“’Ne yapayım bu parayı, dedi, elini salladı. ‘Eskiden bu kadar parayla Moskova’ya ya da Avrupa’ya gider, yeni bir hayata başlarım diye düşünürdüm, gayem buydu. Ama en çok ‘her şey mübah’ düşüncesinin etkisindeydim. Bunu gerçekten siz öğretmiştiniz bana. Buna benzer çok şeyler söylüyordunuz o zaman: ‘Tanrı olmadığına göre erdeme inanmak boşmuş ve gereksizmiş…’ Ben de haklı buldum sizi.”[1]
Giriş
Düşünce tarihinin her döneminde ve her bölgesinde yapılan ilmi faaliyetlerin merkezinde kuşkusuz ahlâk (moral) olgusu başat konulardan birini teşkil etmiştir. Nitekim ahlâk, evreni anlamaya ve insanın algıladığı evrenle kurduğu ilişkiyi çözümlemede mihenk noktasını temsil eder. İnsanın eyleyen bir varlık olarak, bir bakıma doğaüstü unsurlarını teşkil eden ruh ve zihin, görünen dünyada kendisini beden ve bedenin dışa vurduğu eylemlerle algılanabilir kılar. Bu durum, insanın mahiyeti ve eylemleri arasında doğrudan bir ilişki kurmayı mümkün hale getirir. İnsanın yalıtılmış bir varlık olmaması sebebiyle, bu eylemler onun varlık sahasına atfettiği anlamı da gösterir. Ancak ahlâk, eylemlerin meşruiyeti için bir dayanak veya meşruiyet zeminine ihtiyaç duyar. Bu dayanak bazen din, bazen de kültürdür. Fakat modern dönemde ise kendi başına bir otorite atfedilen salt akli bilginin, bu iki kurumun yerine geçebileceği varsayılmıştır. Bundan dolayı da akıl merkezli bir dünya görüşü ve dayanağı salt akıl olan bir ahlâki standardın mümkünlüğü sürekli tartışılagelmiştir.
Bu yazının devamı
221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Latince “cultura” sözcüğünden gelen kültür, genel olarak işleme veya toprağı işleme anlamındadır. Etimolojik olarak “tarım” anlamını taşıyan kültür, daha sonra Batı dillerinde “culture” olarak kullanılmıştır. Fonetik bir benzerlikle Türkçeye “kültür” alarak yansımıştır.
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
İyilik postunda açık, aleni kötülük yapılmaktadır:
Çünkü iyinin ölçütü, kapitalist düzende “refah ve huzur” içinde yaşayabilmek, yeryüzünde cenneti kurmak olarak belirlenmiştir…
Çünkü iyilik, ölümden ve ölüme hazırlayacak olan her türlü ilkeden arınmak olarak tanımlanmıştır…
Çünkü iyilik, bilinmeyen zamana ve tahmin edilemeyen bedele teslim edilemeyecek kadar mülk edinilmiştir…
İslam dinine göre adalet, Allah’ın sıfatlarından biridir. Adalet, doğru olmak, doğru davranmak, adaletle hükmetmek, eşitlemek gibi mânâlara gelen bir mastardır. Bu kavram doğruluk, hakkaniyet, denge ve düzen anlamlarıyla isim olarak kullanıldığı gibi çok adil anlamında sıfat olarak da kullanılır. Adalet sıfatı, mübalağa ifade eden bir sıfat olup çok adil, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden, haktan başkasını söylemeyen ve yapmayan, her zaman her şeye karşı adaletli davranan anlamında kullanılmıştır. Zira Yüce Allah, adaletli bir hâkim olup her şeyi hakkıyla gören, işiten, her şeyin içini-dışını, önünü-sonunu bilen ve her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Kur’ân, insanın pusulası, yol haritası, rehberi, delili… Fertlerin, ailelerin ve toplumların hayat anayasası… Kur’ân, hayatın kullanma kılavuzu… Ona itibar etmeden kullanılan hayat, hayat değildir.
Her şey insan için yaratıldı. İnsanı insan olarak inşa eden, eşref-i mahlûkat derecesine yükselten ise Allah’ın kitabıdır. Allah’ın kitabından
Seküler Bir Ahlâkın İmkânı Nedir?
“’Ne yapayım bu parayı, dedi, elini salladı. ‘Eskiden bu kadar parayla Moskova’ya ya da Avrupa’ya gider, yeni bir hayata başlarım diye düşünürdüm, gayem buydu. Ama en çok ‘her şey mübah’ düşüncesinin etkisindeydim. Bunu gerçekten siz öğretmiştiniz bana. Buna benzer çok şeyler söylüyordunuz o zaman: ‘Tanrı olmadığına göre erdeme inanmak boşmuş ve gereksizmiş…’ Ben de haklı buldum sizi.”[1]
Giriş
Düşünce tarihinin her döneminde ve her bölgesinde yapılan ilmi faaliyetlerin merkezinde kuşkusuz ahlâk (moral) olgusu başat konulardan birini teşkil etmiştir. Nitekim ahlâk, evreni anlamaya ve insanın algıladığı evrenle kurduğu ilişkiyi çözümlemede mihenk noktasını temsil eder. İnsanın eyleyen bir varlık olarak, bir bakıma doğaüstü unsurlarını teşkil eden ruh ve zihin, görünen dünyada kendisini beden ve bedenin dışa vurduğu eylemlerle algılanabilir kılar. Bu durum, insanın mahiyeti ve eylemleri arasında doğrudan bir ilişki kurmayı mümkün hale getirir. İnsanın yalıtılmış bir varlık olmaması sebebiyle, bu eylemler onun varlık sahasına atfettiği anlamı da gösterir. Ancak ahlâk, eylemlerin meşruiyeti için bir dayanak veya meşruiyet zeminine ihtiyaç duyar. Bu dayanak bazen din, bazen de kültürdür. Fakat modern dönemde ise kendi başına bir otorite atfedilen salt akli bilginin, bu iki kurumun yerine geçebileceği varsayılmıştır. Bundan dolayı da akıl merkezli bir dünya görüşü ve dayanağı salt akıl olan bir ahlâki standardın mümkünlüğü sürekli tartışılagelmiştir.
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yemekteyiz: Kendi(liği)mizi Yiyoruz
Latince “cultura” sözcüğünden gelen kültür, genel olarak işleme veya toprağı işleme anlamındadır. Etimolojik olarak “tarım” anlamını taşıyan kültür, daha sonra Batı dillerinde “culture” olarak kullanılmıştır. Fonetik bir benzerlikle Türkçeye “kültür” alarak yansımıştır.
Ölen Kim’dir
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
Bu Dünyada Yeteri Kadar Acı Yok mu?
İyilik postunda açık, aleni kötülük yapılmaktadır:
Çünkü iyinin ölçütü, kapitalist düzende “refah ve huzur” içinde yaşayabilmek, yeryüzünde cenneti kurmak olarak belirlenmiştir…
Çünkü iyilik, ölümden ve ölüme hazırlayacak olan her türlü ilkeden arınmak olarak tanımlanmıştır…
Çünkü iyilik, bilinmeyen zamana ve tahmin edilemeyen bedele teslim edilemeyecek kadar mülk edinilmiştir…
İslam Dinin’de Tevhid-Adalet İlişkisi
İslam dinine göre adalet, Allah’ın sıfatlarından biridir. Adalet, doğru olmak, doğru davranmak, adaletle hükmetmek, eşitlemek gibi mânâlara gelen bir mastardır. Bu kavram doğruluk, hakkaniyet, denge ve düzen anlamlarıyla isim olarak kullanıldığı gibi çok adil anlamında sıfat olarak da kullanılır. Adalet sıfatı, mübalağa ifade eden bir sıfat olup çok adil, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden, haktan başkasını söylemeyen ve yapmayan, her zaman her şeye karşı adaletli davranan anlamında kullanılmıştır. Zira Yüce Allah, adaletli bir hâkim olup her şeyi hakkıyla gören, işiten, her şeyin içini-dışını, önünü-sonunu bilen ve her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Kur’ân Güfte mi?
Kur’ân, insanın pusulası, yol haritası, rehberi, delili… Fertlerin, ailelerin ve toplumların hayat anayasası… Kur’ân, hayatın kullanma kılavuzu… Ona itibar etmeden kullanılan hayat, hayat değildir.
Her şey insan için yaratıldı. İnsanı insan olarak inşa eden, eşref-i mahlûkat derecesine yükselten ise Allah’ın kitabıdır. Allah’ın kitabından
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.