mutfak kısmından haberdar olmak ve gerekenleri sabırla, özveriyle yerine getirmek. Bir edebi metnin ne şekilde oluşturulursa daha güçlü olabileceğini örneklerle izah eden yazar; kaliteyi aşağı çeken ve metni zaafa uğrattığını düşündüğü unsurları da yine örneklerle ele alıyor. Bunları ortaya koyarken baş döndürücü bir arşiv sunmaktan geri kalmadığını rahatlıkla söylemek mümkün.
Şam’dan Dostum Geldi: Bin Dilde Hakikat Şarkısı Söyledi
Tek ülkeli, tek milletli, tek dilli kurgulara öyle alıştırıldık ki, bunu insanlığın kanunu sanmaya, sanmanın ötesinde inanmaya ve inanmayana kem bakmaya başladık. Kimlerdensin sorusunun tek ve kesin cevabı olmalıydı, herkes yerini bilmeliydi. Kafa karışıklıkları, melez kimlikler, çok dilli aileler canımızı sıkmamalıydı.
Tarım devrimi ya da darbesiyle, insanın bile isteye ekosisteminden çıkmasıyla dünya bir daha durulmamacasına çalkalandı. Din eksenli milletler ve imparatorluk bünyesindeki coğrafyalar melezleşmeyi hızlandırdı ve dünyalı insanın kapısını ardına kadar açtı. Ormanından çıkmayan şirin mi şirin avcı-toplayıcılar değilseniz, saf ve safkanlık iki tuhaf kavram. Karıştık ve kaynaştık, suyun ötesindeki, dağın tepesindeki hikâyeleri kendi malımız bildik, uyarladık ve uyarlandık. Rızamızla olup biten alışverişten aynadaki kızıl aksimiz, kara derimiz ve sarı benzimiz kârlı çıktı. Gerçek beyazlık bu barışıklıktaydı. Birlikte ağardı yüzümüz.
Bu yazının devamı 196. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
196. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Azmiyle Ümidiyle Yaşar Hep Yaşayanlar
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Yolun Başı
Sev diyor, benim için sev! Neyi seveceğimizi bilmeden, nasıl seveceğimizi bilmeden ayetleriyle içimize sevgiyi nakşeden için durup düşünmek, bakıp tefekkür etmek sevmektir.
Sevgi: Allah’ın, Âdem’le Havva’nın içine gizlediği bir sır.
Sevgi: Allah’ın, Resul’üne, Peygamberimizin sırtına nakış nakış işlediği bir iz.
Sevgi: Züleyha’nın bakışlarından Yusuf’un kaderine yol çizen güçlü bir bağ.
Sevgi: Yakup (as)’ın içine Yusuf’un kokusunu gizleyip gözlerine can veren ilahi güç…
Sevgi, bizlere en büyülü miras…
Evi Yuva Yapan
“ Evleri mevsimlere kapatmamakla başlar hikâyeler. Uçuşan bir çiçeğin rüzgârla rüzgârın çocuk kovalamacası ile doğrudan ilgisi vardır.” Bir düzen ile doğarız. Yerli yerinde, sıralı ve rengârenk bir uyum, estetik ve letafet kuşatır bizi. Bakmakla hareketlenen hisler, duyma mesafesi bu dengenin bir parçası haline gelmemize olanak …
Mobeselere Yakalandık
Sen benim son düşümsün
Karşılaştık mı daha evvel?
Alacaklısın göçüp giden yanımdan
Seyrek dokunuşlarımdan
Durgun sularımdan
İyi bak gördüğün huzmelere:
‘Kestiiiik’ diyen sesin yankısı duyuluyor
Bol korunaklı sitelerimizden
Yüzüne ancak mobeselerde rastlayan ben
Takılıp kalıyorum gözlerinde
Gündüzleri Maria Magdalena’yı taşlayıp
Sonra şiirin başucuna kıvrılamaz mıyım?
Kurmaca Nasıl İşler
Esasında James Wood’un, kurmacayı ele alırken demek istediği de özetle bu. İşin mutfak kısmından haberdar olmak ve gerekenleri sabırla, özveriyle yerine getirmek. Bir edebi metnin ne şekilde oluşturulursa daha güçlü olabileceğini örneklerle izah eden yazar; kaliteyi aşağı çeken ve metni zaafa uğrattığını düşündüğü unsurları da yine örneklerle ele alıyor. Bunları ortaya koyarken baş döndürücü bir arşiv sunmaktan geri kalmadığını rahatlıkla söylemek mümkün.
Alışverişe devam et