Devlet, günümüzde daha çok kurumlar biçiminde örgütlenmiş siyasal yapının karşılığı olarak kullanılan bir kavramdır. Devlet talebiyle kast edilen ise genellikle, kendi amaçları doğrultusunda bu yapıyı kullanmak isteyen ideolojik grupların toplumsal hareket aşamasında açığa vurdukları siyasal istençtir. Bu yapı, mahiyeti gereği “erk” sahibidir ve gruplar “büyük hedeflerine” ulaşabilmek için buna muhtaçtırlar. O yüzden, henüz “devlet olamamış” gruplar, farklı yöntemler deneyerek, yani kimileri de ikna veya toplumsal değişim yöntemini kullanarak, kimileri zora başvurarak vs bu gücü elde etmek isterler. Çağdaş dönemde faaliyet gösteren irili ufaklı İslami grupların dillendirdiği “İslam devleti” talebi de benzer türde bir istenci yansıtır. Burada da amaç, basitçe, İslami ilkeler doğrultusunda İslami hükümlerin uygulanmasıdır.
Kısacası, doğal olan, ideolojik grupların siyasal erki ele geçirmek istemeleridir. Peki, ya bazıları bu talepten vazgeçiyorsa? O zaman ne söylenecektir? Burada ince eleyip sık dokuyarak bazı tahliller yapılması, evvel emirde de şu soruya cevap aranması gerekiyor: Talepten vazgeçenler kimlerdir? Acaba bunlar “temsil” makamındaki kişiler midir, yoksa sadece “vitrinde boy gösteren” ama aslında ideolojiyi iyi anlamamış, kafa karışıklığı yaşayan, ikbal beklentileri olan veya ayartılmış vb (hatta “ajan”) tipler midir? Soru önemlidir, çünkü eğer talepten vazgeçenler ilk kategoride yer alan kişiler ise bu, doğrudan (ve haklı olarak) “ideolojinin zaafı” olarak algılanır ama eğer ikinci kategoride yer alan tipler ise bunun izahı kolaydır.
Bu yazının devamı
212. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
Bazı kavramların tümüyle, bir bölümünün ise kısmen tahrifata uğradığı, Kur’an’daki kullanılan anlam ve ilk dönemde üstlendiği fonksiyon ile günümüzdeki kullanımı arasında büyük bir kaymanın olduğu açıktır. Bir lisan içindeki kavramsal değişmelerin,
Tahammülsüzlük ve bıkkınlık çağında ne yapacağını bilemez halde oraya buraya savrulan insan, “kendiliği”ni sağlayan dinamiklerin son bakiyesini tüketmesiyle “sözün gücü”nü de kaybetti. Bizden, pencerede görünen bu yansımanın olağanlığına alışmamız ve gerçeği kabul etmemiz; aslında işi daha fazla zorlaştırmamamız istenmekte. Bu yansımanın bir yanılsamadan başka bir şey olmadığını, sanal ve gerçek arasında yaşanan tereddütlerle daha iyi müşahede edebilecekken, önümüze her geçen gün serdikleri yeni gündemleri belki de bu kolaylaştırma istemi yüzünden kabulleniyoruz.
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
Hayatta bir gayesi olan, bir amaç veya dâvâ uğruna mücadele veren her insan, ‘değişim’ meselesiyle yüzleşmek durumundadır. Çünkü bir gaye sahibi olmak, henüz elinizde olmayan, size ait olmayan bir şeye ulaşmak için çaba göstermeniz gerektiği anlamına gelir. Bunun için ise, bir şeylerin ‘değişmesi’ gerekir ve bu da bir ‘cehd’e ihtiyaç duyar. Mücadele ve sabır olmaksızın, …
Devlet Talebinden Vazgeçilebilir mi?
Devlet, günümüzde daha çok kurumlar biçiminde örgütlenmiş siyasal yapının karşılığı olarak kullanılan bir kavramdır. Devlet talebiyle kast edilen ise genellikle, kendi amaçları doğrultusunda bu yapıyı kullanmak isteyen ideolojik grupların toplumsal hareket aşamasında açığa vurdukları siyasal istençtir. Bu yapı, mahiyeti gereği “erk” sahibidir ve gruplar “büyük hedeflerine” ulaşabilmek için buna muhtaçtırlar. O yüzden, henüz “devlet olamamış” gruplar, farklı yöntemler deneyerek, yani kimileri de ikna veya toplumsal değişim yöntemini kullanarak, kimileri zora başvurarak vs bu gücü elde etmek isterler. Çağdaş dönemde faaliyet gösteren irili ufaklı İslami grupların dillendirdiği “İslam devleti” talebi de benzer türde bir istenci yansıtır. Burada da amaç, basitçe, İslami ilkeler doğrultusunda İslami hükümlerin uygulanmasıdır.
Kısacası, doğal olan, ideolojik grupların siyasal erki ele geçirmek istemeleridir. Peki, ya bazıları bu talepten vazgeçiyorsa? O zaman ne söylenecektir? Burada ince eleyip sık dokuyarak bazı tahliller yapılması, evvel emirde de şu soruya cevap aranması gerekiyor: Talepten vazgeçenler kimlerdir? Acaba bunlar “temsil” makamındaki kişiler midir, yoksa sadece “vitrinde boy gösteren” ama aslında ideolojiyi iyi anlamamış, kafa karışıklığı yaşayan, ikbal beklentileri olan veya ayartılmış vb (hatta “ajan”) tipler midir? Soru önemlidir, çünkü eğer talepten vazgeçenler ilk kategoride yer alan kişiler ise bu, doğrudan (ve haklı olarak) “ideolojinin zaafı” olarak algılanır ama eğer ikinci kategoride yer alan tipler ise bunun izahı kolaydır.
Bu yazının devamı 212. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Palyatif ve Yorgun Toplumların Palyatif ve Yorgun Filozofları
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
Hilm Ve Halim’in Semantiği
Bazı kavramların tümüyle, bir bölümünün ise kısmen tahrifata uğradığı, Kur’an’daki kullanılan anlam ve ilk dönemde üstlendiği fonksiyon ile günümüzdeki kullanımı arasında büyük bir kaymanın olduğu açıktır. Bir lisan içindeki kavramsal değişmelerin,
Muharriflerin Sanalbazlığı: Göçe Zorlanan Söz
Tahammülsüzlük ve bıkkınlık çağında ne yapacağını bilemez halde oraya buraya savrulan insan, “kendiliği”ni sağlayan dinamiklerin son bakiyesini tüketmesiyle “sözün gücü”nü de kaybetti. Bizden, pencerede görünen bu yansımanın olağanlığına alışmamız ve gerçeği kabul etmemiz; aslında işi daha fazla zorlaştırmamamız istenmekte. Bu yansımanın bir yanılsamadan başka bir şey olmadığını, sanal ve gerçek arasında yaşanan tereddütlerle daha iyi müşahede edebilecekken, önümüze her geçen gün serdikleri yeni gündemleri belki de bu kolaylaştırma istemi yüzünden kabulleniyoruz.
İçtihad Yanılma Hürriyeti
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
‘Şartlar’ Neyi Belirler
Hayatta bir gayesi olan, bir amaç veya dâvâ uğruna mücadele veren her insan, ‘değişim’ meselesiyle yüzleşmek durumundadır. Çünkü bir gaye sahibi olmak, henüz elinizde olmayan, size ait olmayan bir şeye ulaşmak için çaba göstermeniz gerektiği anlamına gelir. Bunun için ise, bir şeylerin ‘değişmesi’ gerekir ve bu da bir ‘cehd’e ihtiyaç duyar. Mücadele ve sabır olmaksızın, …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.