Eğitim; değişim ve gelişim sağlayan iletişimdir. Her ne kadar olumsuz gelişmeyi de içerse daha ziyade olumlu bir anlam ifade etmektedir.
Eğitim; doğumdan ölüme kadar devam eden bir süreçte insan yetiştirme ve olgunlaştırma sanatıdır.
Eğitimin belli bir sınırı ve sahası yoktur. İnsanın ilgi duyduğu her konu, eğitimin de konusudur. Uygun olan her yer eğitimin okuludur. Uygun olan her zaman ders saatidir.
İnsan denince akla önce eğitim geliyor. Eğitmek ve eğitilmek insana mahsus bir özelliktir. Önemli bir özellik… Hayvanların içgüdüsel şartlanmalarından farklı bir olgudur.
Talim, terbiye, maarif, tahsil, kültür gibi anlamlara gelen eğitim; akılla, zekâyla, düşünmeyle, muhakemeyle, denemeyle gerçekleşir. İnsanı insan yapan en önemli özelliği eğitilmeye müsait olmasıdır. İnsan gibi insan, kendisine ve topluma faydalı olan kâmil insan ancak eğitimle yetişir.
Rabbimiz, elçilerini ve kitapları insanı eğitmek için gönderdi:
Son nebisi için: “Ve seni yol bilmez, şaşırmış halde bulup da yol göstermedi mi?” buyuruyor.[1]
“Gerçekten onlara inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik.”[2]
“O (Kur’an), korunanlar için bir öğüttür.”[3] “Kur’an ile öğüt ver.”[4] “O, kesin gerçek (ilim)dir.”[5]
“Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi aklayan, size kitap ve hikmeti öğreten[6] ve size bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.” buyuruyor Yaratan.[7]
Önderimiz (a.s.) de; “Ben, öğretmen olarak gönderildim.” diyor.[8]
Elçilerini eğiten ise bizzat Allah-u Teâlâ’dır: “Allah sana kitap (Kur’an) ve hikmet indirmekte ve bilmediklerini sana bildirmektedir. Allah’ın, senin üzerinde bulunan lütfu çok büyüktür.”[9]
Bu nedenle Kutlu Nebi (s.a.v.): “Beni Rabbim eğitti ve ne güzel eğitti.” buyuruyor.[10]
Rabbimiz, kullarını uyarmak ve eğitmek için öğüt veriyor. “(Kur’an,) sana (Rabbinden) indirilen bir kitaptır. Onunla (Allah’ın kullarını) uyarman ve insanlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın. (Ey insanlar,) Rabbinizden size indirilene uyun ve ondan başka dostlar aramayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.”[11]
Kur’an’ı sadece okumak, hatta anlamak da yeterli değil; Kur’an ile eğitilmek, terbiye olmak gerekir. Resul gibi, Kur’an ahlâkıyla ahlâklanmak gerekir. Zikir budur işte. Kur’an’ı çok okumak, anlamak ve hayatın her anını onun buyruklarına göre yaşamak… Çok hatırlandığı için zikir, Kur’an’a ad olmuş.
Birbirini yıkayan eller gibi yanlışlarımızı, eksiklerimizi, hatalarımızı, Kur’an’la düzeltmek, Kur’an’la birbirimizi uyarmak, eğitmek, önemli bir sorumluluk olarak yükleniyor bize.
Eğitimden maksat sınavı başarmaktır. Allah-u Teâlâ kitabından sorumlu tutuyor bizi. Sınavımız bu kitaptan olacak. Kitap ile sorgulanacağız dünya hayatı bitende: “Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.”[12]
Peygamberler de bu sorgulamadan muaf tutulmayacaklar. Kendilerine gelen vahiyden -öğrenme, yaşama ve öğretme hususunda- sorumlu tutulacaklar: “Kendilerine elçi gelmiş olanlara ve elbette gönderilen elçilere de soracağız.”[13]
Her Müslüman, Kur’an’ı en temel eğitim kitabı olarak görmelidir. Sürekli okumalıdır. Her fırsat bulduğunda ondan bir şeyler öğrenmeye çalışmalıdır. Onu hayat yolunun el kılavuzu bilmelidir. Elinden düşürmemelidir!
Kur’an’dan daha doğru ve güzel sözlü, daha şefkatli bir mürebbi, daha büyük ilim hazinesi, bir öğütçü, eğitici bir pedagog gelmiş midir şu dünyaya!
Hangi kitap okuyucusuna bu kadar önemli öğütler vermiş, etkilemiş ve değiştirmiştir? Okuyup buyruklarına uyanları bu denli ilim ve kültür sahibi yapan, medenileştiren, kişilikli ve erdemli kılan başka hangi kitap var!
Kur’an ile eğitilmek demek; Allah’ı, eğitici, öğretici ve mürebbi/Rab tanımak demektir. Buyruklarına kulak vermektir.
Kur’an ile eğitilmekten kastımız onun ile ahlâklanmaktır. Kişi, her gün bir hatim indirse de, Kur’an’ın tamamını adı gibi ezberlese de, onunla ahlâklanmadıkça bunun ne değeri var?
“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler(den bazısı) onu, hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.”[14]
Ne yazık! İnsanımızın büyük bir çoğunluğu güneşe sırtını dönmüş; gölgelerle, hayallerle, ütopyalarla oyalanıyor.[15]
Aklını kullanmayan kalabalıklar, kendilerini internetin, TV’lerin ve basının yanlış eğitimine terk etmiş.
Yeryüzü Müslümanlarının çıkmazları, problemleri, sıkıntıları, huzursuzlukları, Kur’an ile eğitilmeyişlerinden kaynaklanıyor. Hatta yeryüzü insanlığının huzursuzluğunun temelinde de bu gerçeği aramak gerekir.[16]
Bütün mutsuzlukların esenliğe dönüşmesi; insanlığın, Allah’ın buyruklarını ciddiye alarak Kur’an’ın öğütlerine uyması koşuluna bağlıdır.
Yaratıcımız: “Kur’an’la öğüt ver (onları eğit).”[17] “(Bu Kur’an) çok mübarek bir kitaptır. Onu, sana indirdik ki, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar.” buyuruyor.[18]
Kur’an, her şeyin en iyi açıklayıcısı;[19] her ihtilafın en iyi çözücüsüdür.[20]
Hz. Ali ne güzel söylüyor: “O Kur’an, dibine inilmeyen bir deniz… Uyanın, sapmayacağı bir yol… Alevi kararmayan bir ışıktır. Delili reddedilmeyen (iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayıran) bir Furkan… Direkleri yıkılmayan bir yapıdır. Hastaların iyileşemeyeceğinden korkulmayan bir şifa… Yardımcılarının bozguna uğramayacağı bir izzet (şeref, onur, değer, kıymet, saygınlık, itibar)… Uyanların zillete (aşağılık, horluk, şerefsizlik ve haysiyetsizliğe) düşmeyecekleri haktır. O, ilmin kaynağı ve deryasıdır.”[21]
Hz. Ömer de, Kur’an talebelerine yaptığı tarihi hitabesinde şunları söylüyor: “Kur’an’a karşı saygılı olun (Onu mürebbi bilin, okuyun ve buyruklarına uyun). Ona (itaatsizlik ederek) saygısızlık edip hor bakmayın. Allah-u Teâlâ, Kur’an’a (göre yaşayarak) saygı gösterenlere üstün değer verir. Onun hükümlerini basite alıp küçümseyenleri Allah da küçültür.”[22]
İnsanımızın yeterince Kur’an’la eğitildiğini (Onu okuduğunu, öğrendiğini, anladığını ve Kur’an’ı bir mürebbi bilip onunla hayatına yön verdiğini) söyleyememenin üzüntüsünü yaşıyoruz.
“Sen, sana vahyedilen (Kur’an’a) sımsıkı sarıl (Kendini ve insanları onunla eğit)! Çünkü sen doğru yoldasın. O (Kur’an,) sana ve sana uyan toplum için bir şereftir.”[23]
“Onlar artık bundan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar.”[24]
“Kendilerine okunan bir Kitap’ı, sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan topluluk için rahmet ve ibret vardır.”[25]
Müslüman halkın yaşadığı coğrafyalarda “Kur’an’ı Okuma ve Anlama” dersinin bütün eğitim kurumlarında mihver ders olarak okutulduğu gün sadece Müslümanların yüzü gülmeyecek; bu, bütün dünyaya yansıyacak, dünyanın sosyal, siyasi ve ahlaki yapısı değişecek, bütün dünya insanlığı güvene, adalete, huzura, esenliğe erişecektir.
[6] Hikmet: Hikmetli bilgi. Allah’ın indirdiği ve yarattığı ayetlerden çıkarılan bilgi. Veciz söz. Sebep ve sonuçla ilgili, yalnız düşüncede -teoride- kalmayıp uygulanan bilgi.
25 Haziran 1952’de Malatya’da doğdu. Malatya Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden 1976 yılında mezun oldu. Malatya’da çeşitli resmî kurumlarda yöneticilik, farklı okullarda öğretmenlik ve SHÇEK bünyesinde yurt müdürlüğü yaptı. Daha sonra aynı kurumda öğretmen olarak görevini sürdürdü. 2004 yılından itibaren Malatya Belediyesi’nde başkan danışmanı olarak görev aldı.
İlk yazısı Oku dergisinde yayımlandı. Sonraki yıllarda hikâye, deneme ve araştırmaları; Oku, Çile, Davet, Pınar, Aylık Dergi, İslâm, Mektep, Mavera, Nida ve Ribat dergileri ile Yeni Devir, Millî Gazete ve Vahdet gazetelerinde yayımlandı. Arkadaşlarıyla birlikte Malatya’da yayımlanan Uyanık (1975-1976) ve Millî Mefkûre (1978) dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli dergilerin şiir ve makale yarışmalarında derece ve mansiyonlar kazandı.
“Barış Marşı” adlı şiiri, Yakup Fırat tarafından bestelenip seslendirildi. Hz. Ömer, Hz. Ali, Fatih Sultan Mehmet ve Ölüm Kalım Savaşı gibi tiyatro eserleri, çoğunlukla Gani Rüzgar Şavata tarafından sahnelendi.
1970 yılında Malatya’da il başkanlığını üstlenerek MTTB teşkilatının kuruluşunda görev aldı. Daha sonra birçok sivil toplum kuruluşunda çeşitli görevler üstlendi. Hâlen Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ve İLESAM üyesi ve il temsilcisidir. Ayrıca Malatya Kent Konseyi Şair ve Yazarlar Grubu temsilcisi ile Gönüllü Türkiye Teşekkülleri Malatya Koordinatörü olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Evli ve dört çocuk babasıdır.
Başlıca eserleri arasında; Kar Yağıyordu Karanlığa, İnsan Fotoğrafları, Tarihten Bir Kara Yaprak, Hac ve Umre Nasıl Yapılır, Allah Erinin Yolu, İman ve Şirk, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Aile Devleti, Kur’an’a Hicret, İbadet Gerçeği, Müslümanları Rahatsız Edecek Yazılar, Müslüman Farkı, Firdevs Cennetinin Mirasçıları, Barışın Diğer Adı, Kurtuluş Namazda, Nikâh Daveti, Son Nebi Hz. Muhammed, Hz. Hüseyin / Fırat – Kerbelâ, Beşinci Halife Ömer bin Abdülaziz ve Bir İslamcının 12 Eylül Hatıraları bulunmaktadır.
Şiir alanındaki eseri Diriliş Hasreti; antoloji çalışmaları arasında ise Şiir Peteği (1993) ve Beydağı Sanat Günleri Şiir Antolojisi yer almaktadır. Çocuk kitapları serisinde ise; Örneğim Peygamberim, Peygamberimizin En Yakın Arkadaşı Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Adaleti, Meleklerin Utandığı İnsan Hz. Osman, Allah’ın Aslanı Hz. Ali, Peygamber Torunu Hz. Hasan, Kerbelâ Şehidi Hz. Hüseyin ve Örnek Bir Yönetici Ömer bin Abdülaziz adlı eserleri bulunmaktadır.
İslâm toplumu diye, başkalarının özel alanlarına göz-kulak kesilmenin kesin olarak ayıp sayıldığı topluma denir. Terbiye edicisi Allah olmayan, hatta ‘terbiye’ terimini tümüyle kullanımdan kaldırmış toplumlarda ise tecessüs bir yaşam tarzıdır. İslâm toplumunda fertlerin yapacakları (anlık, günlük, haftalık) çok önemli salih ameller vardır. Bu ameller mü’minlere, başkalarının özel hayatlarına meraktan dalgıçlar yollamalarına izin ve fırsat vermez.
Masallar mutlu sonla biter. Ejderhalar mağlup olur, ormanı kaplayan karanlık aydınlığa dönüşür, ‘iyiler’ yol boyu hep iyi olarak kalır ve daha büyük bir iyileşme ile yurtlarına varırlar. Üstelik yola çıkan kahramanımız acemidir. Olağanüstü olaylara karşı onu koruyan da bu hamlığıdır. Kahramanımız yolu yürürken gelişir ve bu gelişme bizim hayal gücümüzü geliştirir aynı zamanda. Ejderhaları yenebileceğimize dair umudumuzu masallara olan inancımızla hissederiz.
Acı ya da tatlı, yaşadığımız her hikâye bize sabrı, aklı ve kalbi birlikte yoğurmayı, dua ve eylemi bir arada tutmayı, kendi hayat mücadelesinde bir başkasının da huzur bulmasını sağlamayı, birlikte direnmeyi, topluca değişmeyi, sevmeyi ve çok sevmeyi, kuşu, çiçeği, böceği dinlemeyi, hüznü, acıyı, kederi, umudu, ümidi, neşeyi hissedip hissettirebilmeyi, bizi biz yapan bütün zorlukların üstesinden gelebilmeyi, en önemlisi de her insanın sonunda bir hikâye olacağını, onun bunun değil kendi hikâyesini yazmanın ve yaşamanın bilincini, kadir ve kıymetini, bunun kahramanlığını öğretir.
İnsan, anne baba olduğunda omuzlarına ağır bir yük yüklenir. Kendisi henüz çok da hazır değilken, hayata dair pek de tecrübesi yokken, sorumlu olduğu o canlar daha da ağırlaştırır yükünü.
Bir yandan kendisi yetişirken bir yandan da çocuk yetiştirecektir.
Evin işleri, yakınlarla ilgili mes’uliyet, çocukların hizmeti ve eğitimi, kendine ayıracağı vakit derken gençlik bir telaşeyle geçer.
Tek veya az çocuğun farklı bir zorluğu vardır. Çocuklar çok olduğundaysa her birinin hizmetine, eğitimine yeterince yetişememe sıkıntısı.
Yetemediğinin, bir şeyleri aksattığının farkına varmak, iyice endişelendirir anneyi.
Günümüzde toplumlar, iletişim ve bilişim dünyasında meydana gelen gelişmelere paralel olarak daha hızlı bir değişim geçirmekte ve bunun sonucu olarak da kuşaklar arasında ciddi çatışmalar ortaya çıkmaktadır. Biraz da kaçınılmaz olan bu durum yeni kuşakların bir önceki kuşağın değerlerini önemli ölçüde sorgulayıp bu değerlerle arasına ciddi mesafeler koymalarını hatta zaman zaman bu değerlere karşı hasmane …
İnsan Eğitiminde Temel Ders Kitabı Kur’an’dır
Eğitim; değişim ve gelişim sağlayan iletişimdir. Her ne kadar olumsuz gelişmeyi de içerse daha ziyade olumlu bir anlam ifade etmektedir.
Eğitim; doğumdan ölüme kadar devam eden bir süreçte insan yetiştirme ve olgunlaştırma sanatıdır.
Eğitimin belli bir sınırı ve sahası yoktur. İnsanın ilgi duyduğu her konu, eğitimin de konusudur. Uygun olan her yer eğitimin okuludur. Uygun olan her zaman ders saatidir.
İnsan denince akla önce eğitim geliyor. Eğitmek ve eğitilmek insana mahsus bir özelliktir. Önemli bir özellik… Hayvanların içgüdüsel şartlanmalarından farklı bir olgudur.
Talim, terbiye, maarif, tahsil, kültür gibi anlamlara gelen eğitim; akılla, zekâyla, düşünmeyle, muhakemeyle, denemeyle gerçekleşir. İnsanı insan yapan en önemli özelliği eğitilmeye müsait olmasıdır. İnsan gibi insan, kendisine ve topluma faydalı olan kâmil insan ancak eğitimle yetişir.
Rabbimiz, elçilerini ve kitapları insanı eğitmek için gönderdi:
Son nebisi için: “Ve seni yol bilmez, şaşırmış halde bulup da yol göstermedi mi?” buyuruyor.[1]
“Gerçekten onlara inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik.”[2]
“O (Kur’an), korunanlar için bir öğüttür.”[3] “Kur’an ile öğüt ver.”[4] “O, kesin gerçek (ilim)dir.”[5]
“Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi aklayan, size kitap ve hikmeti öğreten[6] ve size bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.” buyuruyor Yaratan.[7]
Önderimiz (a.s.) de; “Ben, öğretmen olarak gönderildim.” diyor.[8]
Elçilerini eğiten ise bizzat Allah-u Teâlâ’dır: “Allah sana kitap (Kur’an) ve hikmet indirmekte ve bilmediklerini sana bildirmektedir. Allah’ın, senin üzerinde bulunan lütfu çok büyüktür.”[9]
Bu nedenle Kutlu Nebi (s.a.v.): “Beni Rabbim eğitti ve ne güzel eğitti.” buyuruyor.[10]
Rabbimiz, kullarını uyarmak ve eğitmek için öğüt veriyor. “(Kur’an,) sana (Rabbinden) indirilen bir kitaptır. Onunla (Allah’ın kullarını) uyarman ve insanlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın. (Ey insanlar,) Rabbinizden size indirilene uyun ve ondan başka dostlar aramayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.”[11]
Kur’an’ı sadece okumak, hatta anlamak da yeterli değil; Kur’an ile eğitilmek, terbiye olmak gerekir. Resul gibi, Kur’an ahlâkıyla ahlâklanmak gerekir. Zikir budur işte. Kur’an’ı çok okumak, anlamak ve hayatın her anını onun buyruklarına göre yaşamak… Çok hatırlandığı için zikir, Kur’an’a ad olmuş.
Birbirini yıkayan eller gibi yanlışlarımızı, eksiklerimizi, hatalarımızı, Kur’an’la düzeltmek, Kur’an’la birbirimizi uyarmak, eğitmek, önemli bir sorumluluk olarak yükleniyor bize.
Eğitimden maksat sınavı başarmaktır. Allah-u Teâlâ kitabından sorumlu tutuyor bizi. Sınavımız bu kitaptan olacak. Kitap ile sorgulanacağız dünya hayatı bitende: “Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.”[12]
Peygamberler de bu sorgulamadan muaf tutulmayacaklar. Kendilerine gelen vahiyden -öğrenme, yaşama ve öğretme hususunda- sorumlu tutulacaklar: “Kendilerine elçi gelmiş olanlara ve elbette gönderilen elçilere de soracağız.”[13]
Her Müslüman, Kur’an’ı en temel eğitim kitabı olarak görmelidir. Sürekli okumalıdır. Her fırsat bulduğunda ondan bir şeyler öğrenmeye çalışmalıdır. Onu hayat yolunun el kılavuzu bilmelidir. Elinden düşürmemelidir!
Kur’an’dan daha doğru ve güzel sözlü, daha şefkatli bir mürebbi, daha büyük ilim hazinesi, bir öğütçü, eğitici bir pedagog gelmiş midir şu dünyaya!
Hangi kitap okuyucusuna bu kadar önemli öğütler vermiş, etkilemiş ve değiştirmiştir? Okuyup buyruklarına uyanları bu denli ilim ve kültür sahibi yapan, medenileştiren, kişilikli ve erdemli kılan başka hangi kitap var!
Kur’an ile eğitilmek demek; Allah’ı, eğitici, öğretici ve mürebbi/Rab tanımak demektir. Buyruklarına kulak vermektir.
Kur’an ile eğitilmekten kastımız onun ile ahlâklanmaktır. Kişi, her gün bir hatim indirse de, Kur’an’ın tamamını adı gibi ezberlese de, onunla ahlâklanmadıkça bunun ne değeri var?
“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler(den bazısı) onu, hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.”[14]
Kur’an, nice yüzyıldır boynunu bükmüş, Allah’ın kullarıyla kucaklaşmayı, hasretliğinin sona ermesini bekliyor.
Ne yazık! İnsanımızın büyük bir çoğunluğu güneşe sırtını dönmüş; gölgelerle, hayallerle, ütopyalarla oyalanıyor.[15]
Aklını kullanmayan kalabalıklar, kendilerini internetin, TV’lerin ve basının yanlış eğitimine terk etmiş.
Bütün mutsuzlukların esenliğe dönüşmesi; insanlığın, Allah’ın buyruklarını ciddiye alarak Kur’an’ın öğütlerine uyması koşuluna bağlıdır.
Yaratıcımız: “Kur’an’la öğüt ver (onları eğit).”[17] “(Bu Kur’an) çok mübarek bir kitaptır. Onu, sana indirdik ki, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar.” buyuruyor.[18]
Kur’an, her şeyin en iyi açıklayıcısı;[19] her ihtilafın en iyi çözücüsüdür.[20]
Hz. Ali ne güzel söylüyor: “O Kur’an, dibine inilmeyen bir deniz… Uyanın, sapmayacağı bir yol… Alevi kararmayan bir ışıktır. Delili reddedilmeyen (iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayıran) bir Furkan… Direkleri yıkılmayan bir yapıdır. Hastaların iyileşemeyeceğinden korkulmayan bir şifa… Yardımcılarının bozguna uğramayacağı bir izzet (şeref, onur, değer, kıymet, saygınlık, itibar)… Uyanların zillete (aşağılık, horluk, şerefsizlik ve haysiyetsizliğe) düşmeyecekleri haktır. O, ilmin kaynağı ve deryasıdır.”[21]
Hz. Ömer de, Kur’an talebelerine yaptığı tarihi hitabesinde şunları söylüyor: “Kur’an’a karşı saygılı olun (Onu mürebbi bilin, okuyun ve buyruklarına uyun). Ona (itaatsizlik ederek) saygısızlık edip hor bakmayın. Allah-u Teâlâ, Kur’an’a (göre yaşayarak) saygı gösterenlere üstün değer verir. Onun hükümlerini basite alıp küçümseyenleri Allah da küçültür.”[22]
İnsanımızın yeterince Kur’an’la eğitildiğini (Onu okuduğunu, öğrendiğini, anladığını ve Kur’an’ı bir mürebbi bilip onunla hayatına yön verdiğini) söyleyememenin üzüntüsünü yaşıyoruz.
“Sen, sana vahyedilen (Kur’an’a) sımsıkı sarıl (Kendini ve insanları onunla eğit)! Çünkü sen doğru yoldasın. O (Kur’an,) sana ve sana uyan toplum için bir şereftir.”[23]
“Onlar artık bundan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar.”[24]
“Kendilerine okunan bir Kitap’ı, sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan topluluk için rahmet ve ibret vardır.”[25]
Müslüman halkın yaşadığı coğrafyalarda “Kur’an’ı Okuma ve Anlama” dersinin bütün eğitim kurumlarında mihver ders olarak okutulduğu gün sadece Müslümanların yüzü gülmeyecek; bu, bütün dünyaya yansıyacak, dünyanın sosyal, siyasi ve ahlaki yapısı değişecek, bütün dünya insanlığı güvene, adalete, huzura, esenliğe erişecektir.
Dipnotlar:
[1] Duha: 93/7
[2] A’raf: 7/52
[3] Hâkka: 69/48
[4] Enam: 6/70
[5] Hâkka: 69/51
[6] Hikmet: Hikmetli bilgi. Allah’ın indirdiği ve yarattığı ayetlerden çıkarılan bilgi. Veciz söz. Sebep ve sonuçla ilgili, yalnız düşüncede -teoride- kalmayıp uygulanan bilgi.
[7] Bakara: 2/151
[8] İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi: 16/516 h. 6053
[9] Nisa: 4/113
[10] Suyuti, Câmiu’s Sağir: 1–11; Acluni, Keşfu’l Hafa 1/70
[11] A’raf: 7/2
[12] Zuhruf: 43/44
[13] A’raf: 7/6
[14] Bakara: 2/121
[15] Bkz. Hac: 22/8
[16] Bkz. Bakara: 2/63; A’raf: 7/171
[17] Kaf: 50/45
[18] Sad: 38/29
[19] Bkz. Kehf:18/54; Nahl:16/89; Yunus:10/37; İsra:17/41, 89; Zümer:39/27
[20] Bkz. Nahl:16/64; Bakara: 2/213
[21] Adil Akkoyunlu, Hz. Ali s.122
[22] Adil Akkoyunlu, Hz. Ömer s. 140
[23] Zuhruf: 43/43
[24] Mürselat: 77/50; A’raf: 7/185
[25] Ankebut: 29/51
Yazar
25 Haziran 1952’de Malatya’da doğdu. Malatya Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden 1976 yılında mezun oldu. Malatya’da çeşitli resmî kurumlarda yöneticilik, farklı okullarda öğretmenlik ve SHÇEK bünyesinde yurt müdürlüğü yaptı. Daha sonra aynı kurumda öğretmen olarak görevini sürdürdü. 2004 yılından itibaren Malatya Belediyesi’nde başkan danışmanı olarak görev aldı.
İlk yazısı Oku dergisinde yayımlandı. Sonraki yıllarda hikâye, deneme ve araştırmaları; Oku, Çile, Davet, Pınar, Aylık Dergi, İslâm, Mektep, Mavera, Nida ve Ribat dergileri ile Yeni Devir, Millî Gazete ve Vahdet gazetelerinde yayımlandı. Arkadaşlarıyla birlikte Malatya’da yayımlanan Uyanık (1975-1976) ve Millî Mefkûre (1978) dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli dergilerin şiir ve makale yarışmalarında derece ve mansiyonlar kazandı.
“Barış Marşı” adlı şiiri, Yakup Fırat tarafından bestelenip seslendirildi. Hz. Ömer, Hz. Ali, Fatih Sultan Mehmet ve Ölüm Kalım Savaşı gibi tiyatro eserleri, çoğunlukla Gani Rüzgar Şavata tarafından sahnelendi.
1970 yılında Malatya’da il başkanlığını üstlenerek MTTB teşkilatının kuruluşunda görev aldı. Daha sonra birçok sivil toplum kuruluşunda çeşitli görevler üstlendi. Hâlen Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ve İLESAM üyesi ve il temsilcisidir. Ayrıca Malatya Kent Konseyi Şair ve Yazarlar Grubu temsilcisi ile Gönüllü Türkiye Teşekkülleri Malatya Koordinatörü olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Evli ve dört çocuk babasıdır.
Başlıca eserleri arasında; Kar Yağıyordu Karanlığa, İnsan Fotoğrafları, Tarihten Bir Kara Yaprak, Hac ve Umre Nasıl Yapılır, Allah Erinin Yolu, İman ve Şirk, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Aile Devleti, Kur’an’a Hicret, İbadet Gerçeği, Müslümanları Rahatsız Edecek Yazılar, Müslüman Farkı, Firdevs Cennetinin Mirasçıları, Barışın Diğer Adı, Kurtuluş Namazda, Nikâh Daveti, Son Nebi Hz. Muhammed, Hz. Hüseyin / Fırat – Kerbelâ, Beşinci Halife Ömer bin Abdülaziz ve Bir İslamcının 12 Eylül Hatıraları bulunmaktadır.
Şiir alanındaki eseri Diriliş Hasreti; antoloji çalışmaları arasında ise Şiir Peteği (1993) ve Beydağı Sanat Günleri Şiir Antolojisi yer almaktadır. Çocuk kitapları serisinde ise; Örneğim Peygamberim, Peygamberimizin En Yakın Arkadaşı Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Adaleti, Meleklerin Utandığı İnsan Hz. Osman, Allah’ın Aslanı Hz. Ali, Peygamber Torunu Hz. Hasan, Kerbelâ Şehidi Hz. Hüseyin ve Örnek Bir Yönetici Ömer bin Abdülaziz adlı eserleri bulunmaktadır.
İlgili Yazılar
Sosyal Medya Tecessüs Damarını Çatlatmak İçindir
İslâm toplumu diye, başkalarının özel alanlarına göz-kulak kesilmenin kesin olarak ayıp sayıldığı topluma denir. Terbiye edicisi Allah olmayan, hatta ‘terbiye’ terimini tümüyle kullanımdan kaldırmış toplumlarda ise tecessüs bir yaşam tarzıdır. İslâm toplumunda fertlerin yapacakları (anlık, günlük, haftalık) çok önemli salih ameller vardır. Bu ameller mü’minlere, başkalarının özel hayatlarına meraktan dalgıçlar yollamalarına izin ve fırsat vermez.
Geleneksel Masallar
Masallar mutlu sonla biter. Ejderhalar mağlup olur, ormanı kaplayan karanlık aydınlığa dönüşür, ‘iyiler’ yol boyu hep iyi olarak kalır ve daha büyük bir iyileşme ile yurtlarına varırlar. Üstelik yola çıkan kahramanımız acemidir. Olağanüstü olaylara karşı onu koruyan da bu hamlığıdır. Kahramanımız yolu yürürken gelişir ve bu gelişme bizim hayal gücümüzü geliştirir aynı zamanda. Ejderhaları yenebileceğimize dair umudumuzu masallara olan inancımızla hissederiz.
Kişisel Tarihimizin Yol Dönümleri
Acı ya da tatlı, yaşadığımız her hikâye bize sabrı, aklı ve kalbi birlikte yoğurmayı, dua ve eylemi bir arada tutmayı, kendi hayat mücadelesinde bir başkasının da huzur bulmasını sağlamayı, birlikte direnmeyi, topluca değişmeyi, sevmeyi ve çok sevmeyi, kuşu, çiçeği, böceği dinlemeyi, hüznü, acıyı, kederi, umudu, ümidi, neşeyi hissedip hissettirebilmeyi, bizi biz yapan bütün zorlukların üstesinden gelebilmeyi, en önemlisi de her insanın sonunda bir hikâye olacağını, onun bunun değil kendi hikâyesini yazmanın ve yaşamanın bilincini, kadir ve kıymetini, bunun kahramanlığını öğretir.
Çocukların Gönüllü Takviye Eğitimcileri: Anneanne ve Babaanneler
İnsan, anne baba olduğunda omuzlarına ağır bir yük yüklenir. Kendisi henüz çok da hazır değilken, hayata dair pek de tecrübesi yokken, sorumlu olduğu o canlar daha da ağırlaştırır yükünü.
Bir yandan kendisi yetişirken bir yandan da çocuk yetiştirecektir.
Evin işleri, yakınlarla ilgili mes’uliyet, çocukların hizmeti ve eğitimi, kendine ayıracağı vakit derken gençlik bir telaşeyle geçer.
Tek veya az çocuğun farklı bir zorluğu vardır. Çocuklar çok olduğundaysa her birinin hizmetine, eğitimine yeterince yetişememe sıkıntısı.
Yetemediğinin, bir şeyleri aksattığının farkına varmak, iyice endişelendirir anneyi.
Toplumu Ayakta Tutan Değer: Yardımlaşma
Günümüzde toplumlar, iletişim ve bilişim dünyasında meydana gelen gelişmelere paralel olarak daha hızlı bir değişim geçirmekte ve bunun sonucu olarak da kuşaklar arasında ciddi çatışmalar ortaya çıkmaktadır. Biraz da kaçınılmaz olan bu durum yeni kuşakların bir önceki kuşağın değerlerini önemli ölçüde sorgulayıp bu değerlerle arasına ciddi mesafeler koymalarını hatta zaman zaman bu değerlere karşı hasmane …