Eğitimle alâkalı olacak bu kısa yazımda, eğitimin felsefesinden, muhtelif eğitim modellerinden, modern eğitimden, Emerson’un ya da Rousseau’nun tavsiyelerinden, sosyolojik tanımlamalardan, eğitim şûrasının hiçbir müsbet sonuca yönelik olmayan ipe sapa gelmez beylik lâflarından, Talim Terbiye’den, teorik fantezilerden, eğitim sistemimiz aslında şöyle ya da böyle olmalı gibi boş avuntulardan, akademisyenlerimizin şekil bakımından ekranları dolduran ama muhteva bakımından avare kaçan fikir hovardalığı dolu nutuklarından, milli dâvâlara karşı tasasız siyasetçilerin dar ve sahte oyalamalarından bahsederek konuyu dağıtan aşırı yorumlar yapmayacağım. Fazlaca siyasî failler de bulmaya çalışmayacağım. Basmakalıp normlara tevessül etmeden ve meselenin bizzat ocağında yetişmiş bir kişi olarak çok zorlansam da öfkenin söz dağarcığını kullanmayacağım. Sadece kendi hikâyemizden ve bazı küçük mukayeseler yaparak bahsedeceğim. Yâni bizim olan o hazin ve karanlık hikâyemizin bugüne kadar ki çok kısa seyrinden… Her vesile ile sıklıkla kullandığımız ve şimdi de kendisinden bahis açtığımız bir mefhum var; bu mefhum, uygun ve yerinde uygulandığında insanlığın medeniyet tâcını taşıyacak olan eğitim mefhumudur. Aslına bakarsanız sıklıkla kullandığımız bu mefhum, doğru seçilmiş bir mefhum da değil. Çünkü bize ait güzide bir geçmişin parçalarını birleştirmekten bazı yanlarıyla eksik kalır bu kavram.
Bu yazının devamı
198. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsanlığı nasıl bir gelecek bekliyor? Gelecekte ekonomi, sanayi ve teknoloji hangi şekle ve renge evirilecek? Gelecekteki gençlik nelere merak saracak? Gelecekte hangi trendler, akımlar öne çıkacak? Dünyayı ve insanı bekleyen muhtemel tehlikeler nelerdir?
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
Kuşkusuz toplumun din eğitimi ihtiyacını örgün eğitim sisteminde karşılamak ve devletin din eğitimi üzerindeki tekelini olduğu gibi kabul edip sürdürmek önemli bir tartışma konusudur. Diğer bir ifadeyle din eğitiminin içeriğini, alma yaşını, süresini ve yöntemini laik devletin
Tarihin hiçbir aşamasında tek bir hakikat iddiası mutlak egemen olmamış; insanlar, toplumlar, devletler ve medeniyetler arası mücadele ve savaş mutlak anlamda son bulmamıştır. Varlık âleminde herşey zıddıyla kaim olmuştur. Gündüzün hikmeti gecede, imanın küfürde, sıcağın soğukta, bilginin cehalette saklıdır. İçtimai yaşamda da bu kural tarih boyunca geçerli olmuş, “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar.” vecizesiyle izah edilmiştir.
Eğitim Maarif veya Bir Gelecek Projesi Hayâli
Eğitimle alâkalı olacak bu kısa yazımda, eğitimin felsefesinden, muhtelif eğitim modellerinden, modern eğitimden, Emerson’un ya da Rousseau’nun tavsiyelerinden, sosyolojik tanımlamalardan, eğitim şûrasının hiçbir müsbet sonuca yönelik olmayan ipe sapa gelmez beylik lâflarından, Talim Terbiye’den, teorik fantezilerden, eğitim sistemimiz aslında şöyle ya da böyle olmalı gibi boş avuntulardan, akademisyenlerimizin şekil bakımından ekranları dolduran ama muhteva bakımından avare kaçan fikir hovardalığı dolu nutuklarından, milli dâvâlara karşı tasasız siyasetçilerin dar ve sahte oyalamalarından bahsederek konuyu dağıtan aşırı yorumlar yapmayacağım. Fazlaca siyasî failler de bulmaya çalışmayacağım. Basmakalıp normlara tevessül etmeden ve meselenin bizzat ocağında yetişmiş bir kişi olarak çok zorlansam da öfkenin söz dağarcığını kullanmayacağım. Sadece kendi hikâyemizden ve bazı küçük mukayeseler yaparak bahsedeceğim. Yâni bizim olan o hazin ve karanlık hikâyemizin bugüne kadar ki çok kısa seyrinden… Her vesile ile sıklıkla kullandığımız ve şimdi de kendisinden bahis açtığımız bir mefhum var; bu mefhum, uygun ve yerinde uygulandığında insanlığın medeniyet tâcını taşıyacak olan eğitim mefhumudur. Aslına bakarsanız sıklıkla kullandığımız bu mefhum, doğru seçilmiş bir mefhum da değil. Çünkü bize ait güzide bir geçmişin parçalarını birleştirmekten bazı yanlarıyla eksik kalır bu kavram.
Bu yazının devamı 198. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Dijital Çağda Geleceğin Dünyasını Tasarlamak
İnsanlığı nasıl bir gelecek bekliyor? Gelecekte ekonomi, sanayi ve teknoloji hangi şekle ve renge evirilecek? Gelecekteki gençlik nelere merak saracak? Gelecekte hangi trendler, akımlar öne çıkacak? Dünyayı ve insanı bekleyen muhtemel tehlikeler nelerdir?
Gelenekçiliğin Reaksiyon Girdabı ve Eleştirel Düşünce
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
Hakkı Bâtıl ile Örtmek
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
Din Eğitiminde Devlet, Cemaat, Vizyon ve Misyon
Kuşkusuz toplumun din eğitimi ihtiyacını örgün eğitim sisteminde karşılamak ve devletin din eğitimi üzerindeki tekelini olduğu gibi kabul edip sürdürmek önemli bir tartışma konusudur. Diğer bir ifadeyle din eğitiminin içeriğini, alma yaşını, süresini ve yöntemini laik devletin
Yanlış İnsan Tasavvurunun İfşası: Batı, Self-Sosyal Öjenizm ve Gazze
Tarihin hiçbir aşamasında tek bir hakikat iddiası mutlak egemen olmamış; insanlar, toplumlar, devletler ve medeniyetler arası mücadele ve savaş mutlak anlamda son bulmamıştır. Varlık âleminde herşey zıddıyla kaim olmuştur. Gündüzün hikmeti gecede, imanın küfürde, sıcağın soğukta, bilginin cehalette saklıdır. İçtimai yaşamda da bu kural tarih boyunca geçerli olmuş, “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar.” vecizesiyle izah edilmiştir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.