Okumak özgürlüğe uçmaksa,
Yazmak dalmaktır belki de.
Ellerinle açarsın önünü,
Ayaklarını çırparsın ilerlemek için.
Kimi zaman yutsan bile suyu
Tatlıdır bir göl gibi, hissetmezsin.
Kimi zaman, boyunu aşar su
Ayaklarının üstünde durduğunda yere basamazsın.
Doğa en çok çocuğu sever. Ağaçlar, kuşlar, dereler, yollar… Küçük bir dal parçasıyla konuşur musunuz siz? Ben konuşurum. Çünkü çocuğum. Kuşlar pencerelerde çocuk sesi arar. Bir dere görsem Bu yazının devamı 189. sayıda. Devamını okumak için satın alın Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır. 189. Sayıyı Satın Al Giriş yap
Kalbinde bir sır doğduysa, Bırak benzesin, Biraz yağmura, Biraz güneşe, Biraz da denize… Hakikate benzesin yüksek sesle… Senin ellerin rahle, Gözlerin cüz gülleri… Bekle, Pay-ı tahtı kurulsun gerçeğin, Yarana merhem sürsün zaman, Unut bu akşam hüznü, Rahmettir içtiğin… Kalbin diyar diyar gezmiş sırrı Lakin, ne lügatler çözebilmiş lisanını, Ne de gönlün bulmuş gerçek Hira’sını… Ey …
Vaziyet
başlamaya hasretli dilim
ötelerden belletilene köprüsün
çaktın kibriti lazım değil ruh
elinde eksik tarif
önünde müşkül bir yol
kalbimin ortasından dilimin ucuna kıvranan
geldiğin gibi olmuyorsun hiç
senden değil bu elbet
rahat ol
şamar oğlanı zaman
çizgilerden dalgaya yol alışında cezbe
hani bentlere damarlı bileklerle tokmak
deyişindeki o ergenlik
kükreyen suskunluk
senin suçun yok bunda
her şeyi yapan ahir zaman
çağa fısıldamak için
mirasınla meydandasın işte
ilanlarda yazan eşsiz düello
şakırdayan sahte madalyalar
kalakalmışsın orta yerde
şahadet parmağında çatlak
diyorsun çıksa şimdi bir hamza
okusa bilal bir ezan
ilmin kapısı zaten ali
çözülse bütün düğümler
bir rahat etse Allah’tan
şu ölü toprağı serpilenler
olmaz büründüğün yabancı esvap
ağzını tıkayan ferman
böyle kiralık düşlerle
sabah akşam içtihad kapısı önünde
deyip durduğumuz değil mi sen söyle
açıl susam açıl
çağın haramisi misin
nerede toprağını depreştiren
can suyu akıtacak gözler
ekinleri göğerten dalları yeşerten
o hikâyeler ki sonu güzel biten
kahramanı filan değilsin sen
gerçek dosta acı söze merhaba
çok uzaklarda umut için bismillah
adanmışlara söz değmez
en hasından şiir yetmez
lakin neylesin şiir
say meramı vaziyet namına
İlgili Yazılar
Kudüs Bakışlı Çocuğa Minnetle
Ey çağın ebabili,
Kudüs gülüşlü çocuk
Öğrettiğin onca şey için
Sana minnettarız
Okumak özgürlüğe uçmaksa
Okumak özgürlüğe uçmaksa,
Yazmak dalmaktır belki de.
Ellerinle açarsın önünü,
Ayaklarını çırparsın ilerlemek için.
Kimi zaman yutsan bile suyu
Tatlıdır bir göl gibi, hissetmezsin.
Kimi zaman, boyunu aşar su
Ayaklarının üstünde durduğunda yere basamazsın.
Şiir
vaziyet
başlamaya hasretli dilim
ötelerden belletilene köprüsün
çaktın kibriti lazım değil ruh
elinde eksik tarif
önünde müşkül bir yol
kalbimin ortasından dilimin ucuna kıvranan
geldiğin gibi olmuyorsun hiç
senden değil bu elbet
rahat ol
şamar oğlanı zaman
Çocuklu Ev
Doğa en çok çocuğu sever. Ağaçlar, kuşlar, dereler, yollar… Küçük bir dal parçasıyla konuşur musunuz siz? Ben konuşurum. Çünkü çocuğum. Kuşlar pencerelerde çocuk sesi arar. Bir dere görsem Bu yazının devamı 189. sayıda. Devamını okumak için satın alın Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır. 189. Sayıyı Satın Al Giriş yap
Sır
Kalbinde bir sır doğduysa, Bırak benzesin, Biraz yağmura, Biraz güneşe, Biraz da denize… Hakikate benzesin yüksek sesle… Senin ellerin rahle, Gözlerin cüz gülleri… Bekle, Pay-ı tahtı kurulsun gerçeğin, Yarana merhem sürsün zaman, Unut bu akşam hüznü, Rahmettir içtiğin… Kalbin diyar diyar gezmiş sırrı Lakin, ne lügatler çözebilmiş lisanını, Ne de gönlün bulmuş gerçek Hira’sını… Ey …