Hayat büyük bir devinim ve hareket üzerine kurulmuştur. Dünyadaki her şeyin bir amacı olduğu gibi bir hareket ve ivmesi de vardır. Tabiatta hiçbir şey atıl durmaz ve duramaz. Durduğu an zaten bozulma ve yıkım başlar. Çünkü yaratılışın doğasında gayret, hareket ve üretkenlik vardır. Ne zaman ki bu hareket ve üretkenlik sekteye uğrar, insanlığın yıkımı da o gün başlar.
İnsan kendi doğasının dışına çıkıp atalete boyun eğdi mi; hem fiziksel hem de zihinsel olarak sorunlar yaşamaya başlıyor. Kendini korunaklı gördüğü konfor kafesine koyup oradan da kendine yettiği düşüncesiyle hayatını idame etmeye başlayınca; hayatın zorluklarıyla temas etmediği için daha mutlu olacağı zehabına kapılıyor. Ama dünya hayatı ve insanın doğası maalesef bu halde ne mutluluğu ne de huzuru buluyor. Çünkü “Hayat konforun bittiği yerde başlar.” denilir. Ve bugünün insanı bunu fevkalade tecrübe ediyor.
Belki birkaç asır önce kralların saraylarında olmayan kolaylık ve rahatlığı yaşıyoruz. Ama yine de çoğunluk hâlâ bu kolay ve rahat hayatın içinde tabiri caizse “mesut ve bahtiyar” olamıyor. Çünkü gayret ve çabanın azaldığı bir yaşam ancak fiziksel ve ruhsal hasarlar oluşturuyor.
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
Okunayım diye annemin rahmine bir ayet olarak indirildim. Beni ilk okuyan annem oldu. Benim de okuduğum ilk kitap annemdi. Bütün bebekler gibi ben de gâh gülerek, gâh ağlayarak, yudum yudum okudum annemi. O da bana sıklıkla dualar ve ninniler okudu.
Adalet merkezî bir kavramdır. Zulüm; sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda karşılaştığımız sorunların temel sebebidir. Adaleti tesis etmeden diğer sorunları çözmeye çalışmak işe yanlış yerden başlamaktır. “…Evrende denge anlamına gelen adalet sadece “mülkün” yani yönetimin değil dinin, ahlâkın, fiziğin, biyolojinin, manyetiğin, mekaniğin vs. her şeyin temelidir.”
Merhabaların anlamını kaybetmediği hakikatten hareketle, merhabalar diyorum bu mektupta da… Zira Arapça bir kelime olan merhaba “rahaba” kelimesinden türeyen “ferahlıkla” anlamına gelir. Ferahlık ne çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönem, sıkılıyor içimiz, daralıyor yüreğimiz. Nedenleri meçhul, sonuçları malum, kötülük için gayret edenler yordu dünyanın her yerinde hayata tutunmaya gayret edenleri. Adaletsizlik büktü boynumuzu. Ferahlık için fersah fersah yol kat edip hakikate ulaşmaya, hakikatle buluşmaya, hakikatin hayat bulması için çalışmaya ihtiyacımız var. Aslında mecburuz buna. Diyeceğim bunlar değildi aslında ama nedenlice böyle geldi kelam daha başlar başlamaz dertleşmekten çok dert-deşmeye hatta dert-dermeye durdu kalem…
Rabbî zidnî ilmen ve fehmen. “Nasılsınız, iyimisiniz?” sorusunun cevabı genelde “geçinip gidiyoruz işte” diye verilir. Sahi, geçinip gidiyor muyuz, yoksa soruyu geçiştirmek için mi böyle diyoruz? Sahi nasılız!? Gerçekten iyi miyiz? Mesela, maddi veya manevi sıkıntılar, bozulmalar, ihmalkârlıklar, huzursuzluklar ve çöküşlerimizin altındaki gerçek nedenleri arıyor, görebiliyor muyuz? Gerçek nedenleri açığa çıkartacak ‘gerçek soruları’ sorabiliyor muyuz? …
Kuzum Ayıp mı Çalışmak Günah mı Yük Taşımak
Bütün günahlar boşlukları doldurma çabalarıdır.
Simone Weile
Hayat büyük bir devinim ve hareket üzerine kurulmuştur. Dünyadaki her şeyin bir amacı olduğu gibi bir hareket ve ivmesi de vardır. Tabiatta hiçbir şey atıl durmaz ve duramaz. Durduğu an zaten bozulma ve yıkım başlar. Çünkü yaratılışın doğasında gayret, hareket ve üretkenlik vardır. Ne zaman ki bu hareket ve üretkenlik sekteye uğrar, insanlığın yıkımı da o gün başlar.
İnsan kendi doğasının dışına çıkıp atalete boyun eğdi mi; hem fiziksel hem de zihinsel olarak sorunlar yaşamaya başlıyor. Kendini korunaklı gördüğü konfor kafesine koyup oradan da kendine yettiği düşüncesiyle hayatını idame etmeye başlayınca; hayatın zorluklarıyla temas etmediği için daha mutlu olacağı zehabına kapılıyor. Ama dünya hayatı ve insanın doğası maalesef bu halde ne mutluluğu ne de huzuru buluyor. Çünkü “Hayat konforun bittiği yerde başlar.” denilir. Ve bugünün insanı bunu fevkalade tecrübe ediyor.
Belki birkaç asır önce kralların saraylarında olmayan kolaylık ve rahatlığı yaşıyoruz. Ama yine de çoğunluk hâlâ bu kolay ve rahat hayatın içinde tabiri caizse “mesut ve bahtiyar” olamıyor. Çünkü gayret ve çabanın azaldığı bir yaşam ancak fiziksel ve ruhsal hasarlar oluşturuyor.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
220. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Derin Uykular
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
Okumaktan Mânâ Ne?
Okunayım diye annemin rahmine bir ayet olarak indirildim. Beni ilk okuyan annem oldu. Benim de okuduğum ilk kitap annemdi. Bütün bebekler gibi ben de gâh gülerek, gâh ağlayarak, yudum yudum okudum annemi. O da bana sıklıkla dualar ve ninniler okudu.
Adalet Üzerine
Adalet merkezî bir kavramdır. Zulüm; sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda karşılaştığımız sorunların temel sebebidir. Adaleti tesis etmeden diğer sorunları çözmeye çalışmak işe yanlış yerden başlamaktır. “…Evrende denge anlamına gelen adalet sadece “mülkün” yani yönetimin değil dinin, ahlâkın, fiziğin, biyolojinin, manyetiğin, mekaniğin vs. her şeyin temelidir.”
Mektup VI
Merhabaların anlamını kaybetmediği hakikatten hareketle, merhabalar diyorum bu mektupta da… Zira Arapça bir kelime olan merhaba “rahaba” kelimesinden türeyen “ferahlıkla” anlamına gelir. Ferahlık ne çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönem, sıkılıyor içimiz, daralıyor yüreğimiz. Nedenleri meçhul, sonuçları malum, kötülük için gayret edenler yordu dünyanın her yerinde hayata tutunmaya gayret edenleri. Adaletsizlik büktü boynumuzu. Ferahlık için fersah fersah yol kat edip hakikate ulaşmaya, hakikatle buluşmaya, hakikatin hayat bulması için çalışmaya ihtiyacımız var. Aslında mecburuz buna. Diyeceğim bunlar değildi aslında ama nedenlice böyle geldi kelam daha başlar başlamaz dertleşmekten çok dert-deşmeye hatta dert-dermeye durdu kalem…
Geçim Ve Geçimlilik Üzerine
Rabbî zidnî ilmen ve fehmen. “Nasılsınız, iyimisiniz?” sorusunun cevabı genelde “geçinip gidiyoruz işte” diye verilir. Sahi, geçinip gidiyor muyuz, yoksa soruyu geçiştirmek için mi böyle diyoruz? Sahi nasılız!? Gerçekten iyi miyiz? Mesela, maddi veya manevi sıkıntılar, bozulmalar, ihmalkârlıklar, huzursuzluklar ve çöküşlerimizin altındaki gerçek nedenleri arıyor, görebiliyor muyuz? Gerçek nedenleri açığa çıkartacak ‘gerçek soruları’ sorabiliyor muyuz? …
Alışverişe devam et