Korona virüs salgını geride kaldı fakat etkileri devam ediyor. Hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı bu yeni dönemde sağlığın kendisi bir yaşam amacına dönüştü. Uzun zamandır herkes “hastalıklı biçimde” sağlıklı olmanın öneminden bahsediyor. Sağlık uzmanları sayısız ekranla çevrilmiş dünyamıza piksel piksel hükmediyor. Öyle ki kimse sağlık rejimini temsil eden uzmanlar ve uzmanlıklar aleyhinde konuşmaya cüret edemiyor. Medyada haykırılan sağlık önerileri birbiriyle çelişse bile kimse “bize ne oluyor” demeye fırsat bulamıyor. Bir tür sürükleniş hali yaşanıyor. Sağlık söylemi düşünme kabiliyetinden mahrum edilmiş bir biçimde papağan-kitle üretiyor. Ve hepimiz bu kitlenin bir yerinden kendi payımıza düşeni alıyoruz. Nasıl yaşamamız gerektiği, günde kaç adım atmamız ve kaç kalori yakmamız gerektiği, hangi besine karşı nasıl tavır takınmamız gerektiği gibi sayısız önerilere tâbi tutuluyoruz.
Sağlık dediğimiz şey artık “iyi bir hal”den ziyade, tüketimci kapitalizmin tekelci endüstrilerinden birine dönüşüyor.
Başka deyişle tıp bilimi, yalnızca güçlünün, zenginin ve sağlıklının kazanacağını öne süren ilerlemeci doktrini yeniden üretiyor. Üstelik kadim dinlerin yerine ve tıpkı seküler bir dinmiş gibi yapıyor. Denebilir ki modern sağlık uzmanları tanrısal bir edayla varlığa hükmetmeye çalışıyor. Ölüme ve ölümlülüğe duyduğu derin nefretle teknolojilere de yön veriyor. Sağlığa müdahale, bu çağda eninde sonunda ölüme karşı mücadelenin en saf görünümü olarak beliriyor. Modern insanlar da sağlıklı olma isteklerinde gizliden gizliye ölüme karşı[t] bir tavır sergiliyorlar. Böyle olduğu için belki de tüm sağlık arayışları bir tür fanilik kaderiyle hesaplaşma insiyatifi taşıyor. Kanımca bu arayışı sorunlu yapan tam da budur.
Bu yazının devamı
218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
‘Sağcı/sağcılık’, ‘solcu/solculuk’ kavramlarının siyasî ve sosyal anlamda Fransız burjuva ihtilaliyle eş zamanlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Devrimden sonra Fransız ulusal meclisinde sağ tarafta oturanlara sağcı, sol tarafta oturanlara ise solcu denmiştir.
Tahammülsüzlük ve bıkkınlık çağında ne yapacağını bilemez halde oraya buraya savrulan insan, “kendiliği”ni sağlayan dinamiklerin son bakiyesini tüketmesiyle “sözün gücü”nü de kaybetti. Bizden, pencerede görünen bu yansımanın olağanlığına alışmamız ve gerçeği kabul etmemiz; aslında işi daha fazla zorlaştırmamamız istenmekte. Bu yansımanın bir yanılsamadan başka bir şey olmadığını, sanal ve gerçek arasında yaşanan tereddütlerle daha iyi müşahede edebilecekken, önümüze her geçen gün serdikleri yeni gündemleri belki de bu kolaylaştırma istemi yüzünden kabulleniyoruz.
İnsanoğlu tarih boyunca kendisi üzerine düşünmüş ve “insan” tanımlamaları yapmıştır. ”İnsan konuşan bir canlıdır” demiş eski bir Yunan düşünürü. Yine Eski Ahitte de “Önce söz vardı” ifadesi geçer. Konuşmak ya da söz, uzun yıllar insanın ayırıcı vasfı olarak kabul edilmiştir.
İnsan nedir sorusuna verilen cevab doğrultusunda şekillenmiştir toplumsal yapı ve şartlarımız. Toplumsal yapı ve şartlarımız insanı şekillendirmektedir.Birbirinden farklı iki önermeyi sıralamamın sebebi, yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar hafifliğinde bir tartışma açmak değil;
İnsanların bir arada anlamlı yaşamalarını mümkün kılan önemli zeminlerden birisi olarak hukuk, geçmişten günümüze çok farklı tehditlerle karşı karşıya kaldı.
Sağlığın Manipülasyonu: İyileşmeye Çalışmak Nasıl Kötüleştirir?
Korona virüs salgını geride kaldı fakat etkileri devam ediyor. Hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı bu yeni dönemde sağlığın kendisi bir yaşam amacına dönüştü. Uzun zamandır herkes “hastalıklı biçimde” sağlıklı olmanın öneminden bahsediyor. Sağlık uzmanları sayısız ekranla çevrilmiş dünyamıza piksel piksel hükmediyor. Öyle ki kimse sağlık rejimini temsil eden uzmanlar ve uzmanlıklar aleyhinde konuşmaya cüret edemiyor. Medyada haykırılan sağlık önerileri birbiriyle çelişse bile kimse “bize ne oluyor” demeye fırsat bulamıyor. Bir tür sürükleniş hali yaşanıyor. Sağlık söylemi düşünme kabiliyetinden mahrum edilmiş bir biçimde papağan-kitle üretiyor. Ve hepimiz bu kitlenin bir yerinden kendi payımıza düşeni alıyoruz. Nasıl yaşamamız gerektiği, günde kaç adım atmamız ve kaç kalori yakmamız gerektiği, hangi besine karşı nasıl tavır takınmamız gerektiği gibi sayısız önerilere tâbi tutuluyoruz.
Başka deyişle tıp bilimi, yalnızca güçlünün, zenginin ve sağlıklının kazanacağını öne süren ilerlemeci doktrini yeniden üretiyor. Üstelik kadim dinlerin yerine ve tıpkı seküler bir dinmiş gibi yapıyor. Denebilir ki modern sağlık uzmanları tanrısal bir edayla varlığa hükmetmeye çalışıyor. Ölüme ve ölümlülüğe duyduğu derin nefretle teknolojilere de yön veriyor. Sağlığa müdahale, bu çağda eninde sonunda ölüme karşı mücadelenin en saf görünümü olarak beliriyor. Modern insanlar da sağlıklı olma isteklerinde gizliden gizliye ölüme karşı[t] bir tavır sergiliyorlar. Böyle olduğu için belki de tüm sağlık arayışları bir tür fanilik kaderiyle hesaplaşma insiyatifi taşıyor. Kanımca bu arayışı sorunlu yapan tam da budur.
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
‘İslamî Sol’ Projesi Kuzu Postuna Bürünmüş Bir Kurt Mudur?
‘Sağcı/sağcılık’, ‘solcu/solculuk’ kavramlarının siyasî ve sosyal anlamda Fransız burjuva ihtilaliyle eş zamanlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Devrimden sonra Fransız ulusal meclisinde sağ tarafta oturanlara sağcı, sol tarafta oturanlara ise solcu denmiştir.
Muharriflerin Sanalbazlığı: Göçe Zorlanan Söz
Tahammülsüzlük ve bıkkınlık çağında ne yapacağını bilemez halde oraya buraya savrulan insan, “kendiliği”ni sağlayan dinamiklerin son bakiyesini tüketmesiyle “sözün gücü”nü de kaybetti. Bizden, pencerede görünen bu yansımanın olağanlığına alışmamız ve gerçeği kabul etmemiz; aslında işi daha fazla zorlaştırmamamız istenmekte. Bu yansımanın bir yanılsamadan başka bir şey olmadığını, sanal ve gerçek arasında yaşanan tereddütlerle daha iyi müşahede edebilecekken, önümüze her geçen gün serdikleri yeni gündemleri belki de bu kolaylaştırma istemi yüzünden kabulleniyoruz.
İnsan Kekeleyen Tek Hayvandır
İnsanoğlu tarih boyunca kendisi üzerine düşünmüş ve “insan” tanımlamaları yapmıştır. ”İnsan konuşan bir canlıdır” demiş eski bir Yunan düşünürü. Yine Eski Ahitte de “Önce söz vardı” ifadesi geçer. Konuşmak ya da söz, uzun yıllar insanın ayırıcı vasfı olarak kabul edilmiştir.
Kamusal ve Özel Alana Dair Düşünceler
İnsan nedir sorusuna verilen cevab doğrultusunda şekillenmiştir toplumsal yapı ve şartlarımız. Toplumsal yapı ve şartlarımız insanı şekillendirmektedir.Birbirinden farklı iki önermeyi sıralamamın sebebi, yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar hafifliğinde bir tartışma açmak değil;
Tekno-Kapitalizm Çağında Hukuk Yasaya, Adalet Çıkara Nasıl Dönüştü?
İnsanların bir arada anlamlı yaşamalarını mümkün kılan önemli zeminlerden birisi olarak hukuk, geçmişten günümüze çok farklı tehditlerle karşı karşıya kaldı.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.