Hayat büyük bir devinim ve hareket üzerine kurulmuştur. Dünyadaki her şeyin bir amacı olduğu gibi bir hareket ve ivmesi de vardır. Tabiatta hiçbir şey atıl durmaz ve duramaz. Durduğu an zaten bozulma ve yıkım başlar. Çünkü yaratılışın doğasında gayret, hareket ve üretkenlik vardır. Ne zaman ki bu hareket ve üretkenlik sekteye uğrar, insanlığın yıkımı da o gün başlar.
İnsan kendi doğasının dışına çıkıp atalete boyun eğdi mi; hem fiziksel hem de zihinsel olarak sorunlar yaşamaya başlıyor. Kendini korunaklı gördüğü konfor kafesine koyup oradan da kendine yettiği düşüncesiyle hayatını idame etmeye başlayınca; hayatın zorluklarıyla temas etmediği için daha mutlu olacağı zehabına kapılıyor. Ama dünya hayatı ve insanın doğası maalesef bu halde ne mutluluğu ne de huzuru buluyor. Çünkü “Hayat konforun bittiği yerde başlar.” denilir. Ve bugünün insanı bunu fevkalade tecrübe ediyor.
Belki birkaç asır önce kralların saraylarında olmayan kolaylık ve rahatlığı yaşıyoruz. Ama yine de çoğunluk hâlâ bu kolay ve rahat hayatın içinde tabiri caizse “mesut ve bahtiyar” olamıyor. Çünkü gayret ve çabanın azaldığı bir yaşam ancak fiziksel ve ruhsal hasarlar oluşturuyor.
Bu yazının devamı
220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Yaptığımız davranışın Hakk’ın isteğine uymadığını, hakiki olmadığını fark etmektir tövbe. Çok değerli bir farkındalık bu. Kişinin davranmadan önce harekete geçmesini sağlayan süreçten haberdar kılar bizi ve tövbe de
“Müşrikler zorda kaldıklarında Allah’a yönelirler, Müslümanlar zorda kaldıklarında Allah’a şirk koşarlar.”
“Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri”nde Prof. Dr. Said Şimşek bu ifadeyi kullanmış. İlk okuduğumda biraz ağır gelmişti bana. Ama üzerinde biraz düşünüp de örnekler gözümüzün önünden geçtiğinde hak vermemek mümkün değil. Aslında bildiğimiz bir gerçek, çok net ve açık bir biçimde dile getirilmişti.
Bulunduğumuz toplumda türbelerde yapılanlar, bir hastalık ve çaresizlikte gidilen “… babalar”, cinciler üzerinden iş yürütmeler, şirkin bazı örnekleridir. Allah’tan başkasından yardım istemeler, bizim Allah’ın yardımı olarak baktığımız olaylara “şeyhlerinin kerameti” olarak bakmalar…
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.
Frankfurt Okulu’nun önemli temsilcilerinden Adorno’nun deyişiyle “kültür endüstri”sine rağmen bir şeyler yapmak, akıntıya karşı küreklere davranmaya benziyor. Bu nedenle farklı yaş grubundaki bireylerin, dayatılan tek tip müzik endüstrisinden sıyrılıp aynı şarkılara, ezgilere gönlünde yer açması gittikçe türüne az rastlanan bir durum.
Bu mektupta kelamdan konuşalım dedim, kavramdan, anlamdan, bizi ilgilendiren en önemli konuların birinden yazayım istedim. Öyle ya, anlaşmak ancak ve ancak, anlamaya durmak, anlatmaya çalışmakla mümkündür, bunun için de söze/kelama ihtiyaç vardır. Gündemi dolduran konular bazen gönlü yoruyor ama daha sonraki mektuplara ertelemek doğru olur düşüncesi ile gündemden bahsetmeyip, kelam hakkında dile gelebilenleri yazayım istedim etraflıca olamasa bile…
Kuzum Ayıp mı Çalışmak Günah mı Yük Taşımak
Bütün günahlar boşlukları doldurma çabalarıdır.
Simone Weile
Hayat büyük bir devinim ve hareket üzerine kurulmuştur. Dünyadaki her şeyin bir amacı olduğu gibi bir hareket ve ivmesi de vardır. Tabiatta hiçbir şey atıl durmaz ve duramaz. Durduğu an zaten bozulma ve yıkım başlar. Çünkü yaratılışın doğasında gayret, hareket ve üretkenlik vardır. Ne zaman ki bu hareket ve üretkenlik sekteye uğrar, insanlığın yıkımı da o gün başlar.
İnsan kendi doğasının dışına çıkıp atalete boyun eğdi mi; hem fiziksel hem de zihinsel olarak sorunlar yaşamaya başlıyor. Kendini korunaklı gördüğü konfor kafesine koyup oradan da kendine yettiği düşüncesiyle hayatını idame etmeye başlayınca; hayatın zorluklarıyla temas etmediği için daha mutlu olacağı zehabına kapılıyor. Ama dünya hayatı ve insanın doğası maalesef bu halde ne mutluluğu ne de huzuru buluyor. Çünkü “Hayat konforun bittiği yerde başlar.” denilir. Ve bugünün insanı bunu fevkalade tecrübe ediyor.
Belki birkaç asır önce kralların saraylarında olmayan kolaylık ve rahatlığı yaşıyoruz. Ama yine de çoğunluk hâlâ bu kolay ve rahat hayatın içinde tabiri caizse “mesut ve bahtiyar” olamıyor. Çünkü gayret ve çabanın azaldığı bir yaşam ancak fiziksel ve ruhsal hasarlar oluşturuyor.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Tövbe: Unuttuğunu Fark Etmek!
Yaptığımız davranışın Hakk’ın isteğine uymadığını, hakiki olmadığını fark etmektir tövbe. Çok değerli bir farkındalık bu. Kişinin davranmadan önce harekete geçmesini sağlayan süreçten haberdar kılar bizi ve tövbe de
Gaflet mi, Cehalet mi?
“Müşrikler zorda kaldıklarında Allah’a yönelirler, Müslümanlar zorda kaldıklarında Allah’a şirk koşarlar.”
“Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri”nde Prof. Dr. Said Şimşek bu ifadeyi kullanmış. İlk okuduğumda biraz ağır gelmişti bana. Ama üzerinde biraz düşünüp de örnekler gözümüzün önünden geçtiğinde hak vermemek mümkün değil. Aslında bildiğimiz bir gerçek, çok net ve açık bir biçimde dile getirilmişti.
Bulunduğumuz toplumda türbelerde yapılanlar, bir hastalık ve çaresizlikte gidilen “… babalar”, cinciler üzerinden iş yürütmeler, şirkin bazı örnekleridir. Allah’tan başkasından yardım istemeler, bizim Allah’ın yardımı olarak baktığımız olaylara “şeyhlerinin kerameti” olarak bakmalar…
Çocuklarımız Bizim mi?
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.
Barış’a da Bir Sorsalar
Frankfurt Okulu’nun önemli temsilcilerinden Adorno’nun deyişiyle “kültür endüstri”sine rağmen bir şeyler yapmak, akıntıya karşı küreklere davranmaya benziyor. Bu nedenle farklı yaş grubundaki bireylerin, dayatılan tek tip müzik endüstrisinden sıyrılıp aynı şarkılara, ezgilere gönlünde yer açması gittikçe türüne az rastlanan bir durum.
Mektup II
Bu mektupta kelamdan konuşalım dedim, kavramdan, anlamdan, bizi ilgilendiren en önemli konuların birinden yazayım istedim. Öyle ya, anlaşmak ancak ve ancak, anlamaya durmak, anlatmaya çalışmakla mümkündür, bunun için de söze/kelama ihtiyaç vardır. Gündemi dolduran konular bazen gönlü yoruyor ama daha sonraki mektuplara ertelemek doğru olur düşüncesi ile gündemden bahsetmeyip, kelam hakkında dile gelebilenleri yazayım istedim etraflıca olamasa bile…
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.