“’Ne yapayım bu parayı, dedi, elini salladı. ‘Eskiden bu kadar parayla Moskova’ya ya da Avrupa’ya gider, yeni bir hayata başlarım diye düşünürdüm, gayem buydu. Ama en çok ‘her şey mübah’ düşüncesinin etkisindeydim. Bunu gerçekten siz öğretmiştiniz bana. Buna benzer çok şeyler söylüyordunuz o zaman: ‘Tanrı olmadığına göre erdeme inanmak boşmuş ve gereksizmiş…’ Ben de haklı buldum sizi.”[1]
Giriş
Düşünce tarihinin her döneminde ve her bölgesinde yapılan ilmi faaliyetlerin merkezinde kuşkusuz ahlâk (moral) olgusu başat konulardan birini teşkil etmiştir. Nitekim ahlâk, evreni anlamaya ve insanın algıladığı evrenle kurduğu ilişkiyi çözümlemede mihenk noktasını temsil eder. İnsanın eyleyen bir varlık olarak, bir bakıma doğaüstü unsurlarını teşkil eden ruh ve zihin, görünen dünyada kendisini beden ve bedenin dışa vurduğu eylemlerle algılanabilir kılar. Bu durum, insanın mahiyeti ve eylemleri arasında doğrudan bir ilişki kurmayı mümkün hale getirir. İnsanın yalıtılmış bir varlık olmaması sebebiyle, bu eylemler onun varlık sahasına atfettiği anlamı da gösterir. Ancak ahlâk, eylemlerin meşruiyeti için bir dayanak veya meşruiyet zeminine ihtiyaç duyar. Bu dayanak bazen din, bazen de kültürdür. Fakat modern dönemde ise kendi başına bir otorite atfedilen salt akli bilginin, bu iki kurumun yerine geçebileceği varsayılmıştır. Bundan dolayı da akıl merkezli bir dünya görüşü ve dayanağı salt akıl olan bir ahlâki standardın mümkünlüğü sürekli tartışılagelmiştir.
İşin gerçeği dünden bugüne toplumların (ve hatta fertlerin) kendilerine has özelliklerinin bulunduğu üzerinde durulagelmiştir. Katı-yumuşak, sevecen-öfkeli, güler yüzlü-asık suratlı, çalışkan- tembel, gibi farklı özellikler tespit edilmiş,
Tıpkı dilde lehçe, şive ve ağızların ortadan kalkması gibi farklı kültürel zamanların yok olması, bizi zamanın “zaten” böyle bir şey olduğunu düşünmeye sevk eder ve Kevin K. Birth’in “zaman körlüğü” dediği şeye yol açar. Zamansal deneyimin olumsallığı ortadan kalktığında ise giderek bütün zamanlarımız manipüle edilebilir, paraya çevrilebilir bir şeye dönüşmüş olur. Tüketimin konusu kılınamayan geriye bir tek uyku kalır. 7/24 tüketim dünyasında uyku vakti bile çeşitli şekillerde aşılmaya çalışılır.
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
Dolayısıyla gerek âyetlerin gerekse rivâyet malzemesinin dinî irşad ve öğretim faaliyetleri ya da akademik araştırmalarda kullanılabilmesi için bir tetkik sürecinden geçmesi gerektiği açıktır. Bu dikkate alınmadan yapılan iktibaslar, ilgili metinlerin ihtiva etmediği, maksadı aşan çok sayıda açıklamaya (tefsir) ve yorumlamaya (tevil) kapı aralamakta, sonuç olarak “Kontrolsüz Nas Kullanımı” diye isimlendirmeyi tercih ettiğimiz tablo ortaya çıkmaktadır. Buna göre “Kontrolsüz Nas Kullanımı”: Bir nassın ilmî tetkik süzgecinden geçirilmeden, gelenekten devralınan biçimleri ve bunlar üzerine yapılan yorumlar üzerinden dolaşıma sokulması, bir dinî öğretim ya da bilimsel araştırma materyali olarak işlev görmesi anlamına gelmektedir.
Pragmatistlere göre önemli olan, sadece kanaatlerimizi nasıl edindiğimiz değil, aynı zamanda, edinilen kanaatlerin gerçek (true) olup olmadığıdır… Pragmatizm, Pragmatistlere göre önemli olan, sadece kanaatlerimizi nasıl edindiğimiz değil, aynı zamanda, edinilen kanaatlerin gerçek (true) olup olmadığıdır… Pragmatizm, düşünce
Seküler Bir Ahlâkın İmkânı Nedir?
“’Ne yapayım bu parayı, dedi, elini salladı. ‘Eskiden bu kadar parayla Moskova’ya ya da Avrupa’ya gider, yeni bir hayata başlarım diye düşünürdüm, gayem buydu. Ama en çok ‘her şey mübah’ düşüncesinin etkisindeydim. Bunu gerçekten siz öğretmiştiniz bana. Buna benzer çok şeyler söylüyordunuz o zaman: ‘Tanrı olmadığına göre erdeme inanmak boşmuş ve gereksizmiş…’ Ben de haklı buldum sizi.”[1]
Giriş
Düşünce tarihinin her döneminde ve her bölgesinde yapılan ilmi faaliyetlerin merkezinde kuşkusuz ahlâk (moral) olgusu başat konulardan birini teşkil etmiştir. Nitekim ahlâk, evreni anlamaya ve insanın algıladığı evrenle kurduğu ilişkiyi çözümlemede mihenk noktasını temsil eder. İnsanın eyleyen bir varlık olarak, bir bakıma doğaüstü unsurlarını teşkil eden ruh ve zihin, görünen dünyada kendisini beden ve bedenin dışa vurduğu eylemlerle algılanabilir kılar. Bu durum, insanın mahiyeti ve eylemleri arasında doğrudan bir ilişki kurmayı mümkün hale getirir. İnsanın yalıtılmış bir varlık olmaması sebebiyle, bu eylemler onun varlık sahasına atfettiği anlamı da gösterir. Ancak ahlâk, eylemlerin meşruiyeti için bir dayanak veya meşruiyet zeminine ihtiyaç duyar. Bu dayanak bazen din, bazen de kültürdür. Fakat modern dönemde ise kendi başına bir otorite atfedilen salt akli bilginin, bu iki kurumun yerine geçebileceği varsayılmıştır. Bundan dolayı da akıl merkezli bir dünya görüşü ve dayanağı salt akıl olan bir ahlâki standardın mümkünlüğü sürekli tartışılagelmiştir.
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
221. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
“İnsan Topluluğu”ndan “Refah Kitlesi”ne
İşin gerçeği dünden bugüne toplumların (ve hatta fertlerin) kendilerine has özelliklerinin bulunduğu üzerinde durulagelmiştir. Katı-yumuşak, sevecen-öfkeli, güler yüzlü-asık suratlı, çalışkan- tembel, gibi farklı özellikler tespit edilmiş,
Zamanın Sömürgeleştirilmesine Karşı Bir Direniş Eylemi Olarak Namaz
Tıpkı dilde lehçe, şive ve ağızların ortadan kalkması gibi farklı kültürel zamanların yok olması, bizi zamanın “zaten” böyle bir şey olduğunu düşünmeye sevk eder ve Kevin K. Birth’in “zaman körlüğü” dediği şeye yol açar. Zamansal deneyimin olumsallığı ortadan kalktığında ise giderek bütün zamanlarımız manipüle edilebilir, paraya çevrilebilir bir şeye dönüşmüş olur. Tüketimin konusu kılınamayan geriye bir tek uyku kalır. 7/24 tüketim dünyasında uyku vakti bile çeşitli şekillerde aşılmaya çalışılır.
Mevcut Toplumda Bir Din Telâkkisi
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
Din Dilinde “Kontrolsüz Nas Kullanımı” Olgusu: “Faiz Yiyen, Annesiyle Kâbe’de Zina Etmiş gibidir.” Rivâyeti Örneği
Dolayısıyla gerek âyetlerin gerekse rivâyet malzemesinin dinî irşad ve öğretim faaliyetleri ya da akademik araştırmalarda kullanılabilmesi için bir tetkik sürecinden geçmesi gerektiği açıktır. Bu dikkate alınmadan yapılan iktibaslar, ilgili metinlerin ihtiva etmediği, maksadı aşan çok sayıda açıklamaya (tefsir) ve yorumlamaya (tevil) kapı aralamakta, sonuç olarak “Kontrolsüz Nas Kullanımı” diye isimlendirmeyi tercih ettiğimiz tablo ortaya çıkmaktadır. Buna göre “Kontrolsüz Nas Kullanımı”: Bir nassın ilmî tetkik süzgecinden geçirilmeden, gelenekten devralınan biçimleri ve bunlar üzerine yapılan yorumlar üzerinden dolaşıma sokulması, bir dinî öğretim ya da bilimsel araştırma materyali olarak işlev görmesi anlamına gelmektedir.
Pragmatizm; Şimdiki Doğrunun Geleceksizliği
Pragmatistlere göre önemli olan, sadece kanaatlerimizi nasıl edindiğimiz değil, aynı zamanda, edinilen kanaatlerin gerçek (true) olup olmadığıdır… Pragmatizm, Pragmatistlere göre önemli olan, sadece kanaatlerimizi nasıl edindiğimiz değil, aynı zamanda, edinilen kanaatlerin gerçek (true) olup olmadığıdır… Pragmatizm, düşünce
Alışverişe devam et