Otoriter yapıların ayırt edici özelliklerinden biri; ‘insanı’ insandışılaştırmalarıdır. İnsanı kendi bütünlüğü içinde tanımak, muhatap almak ve sahip olduğu vasıflarından tanımaktan çok, kitle, kütle veya eşya gibi görme eğiliminin adıdır insandışılaştırma. Oysaki insan ve toplumların kendini ifade kabiliyeti tarih boyu olagelen bir şeydir. İnsan hislenir, sever, nefret eder; inanır, reddeder, dinler, ikna olur veya olmaz; ama her şeyden önce insan düşünür. İnsan hüzünlü bir olay karşısında dile gelir, türkü söyler, derin bir hüzne gark olur; coşar ve coşkusu şiir olur, öykü olur, resim olur.
Stendhal sendromu diye literatüre geçen bir durum vardır. Kişi, bir yapıt karşısında o denli etkilenir ki terler, çarpıntısı artar ve hatta yapıt karşısında bayılır oracığa. Buna temaşa da denilir; bir harikulade manzara veya herhangi bir oluş karşısında seyre ve tefekküre dalmak; seyrettiğin şeyden varlığın kaynağına doğru mesafe almak; zikirle, tekbir ve takdirle şükre ve secdeye kapılmak… Bunların her biri insanın kendini ifade etme biçimidir.
İnsandışılaştırma; duygu, düşünce ve ifade etme kabiliyetini insanın elinden almaya yeltenmektir. Onu yok saymak veya kendisine özgü hisleri, düşünceleri, duyguları örselemek ve ruhunu köreltmektir.
Yüzyıllarca devam eden ‘köleleştirme’ bir insandışılaştırma faaliyetiydi. İnsanın kendinde kaybolma hâlinden bahsediyoruz. O kadar çok başkası ki kendi anlam dünyasını bulamayacak kadar kayıp!
Bu yazının devamı
218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Devran dönüyor. Günler, aylar, yıllar… Ve Müslümanlar, sosyal demokratlar, Kemalistler, muhafazakârlar, menfaat için yol arayanlar, solcular, sağcılar, ilericiler, gericiler, lâikler, demokratlar, modernistler, çevreciler, feministler, bir o yanda bir bu yanda olanlar. Evet, bunlar büyük bir tiyatronun aşağı yukarı yüz elli yıllık değişmeyen oyunundaki
Tövbe bir özgürlük manifestosudur.
İçsel bir bildiridir. Kişinin kendi iç aleminde kendisine verdiği bir manifestodur. Günah yüklerinden, hataların ağırlığından özgürleşmenin bildirisidir.
Tövbe, bir şeyden geri dönmek, dönüş yapmak, yönelmek demektir. Hatalardan, günahlardan dönerek Allah’a yönelişin eylemsel bir ifadesidir.
Tövbe, kişinin kendisini değerlendirme eylemidir. Tövbe, söylem ve eylemlerin objektif bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Öyle ki kişinin kendisiyle karşılaşması ve kendisinin tüm yanlışlarını ortaya koyarak doğruya yönelebilme cesaretidir.
Söylemin Manipülatif Gücü
Otoriter yapıların ayırt edici özelliklerinden biri; ‘insanı’ insandışılaştırmalarıdır. İnsanı kendi bütünlüğü içinde tanımak, muhatap almak ve sahip olduğu vasıflarından tanımaktan çok, kitle, kütle veya eşya gibi görme eğiliminin adıdır insandışılaştırma. Oysaki insan ve toplumların kendini ifade kabiliyeti tarih boyu olagelen bir şeydir. İnsan hislenir, sever, nefret eder; inanır, reddeder, dinler, ikna olur veya olmaz; ama her şeyden önce insan düşünür. İnsan hüzünlü bir olay karşısında dile gelir, türkü söyler, derin bir hüzne gark olur; coşar ve coşkusu şiir olur, öykü olur, resim olur.
Stendhal sendromu diye literatüre geçen bir durum vardır. Kişi, bir yapıt karşısında o denli etkilenir ki terler, çarpıntısı artar ve hatta yapıt karşısında bayılır oracığa. Buna temaşa da denilir; bir harikulade manzara veya herhangi bir oluş karşısında seyre ve tefekküre dalmak; seyrettiğin şeyden varlığın kaynağına doğru mesafe almak; zikirle, tekbir ve takdirle şükre ve secdeye kapılmak… Bunların her biri insanın kendini ifade etme biçimidir.
İnsandışılaştırma; duygu, düşünce ve ifade etme kabiliyetini insanın elinden almaya yeltenmektir. Onu yok saymak veya kendisine özgü hisleri, düşünceleri, duyguları örselemek ve ruhunu köreltmektir.
Yüzyıllarca devam eden ‘köleleştirme’ bir insandışılaştırma faaliyetiydi. İnsanın kendinde kaybolma hâlinden bahsediyoruz. O kadar çok başkası ki kendi anlam dünyasını bulamayacak kadar kayıp!
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ahlâkın Sosyolojisi Sosyolojinin Ahlâkı
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Algoritmik Değnekler ve Firavun’un Saltanatı: Dijital Dünyanın Yönettiği Manipülatif Krallık
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Yası Tutul(a)mayan ve Yüzü Başkasında Yok Sayılanların Varlığı Üzerine
Toplama kamplarında, yaşadıkları şehirlerde, evlerinde, kişiler şiddet aracılığıyla biçimlendirilerek sistematik bir şekilde öldürülmüşlerdi.
Vakit Muhasebe Vaktidir
Devran dönüyor. Günler, aylar, yıllar… Ve Müslümanlar, sosyal demokratlar, Kemalistler, muhafazakârlar, menfaat için yol arayanlar, solcular, sağcılar, ilericiler, gericiler, lâikler, demokratlar, modernistler, çevreciler, feministler, bir o yanda bir bu yanda olanlar. Evet, bunlar büyük bir tiyatronun aşağı yukarı yüz elli yıllık değişmeyen oyunundaki
Özgürlük Manifestosu
Tövbe bir özgürlük manifestosudur.
İçsel bir bildiridir. Kişinin kendi iç aleminde kendisine verdiği bir manifestodur. Günah yüklerinden, hataların ağırlığından özgürleşmenin bildirisidir.
Tövbe, bir şeyden geri dönmek, dönüş yapmak, yönelmek demektir. Hatalardan, günahlardan dönerek Allah’a yönelişin eylemsel bir ifadesidir.
Tövbe, kişinin kendisini değerlendirme eylemidir. Tövbe, söylem ve eylemlerin objektif bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Öyle ki kişinin kendisiyle karşılaşması ve kendisinin tüm yanlışlarını ortaya koyarak doğruya yönelebilme cesaretidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.