On dokuzuncu yüzyıl birçok şeyin yeniden icat edildiği, geleneksel ve modern olanın arasının iyice açıldığı, yeni büyü çağının bilimle başladığı tuhaf bir zaman aralığı. Sanki bin yıllardır insanlar bir şey öğrenmemiş, kendilerine has bilgi anlayışları yokmuş gibi kerameti kendinden menkul örgün ve yaygın okullarla cahillikten kurtarılması da bu yüzyıla tarihlenir.Okullar açılır, çocuklar dersler görür ve toplumun ihtiyacı olan nitelikli elemanlar olarak çil yavrusu gibi piyasaya dağılırlar. Yüzünü torpağa dönen ebeveynler rahatça çalışsın, fabrikadaki gençler, yaşlılar huzur içinde emeğine yabancılaşsın diye çoluğu çocuğu güven içinde tutar okullar.Okumayı-yazmayı; sevgiyi-saygıyı… Öğrenenler de olmuştur ama yaşken eğilen çocuğa söylenen yalanların, ulus devletin tumturaklı hikâyesine mebzul miktarda zombi yetiştirmesi önceliklidir.Profesyoneller her köşe başını tutmadan önce eğitim de, tıpkı sağlık gibi küçük yaşam birimlerinin içinde verimli...
Bu yazının devamı
224. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız.
İnsanlar, hem de onların en masumları, boy boy türlü türlü hayvanlar, envai çeşit nebatat yok olup gitmeseydi; açlık susuzluk kol gezmeseydi, tahribat sadece mimari ve kültürel boyutta olsaydı bile savaşın ne korkunç, ne zalimce bir lanet olduğunu hemen herkes anlardı.
“Arkadaşlarına karşı iyi” diyerek dalga geçerdik, hakkaniyetten uzak kişilerle. Yeniyetmeliğimiz, bu keskin bakışa kavuşmamıza engel değildi. Adalet teorimiz yoktu, biraz sezgi bolca gözlemle, birçok kişinin nalıncı keserleriyle ömür sürdüğünü anlayabilmiştik.
Otuz beş senelik sıçramayla bugünün okuma kültürüne baktığımızda tür, başlık, biçim, tasarım vb. birimlerin, aşırılaşan ve baş döndüren seçenekleri arasında okuru ürküttüğünü düşünebiliriz. Çocuk kolayca seçiyor aslında, ürken anası babası. Birçok şey gibi okumanın da güncellenmesi gereken temel bir beceri olduğunu gözden kaçıran taş devri okuru;
Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?
Okulunuz Büyük Okul, Eğitiminiz Janjanlı Amenna; Benim Öğrenmeme Karışmayınız!
On dokuzuncu yüzyıl birçok şeyin yeniden icat edildiği, geleneksel ve modern olanın arasının iyice açıldığı, yeni büyü çağının bilimle başladığı tuhaf bir zaman aralığı. Sanki bin yıllardır insanlar bir şey öğrenmemiş, kendilerine has bilgi anlayışları yokmuş gibi kerameti kendinden menkul örgün ve yaygın okullarla cahillikten kurtarılması da bu yüzyıla tarihlenir.Okullar açılır, çocuklar dersler görür ve toplumun ihtiyacı olan nitelikli elemanlar olarak çil yavrusu gibi piyasaya dağılırlar. Yüzünü torpağa dönen ebeveynler rahatça çalışsın, fabrikadaki gençler, yaşlılar huzur içinde emeğine yabancılaşsın diye çoluğu çocuğu güven içinde tutar okullar.Okumayı-yazmayı; sevgiyi-saygıyı… Öğrenenler de olmuştur ama yaşken eğilen çocuğa söylenen yalanların, ulus devletin tumturaklı hikâyesine mebzul miktarda zombi yetiştirmesi önceliklidir.Profesyoneller her köşe başını tutmadan önce eğitim de, tıpkı sağlık gibi küçük yaşam birimlerinin içinde verimli...
Bu yazının devamı 224. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ekonomi-politiğin Çocukça Dile Gelişi: Kahraman Seyyar Satıcılar Devasa Kamyonlara Karşı
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız.
Benim Sadık Yarim Işıl Işıl Barış
İnsanlar, hem de onların en masumları, boy boy türlü türlü hayvanlar, envai çeşit nebatat yok olup gitmeseydi; açlık susuzluk kol gezmeseydi, tahribat sadece mimari ve kültürel boyutta olsaydı bile savaşın ne korkunç, ne zalimce bir lanet olduğunu hemen herkes anlardı.
Ötekinin Şifası: Yaşasın Cadılar, Fareler, Kara Kediler, Baykuşlar, Kargalar ve Hamamböcekleri
“Arkadaşlarına karşı iyi” diyerek dalga geçerdik, hakkaniyetten uzak kişilerle. Yeniyetmeliğimiz, bu keskin bakışa kavuşmamıza engel değildi. Adalet teorimiz yoktu, biraz sezgi bolca gözlemle, birçok kişinin nalıncı keserleriyle ömür sürdüğünü anlayabilmiştik.
Yıldızların Özüne İşlenmiş Hikâyeler
Otuz beş senelik sıçramayla bugünün okuma kültürüne baktığımızda tür, başlık, biçim, tasarım vb. birimlerin, aşırılaşan ve baş döndüren seçenekleri arasında okuru ürküttüğünü düşünebiliriz. Çocuk kolayca seçiyor aslında, ürken anası babası. Birçok şey gibi okumanın da güncellenmesi gereken temel bir beceri olduğunu gözden kaçıran taş devri okuru;
Anlam Dolu Hayatın Harika Anları: Jacominus’nün Hayırlı Ömrü
Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?