El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız. Gerçi para vermeden nice şeyler almışlığımız da vaki! Babamı tanıyan, dedemi tanıyan, çocuk ruhundan anlayan esnaf amcalarımız vererek çoğalma formülünü hiç unutmazlardı. Birlikte binilen arabanın benzin masrafını paylaşmak diye bir namertlik icat edilmemiş, kiracılar altın yumurtlayan tavuklar olarak görülmemiş, yedinci evi alıp boş yatırmak için banka müdürlerine otuz iki dişle sırıtmak literatüre girmemişti daha.
Şu günlerde bile ticari hayatı kara düzenden uzaklaşmamış bizim topraklarda olsa neyse, ticaretin vahşi yüz koleksiyonuna sahip olduğu, kaftanlı geleni üryan bırakan New York’ta ahilik rayihalı bir ticari dayanışma öyküsü anlatılınca insan bir afallıyor haliyle. Jean Merrill, kapitalizmin içini oyup insanca alışveriş imkânına ses veriyor. Tezgâh Savaşı (The Pushcart War) çocuk edebiyatında çok sık rastlamadığımız siyasallığa sahip, hani neredeyse ekonomi politiğin çocuğa ayarlı doğrucu eleştirisini sırtlanıyor.
Tarihçinin itibarını soğuran giriş yazısıyla başlayarak kitap daima ironi sularında yüzüyor. Anlatımın sakinliği; yer yer rapor edasında, kayıt deşifresi nesnelliğindeki yapısı, duygusal çalkantılara set çekiyor.
“Bana bir şey olmaz.” deyip “Bir defalık yanlıştan ne çıkar?” diyerek yol alanların; yolun sonunda “ne çok yanılgı yaşadım.” diyenlerin yeridir dünya… Kimi zaman hatalarla yüzleşmekten kaçındığımız, kimi zaman kendimizden kaçtığımız yerdir dünya…
Filmler algılarımızı yeniden kavramaya ve bilme ilişkilerine açan değişik coğrafyalara götürür ve dünyayı kavramaya yönelik bakışımızı çoğaltabilme potansiyeline sahiptir (Süalp, 2014) . Filmler hem bir başka bilme alanı açar, hem de bir toplumu bir başka topluma açmanın/tanıştırmanın yollarını gösterir.
Sinema okuryazarlığında izleme ve yazma süreçlerinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyleyen Corrigan, Film Eleştirisi El Kitabı adlı eserinde merhalesi olan ve sorgulayıcı bir usul önerir. Onun önerdiği yöntemin temelinde, pasif bir izleme deneyimini aktif ve analitik bir düşünme sürecine dönüştürmek yatar. Bunun için de yazar, ön hazırlık sürecine dikkat çeker. Hazırlık süreci, herhangi bir …
İnsan her daim yolcudur. Yavrucuğum, adımlarına dikkat et. Güdülerinin seni yönetmesine izin vermemek için dik tut bilincini ve bedenini. Aksi hâlde yolcu olduğunu unutur ve bilincini kaybedersin. Yolda olmak, sınanmaktır. Ve günahların çoğu imtihan sırasında düşülen çukurlardadır. Tehlikeyi sezemeyecek kadar bilincini kaybedip çıkmaz sokaklara saparsan zincirleme kazalara kurban gidersin.
Peki ya hâlâ gaflet uykusundan uyanamayanlar? Hala rutinlerine kıyamayanlar! Dünyanın gözü önünde soykırım yaşanırken, binlerce çocuk katledilirken sessiz harflerle bile olsun konuşamayanlar? Ticaretime, ünvanıma, marka değerime, kişisel ilişkilerime zarar gelir diye susanlar? Yahut konuşur gibi görünüp de saman altından su yürütenler?
Bu soruların cevaplarında adımızın geçme endişesini ve “hayvandan bile aşağılık olanlar zümresi”ne dahil olma korkusunu sürekli taşımalıyız.
Ekonomi-politiğin Çocukça Dile Gelişi: Kahraman Seyyar Satıcılar Devasa Kamyonlara Karşı
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız. Gerçi para vermeden nice şeyler almışlığımız da vaki! Babamı tanıyan, dedemi tanıyan, çocuk ruhundan anlayan esnaf amcalarımız vererek çoğalma formülünü hiç unutmazlardı. Birlikte binilen arabanın benzin masrafını paylaşmak diye bir namertlik icat edilmemiş, kiracılar altın yumurtlayan tavuklar olarak görülmemiş, yedinci evi alıp boş yatırmak için banka müdürlerine otuz iki dişle sırıtmak literatüre girmemişti daha.
Şu günlerde bile ticari hayatı kara düzenden uzaklaşmamış bizim topraklarda olsa neyse, ticaretin vahşi yüz koleksiyonuna sahip olduğu, kaftanlı geleni üryan bırakan New York’ta ahilik rayihalı bir ticari dayanışma öyküsü anlatılınca insan bir afallıyor haliyle. Jean Merrill, kapitalizmin içini oyup insanca alışveriş imkânına ses veriyor. Tezgâh Savaşı (The Pushcart War) çocuk edebiyatında çok sık rastlamadığımız siyasallığa sahip, hani neredeyse ekonomi politiğin çocuğa ayarlı doğrucu eleştirisini sırtlanıyor.
Bu yazının devamı 213. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
213. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Hayatı Ciddiye Almanın Bir Adıdır Tövbe
“Bana bir şey olmaz.” deyip “Bir defalık yanlıştan ne çıkar?” diyerek yol alanların; yolun sonunda “ne çok yanılgı yaşadım.” diyenlerin yeridir dünya… Kimi zaman hatalarla yüzleşmekten kaçındığımız, kimi zaman kendimizden kaçtığımız yerdir dünya…
Kısa Filmlerde Eğitimin Katmanlı Boyutlarına Bakmak
Filmler algılarımızı yeniden kavramaya ve bilme ilişkilerine açan değişik coğrafyalara götürür ve dünyayı kavramaya yönelik bakışımızı çoğaltabilme potansiyeline sahiptir (Süalp, 2014) . Filmler hem bir başka bilme alanı açar, hem de bir toplumu bir başka topluma açmanın/tanıştırmanın yollarını gösterir.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Turbo (2013) & Merhamet
Sinema okuryazarlığında izleme ve yazma süreçlerinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyleyen Corrigan, Film Eleştirisi El Kitabı adlı eserinde merhalesi olan ve sorgulayıcı bir usul önerir. Onun önerdiği yöntemin temelinde, pasif bir izleme deneyimini aktif ve analitik bir düşünme sürecine dönüştürmek yatar. Bunun için de yazar, ön hazırlık sürecine dikkat çeker. Hazırlık süreci, herhangi bir …
Tevbe Hayat Yolunun Neresindedir?
İnsan her daim yolcudur. Yavrucuğum, adımlarına dikkat et. Güdülerinin seni yönetmesine izin vermemek için dik tut bilincini ve bedenini. Aksi hâlde yolcu olduğunu unutur ve bilincini kaybedersin. Yolda olmak, sınanmaktır. Ve günahların çoğu imtihan sırasında düşülen çukurlardadır. Tehlikeyi sezemeyecek kadar bilincini kaybedip çıkmaz sokaklara saparsan zincirleme kazalara kurban gidersin.
Rutin Olmayan Bir Yazı
Peki ya hâlâ gaflet uykusundan uyanamayanlar? Hala rutinlerine kıyamayanlar! Dünyanın gözü önünde soykırım yaşanırken, binlerce çocuk katledilirken sessiz harflerle bile olsun konuşamayanlar? Ticaretime, ünvanıma, marka değerime, kişisel ilişkilerime zarar gelir diye susanlar? Yahut konuşur gibi görünüp de saman altından su yürütenler?
Bu soruların cevaplarında adımızın geçme endişesini ve “hayvandan bile aşağılık olanlar zümresi”ne dahil olma korkusunu sürekli taşımalıyız.
Alışverişe devam et