El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız. Gerçi para vermeden nice şeyler almışlığımız da vaki! Babamı tanıyan, dedemi tanıyan, çocuk ruhundan anlayan esnaf amcalarımız vererek çoğalma formülünü hiç unutmazlardı. Birlikte binilen arabanın benzin masrafını paylaşmak diye bir namertlik icat edilmemiş, kiracılar altın yumurtlayan tavuklar olarak görülmemiş, yedinci evi alıp boş yatırmak için banka müdürlerine otuz iki dişle sırıtmak literatüre girmemişti daha.
Şu günlerde bile ticari hayatı kara düzenden uzaklaşmamış bizim topraklarda olsa neyse, ticaretin vahşi yüz koleksiyonuna sahip olduğu, kaftanlı geleni üryan bırakan New York’ta ahilik rayihalı bir ticari dayanışma öyküsü anlatılınca insan bir afallıyor haliyle. Jean Merrill, kapitalizmin içini oyup insanca alışveriş imkânına ses veriyor. Tezgâh Savaşı (The Pushcart War) çocuk edebiyatında çok sık rastlamadığımız siyasallığa sahip, hani neredeyse ekonomi politiğin çocuğa ayarlı doğrucu eleştirisini sırtlanıyor.
Tarihçinin itibarını soğuran giriş yazısıyla başlayarak kitap daima ironi sularında yüzüyor. Anlatımın sakinliği; yer yer rapor edasında, kayıt deşifresi nesnelliğindeki yapısı, duygusal çalkantılara set çekiyor.
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz. Sanki o camların her birinden sakince bakıp, sarıyla, kırmızıyla, yeşille, siyahla ve morla kuşatılıyorsunuz.
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
“Parisli bir beyefendiye gönderme niyetiyle kaleme alınmış bir mektupla; Fransız Devrimi ve Londra’daki bazı toplulukların bu olayla ilgili kararları üzerine“ diyerek mektubunu yazmaya başlıyor Edmund Burke. Fransa’daki Devrim Üzerine Düşünceler kitabı Edmund Burke’ün 1790 yılının ilkbaharında kaleme aldığı bir mektuptur. Eser -yazarının da belirttiği üzere- mektup niyetiyle başlanıp ardından yaklaşık 340 sayfalık bir kitaba dönüşmüştür. …
“Her evin, bütün gün boyunca bir yanı güneş, bir yanı gölge olan bir avlusu vardır. Burada suyun sesi, çiçeklerin renkleri, meyvenin, sebzenin kokusu vardır.” diyen mimarların göçüp gittiği günlerdi. Camiye, cemaate, ezana vakitsiz günlerden bir gündü ve saat durdu. Dünyanın savaşına kumanda tuttuğumuz anlardan birinde! Dünden kalan yemeği, limon kokulu çöp torbasına attığımız akşamüzerinde! Masallarla küs uyuyan çocuğun odasına, peşin fiyatına taksitle halı aldığımız o mağazada! O lokalde, o kitapçıda, o sahilde… Nasıl çıkmışsanız, o halde! Elendik. Evet… Elendiniz!
Kötülüğe alışmak… Sessiz çığlıkların içinde bir metafor oluşturup kendini bunlarla oyalamak. Her gün izlenilen olumsuzluklara, yaşanılan dramlara bir yenisi eklenirken, sadece ‘oyalanma’ davranışlarının içinde kendini gereksiz bir nesne gibi kenarda köşede bırakmak…
Ekonomi-politiğin Çocukça Dile Gelişi: Kahraman Seyyar Satıcılar Devasa Kamyonlara Karşı
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız. Gerçi para vermeden nice şeyler almışlığımız da vaki! Babamı tanıyan, dedemi tanıyan, çocuk ruhundan anlayan esnaf amcalarımız vererek çoğalma formülünü hiç unutmazlardı. Birlikte binilen arabanın benzin masrafını paylaşmak diye bir namertlik icat edilmemiş, kiracılar altın yumurtlayan tavuklar olarak görülmemiş, yedinci evi alıp boş yatırmak için banka müdürlerine otuz iki dişle sırıtmak literatüre girmemişti daha.
Şu günlerde bile ticari hayatı kara düzenden uzaklaşmamış bizim topraklarda olsa neyse, ticaretin vahşi yüz koleksiyonuna sahip olduğu, kaftanlı geleni üryan bırakan New York’ta ahilik rayihalı bir ticari dayanışma öyküsü anlatılınca insan bir afallıyor haliyle. Jean Merrill, kapitalizmin içini oyup insanca alışveriş imkânına ses veriyor. Tezgâh Savaşı (The Pushcart War) çocuk edebiyatında çok sık rastlamadığımız siyasallığa sahip, hani neredeyse ekonomi politiğin çocuğa ayarlı doğrucu eleştirisini sırtlanıyor.
Bu yazının devamı 213. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
213. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Zaman Yok Artık: Duvar Saatinin On Üçüncü Gongu
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz. Sanki o camların her birinden sakince bakıp, sarıyla, kırmızıyla, yeşille, siyahla ve morla kuşatılıyorsunuz.
Mektup VII
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
Fransa’daki Devrim Üzerine Düşünceler / Edmund Burke
“Parisli bir beyefendiye gönderme niyetiyle kaleme alınmış bir mektupla; Fransız Devrimi ve Londra’daki bazı toplulukların bu olayla ilgili kararları üzerine“ diyerek mektubunu yazmaya başlıyor Edmund Burke. Fransa’daki Devrim Üzerine Düşünceler kitabı Edmund Burke’ün 1790 yılının ilkbaharında kaleme aldığı bir mektuptur. Eser -yazarının da belirttiği üzere- mektup niyetiyle başlanıp ardından yaklaşık 340 sayfalık bir kitaba dönüşmüştür. …
Sevgiyle Yap
“Her evin, bütün gün boyunca bir yanı güneş, bir yanı gölge olan bir avlusu vardır. Burada suyun sesi, çiçeklerin renkleri, meyvenin, sebzenin kokusu vardır.” diyen mimarların göçüp gittiği günlerdi. Camiye, cemaate, ezana vakitsiz günlerden bir gündü ve saat durdu. Dünyanın savaşına kumanda tuttuğumuz anlardan birinde! Dünden kalan yemeği, limon kokulu çöp torbasına attığımız akşamüzerinde! Masallarla küs uyuyan çocuğun odasına, peşin fiyatına taksitle halı aldığımız o mağazada! O lokalde, o kitapçıda, o sahilde… Nasıl çıkmışsanız, o halde! Elendik. Evet… Elendiniz!
Samimiyetin Hüneri
Kötülüğe alışmak… Sessiz çığlıkların içinde bir metafor oluşturup kendini bunlarla oyalamak. Her gün izlenilen olumsuzluklara, yaşanılan dramlara bir yenisi eklenirken, sadece ‘oyalanma’ davranışlarının içinde kendini gereksiz bir nesne gibi kenarda köşede bırakmak…
Alışverişe devam et