Geçinmek, insanın kendisi ve dış dünya ile kurduğu bağın niteliğine gönderme yapar.
İç âlemin bütünlüğünü korumak hiç de öyle kolay değildir. İnsanın kendi ihtiyaçlarını, arzularını, hayallerini anlama ve tanıma yolculuğu, geçmiş ve gelecek algısını düzenleme becerisi kişinin dış dünya ile bağını oluşturur.
“Kişinin iç ve dış dünya ile kurduğu ilişkinin niteliğini belirleyen kaynak nedir?” sorusu, bilimsel çalışmaların sorularından biridir. Bağlanma kuramı bu noktada kişinin ilişki yapılarını açıklayan bağlanma örüntülerinden bahseder. Bireyin erken dönem ilişkilerini, ergenin iç ve dış çevreye uyumunu, yetişkinlerin özel ve sosyal ilişkilerinin temelini bağlanma stilleriyle açıklar.
Bugün bireyin kendi iç dünyasındaki çalkantıları, olumsuz düşünme biçimleri, kişilik sorunları, çeşitli psikopatolojik sorunları, ilişki sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Bazı vaka araştırmalarında da görüldüğü üzere patolojinin doğuşuna neden olan bir süreç gözlemlenmiştir. Bunlardan biri sağlıklı gelişimin önemli yapı taşı olan ebeveynle -çocuk arasındaki güvenli sevgi bağıdır. Bu güven bağının kurulamaması ya da zedelenmesi durumunda çocuğun tüm yaşamını etkileyecek davranış sorunları meydana gelecektir.
Bireyin kendi dışındakileri anlama becerisi, empati kurma yetisi, çevresiyle kurduğu ilişki dinamiği, geçinmek kavramının temelini oluşturur. Bir yetişkinin kendini kabul ve anlama aşamasından sonra bir diğerini kabul ve anlama aşaması gerçekleşebilir. Kendi iç çatışmalarında düzenleme yapamayan bir bireyin uzun süreli ilişkileri yönetebilmesi ve geçinme düzlemi kurabilmesi çok zordur.
Bağlanma, insan gelişimi ve değişimi içerisinde önemli yeri olan bir kavramdır. Doğum ile birlikte bakım veren kişi ve çocuk arasında başlayan bu süreç, bireyin fiziksel, duygusal, bilişsel, ilişkisel düzenlemelerine bütün bir yaşam boyunca etki etmektedir (Morsünbül ve Çok, 2011; Arslan, 2008). Ergenlerin erken dönem bağlanma stillerine bağlı olarak ebeveyn ve arkadaş ilişkilerinin kalitesinin ve özelliklerinin şekil aldığı görülmektedir. Ainsworth bebeklerin bağlanma nesnesi ile bağı sürdürmeye yönelik güvenli ve güvensiz olmak üzere iki tür bağlanma stili geliştirdiklerini öne sürmektedir. Bu bağlanma özellikleri şema oluşturucu niteliktedir (Eder, 1997’den akt. Tüzen ve Sayar, 2006). Aynı zamanda bu erken dönem şemaları, yetişkinlikte olduğu gibi ergenlikte de kişinin yaşamını etkilemektedir. Bireyin bağlanma biçimi, onun zihinsel süreçlerini, kişilerarası ilişkilerini, duygusal durumunu şekillendirmektedir.
Ebeveynlerin olumsuz ruhsal sağlık öyküleri, çoğu zaman bebeğin yetersiz bakım ve olumsuz bağlanma süreciyle beraber, yetişkinlik döneminde de olumsuz etkisini sürdürmektedir. Özellikle depresyon, yetersizlik, sorunlarla başa çıkamama, anksiyete, kişilik bozuklukları, madde kullanımına kadar varan sorunların bağlanma bozuklukları ile ilişkisinden söz edilebilir (Keskin ve Çam, 2008; Sümer vd, 2009; Kesebir, Kavzoğlu ve Üstündağ, 2011).
Çocuk ve ergenlerde çok görülen bağlanma bozukluklarının psikiyatrik sorunları da beraberinde getirdiği; ciddi bağlanma problemlerinin sonucu olarak gözlenmektedir.
Hazan ve Shaver (1987) tarafından romantik ilişkiler ile alâkalı olarak yapılan bu çalışmada romantik ilişkilerin geçmiş bağlanma örüntülerinin etkisinde kalan bir bağlanma süreci olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan çalışmalar neticesinde güvenli bağlanmış kişilerin romantik ilişkilerini mutlu, her iki tarafın da güven duyduğu, dostça bir şekilde yaşadıkları gözlemlenirken; kaygılı kararsız bağlanmış kişilerin ilişkilerinde kıskançlığın olduğu, gel-git’li duyguların yaşandığı, yalnızca karşılıklı isteklerin olduğu; kaçıngan bağlanmış kişilerin ilişkilerinde ise yakınlık korkusu yaşanan bir sürecin ifade edildiği gözlemlenmiştir. Levy ve Davis (1988) tarafından yapılan bir başka çalışmada da güvenli bağlanma stilinin pozitif ilişki özelliği ile ilişkilendirildiği ortaya konulmuştur. Bununla birlikte kaçıngan bağlanma stilinin yaşanan ilişki üzerinde tatmin olmama ve yakınlık oluşumunda sorunlar, karışık bağlanma stilinin ise olumsuz ilişki karakteri ile ilişkilendirildiği ifade edilmiştir.
Geçinmeyi kişinin kendi ve kendi dışındakilerle tatmin edici ilişkiler kurabilmesi ve sağlıklı davranış örüntüleri oluşturabilmesi olarak değerlendirirsek, bu sürecin temelini erken dönem yaşantılarına bağlayabiliriz.
Boşanmaların geçimsizlik sebebiyle gerçekleştiği vakaların olumsuz sonuçlarına baktığımızda bu konunun toplumsal bir sorun olması dolayısıyla önemini daha da arttıracaktır.
Özen (1998), eşler arası çatışma ve boşanmanın çocukların uyum ve davranış problemleri üzerindeki rollerini inceleyen araştırmasında, çatışmalı ve boşanmış aile çocuklarının psikolojik problem düzeyleri ve kaygı düzeyleri açısından çatışmasızlara göre daha yüksek olduğunu, kız çocuklarının erkeklere göre kaygı düzeylerinin daha fazla olduğunu ve çocukların algıladıkları sosyal destekteki artış ile depresyon ve kaygı düzeylerinde azalma olduğunu, anne baba arasındaki uyumun azalması ile çocukların uyum problemlerinin artmasında anlamlı bir rolü olduğunu bulgulamıştır.
Sağlıklı bir aile ortamında yetişen çocuğun olumlu davranış biçimi üretebilmesi ve kritik zamanlarda olumsuz davranış biçimlerini değiştirebilme yetisini kazanması daha kolaydır. Kendi içinde bir uyum süreci gerçekleştirebilen bireyin dış dünya ile kuracağı ilişki biçimi de tatmin edicidir. Geçinmenin temelini erken dönem yaşantılarına bağlayan araştırmalar ebeveyn çocuk ilişkisinin önemine dikkat çekmektedir.
Geçinmek akıl işidir sözünden esinlenerek, yetişkinin üzerine düşen sorumlulukları inanç noktasında da değerlendirilebilir.
Bir insan inancının gereği nazik ve terbiyeli bir insandır. Her zaman yumuşak huylu, ağırbaşlı ve vakarlı kimsedir. Başkaları hakkında kötü düşünmeyen, konuşma ve davranışlarında edepli olan, kaba ve kötü olmayan, kendi kusurunu araştırmaktan başkasının kusurunu araştırmaya zaman bulamayandır. ”Mü’min başkalarıyla güzel geçinen ve kendisiyle geçinilen kimsedir. Başkaları ile iyi geçinmeyen ve kendisiyle muhabbet edilip dostluk kurulamayan kimsede hayır yoktur.
“Sözün tam anlamıyla bu sayede geçinip gidiyordu.” (Murathan Mungan)
Hayatın anlamlı olması, başkalarınca anlamlı görülmesi için ne yapmak gerekiyor? İyi bir iş; gül yetiştiriciliği olur mu mesela, hatta kaygı gidericiliği, belki de tebessüm dağıtıcılığı kim bilir! İyi bir ev; ilk eşyasının sürekli ertelendiği, duvarları sevgi geçirgeni, nefret sızdırmaz bir alan mı kastettiğiniz? İyi bir eş; gerçeklerdeki ayrı düşüşün umursanmadığı, hayallerin birlikte kurulduğu, kendini ondan bildiğin, kendisini ona bildirdiğin bir artı bir eşittir bir kişilik birliktelik… Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?..
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Bazen bir filmin mesajını tamamen anladığımızı sanırız, oysa bu o kadar basit olamayabilir. Edward Said’in de belirttiği gibi bir metindeki örtük anlam her zaman açığa çıkarılmaz, okuyucuya ya da izleyiciye o konuda kesin bir bilgi verilmez. Çoğu zaman onu bulup çıkarmak, deşifre etmek gerekir. Anlamı oluşturan söylemler, çeşitli katmanlar arasına gizlendiği için derinlikli bir bakış açısı ve eleştirel bir analizle meseleyi değerlendirmek icap edebilir.
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
Geçinmek Kavramı ve Bağlanma
Geçinmek, insanın kendisi ve dış dünya ile kurduğu bağın niteliğine gönderme yapar.
İç âlemin bütünlüğünü korumak hiç de öyle kolay değildir. İnsanın kendi ihtiyaçlarını, arzularını, hayallerini anlama ve tanıma yolculuğu, geçmiş ve gelecek algısını düzenleme becerisi kişinin dış dünya ile bağını oluşturur.
“Kişinin iç ve dış dünya ile kurduğu ilişkinin niteliğini belirleyen kaynak nedir?” sorusu, bilimsel çalışmaların sorularından biridir. Bağlanma kuramı bu noktada kişinin ilişki yapılarını açıklayan bağlanma örüntülerinden bahseder. Bireyin erken dönem ilişkilerini, ergenin iç ve dış çevreye uyumunu, yetişkinlerin özel ve sosyal ilişkilerinin temelini bağlanma stilleriyle açıklar.
Bugün bireyin kendi iç dünyasındaki çalkantıları, olumsuz düşünme biçimleri, kişilik sorunları, çeşitli psikopatolojik sorunları, ilişki sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Bazı vaka araştırmalarında da görüldüğü üzere patolojinin doğuşuna neden olan bir süreç gözlemlenmiştir. Bunlardan biri sağlıklı gelişimin önemli yapı taşı olan ebeveynle -çocuk arasındaki güvenli sevgi bağıdır. Bu güven bağının kurulamaması ya da zedelenmesi durumunda çocuğun tüm yaşamını etkileyecek davranış sorunları meydana gelecektir.
Bireyin kendi dışındakileri anlama becerisi, empati kurma yetisi, çevresiyle kurduğu ilişki dinamiği, geçinmek kavramının temelini oluşturur. Bir yetişkinin kendini kabul ve anlama aşamasından sonra bir diğerini kabul ve anlama aşaması gerçekleşebilir. Kendi iç çatışmalarında düzenleme yapamayan bir bireyin uzun süreli ilişkileri yönetebilmesi ve geçinme düzlemi kurabilmesi çok zordur.
Bağlanma, insan gelişimi ve değişimi içerisinde önemli yeri olan bir kavramdır. Doğum ile birlikte bakım veren kişi ve çocuk arasında başlayan bu süreç, bireyin fiziksel, duygusal, bilişsel, ilişkisel düzenlemelerine bütün bir yaşam boyunca etki etmektedir (Morsünbül ve Çok, 2011; Arslan, 2008). Ergenlerin erken dönem bağlanma stillerine bağlı olarak ebeveyn ve arkadaş ilişkilerinin kalitesinin ve özelliklerinin şekil aldığı görülmektedir. Ainsworth bebeklerin bağlanma nesnesi ile bağı sürdürmeye yönelik güvenli ve güvensiz olmak üzere iki tür bağlanma stili geliştirdiklerini öne sürmektedir. Bu bağlanma özellikleri şema oluşturucu niteliktedir (Eder, 1997’den akt. Tüzen ve Sayar, 2006). Aynı zamanda bu erken dönem şemaları, yetişkinlikte olduğu gibi ergenlikte de kişinin yaşamını etkilemektedir. Bireyin bağlanma biçimi, onun zihinsel süreçlerini, kişilerarası ilişkilerini, duygusal durumunu şekillendirmektedir.
Ebeveynlerin olumsuz ruhsal sağlık öyküleri, çoğu zaman bebeğin yetersiz bakım ve olumsuz bağlanma süreciyle beraber, yetişkinlik döneminde de olumsuz etkisini sürdürmektedir. Özellikle depresyon, yetersizlik, sorunlarla başa çıkamama, anksiyete, kişilik bozuklukları, madde kullanımına kadar varan sorunların bağlanma bozuklukları ile ilişkisinden söz edilebilir (Keskin ve Çam, 2008; Sümer vd, 2009; Kesebir, Kavzoğlu ve Üstündağ, 2011).
Çocuk ve ergenlerde çok görülen bağlanma bozukluklarının psikiyatrik sorunları da beraberinde getirdiği; ciddi bağlanma problemlerinin sonucu olarak gözlenmektedir.
Hazan ve Shaver (1987) tarafından romantik ilişkiler ile alâkalı olarak yapılan bu çalışmada romantik ilişkilerin geçmiş bağlanma örüntülerinin etkisinde kalan bir bağlanma süreci olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan çalışmalar neticesinde güvenli bağlanmış kişilerin romantik ilişkilerini mutlu, her iki tarafın da güven duyduğu, dostça bir şekilde yaşadıkları gözlemlenirken; kaygılı kararsız bağlanmış kişilerin ilişkilerinde kıskançlığın olduğu, gel-git’li duyguların yaşandığı, yalnızca karşılıklı isteklerin olduğu; kaçıngan bağlanmış kişilerin ilişkilerinde ise yakınlık korkusu yaşanan bir sürecin ifade edildiği gözlemlenmiştir. Levy ve Davis (1988) tarafından yapılan bir başka çalışmada da güvenli bağlanma stilinin pozitif ilişki özelliği ile ilişkilendirildiği ortaya konulmuştur. Bununla birlikte kaçıngan bağlanma stilinin yaşanan ilişki üzerinde tatmin olmama ve yakınlık oluşumunda sorunlar, karışık bağlanma stilinin ise olumsuz ilişki karakteri ile ilişkilendirildiği ifade edilmiştir.
Boşanmaların geçimsizlik sebebiyle gerçekleştiği vakaların olumsuz sonuçlarına baktığımızda bu konunun toplumsal bir sorun olması dolayısıyla önemini daha da arttıracaktır.
Özen (1998), eşler arası çatışma ve boşanmanın çocukların uyum ve davranış problemleri üzerindeki rollerini inceleyen araştırmasında, çatışmalı ve boşanmış aile çocuklarının psikolojik problem düzeyleri ve kaygı düzeyleri açısından çatışmasızlara göre daha yüksek olduğunu, kız çocuklarının erkeklere göre kaygı düzeylerinin daha fazla olduğunu ve çocukların algıladıkları sosyal destekteki artış ile depresyon ve kaygı düzeylerinde azalma olduğunu, anne baba arasındaki uyumun azalması ile çocukların uyum problemlerinin artmasında anlamlı bir rolü olduğunu bulgulamıştır.
Sağlıklı bir aile ortamında yetişen çocuğun olumlu davranış biçimi üretebilmesi ve kritik zamanlarda olumsuz davranış biçimlerini değiştirebilme yetisini kazanması daha kolaydır. Kendi içinde bir uyum süreci gerçekleştirebilen bireyin dış dünya ile kuracağı ilişki biçimi de tatmin edicidir. Geçinmenin temelini erken dönem yaşantılarına bağlayan araştırmalar ebeveyn çocuk ilişkisinin önemine dikkat çekmektedir.
Geçinmek akıl işidir sözünden esinlenerek, yetişkinin üzerine düşen sorumlulukları inanç noktasında da değerlendirilebilir.
Bir insan inancının gereği nazik ve terbiyeli bir insandır. Her zaman yumuşak huylu, ağırbaşlı ve vakarlı kimsedir. Başkaları hakkında kötü düşünmeyen, konuşma ve davranışlarında edepli olan, kaba ve kötü olmayan, kendi kusurunu araştırmaktan başkasının kusurunu araştırmaya zaman bulamayandır. ”Mü’min başkalarıyla güzel geçinen ve kendisiyle geçinilen kimsedir. Başkaları ile iyi geçinmeyen ve kendisiyle muhabbet edilip dostluk kurulamayan kimsede hayır yoktur.
“Sözün tam anlamıyla bu sayede geçinip gidiyordu.” (Murathan Mungan)
Yazar
İlgili Yazılar
Anlam Dolu Hayatın Harika Anları: Jacominus’nün Hayırlı Ömrü
Hayatın anlamlı olması, başkalarınca anlamlı görülmesi için ne yapmak gerekiyor? İyi bir iş; gül yetiştiriciliği olur mu mesela, hatta kaygı gidericiliği, belki de tebessüm dağıtıcılığı kim bilir! İyi bir ev; ilk eşyasının sürekli ertelendiği, duvarları sevgi geçirgeni, nefret sızdırmaz bir alan mı kastettiğiniz? İyi bir eş; gerçeklerdeki ayrı düşüşün umursanmadığı, hayallerin birlikte kurulduğu, kendini ondan bildiğin, kendisini ona bildirdiğin bir artı bir eşittir bir kişilik birliktelik… Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?..
Şiir Hukuku
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Uçurtma Avcısı’nda Av Ve Avcılar
Bazen bir filmin mesajını tamamen anladığımızı sanırız, oysa bu o kadar basit olamayabilir. Edward Said’in de belirttiği gibi bir metindeki örtük anlam her zaman açığa çıkarılmaz, okuyucuya ya da izleyiciye o konuda kesin bir bilgi verilmez. Çoğu zaman onu bulup çıkarmak, deşifre etmek gerekir. Anlamı oluşturan söylemler, çeşitli katmanlar arasına gizlendiği için derinlikli bir bakış açısı ve eleştirel bir analizle meseleyi değerlendirmek icap edebilir.
Hacı Kardaşlarıma
Hoş geldin Kâbe’den ey mü’min kardaş
İnşallah haccınız dev bendler gibi
Arzın her yanından bulup bir haldaş
Elele verdiniz bülendler gibi
Lebbeyk allahümme lebbeyk nidası
Göğü inletmiştir tekbir sedası
Kalbine dolduysa dava ihlâsı
Hazlısın olsan da sur-bendler gibi
Harem-i Şerif’te tek saf oldunuz
Kimbilir o anda ne hoş kuldunuz
Eve dönünce de öyle olunuz
Necatı ‘birlik’te görenler gibi
Derin Uykular
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.