Allah kesin sınar (Mu’minûn, 30), zira öncekiler sınanmıştır, sonrakiler de sınanacaktır ki doğrucular ve yalancılar ortaya çıksın. (Ankebût, 3) Ölüm de hayat gibi, insanların iyi amel pratiğini ortaya koymada insanın yüzleştiği beladır. (Mülk, 2) “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ, 35)
İnsan beşerle sınanır çünkü birey, toplumun bir parçası olarak toplumun her halinden iyi veya kötü bir şekilde nasiplenmektedir. Yeryüzü halifeliği gereği beşerle sınanma kaçınılmazdır. Yeryüzünün imarı sınavı, içinde insan unsuru bulunan bir sınavdır. Takva ve zaaf toplumsal hayattan kopuk değildir.
Farkındalık gerçekleştiğinde insanı; bilgi, bilinç ve direngenlik canlı tutar. Sınav bilincindeki insan, daha dinamik ve devinim sahibidir. Aksi durumda insan sınavdan uzak değildir lakin sınavın farkına varamadığından her şey ayağının altından kayıp gitmektedir.
Sınanmak kaçınılmazdır.
Bireyler gibi toplumlar da sınanır. Allah, bireyi ve toplumu varlık, yokluk, maldan ve candan eksiltme ile zaten dener.
Sınavlar, kendileriyle tanımlanan kavramlar üzerinden kazanılır veya kaybedilir.
Sınavın kavramlarında anlam kaybı yaşamak kadar büyük tehlike olamaz.
Sınav…
İnsanın fitneyle yüzleşmesi!
Fitneden geçirilince şükretmeyen akıl sahipleri, F-T-N kökünden gelen sağlam olanın çürükten ayrılmasını idrak edemezler. (Not: Kavramlar için İsfahânî’ye bakılabilir) “Allah’ım ne yaptık da bu fitne başımıza yağdı!” aşamasından öteye geçemezler. Buradaki anlam kaybı ile iradesini kavi kılma fırsatından mahrum kalırlar. Toplum da nitelik ve nicelik açısından gelişemez doğal olarak.
Belalar yağar etrafına… Denenmekte, sıkıntılara saplanmakta, bitap düşmekte… İnsan panikleyince kendisi için “Mü’minler için güzel bir sınanmadan geçmeyi …” (Enfâl, 17) fırsata dönüştüremez. Hatırlayalım ki Hz. İbrahim, oğlu İsmail ile sınanmaktadır. Açık bela (Sâffât, 106). Bir de bakıyoruz ki bela, hayırlı sonuçları da açık olan belaya evrilmiş.
Bela süreci doğru geçilmiş… “Ne de olsa bir rüyadır gördüğümüz.” diye sınav değersizleştirilmemiş.
Sadakatle uyulmuş emre…
Zaten sınavın kiminden veya kimi belalardan rüyadaymışsın gibi geçilir. Bir uyanırsın ki iş işten geçivermiş!
Müsibet(ler)…
S-V-B den gelmekte. İçinde “sevab” da gizlenmiş bulunan “isabet” edici…
Şer yüzünün altında hayır gizlenmiş reel…
Sınavdan geçmenin çok boyutlu bir hadise olduğunu ve sınavla alâkalı kavramların bireysel, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik yönleri bulunduğunu gözlemleyebiliyoruz.
Sınavı teorik de bilmek… Değişik bir ifadeyle sınav ve türevlerinden geçerken hissedebilmek!
Bireysel veya toplumsal bir tür değişim olacağını kestirmek… İmtihan üzerinden seyredecek değişimin kanunlara (Sünnetullah) tâbi olacağını görebilmek…
Sınavın belirtilerini doğru okumak. Uzaklaştığı fıtratın, kaçtığı sorumluluğun, saplandığı inkârın, çevresinde olan mizanı-dengeyi bozmadaki sancının belirtilerini zamanında hissetmek. Sinir uçları henüz sağlamken hissetmek! Uyarıların sinyal verdiğini, uyarılacak duruma gelmeye başladığını erken evrede algılayabilmek… Kendisine vesvese veren saptırıcıların onu duyarsızlaştırdığını göremezse imandan sonraki fısk üzerinden küfre yol alacak… Sinir uçlarından gelen ileti körelmeden harekete geçmesi lazım! Arada kalmak tehlikeli! Sınav rahmete vesile olacakken, üzerine çöreklenen kötülük alışılabilir duruma, tolere edilebilir duruma gelmeden uyanmak! Sınav sürecinde saflar netleşiyorken kurtulanların safında kalmak için hamle yapmak! Hamle fırsatı henüz geçmemişken…
Sınav esasen hiç kimseyi kenarda tutmayan gerçeklikken, safları netleştirmeye zorlar. Allah, birey veya toplumun belirsiz şekilsizliğini arzulamaz. Arada kalmak, bir kararsızlık hali olarak, Sünnetullah ile örtüşmez.
Sonuçta sınav ya kazanılır veya kaybedilir. Müslüman kazanmışsa sınavını, yaşadığı sıkıntıları huzura ve hidayete evrilmiştir. Sünnetullahın merhamet yüzü kendilerine gülümsemiştir. Gelelim kaybedenlere… Merhametten yoksun bir zulüm hâkimdir. Bireyin ve toplumun bünyesinde zulüm şiddetini derinleştirmiştir. Bu halleriyle sınavını veren Müslümanlar için de bir süre daha sınav olmaya devam ederler ama o da biter…
Sabredenler kesin kazanır!
Sınavın şiddeti ne olursa olsun sabredenler kazanacaktır.
Bireysel veya toplumsal direnç onları canlı tutar çünkü…
“Bir haksızlığa uğradıkları zaman yardımlaşırlar.” (Şûrâ, 39)
Yardımlaşma, sınavın ağır yükünü omuzlara dağıtır. Yardımlaşma, sınavın her türlüsüne karşı tecrübe paylaşımı demektir. Sınavda “öne geçenler” diğerlerine örnek olur.
“Onlara öyle bir hâl gelip çatmış ve öyle sarsılmışlardı ki, iman edenler Resulleriyle birlikte neredeyse ‘Nerede kaldı Allah’ın yardımı?!’ demenin eşiğine gelmişlerdi.” (Bakara, 214)
“…Kavminin (İbrâhim’e) cevabı, “Onu öldürün ya da yakın!” demekten ibaret oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. İşte bunda inanan bir topluluk için ayetler vardır.” (Ankebût, 24)
Sınav istenmeyen bir musibet olarak gelip çattığında, ateşten kurtulmak için fırsata dönüşür. Bu tamamen bireysel ve toplumsal direnç ve dayanışmanın sağlam referanslar ışığındaki kararlılığına bağlıdır.
1966 yılında Kahta’da doğdu. 1992 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Türkiye’nin farklı illerinde hekimlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Malatya Tabip Odası başkanlığı görevini yürüttü. Türk Kızılay Malatya Şube Başkanlığı yaptığı dönemde Afrika’nın farklı ülkelerinde çeşitli projelerde koordinatör olarak görev aldı.
Mesleğinin yanı sıra edebiyatla da ilgilenen yazar; çalışmalarında siyaset, toplumsal adalet, dostluk, değerler ve ahlak temalarını işlemektedir. Siyaset Bilimi alanında yüksek lisans eğitimini tamamlayan Yalçın, hâlen İnönü Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir.
Malatya’da hekimlik görevine devam eden Ali Yalçın, evli ve üç çocuk babasıdır.
Eserleri arasında; Su Sohbetleri (deneme, Nida Dergisi Yayınları), Mamılo’nun Kürekleri (roman, Bilsam Yayınları), Muhtar (roman, Bilsam Yayınları), Fetret (hikâyeler, Çıra Yayınları) ve Rüya İşçileri (roman, AZ Yayıncılık) bulunmaktadır.
Geçici bir konaklama yeridir dünya. Ölüm ile sona erecek değildir hayat. Bu dünyada mukim değil yolcudur insan. Ahiret yurduna alınan bir davettir insanın dünyaya gelişi. Asıl olan, kalıcı olan yerdir. Kalıcı olan yer ise ahiret yurdudur.
Düşünüyoruz… Bir dergi olsa diyoruz; bütün aileyi kapsayacak, her yaş grubu çocuğa hitap edebilecek, anne babaların da sahiplenebileceği, okuyup okutabilecekleri, eğitici, öğretici, eğlendirici.
Biz mi çıkarsak diyoruz sonra. Ama nasıl? Gücümüz yeter mi? Öncelikle en azından beş sayıyı hazırlamalıyız ki devamının gelip gelmeyeceğini görelim. Deniyoruz ve olabileceğini görüyoruz. Adını da “Adak Çocuk” koyuyoruz dergimizin, hak yola adanmış nesillere bir dua niyetine.
Her ay içerik hazırlama, bilgisayarda temize geçirme, ressama verme, metin ve resimlerin uyumu için kontrol ve düzeltme, renk ayırımına götürme, matbaaya gönderme, heyecanla dergilerin baskıdan gelmesini bekleme, dergiler evin kapısına geldiğinde “acaba bir hata var mı” endişesiyle daha kapıdan içeri almadan göz gezdirme…
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
Hayat ne kadar gürültülüyse, ölüm o kadar sessiz. Hayat ne kadar teslim almaya gayreti zorluyorsa, ölüm teslim olmanın adresi. Hayat sahip olma telaşesi iken, ölüm vazgeçişin belgesi. Hayat iddia kumkuması iken, ölüm ispatın tarifi. Hayat telaşenin canlı filmi ise ölüm sükûnetin resmi. Söylenecek ne çok tarif varken benim aklıma gelenler bunlardı işte. Bence hayatı idrak ölümü doğru anlamakla birebir alakalı. Ancak yaşayanlar ölecektir öyle değil mi?
Günümüzde Müslümanlar üç hastalıkla sınav halindedir. Bunlar; devletçilik, milliyetçilik (ulusçuluk) ve pragmatizmdir. İslâmi düşünce ile örtüşmeyen bu üç özellik Müslümanların kimlik bunalımı yaşamalarının en önemli nedenidir belki de. Çünkü Müslümanların pek çok ilişki biçimi devletçi, milliyetçi ve pragmatist zihin dünyasının etkisi altındadır. İslâmi kesimin kültürel kodlarını esareti altına alan bu üç hastalık seküler değerler manzumesi …
İmtihanı Kavramlarıyla da Kazanmak
Sınav, sınanma, imtihandan geçme… Fitne, bela, musibet…
İlahi gayeli ve beşer kaynaklı sınav…
Allah kesin sınar (Mu’minûn, 30), zira öncekiler sınanmıştır, sonrakiler de sınanacaktır ki doğrucular ve yalancılar ortaya çıksın. (Ankebût, 3) Ölüm de hayat gibi, insanların iyi amel pratiğini ortaya koymada insanın yüzleştiği beladır. (Mülk, 2) “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ, 35)
İnsan beşerle sınanır çünkü birey, toplumun bir parçası olarak toplumun her halinden iyi veya kötü bir şekilde nasiplenmektedir. Yeryüzü halifeliği gereği beşerle sınanma kaçınılmazdır. Yeryüzünün imarı sınavı, içinde insan unsuru bulunan bir sınavdır. Takva ve zaaf toplumsal hayattan kopuk değildir.
Farkındalık gerçekleştiğinde insanı; bilgi, bilinç ve direngenlik canlı tutar. Sınav bilincindeki insan, daha dinamik ve devinim sahibidir. Aksi durumda insan sınavdan uzak değildir lakin sınavın farkına varamadığından her şey ayağının altından kayıp gitmektedir.
Sınanmak kaçınılmazdır.
Bireyler gibi toplumlar da sınanır. Allah, bireyi ve toplumu varlık, yokluk, maldan ve candan eksiltme ile zaten dener.
Sınavlar, kendileriyle tanımlanan kavramlar üzerinden kazanılır veya kaybedilir.
Sınavın kavramlarında anlam kaybı yaşamak kadar büyük tehlike olamaz.
Sınav…
İnsanın fitneyle yüzleşmesi!
Fitneden geçirilince şükretmeyen akıl sahipleri, F-T-N kökünden gelen sağlam olanın çürükten ayrılmasını idrak edemezler. (Not: Kavramlar için İsfahânî’ye bakılabilir) “Allah’ım ne yaptık da bu fitne başımıza yağdı!” aşamasından öteye geçemezler. Buradaki anlam kaybı ile iradesini kavi kılma fırsatından mahrum kalırlar. Toplum da nitelik ve nicelik açısından gelişemez doğal olarak.
Belalar yağar etrafına… Denenmekte, sıkıntılara saplanmakta, bitap düşmekte… İnsan panikleyince kendisi için “Mü’minler için güzel bir sınanmadan geçmeyi …” (Enfâl, 17) fırsata dönüştüremez. Hatırlayalım ki Hz. İbrahim, oğlu İsmail ile sınanmaktadır. Açık bela (Sâffât, 106). Bir de bakıyoruz ki bela, hayırlı sonuçları da açık olan belaya evrilmiş.
Bela süreci doğru geçilmiş… “Ne de olsa bir rüyadır gördüğümüz.” diye sınav değersizleştirilmemiş.
Sadakatle uyulmuş emre…
Zaten sınavın kiminden veya kimi belalardan rüyadaymışsın gibi geçilir. Bir uyanırsın ki iş işten geçivermiş!
Müsibet(ler)…
S-V-B den gelmekte. İçinde “sevab” da gizlenmiş bulunan “isabet” edici…
Şer yüzünün altında hayır gizlenmiş reel…
Sınavdan geçmenin çok boyutlu bir hadise olduğunu ve sınavla alâkalı kavramların bireysel, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik yönleri bulunduğunu gözlemleyebiliyoruz.
Sınavı teorik de bilmek… Değişik bir ifadeyle sınav ve türevlerinden geçerken hissedebilmek!
Bireysel veya toplumsal bir tür değişim olacağını kestirmek… İmtihan üzerinden seyredecek değişimin kanunlara (Sünnetullah) tâbi olacağını görebilmek…
Sınavın belirtilerini doğru okumak. Uzaklaştığı fıtratın, kaçtığı sorumluluğun, saplandığı inkârın, çevresinde olan mizanı-dengeyi bozmadaki sancının belirtilerini zamanında hissetmek. Sinir uçları henüz sağlamken hissetmek! Uyarıların sinyal verdiğini, uyarılacak duruma gelmeye başladığını erken evrede algılayabilmek… Kendisine vesvese veren saptırıcıların onu duyarsızlaştırdığını göremezse imandan sonraki fısk üzerinden küfre yol alacak… Sinir uçlarından gelen ileti körelmeden harekete geçmesi lazım! Arada kalmak tehlikeli! Sınav rahmete vesile olacakken, üzerine çöreklenen kötülük alışılabilir duruma, tolere edilebilir duruma gelmeden uyanmak! Sınav sürecinde saflar netleşiyorken kurtulanların safında kalmak için hamle yapmak! Hamle fırsatı henüz geçmemişken…
Sınav esasen hiç kimseyi kenarda tutmayan gerçeklikken, safları netleştirmeye zorlar. Allah, birey veya toplumun belirsiz şekilsizliğini arzulamaz. Arada kalmak, bir kararsızlık hali olarak, Sünnetullah ile örtüşmez.
Sonuçta sınav ya kazanılır veya kaybedilir. Müslüman kazanmışsa sınavını, yaşadığı sıkıntıları huzura ve hidayete evrilmiştir. Sünnetullahın merhamet yüzü kendilerine gülümsemiştir. Gelelim kaybedenlere… Merhametten yoksun bir zulüm hâkimdir. Bireyin ve toplumun bünyesinde zulüm şiddetini derinleştirmiştir. Bu halleriyle sınavını veren Müslümanlar için de bir süre daha sınav olmaya devam ederler ama o da biter…
Sabredenler kesin kazanır!
Sınavın şiddeti ne olursa olsun sabredenler kazanacaktır.
Bireysel veya toplumsal direnç onları canlı tutar çünkü…
“Bir haksızlığa uğradıkları zaman yardımlaşırlar.” (Şûrâ, 39)
Yardımlaşma, sınavın ağır yükünü omuzlara dağıtır. Yardımlaşma, sınavın her türlüsüne karşı tecrübe paylaşımı demektir. Sınavda “öne geçenler” diğerlerine örnek olur.
“Onlara öyle bir hâl gelip çatmış ve öyle sarsılmışlardı ki, iman edenler Resulleriyle birlikte neredeyse ‘Nerede kaldı Allah’ın yardımı?!’ demenin eşiğine gelmişlerdi.” (Bakara, 214)
“…Kavminin (İbrâhim’e) cevabı, “Onu öldürün ya da yakın!” demekten ibaret oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. İşte bunda inanan bir topluluk için ayetler vardır.” (Ankebût, 24)
Sınav istenmeyen bir musibet olarak gelip çattığında, ateşten kurtulmak için fırsata dönüşür. Bu tamamen bireysel ve toplumsal direnç ve dayanışmanın sağlam referanslar ışığındaki kararlılığına bağlıdır.
Selam ve dua ile…
Yazar
1966 yılında Kahta’da doğdu. 1992 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Türkiye’nin farklı illerinde hekimlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Malatya Tabip Odası başkanlığı görevini yürüttü. Türk Kızılay Malatya Şube Başkanlığı yaptığı dönemde Afrika’nın farklı ülkelerinde çeşitli projelerde koordinatör olarak görev aldı.
Mesleğinin yanı sıra edebiyatla da ilgilenen yazar; çalışmalarında siyaset, toplumsal adalet, dostluk, değerler ve ahlak temalarını işlemektedir. Siyaset Bilimi alanında yüksek lisans eğitimini tamamlayan Yalçın, hâlen İnönü Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir.
Malatya’da hekimlik görevine devam eden Ali Yalçın, evli ve üç çocuk babasıdır.
Eserleri arasında; Su Sohbetleri (deneme, Nida Dergisi Yayınları), Mamılo’nun Kürekleri (roman, Bilsam Yayınları), Muhtar (roman, Bilsam Yayınları), Fetret (hikâyeler, Çıra Yayınları) ve Rüya İşçileri (roman, AZ Yayıncılık) bulunmaktadır.
İlgili Yazılar
Kim Yolcu Değil Ki Bu Dünyada?
Geçici bir konaklama yeridir dünya. Ölüm ile sona erecek değildir hayat. Bu dünyada mukim değil yolcudur insan. Ahiret yurduna alınan bir davettir insanın dünyaya gelişi. Asıl olan, kalıcı olan yerdir. Kalıcı olan yer ise ahiret yurdudur.
Bir “Çocuk ve Aile Dergisi” Çıkarma Serüveni
Düşünüyoruz… Bir dergi olsa diyoruz; bütün aileyi kapsayacak, her yaş grubu çocuğa hitap edebilecek, anne babaların da sahiplenebileceği, okuyup okutabilecekleri, eğitici, öğretici, eğlendirici.
Biz mi çıkarsak diyoruz sonra. Ama nasıl? Gücümüz yeter mi? Öncelikle en azından beş sayıyı hazırlamalıyız ki devamının gelip gelmeyeceğini görelim. Deniyoruz ve olabileceğini görüyoruz. Adını da “Adak Çocuk” koyuyoruz dergimizin, hak yola adanmış nesillere bir dua niyetine.
Her ay içerik hazırlama, bilgisayarda temize geçirme, ressama verme, metin ve resimlerin uyumu için kontrol ve düzeltme, renk ayırımına götürme, matbaaya gönderme, heyecanla dergilerin baskıdan gelmesini bekleme, dergiler evin kapısına geldiğinde “acaba bir hata var mı” endişesiyle daha kapıdan içeri almadan göz gezdirme…
Mektup VII
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
Mektup VIII
Hayat ne kadar gürültülüyse, ölüm o kadar sessiz. Hayat ne kadar teslim almaya gayreti zorluyorsa, ölüm teslim olmanın adresi. Hayat sahip olma telaşesi iken, ölüm vazgeçişin belgesi. Hayat iddia kumkuması iken, ölüm ispatın tarifi. Hayat telaşenin canlı filmi ise ölüm sükûnetin resmi. Söylenecek ne çok tarif varken benim aklıma gelenler bunlardı işte. Bence hayatı idrak ölümü doğru anlamakla birebir alakalı. Ancak yaşayanlar ölecektir öyle değil mi?
İlkesizlik ve Pragmatik Savrulmalar
Günümüzde Müslümanlar üç hastalıkla sınav halindedir. Bunlar; devletçilik, milliyetçilik (ulusçuluk) ve pragmatizmdir. İslâmi düşünce ile örtüşmeyen bu üç özellik Müslümanların kimlik bunalımı yaşamalarının en önemli nedenidir belki de. Çünkü Müslümanların pek çok ilişki biçimi devletçi, milliyetçi ve pragmatist zihin dünyasının etkisi altındadır. İslâmi kesimin kültürel kodlarını esareti altına alan bu üç hastalık seküler değerler manzumesi …