Özet: Bu yazının konusu, “Hakkın bâtıl ile örtülmesi” üzerinedir. Yazıda, Bakara sûresi’nin 42. âyeti ekseninde değerlendirmeler yapılmıştır. Konuya dair okuma, ilgili âyetin nüzûl ortamı, siyak-sibak bağlamında içerdiği mesaj ve sosyolojik etkileri dolayımında ilerlemiştir. Âyet, düne dair haber yönüne ilâve, bugüne bakan ders/uyarı açısından ele alınmıştır. Makale, bireysel ve toplumsal açıdan tefekküre ilişkin mesajın öne çıktığı mülâhaza ile son bulmuştur.
”Ağuyu altın tas içre sunarlar, bal da onun suç ortağı!”
(Kâ‘b b. Züheyr)
Giriş
“Hakkı bâtıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.” (Bakara, 2/42). Bu âyet, İslâm’ın temel mesajlarından birini ihtiva etmektedir. İslâm, tevhid ekseninde vazolunmuş biricik hak dindir. Bütün peygamberler insanlığı tevhid inancına dâvet etmek üzere gönderilmişlerdir.[1] Allah’ın elçileri, toplumlarına, “De ki: Ey Kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka ibadet edecek bir tanrınız yoktur.” (Hûd, 11/61) emri ile gelmişlerdir. Dolayısıyla bütün peygamberlerin dini ed-din olan İslâm’dır. Ve İslâm, her bir mü’minden, ‘emrolunduğu gibi dosdoğru olmasını’ istemektedir.
Bu yazının devamı
218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Sünnet”in Hz. Muhammed’in genel hayat karşısındaki “duruşu” olarak da tanımlanabileceği kanaatindeyiz. Buna göre sünnet; Hz. Muhammed’in mücadelelerle dolu hayatında karşılaştığı olaylar karşısındaki genel duruşunu ifade eden bir terim olmaktadır. Başka bir deyişle Hz. Muhammed’in sünnetini bilmek, onun hangi durumlar karşısında hangi davranışları sergileyip sergilemeyeceği hususunda bir farkındalığa sahip olmak anlamına gelmektedir.
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
Bugün Müslümanların önemli sorunlarından birisi, toplumsallaşma alanında yaşanmaktadır. Müslümanlar, birçok gayret göstermelerine, birçok yapı, grup, cemaat vs. kurmalarına rağmen, bir türlü toplumsallaşamamaktadırlar.
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm, yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini
Hakkı Bâtıl ile Örtmek
Özet: Bu yazının konusu, “Hakkın bâtıl ile örtülmesi” üzerinedir. Yazıda, Bakara sûresi’nin 42. âyeti ekseninde değerlendirmeler yapılmıştır. Konuya dair okuma, ilgili âyetin nüzûl ortamı, siyak-sibak bağlamında içerdiği mesaj ve sosyolojik etkileri dolayımında ilerlemiştir. Âyet, düne dair haber yönüne ilâve, bugüne bakan ders/uyarı açısından ele alınmıştır. Makale, bireysel ve toplumsal açıdan tefekküre ilişkin mesajın öne çıktığı mülâhaza ile son bulmuştur.
Anahtar Kavramlar: Hak, bâtıl, tefekkür, medenî âyetler, kelimeleri yerinden etmek.
”Ağuyu altın tas içre sunarlar, bal da onun suç ortağı!”
(Kâ‘b b. Züheyr)
Giriş
“Hakkı bâtıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.” (Bakara, 2/42). Bu âyet, İslâm’ın temel mesajlarından birini ihtiva etmektedir. İslâm, tevhid ekseninde vazolunmuş biricik hak dindir. Bütün peygamberler insanlığı tevhid inancına dâvet etmek üzere gönderilmişlerdir.[1] Allah’ın elçileri, toplumlarına, “De ki: Ey Kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka ibadet edecek bir tanrınız yoktur.” (Hûd, 11/61) emri ile gelmişlerdir. Dolayısıyla bütün peygamberlerin dini ed-din olan İslâm’dır. Ve İslâm, her bir mü’minden, ‘emrolunduğu gibi dosdoğru olmasını’ istemektedir.
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Hz. Muhammed’in Kendisine “Seyyid/Efendi” Denilmesini Nehyetmesinden Bahseden Haberler Üzerine Bir Değerlendirme
“Sünnet”in Hz. Muhammed’in genel hayat karşısındaki “duruşu” olarak da tanımlanabileceği kanaatindeyiz. Buna göre sünnet; Hz. Muhammed’in mücadelelerle dolu hayatında karşılaştığı olaylar karşısındaki genel duruşunu ifade eden bir terim olmaktadır. Başka bir deyişle Hz. Muhammed’in sünnetini bilmek, onun hangi durumlar karşısında hangi davranışları sergileyip sergilemeyeceği hususunda bir farkındalığa sahip olmak anlamına gelmektedir.
Palyatif ve Yorgun Toplumların Palyatif ve Yorgun Filozofları
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
İlkeler Nasıl Toplumsallaşır
Bugün Müslümanların önemli sorunlarından birisi, toplumsallaşma alanında yaşanmaktadır. Müslümanlar, birçok gayret göstermelerine, birçok yapı, grup, cemaat vs. kurmalarına rağmen, bir türlü toplumsallaşamamaktadırlar.
Ahlakın Eleştirisi ya da Eleştiri Ahlakı
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.
Modernliğin Hukuki Mimarisi: Rasyonalite, Devlet ve Normatif Merkezileşme
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm, yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.