Türk Dil Kurumu sözlüğünde ‘kitle’: “1) Bir yerde toplanmış, bir araya gelmiş insan topluluğu, kütle. 2) Belirli işleviyle özellik gösteren büyük insan kalabalığı, kütle.”[1] olarak tanımlanmaktadır. Kitle kavramına verilen tanımlamalara bakıldığında ‘belirli bir amaçla bir araya ge(tiri)lmiş ve amacına matuf bir işlevi olan insan topluluğu’ olarak kapsayıcı bir tanım yapmak mümkündür.
Kitle kavramına verilen birinci tanımda kitleyi meydana getiren insanların kendi isteklerinin ön planda ve belirleyici olduğu vurgusu hâkim olsa da ikinci tanımda belirleyen olmaktan ziyade belirlenen kalabalıklardan söz edildiğini ifade etmek mümkündür. Günümüzdeki insan topluluklarını baz alacak olursak ikinci tanımın realiteyle daha iyi örtüştüğünü söyleyebiliriz. Tüm bunlarla birlikte Kitlelerin Psikolojisi üzerine çalışan Le Bon, kitlelerin oluşumu için şunları söylemektedir: “Bilinçli kişilik ortadan silinir, bütün bu birleşmiş fertlerin düşünceleri ve duyguları tek bir tarafa yönelir. Şüphesiz geçici, fakat pek açık özellikler gösteren bir kolektif bilinç oluşur. Kolektiftik o zaman, daha iyi bir ifade bulamadığım için ‘oluşmuş bir kitle’, başka bir söyleyişle ‘psikolojik bir kitle’ diyeceğim şey olur. Kitle bir tek varlık hâline gelir ve ‘Kitlelerdeki zihniyetin tekleşmesi kanunu’na uyar.”[2] Le Bon’un söylediklerinden hareketle kitle; zihniyeti tekleşen, düşünmeyi, sorgulamayı, araştırmayı bırakarak sürü (kitle) psikolojisine adapte olan topluluklar anlamında kullanılabilir.
Batı’nın Doğu’ya ve daha özelinde ise Müslümanlara yönelik bakışını oluşturan oryantalizmin tezlerini üretirken hangi ‘akademik akl’ı nasıl kurduğu ve bu akademik aklın nasıl kendi cemaatini yaratarak bir ‘oryantalizm skolastisizmi’ oluşturduğunun tahlil edilmesi ve incelenmesi gerekmektedir.
Tıp üzerine yapılan çalışmalar genelde meslekten tıpçı araştırmacılar tarafından yapılagelmiştir. Bir alanda uzman kişilerin kendi alanları üzerine araştırmalarda bulunması, metinler kaleme alması ve söylemsel bir alan oluşturmasından daha doğal ne olabilir ki!
İnsanoğlu tarih boyunca kendisi üzerine düşünmüş ve “insan” tanımlamaları yapmıştır. ”İnsan konuşan bir canlıdır” demiş eski bir Yunan düşünürü. Yine Eski Ahitte de “Önce söz vardı” ifadesi geçer. Konuşmak ya da söz, uzun yıllar insanın ayırıcı vasfı olarak kabul edilmiştir.
Âdem’in iki oğlu arasında gerçekleşen durum detaya inildiğinde iki açıdan çok önemlidir. Birincisi,insanlık tarihinde ilk kez yasak olan; yani insan fıtratına aykırı olan, insanın yaratılış amacına aykırı olan bir eylem gerçekleşmiş oldu.Bu, kötülüğün, yanlışlığın tohumunun yeryüzüne atılışıydı; dosdoğru olan gidişattan ayrılıştı. İkincisi ve daha da önemlisi ise yanlış ve dolayısıyla yasak olan bu eylem bir şeylerle gerekçelendirilip meşrulaştırılmaya çalışıldı.Sonraki tüm kötülüklerin, zulümlerin, haksızlıkların, ahlaksızlıkların, yanlışlıkların ilk tohumunu insanlık toprağına atan Kabil,kendince yaptığı yanlışı meşrulaştırmıştı.
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.
Kitle, İktidar ve Eğitim Üzerine Mülahazalar
‘Kitle’nin Oluşumu ve Doğası
Türk Dil Kurumu sözlüğünde ‘kitle’: “1) Bir yerde toplanmış, bir araya gelmiş insan topluluğu, kütle. 2) Belirli işleviyle özellik gösteren büyük insan kalabalığı, kütle.”[1] olarak tanımlanmaktadır. Kitle kavramına verilen tanımlamalara bakıldığında ‘belirli bir amaçla bir araya ge(tiri)lmiş ve amacına matuf bir işlevi olan insan topluluğu’ olarak kapsayıcı bir tanım yapmak mümkündür.
Kitle kavramına verilen birinci tanımda kitleyi meydana getiren insanların kendi isteklerinin ön planda ve belirleyici olduğu vurgusu hâkim olsa da ikinci tanımda belirleyen olmaktan ziyade belirlenen kalabalıklardan söz edildiğini ifade etmek mümkündür. Günümüzdeki insan topluluklarını baz alacak olursak ikinci tanımın realiteyle daha iyi örtüştüğünü söyleyebiliriz. Tüm bunlarla birlikte Kitlelerin Psikolojisi üzerine çalışan Le Bon, kitlelerin oluşumu için şunları söylemektedir: “Bilinçli kişilik ortadan silinir, bütün bu birleşmiş fertlerin düşünceleri ve duyguları tek bir tarafa yönelir. Şüphesiz geçici, fakat pek açık özellikler gösteren bir kolektif bilinç oluşur. Kolektiftik o zaman, daha iyi bir ifade bulamadığım için ‘oluşmuş bir kitle’, başka bir söyleyişle ‘psikolojik bir kitle’ diyeceğim şey olur. Kitle bir tek varlık hâline gelir ve ‘Kitlelerdeki zihniyetin tekleşmesi kanunu’na uyar.”[2] Le Bon’un söylediklerinden hareketle kitle; zihniyeti tekleşen, düşünmeyi, sorgulamayı, araştırmayı bırakarak sürü (kitle) psikolojisine adapte olan topluluklar anlamında kullanılabilir.
Bu yazının devamı 192. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
192. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
İslam Felsefesi Tarihinin Bir Düşüncesizlik Çalışması Olarak Oryantalist Yazımı
Batı’nın Doğu’ya ve daha özelinde ise Müslümanlara yönelik bakışını oluşturan oryantalizmin tezlerini üretirken hangi ‘akademik akl’ı nasıl kurduğu ve bu akademik aklın nasıl kendi cemaatini yaratarak bir ‘oryantalizm skolastisizmi’ oluşturduğunun tahlil edilmesi ve incelenmesi gerekmektedir.
Tıbbi Epistemolojinin Teolojik ‘Acı’dan Kopuşu ve Bedensel ‘Ağrı’nın Sekülerleşmesi
Tıp üzerine yapılan çalışmalar genelde meslekten tıpçı araştırmacılar tarafından yapılagelmiştir. Bir alanda uzman kişilerin kendi alanları üzerine araştırmalarda bulunması, metinler kaleme alması ve söylemsel bir alan oluşturmasından daha doğal ne olabilir ki!
İnsan Kekeleyen Tek Hayvandır
İnsanoğlu tarih boyunca kendisi üzerine düşünmüş ve “insan” tanımlamaları yapmıştır. ”İnsan konuşan bir canlıdır” demiş eski bir Yunan düşünürü. Yine Eski Ahitte de “Önce söz vardı” ifadesi geçer. Konuşmak ya da söz, uzun yıllar insanın ayırıcı vasfı olarak kabul edilmiştir.
İnsan ve İslam
Âdem’in iki oğlu arasında gerçekleşen durum detaya inildiğinde iki açıdan çok önemlidir. Birincisi,insanlık tarihinde ilk kez yasak olan; yani insan fıtratına aykırı olan, insanın yaratılış amacına aykırı olan bir eylem gerçekleşmiş oldu.Bu, kötülüğün, yanlışlığın tohumunun yeryüzüne atılışıydı; dosdoğru olan gidişattan ayrılıştı. İkincisi ve daha da önemlisi ise yanlış ve dolayısıyla yasak olan bu eylem bir şeylerle gerekçelendirilip meşrulaştırılmaya çalışıldı.Sonraki tüm kötülüklerin, zulümlerin, haksızlıkların, ahlaksızlıkların, yanlışlıkların ilk tohumunu insanlık toprağına atan Kabil,kendince yaptığı yanlışı meşrulaştırmıştı.
Ahlakın Eleştirisi ya da Eleştiri Ahlakı
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.
Alışverişe devam et