Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Gören göz artık eskisi gibi bakmıyor; sadece kötümseri görüyor. Karanlığı güneşe tercih ediyor. İşiten kulak artık sadece olumsuzu duyuyor. Güzeli, faydalıyı duymuyor. Akıl, doğruyu-yanlışı birbirinden ayıramıyor. Etrafında ‘umut’ verici ne kadar olay vuku bulursa bulsun, kişi bunların farkında bile olmuyor.
Umutsuzluk, yaşarken yaşamıyor gibi hayatın dışına itilmek, ya da bu dünya hayatı oyunundan başrol kendisinden alınmış gibi hissetmektir. Artık kendi hayatının kontrolü, kendi istek ve hedefleri, anlam yitirip-değersizleşmiştir. Rüzgârın önündeki kuru ot misali rüzgâr hangi yöne uçurursa oraya gitmektir. Direnişini, gücünü yitirmektir. Melankolik bir duygu atmosferi içinde ‘asıl amacını’ yitirip O’na sonsuz merhamet sunan gücü unutmasıdır.
Bu yazının devamı
210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Ortaya çıkan öngörülemeyen(!) gerçekler karşısında edindikleri merkeziliği her duruma göre sürdürme arzusu taşıyanların, öngörülere ve senaryolara bağlı olarak uygulamaya koydukları dünya sistemini meşrûlaştırma çabası yeni bir durum değil. Gerçeklik tanımlarını, kaos üzerinden yeniden inşâ eden ideolojiler, iç içe geçmişliklerini farklı isimlerle aynı dünya görüşünün yörüngesinde sürüklerken, aksini iddia etseler de bu çabanın farklı bir boyutu var. Peki, farklı olan ne?
Bir hayatın nabzını tutmak çoğu zaman biyografilerle karşımıza çıkar. Hatıratlar, günlükler insanın bütün bir ömür içerisinde belleğine kaydettiği kendince önemli anları bir başkasına anlatmanın yolu olmuştur. Zaman geçerken geride bırakılamayan hatıralar,
Ev zihnimizin odalarından oluşur. Hayallerimiz, düşlerimiz rahatlıkla dağılabilir etrafa. Hep bilinmedik bir elin tokmağı kaldırma ihtimali çalar kapının öte yanında. Sırdır ev. Dünya dışardan seslenir çoğu zaman. Dünyayı dış-kapı edebilmenin sürekli öğüdünü evde duyarız. Dünya bize saldırır çünkü. Kendi içimizde bir yabancılaşma başlatır. Gündelik işlerin arasında sıradanlaşan hayat ve ölüm, yolları itibarsızlaştıran şehir, karşıdan karşıya …
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz.
Bazı yönetmenlerin film yapma arzusu çok öncelere dayanır. Gökyüzü Kadar Kırmızı filminin yönetmeni Bortone’un ileride müzikle ilgili bir film yapmak istemesi ve 2004 Fransız yapımı “Koro” (Les Choristes) filminin yönetmeni
Azmiyle Ümidiyle Yaşar Hep Yaşayanlar
Bir şeyden ümitsiz olan, ondan uzak olur.
Hz. Ömer
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Gören göz artık eskisi gibi bakmıyor; sadece kötümseri görüyor. Karanlığı güneşe tercih ediyor. İşiten kulak artık sadece olumsuzu duyuyor. Güzeli, faydalıyı duymuyor. Akıl, doğruyu-yanlışı birbirinden ayıramıyor. Etrafında ‘umut’ verici ne kadar olay vuku bulursa bulsun, kişi bunların farkında bile olmuyor.
Umutsuzluk, yaşarken yaşamıyor gibi hayatın dışına itilmek, ya da bu dünya hayatı oyunundan başrol kendisinden alınmış gibi hissetmektir. Artık kendi hayatının kontrolü, kendi istek ve hedefleri, anlam yitirip-değersizleşmiştir. Rüzgârın önündeki kuru ot misali rüzgâr hangi yöne uçurursa oraya gitmektir. Direnişini, gücünü yitirmektir. Melankolik bir duygu atmosferi içinde ‘asıl amacını’ yitirip O’na sonsuz merhamet sunan gücü unutmasıdır.
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yeni Olan Ne?
Ortaya çıkan öngörülemeyen(!) gerçekler karşısında edindikleri merkeziliği her duruma göre sürdürme arzusu taşıyanların, öngörülere ve senaryolara bağlı olarak uygulamaya koydukları dünya sistemini meşrûlaştırma çabası yeni bir durum değil. Gerçeklik tanımlarını, kaos üzerinden yeniden inşâ eden ideolojiler, iç içe geçmişliklerini farklı isimlerle aynı dünya görüşünün yörüngesinde sürüklerken, aksini iddia etseler de bu çabanın farklı bir boyutu var. Peki, farklı olan ne?
Bir Ömrün Güncesi: 11’e 10 kala…
Bir hayatın nabzını tutmak çoğu zaman biyografilerle karşımıza çıkar. Hatıratlar, günlükler insanın bütün bir ömür içerisinde belleğine kaydettiği kendince önemli anları bir başkasına anlatmanın yolu olmuştur. Zaman geçerken geride bırakılamayan hatıralar,
Ev Dünyadaki Köşemizdir
Ev zihnimizin odalarından oluşur. Hayallerimiz, düşlerimiz rahatlıkla dağılabilir etrafa. Hep bilinmedik bir elin tokmağı kaldırma ihtimali çalar kapının öte yanında. Sırdır ev. Dünya dışardan seslenir çoğu zaman. Dünyayı dış-kapı edebilmenin sürekli öğüdünü evde duyarız. Dünya bize saldırır çünkü. Kendi içimizde bir yabancılaşma başlatır. Gündelik işlerin arasında sıradanlaşan hayat ve ölüm, yolları itibarsızlaştıran şehir, karşıdan karşıya …
Zaman Yok Artık: Duvar Saatinin On Üçüncü Gongu
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz.
Sorunlu Olan Öğrenciler Mi Yoksa Onların Yetiştirilme Biçimleri Mi? Bir Eğitim Metodu Olarak Koro’dan Sesler
Bazı yönetmenlerin film yapma arzusu çok öncelere dayanır. Gökyüzü Kadar Kırmızı filminin yönetmeni Bortone’un ileride müzikle ilgili bir film yapmak istemesi ve 2004 Fransız yapımı “Koro” (Les Choristes) filminin yönetmeni
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.