Hayat büyük bir devinim ve hareket üzerine kurulmuştur. Dünyadaki her şeyin bir amacı olduğu gibi bir hareket ve ivmesi de vardır. Tabiatta hiçbir şey atıl durmaz ve duramaz. Durduğu an zaten bozulma ve yıkım başlar. Çünkü yaratılışın doğasında gayret, hareket ve üretkenlik vardır. Ne zaman ki bu hareket ve üretkenlik sekteye uğrar, insanlığın yıkımı da o gün başlar.
İnsan kendi doğasının dışına çıkıp atalete boyun eğdi mi; hem fiziksel hem de zihinsel olarak sorunlar yaşamaya başlıyor. Kendini korunaklı gördüğü konfor kafesine koyup oradan da kendine yettiği düşüncesiyle hayatını idame etmeye başlayınca; hayatın zorluklarıyla temas etmediği için daha mutlu olacağı zehabına kapılıyor. Ama dünya hayatı ve insanın doğası maalesef bu halde ne mutluluğu ne de huzuru buluyor. Çünkü “Hayat konforun bittiği yerde başlar.” denilir. Ve bugünün insanı bunu fevkalade tecrübe ediyor.
Belki birkaç asır önce kralların saraylarında olmayan kolaylık ve rahatlığı yaşıyoruz. Ama yine de çoğunluk hâlâ bu kolay ve rahat hayatın içinde tabiri caizse “mesut ve bahtiyar” olamıyor. Çünkü gayret ve çabanın azaldığı bir yaşam ancak fiziksel ve ruhsal hasarlar oluşturuyor.
Bu yazının devamı
220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Yaşam ve ölüm ikilisi hangi ikili kümesine dâhil edilebilir? Ölüm denen gerçeklik yaşamın olmaması hali midir; yoksa ölüm denen gerçeklik yaşam gerçekliğinin ikizi midir? İlki daha makul görünmektedir. Ezdad ikilisindendir yaşam ve ölüm kavramları. Bir olgunun iki ayrı olayı gibidir sanki.
Yaptığımız davranışın Hakk’ın isteğine uymadığını, hakiki olmadığını fark etmektir tövbe. Çok değerli bir farkındalık bu. Kişinin davranmadan önce harekete geçmesini sağlayan süreçten haberdar kılar bizi ve tövbe de
Bana sorsalar; teknik çok ilerledi. Yaşama şartları kolaylaştı. Sosyal hayat seviyesi yükseldi. Ekonomi, eskiye göre çok daha iyileşti… Bu hayattan memnun musun? Yoksa çocukluk günlerini mi istiyorsun, deseler.
Güneş doğmuş çaydanlıklar koyulmuştu mavi alevin üstüne. Alelacele bir yere yetişmek için evinden fırlayan insanlar, parke taşlarla döşenmiş sokakları hızlı hızlı geçip doldurmuştu -yeniden- iki metrekare olan çay ocağını. Ocaktan yükselen buharlar bir nem bulutu oluşturmuştu. Neredeyse yağmur oluşturacak doygunluktaydı. Sigara dumanları da bu bulutlara sis gibi eşlik ediyordu. Ocaktaki çaydanlık biraz daha fokurdasa hafiften çiseleyecek neredeyse.
Evvel zaman içinde Buğday çuval içinde, Kadınlar bulgur kaynatıp, erkekler soku döverken ben; teknedeki unu tıngır mıngır elerken, şehrin birinde şirin bir mahalle varmış. Komşu komşunun işine el atar, çocuklar oyuncaklarını kendi yapar, çiftçiler ürettiklerini komisyonsuz satarmış… Nineler masal anlatır, dedeler askerlik hikâyesi, baltacılar odun arar, geçinmektir gayesi… Fırınıyla bakkalı ki bir mahalle yetinir, pek …
Kuzum Ayıp mı Çalışmak Günah mı Yük Taşımak
Bütün günahlar boşlukları doldurma çabalarıdır.
Simone Weile
Hayat büyük bir devinim ve hareket üzerine kurulmuştur. Dünyadaki her şeyin bir amacı olduğu gibi bir hareket ve ivmesi de vardır. Tabiatta hiçbir şey atıl durmaz ve duramaz. Durduğu an zaten bozulma ve yıkım başlar. Çünkü yaratılışın doğasında gayret, hareket ve üretkenlik vardır. Ne zaman ki bu hareket ve üretkenlik sekteye uğrar, insanlığın yıkımı da o gün başlar.
İnsan kendi doğasının dışına çıkıp atalete boyun eğdi mi; hem fiziksel hem de zihinsel olarak sorunlar yaşamaya başlıyor. Kendini korunaklı gördüğü konfor kafesine koyup oradan da kendine yettiği düşüncesiyle hayatını idame etmeye başlayınca; hayatın zorluklarıyla temas etmediği için daha mutlu olacağı zehabına kapılıyor. Ama dünya hayatı ve insanın doğası maalesef bu halde ne mutluluğu ne de huzuru buluyor. Çünkü “Hayat konforun bittiği yerde başlar.” denilir. Ve bugünün insanı bunu fevkalade tecrübe ediyor.
Belki birkaç asır önce kralların saraylarında olmayan kolaylık ve rahatlığı yaşıyoruz. Ama yine de çoğunluk hâlâ bu kolay ve rahat hayatın içinde tabiri caizse “mesut ve bahtiyar” olamıyor. Çünkü gayret ve çabanın azaldığı bir yaşam ancak fiziksel ve ruhsal hasarlar oluşturuyor.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ölümün Anlamı – Anlamın Ölümü
Yaşam ve ölüm ikilisi hangi ikili kümesine dâhil edilebilir? Ölüm denen gerçeklik yaşamın olmaması hali midir; yoksa ölüm denen gerçeklik yaşam gerçekliğinin ikizi midir? İlki daha makul görünmektedir. Ezdad ikilisindendir yaşam ve ölüm kavramları. Bir olgunun iki ayrı olayı gibidir sanki.
Tövbe: Unuttuğunu Fark Etmek!
Yaptığımız davranışın Hakk’ın isteğine uymadığını, hakiki olmadığını fark etmektir tövbe. Çok değerli bir farkındalık bu. Kişinin davranmadan önce harekete geçmesini sağlayan süreçten haberdar kılar bizi ve tövbe de
Bana Çocukluk Günlerimi Geri Verin
Bana sorsalar; teknik çok ilerledi. Yaşama şartları kolaylaştı. Sosyal hayat seviyesi yükseldi. Ekonomi, eskiye göre çok daha iyileşti… Bu hayattan memnun musun? Yoksa çocukluk günlerini mi istiyorsun, deseler.
Hep Aynı Sıradanlık
Güneş doğmuş çaydanlıklar koyulmuştu mavi alevin üstüne. Alelacele bir yere yetişmek için evinden fırlayan insanlar, parke taşlarla döşenmiş sokakları hızlı hızlı geçip doldurmuştu -yeniden- iki metrekare olan çay ocağını. Ocaktan yükselen buharlar bir nem bulutu oluşturmuştu. Neredeyse yağmur oluşturacak doygunluktaydı. Sigara dumanları da bu bulutlara sis gibi eşlik ediyordu. Ocaktaki çaydanlık biraz daha fokurdasa hafiften çiseleyecek neredeyse.
Nasılsınız
Evvel zaman içinde Buğday çuval içinde, Kadınlar bulgur kaynatıp, erkekler soku döverken ben; teknedeki unu tıngır mıngır elerken, şehrin birinde şirin bir mahalle varmış. Komşu komşunun işine el atar, çocuklar oyuncaklarını kendi yapar, çiftçiler ürettiklerini komisyonsuz satarmış… Nineler masal anlatır, dedeler askerlik hikâyesi, baltacılar odun arar, geçinmektir gayesi… Fırınıyla bakkalı ki bir mahalle yetinir, pek …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.