Filmler günümüz kültürünün o kadar büyük bir parçasını oluşturuyor ki hiç var olmadıkları bir zamanı hayal etmek meşakkatli bir duruma benziyor. 1890’larda hayalet misali şekillerin gözler önünde canlandığı ve hareketli resimlere ilk defa şahit olan seyircilerin, duyduğu hayranlık ve korkuyu takdir etmek de bir o kadar meşakkatli… Fakat 21. yüzyıl bakış açısındaki asıl taaccübün, ilk video kayıtlarının ya da “filmlerin”, sonraki otuz yıl müddetince uzun metrajlı filmlere hızla evrilerek geçirdikleri değişim olduğunu düşünebiliriz.[1]
Sinema hakkında düşünme ile yazmanın birbiriyle bağlantısı olduğunu söyleyen Corrigan[2], filmler üzerine yapılan her türden incelemenin ondan alacağımız hazzı engelleyebileceği yönünde dile getirilmemiş bir varsayım olduğundan bahsetse de şunun altını çizer:
Bir film hakkındaki analitik yazılar da aynı ölçüde bir doyum sunmaktadır. O hâlde Corrigan’ın başladığı yere geri dönüp “izlemek ve anlamak filmlerden aldığımız keyfin bir parçası ise filmler üzerine yazmak ve filmleri anlamak da ayrı bir keyif kaynağı” olabilir.
Belki de filmler Corrigan’ın dediği üzere diğer sanat ya da eğlence türlerinden daha güçlü bir duygusal ve entelektüel tepkiye neden olmalarıyla daha fazla ön plandadır. Ancak bir filme ilişkin tepkimizin nedeni, çoğunlukla, dikkatlice düşünme ve bu tepkiyi neyin harekete geçirdiğini ifade etme fırsatı bulana kadar belirsiz kalır. Böylece filmi değerlendirme, analiz etme süreciyle belirsizlikler ve anlaşılmayan hususlar yavaş yavaş kaybolmaya başlayabilir.
Bu yazının devamı
218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlk yazımızı Nida Dergisi’nde kaleme alalı beş yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre zarfında birkaç yazı haricinde “11 Eylül sonrası dünya sinemalarından örnek filmlerde İslam, Müslüman ve öteki kurgusunu” ele alan değerlendirmeler yaptık.
Kurduğunuz sistemin içinde kontrolü elden kaybederseniz yok olmaya mahkumsunuzdur. Devasa bir sistemin küçük dişlilerinden olarak, büyüklük rolüne soyunursanız da yok olmaya mahkum olursunuz. Gelişiminizi tamamlamadan, kendinizi olanın üzerinde görmek hem kendinizi hem de etrafınızdakileri felakete sürekler. Bunun farkına da varamazsınız. Farkındalık, ancak; felaketin size isabet etmesinden sonra gerçekleşir
Hayatın yanlışlarına, insanlığın kötülük oluşumlarına karşın iyilerden olanlar hep bir hareket içinde olmalılar. Yani bunların oturmalarına çok fırsatları olmamalı. Çünkü kötülük ayakta olup yürüyüp- koştukça; İyilerinde miskin miskin oturmaları düşünülemez. Ama gelin görün ki iyilerin şikâyetleri, yerlerine mıhlanmış gibi sabitlikleri, hayallerinde ki iyiliği kendilerine yaklaştırmıyor, bilakis bir süre sonra da kendilerini şikâyet ettikleri hayatın akışına bırakıveriyorlar.
Önceki yazımızda Pakistanlı yönetmen Shoaib Mansur’un Khuda Kay Liye (Allah’ın Adıyla, 2007) filmini ele almıştık. Bu yazıda ise Bol (2011) filmine yer vereceğiz. Yönetmenin ilk filminde olduğu gibi Bol filminde de ana tema, kadın karakterlerin
Bir Film Nasıl İzlenir?‘Kısa’dan ‘Uzun’a Çocuklar ve Aileler için Film Rehberine Giriş
Filmler günümüz kültürünün o kadar büyük bir parçasını oluşturuyor ki hiç var olmadıkları bir zamanı hayal etmek meşakkatli bir duruma benziyor. 1890’larda hayalet misali şekillerin gözler önünde canlandığı ve hareketli resimlere ilk defa şahit olan seyircilerin, duyduğu hayranlık ve korkuyu takdir etmek de bir o kadar meşakkatli… Fakat 21. yüzyıl bakış açısındaki asıl taaccübün, ilk video kayıtlarının ya da “filmlerin”, sonraki otuz yıl müddetince uzun metrajlı filmlere hızla evrilerek geçirdikleri değişim olduğunu düşünebiliriz.[1]
Sinema hakkında düşünme ile yazmanın birbiriyle bağlantısı olduğunu söyleyen Corrigan[2], filmler üzerine yapılan her türden incelemenin ondan alacağımız hazzı engelleyebileceği yönünde dile getirilmemiş bir varsayım olduğundan bahsetse de şunun altını çizer:
Belki de filmler Corrigan’ın dediği üzere diğer sanat ya da eğlence türlerinden daha güçlü bir duygusal ve entelektüel tepkiye neden olmalarıyla daha fazla ön plandadır. Ancak bir filme ilişkin tepkimizin nedeni, çoğunlukla, dikkatlice düşünme ve bu tepkiyi neyin harekete geçirdiğini ifade etme fırsatı bulana kadar belirsiz kalır. Böylece filmi değerlendirme, analiz etme süreciyle belirsizlikler ve anlaşılmayan hususlar yavaş yavaş kaybolmaya başlayabilir.
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Gökyüzü Kadar Kırmızı ile Eğitimcinin Sinema Rehberine Giriş
İlk yazımızı Nida Dergisi’nde kaleme alalı beş yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre zarfında birkaç yazı haricinde “11 Eylül sonrası dünya sinemalarından örnek filmlerde İslam, Müslüman ve öteki kurgusunu” ele alan değerlendirmeler yaptık.
Övdüklerimizden Ne Kaldı?
Masal dinlerdik, dededen, büyükanneden, kıssadan hisse çıkarmaya; “bir varmış bir yokmuş” sevdasına aşılanırdık fark etmeden. Şimdilerde subliminal mesajlarla nitelendirilen, akla ayar verme kavramını gayri ihtiyari büyüklerimiz de tecrübe etmişlerdi.
Kurtlukta Düşeni Yemek Kanundur
Kurduğunuz sistemin içinde kontrolü elden kaybederseniz yok olmaya mahkumsunuzdur. Devasa bir sistemin küçük dişlilerinden olarak, büyüklük rolüne soyunursanız da yok olmaya mahkum olursunuz. Gelişiminizi tamamlamadan, kendinizi olanın üzerinde görmek hem kendinizi hem de etrafınızdakileri felakete sürekler. Bunun farkına da varamazsınız. Farkındalık, ancak; felaketin size isabet etmesinden sonra gerçekleşir
Beşinci Olma Helak Olursun…
Hayatın yanlışlarına, insanlığın kötülük oluşumlarına karşın iyilerden olanlar hep bir hareket içinde olmalılar. Yani bunların oturmalarına çok fırsatları olmamalı. Çünkü kötülük ayakta olup yürüyüp- koştukça; İyilerinde miskin miskin oturmaları düşünülemez. Ama gelin görün ki iyilerin şikâyetleri, yerlerine mıhlanmış gibi sabitlikleri, hayallerinde ki iyiliği kendilerine yaklaştırmıyor, bilakis bir süre sonra da kendilerini şikâyet ettikleri hayatın akışına bırakıveriyorlar.
Modern Dünyadaki Açmazlarımıza Bol (2011) Filminden Bakmak
Önceki yazımızda Pakistanlı yönetmen Shoaib Mansur’un Khuda Kay Liye (Allah’ın Adıyla, 2007) filmini ele almıştık. Bu yazıda ise Bol (2011) filmine yer vereceğiz. Yönetmenin ilk filminde olduğu gibi Bol filminde de ana tema, kadın karakterlerin
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.