‘Ne var ne yok’, sorusu her ne kadar basit bir hal hatır sorma sorusu gibi görünse de esasında düşünmenin dolayısıyla felsefenin zemin sorularındandır. Neye, neden, nasıl ve ne zaman var deriz? Ya da yok, dediğimizde neyi kastederiz? Var’a ne olunca o vakıanın adı yok olur? Kolayca sorulan bu soruların cevabı bir hayli zordur. Var ve yok kelimelerinin dilimizdeki hoyrat kullanımı, bu kelimeleri hakkıyla düşünmenin önündeki engelin sebebidir belki de.
Bazılarınca, varlık; ya zıtlar (ezdad) ile ya da çiftler (ezvac) ile var olur: Ezvac, birinin varlığı diğerinin varlığı ile mümkün olan ikililerin adıdır. Mesela sağ demek için bir sola; sol demek için bir sağa ihtiyaç duyarız. Kadın demek için bir erkeğe; erkek demek için bir kadına ihtiyaç duyulması da bu nevidendir. Bu ikililerde bir efdaliyet sıralaması yoktur zannımca. Zira tarafeynin her biri de diğeri ile müsavidir varlık zemininde. Birinin, yeri geldiğinde, diğerine öncelenmesi, maslahat icabı mümkün olabilir. Bu hal, ontolojik bir hiyerarşi anlamına gelmeyecektir. Çünkü her ikisi de bir varın iki veçhesi şeklindedirler. Bir madalyonun iki yüzü, bir elmanın iki yarısı gibi. Diğer var olan ikili ise ezdaddır. Ezdad ikilisinde, taraflardan birinin zuhuru, diğerinin yokluğu halidir. Yani birinin var olması diğerinin yok olması ile mümkün hale gelir. Mesela gece demek esasında gündüzün olmamasına verilen isimdir. Ya da kötülük, iyiliğin olmaması durumuna verilen isimdir. Sanki biri sabite diğeri ise bu sabiteye bağlı bir değişken gibi de gelir bana. Aslolan ilkidir. Diğeri, müstakil bir vakıa değil ilkinin kaybı/ğaybıdır, denilebilir.
Bu yazının devamı
211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
Bana sorsalar; teknik çok ilerledi. Yaşama şartları kolaylaştı. Sosyal hayat seviyesi yükseldi. Ekonomi, eskiye göre çok daha iyileşti… Bu hayattan memnun musun? Yoksa çocukluk günlerini mi istiyorsun, deseler.
Yeryüzünde söz sahibi olmak isteyen insanın ihtirası, en güzel sözü kabullenmesine mâni olmuş, bu mânia Allah’a itaat etmesinin önüne geçmiştir. Kendisine muktedir olamayan insan, kaba güç ve dayatma ile insanlığı abluka altına almış, zalimliği ile zorbalıkla Allah’ın arzında hâkimiyet kurmaya çalışmıştır. İdaresinden mesul olduğu alanlarda, hayra davet eden, iyiliği yaşam tarzı haline getiren ve var …
Farklı fikirlere tahammülü olmayan insanların fikirleri değil ön kabulleri vardır. Hangi konu olursa olsun kalıp çözümleri olan bu insanların, insanlığın yararına bir şey ortaya koymaları mümkün değildir. Aksine bu insanlar, en başta kendilerine ve içinde yaşadıkları topluma zarar verirler. “Hikmet” ise birçok kişinin emeğiyle yoğrularak günümüze ulaştığı için bir topluma ya da gruba özgü olan …
Fikretme, tefekkür etme, insanı kendine getiren, kendilik olma becerisini ortaya çıkaran büyük erdem. İnsanı, toplumu içerisinde ayırt ettiren, ona şuur katan, onda farkındalık yaratan büyük beceri…
Rabbin insana sunduğu, bahşettiği türlü türlü yetenekleri ortaya çıkaran
Ölümün Anlamı – Anlamın Ölümü
‘Ne var ne yok’, sorusu her ne kadar basit bir hal hatır sorma sorusu gibi görünse de esasında düşünmenin dolayısıyla felsefenin zemin sorularındandır. Neye, neden, nasıl ve ne zaman var deriz? Ya da yok, dediğimizde neyi kastederiz? Var’a ne olunca o vakıanın adı yok olur? Kolayca sorulan bu soruların cevabı bir hayli zordur. Var ve yok kelimelerinin dilimizdeki hoyrat kullanımı, bu kelimeleri hakkıyla düşünmenin önündeki engelin sebebidir belki de.
Bazılarınca, varlık; ya zıtlar (ezdad) ile ya da çiftler (ezvac) ile var olur: Ezvac, birinin varlığı diğerinin varlığı ile mümkün olan ikililerin adıdır. Mesela sağ demek için bir sola; sol demek için bir sağa ihtiyaç duyarız. Kadın demek için bir erkeğe; erkek demek için bir kadına ihtiyaç duyulması da bu nevidendir. Bu ikililerde bir efdaliyet sıralaması yoktur zannımca. Zira tarafeynin her biri de diğeri ile müsavidir varlık zemininde. Birinin, yeri geldiğinde, diğerine öncelenmesi, maslahat icabı mümkün olabilir. Bu hal, ontolojik bir hiyerarşi anlamına gelmeyecektir. Çünkü her ikisi de bir varın iki veçhesi şeklindedirler. Bir madalyonun iki yüzü, bir elmanın iki yarısı gibi. Diğer var olan ikili ise ezdaddır. Ezdad ikilisinde, taraflardan birinin zuhuru, diğerinin yokluğu halidir. Yani birinin var olması diğerinin yok olması ile mümkün hale gelir. Mesela gece demek esasında gündüzün olmamasına verilen isimdir. Ya da kötülük, iyiliğin olmaması durumuna verilen isimdir. Sanki biri sabite diğeri ise bu sabiteye bağlı bir değişken gibi de gelir bana. Aslolan ilkidir. Diğeri, müstakil bir vakıa değil ilkinin kaybı/ğaybıdır, denilebilir.
Bu yazının devamı 211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Derin Uykular
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
Bana Çocukluk Günlerimi Geri Verin
Bana sorsalar; teknik çok ilerledi. Yaşama şartları kolaylaştı. Sosyal hayat seviyesi yükseldi. Ekonomi, eskiye göre çok daha iyileşti… Bu hayattan memnun musun? Yoksa çocukluk günlerini mi istiyorsun, deseler.
Hevanın İktidar Alanından Sıyrılmak
Yeryüzünde söz sahibi olmak isteyen insanın ihtirası, en güzel sözü kabullenmesine mâni olmuş, bu mânia Allah’a itaat etmesinin önüne geçmiştir. Kendisine muktedir olamayan insan, kaba güç ve dayatma ile insanlığı abluka altına almış, zalimliği ile zorbalıkla Allah’ın arzında hâkimiyet kurmaya çalışmıştır. İdaresinden mesul olduğu alanlarda, hayra davet eden, iyiliği yaşam tarzı haline getiren ve var …
Düşünmeyi Düşünmek
Farklı fikirlere tahammülü olmayan insanların fikirleri değil ön kabulleri vardır. Hangi konu olursa olsun kalıp çözümleri olan bu insanların, insanlığın yararına bir şey ortaya koymaları mümkün değildir. Aksine bu insanlar, en başta kendilerine ve içinde yaşadıkları topluma zarar verirler. “Hikmet” ise birçok kişinin emeğiyle yoğrularak günümüze ulaştığı için bir topluma ya da gruba özgü olan …
Tefekkür Teşekkürdür
Fikretme, tefekkür etme, insanı kendine getiren, kendilik olma becerisini ortaya çıkaran büyük erdem. İnsanı, toplumu içerisinde ayırt ettiren, ona şuur katan, onda farkındalık yaratan büyük beceri…
Rabbin insana sunduğu, bahşettiği türlü türlü yetenekleri ortaya çıkaran
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.