yerler yer değil caddeler cadde
yok her zamanki akış bilindik bakış
biri aptallaşsa alkış üstüne alkış
yaraya tuz basmışlar
pişmiş aşa su katmışlar
ne yapalım insan fani dünya deni
hangi sözü söylesem sarmıyor beni
Her gün heyecanla yataktan kalkabilmeliyiz. Bugün daha iyi, daha güzel bir şeyler yapmalıyım, diyerek. Dünle bugünün bir farkı olmalı düşüncesiyle. Eşit değil daha fazla. İlimse ilim, fikirse fikir, amelse amel. Her ne yapabiliyorsak. Bir hasta ziyareti, anne babaya hoş bir söz, bir akrabaya, bir komşuya yardım. Yetimin başını okşa, bir çocuğu sevindir. Yolun ortasından bir …
Bir rüyanın fevkinde
Fevkalade bir gezegende
Yürüyordum durmadan
Ebediyet filizlerini görmek için
Sonsuzluk bahçesinde
Biraz seyrettikten sonra
Nehir kıyısında rastladım
Bir âheng-i hümâya
Susuzluktan bîtâb düşmüştü
Yorgun kanatlarıyla selamladı beni
Dedim: Ey biçare dilhûn!
Neden bekler durursun?
Yudumla âb-ı hayatı
Güneş rengi dudaklarıyla
Uzanıp semaya
Sildi gözlerindeki demi…
İçimde Işıltısını Hissettiğim Hayat
Derin bir kuyuda, başımı öne eğip dizlerime sarıldım.
Düşerken üzerime damlalar, canım yandı.
Her zerresi yaktı düştüğü yeri.
Ben hiç ağlamadım, hep güldüm.
Yıkandım sandım.
Belki de bedeli budur;
Yanmak!
Ne tutuyor ki beni orda?
Kimi bekliyorum?
Hangi kalp?
Hangi nefes?
Bekleyecek miydim o eli?
Yoksa kendim mi bulacaktım kalbimi ısıtacak Nur’u?
Hangi söz sancıları azaltır?
Hangi bakış dokunur kalbe?
Sıcak hava soğuktan koruyacak mı?
Su temizler mi?
Karanlıkta ışık var mı?
Işık her zaman aydınlatır mı?
Peki uzaktan gelen köpek sesleri?
Bedenim soğuktan yanarken,
Düşüncelerim boşlukta süzüldü.
Yollar benden saklandı.
Oysa ki; ayağımın gittiği yerler yolum değil miydi?
Güneş batmaz ki; hep döner.
Ay’ın ışığı ne azalır ne de artar.
Yıldızlar hep parlar…
Işık saçarak.
Derken; ben rüyadan uyandım.
Hafif bir esinti okşarken yüzümü,
Papatyalı perdemin dans edişine takıldı gözlerim.
Kirpiklerim titredi o an…
Terime karışan gözyaşlarım süzüldü dudaklarıma.
Ne garip!
İkisinin de tadı aynıydı.
Tatlı… Tuzlu…
Yaprakların sesi, güneşin göz kırpmaları,
Bütün renkler…
Ve toprak kokusu ciğerlerime doldu.
Sadece bir nefesle.
İşte o an; içimde ışıltısını hissettiğim
Hayat gülümsedi bana.
Bu sefer onun dizlerine yattım.
Saçlarımı okşasın, Nur’uyla örsün…
Süph’ü anlatsın bana.
İlgili Yazılar
Siyah Adam ya da Antirasizm
yerler yer değil caddeler cadde
yok her zamanki akış bilindik bakış
biri aptallaşsa alkış üstüne alkış
yaraya tuz basmışlar
pişmiş aşa su katmışlar
ne yapalım insan fani dünya deni
hangi sözü söylesem sarmıyor beni
Heyecan
Her gün heyecanla yataktan kalkabilmeliyiz. Bugün daha iyi, daha güzel bir şeyler yapmalıyım, diyerek. Dünle bugünün bir farkı olmalı düşüncesiyle. Eşit değil daha fazla. İlimse ilim, fikirse fikir, amelse amel. Her ne yapabiliyorsak. Bir hasta ziyareti, anne babaya hoş bir söz, bir akrabaya, bir komşuya yardım. Yetimin başını okşa, bir çocuğu sevindir. Yolun ortasından bir …
Niyabet
Huzurun melodisiydi sanki senin sözlerin …
Seyir
Bir rüyanın fevkinde
Fevkalade bir gezegende
Yürüyordum durmadan
Ebediyet filizlerini görmek için
Sonsuzluk bahçesinde
Biraz seyrettikten sonra
Nehir kıyısında rastladım
Bir âheng-i hümâya
Susuzluktan bîtâb düşmüştü
Yorgun kanatlarıyla selamladı beni
Dedim: Ey biçare dilhûn!
Neden bekler durursun?
Yudumla âb-ı hayatı
Güneş rengi dudaklarıyla
Uzanıp semaya
Sildi gözlerindeki demi…
Yitik Temenna
Yankısız övüntülerde yenilmelerin
Yolların elinde rengârenk görüngüler.
Eskil korkulardan geçmekte küçüklüğün
ve savunmasız izlerde didinmeler.
Geçici siluetlerden dörtnala uzaklaşıp.
Kaybolup bitik sevinçlerde;
gölgesinde hatıranın.
Sessizliğin bölünüşünde saatlerin
an’larla izler
alışkanlıkları.