Ankara’dan taşınarak İstanbul’a yerleşme kararı aldığımız o günlerde ilginç bir rüya görmüştüm: kayalık dağların arasından çok yüksek sesle ezan okuyordum ve beni kimse duymuyordu.
İstanbul’da ormanlar arasında köy benzeri bir yere taşınmak nasip oldu. Komşularımız ya sonradan oraya ev yaptırıp daha çok dinlenmek için gelen kimselerdi ya da otuz kırk sene önce çoğunlukla Karadeniz’den gelip oralara yerleşen, çiftçilik ve hayvancılık gibi işlere devam eden köylülerdi.
Komşularımızın birçoğu bir cemaate bağlı, sabit fikirli, geniş bir bakış açısına sahip olmayan, “bizimki tek doğru” diyen kimselerdi.
Komşu oturmalarını, Ramazan mukabelelerini vesile ederek bir şeyler anlatmak istedik. Köyün yerlileri, günlük hayatlarında tarla, bahçe, ekim, dikim işleri, hayvan bakımı, süt ve yumurta satımıyla öyle meşguldüler ki bazen anlattığımız konular onlar için havada uçuşacak kadar anlamsız kalabiliyordu.
Bu yazının devamı
203. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bizler her ne kadar gündemimizi kendimizin oluşturduğunu iddia etsek de bazen yapay gündemler ayak bağı olabilir attığımız adımlara. İlyas da her zamanki koşturmacası içerisinde gündemini Allah’ın razı olacağını düşündüğü konularla belirlemeye
Hayao Miyazaki’nin animelerini izlediğimde geçmiş güzel günlere ve adını koyamadığım bütün güzel şeylere karşı büyük bir özlemle doluyorum. Oysa bugünlerde hiç makbul değil böyle duygular. Uzmanlar harıl harıl uyarıyor;
Bundan birkaç yıl önce içinde bulunduğum okuma gruplarından biriyle “Hatırat” okumaları yapmıştık. Bir sene devam etmişti bu okumalar. Seçtiğimiz kitaplar/hatıratlar arasında kimler yoktu ki? Bu bir senelik liste sayılabilir elbette.
Tevfikbey Mahallesi’nin ara sokaklarında yeni aldığı Chelsea botunun kaldırımı döven sesiyle yürüyordu. Otobüsten iner inmez akşam ezanı kulaklarına dolmuştu. Etrafı şöyle bir kolaçan etti, Sefaköy’ün boğuk, tıkış tıkış binaları arasında tek bir minare yükselmiyordu.
Aynı Dili Konuşmak
Ankara’dan taşınarak İstanbul’a yerleşme kararı aldığımız o günlerde ilginç bir rüya görmüştüm: kayalık dağların arasından çok yüksek sesle ezan okuyordum ve beni kimse duymuyordu.
İstanbul’da ormanlar arasında köy benzeri bir yere taşınmak nasip oldu. Komşularımız ya sonradan oraya ev yaptırıp daha çok dinlenmek için gelen kimselerdi ya da otuz kırk sene önce çoğunlukla Karadeniz’den gelip oralara yerleşen, çiftçilik ve hayvancılık gibi işlere devam eden köylülerdi.
Komşularımızın birçoğu bir cemaate bağlı, sabit fikirli, geniş bir bakış açısına sahip olmayan, “bizimki tek doğru” diyen kimselerdi.
Komşu oturmalarını, Ramazan mukabelelerini vesile ederek bir şeyler anlatmak istedik. Köyün yerlileri, günlük hayatlarında tarla, bahçe, ekim, dikim işleri, hayvan bakımı, süt ve yumurta satımıyla öyle meşguldüler ki bazen anlattığımız konular onlar için havada uçuşacak kadar anlamsız kalabiliyordu.
Bu yazının devamı 203. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ne Mutlu Müslümanım Diyene!
Bizler her ne kadar gündemimizi kendimizin oluşturduğunu iddia etsek de bazen yapay gündemler ayak bağı olabilir attığımız adımlara. İlyas da her zamanki koşturmacası içerisinde gündemini Allah’ın razı olacağını düşündüğü konularla belirlemeye
Kargaşaya Bir “Ma” Arası: Miyazaki Sineması
Hayao Miyazaki’nin animelerini izlediğimde geçmiş güzel günlere ve adını koyamadığım bütün güzel şeylere karşı büyük bir özlemle doluyorum. Oysa bugünlerde hiç makbul değil böyle duygular. Uzmanlar harıl harıl uyarıyor;
Mustafa Ökkeş Evren Kitabı: Düne Düşen Yazılar
Bundan birkaç yıl önce içinde bulunduğum okuma gruplarından biriyle “Hatırat” okumaları yapmıştık. Bir sene devam etmişti bu okumalar. Seçtiğimiz kitaplar/hatıratlar arasında kimler yoktu ki? Bu bir senelik liste sayılabilir elbette.
Övdüklerimizden Ne Kaldı?
Masal dinlerdik, dededen, büyükanneden, kıssadan hisse çıkarmaya; “bir varmış bir yokmuş” sevdasına aşılanırdık fark etmeden. Şimdilerde subliminal mesajlarla nitelendirilen, akla ayar verme kavramını gayri ihtiyari büyüklerimiz de tecrübe etmişlerdi.
Kaymak
Tevfikbey Mahallesi’nin ara sokaklarında yeni aldığı Chelsea botunun kaldırımı döven sesiyle yürüyordu. Otobüsten iner inmez akşam ezanı kulaklarına dolmuştu. Etrafı şöyle bir kolaçan etti, Sefaköy’ün boğuk, tıkış tıkış binaları arasında tek bir minare yükselmiyordu.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.