“Namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.”
(Nisa, 103)
Sabahları iş veya okul saatine ayarlı olan akıllı telefonların alarm sesiyle uyanmak; gün içerisinde hep bir şeylere yetişme telaşıyla dakikalarla yarışmak; zamanı “verimli” geçirmenin yollarını öğrenmek için saatler harcamak; “yoğun” ve “meşgul” statüsüne erişebilmek için çalışmak; mesajlara geç cevap verebilme hazzını ve üstünlüğünü yaşamak; akşam kafede otururken yapılacaklar listelerini yarıştırmak; akrep ile yelkovan üst üste geldiğinde “boş” bir gün geçirmediğini düşünerek son haberleri de “kaçırmadan” uykuya dalmak… Bunlar bize sıradan geliyor olabilir. Oysa tüm bu düşünce ve davranışlar, içinde yaşadığımız sosyalliğin zamanı nasıl örgütlediğiyle, nasıl denetlediğiyle ve belki de en önemlisi nasıl “sömürgeleştirdiğiyle” yakından ilişkilidir. Zira zaman yalnızca bir ölçüm birimi veya doğal bir akış değil, aynı zamanda iktidar ilişkilerinin, iktisadi yapıların ve toplumsal normların içine yerleşen bir şeydir.
Zamanın Sömürgeleştirilmesi
Zamanı genellikle doğanın bir parçası olarak düşünürüz. Güneşin doğuşu, gece ve gündüzün birbirini takip edişi, ayın evreleri, yaşlanma süreci vs. Bunları kimse inkâr edemez, ama insanlık tarihi bize gösteriyor ki zamanın deneyimlenme biçimi sabit ve evrensel değildir. “Tarım toplumu”ndaki bir insan için zaman, mevsimlerin ritminden bağımsız bir şey değildir: Ne zaman ekim yapılacağı, sulamanın vakti, hasat zamanı, harmanın süresi vs.
Bu yazının devamı
220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor.
Merhum Tanpınar, bir şiirine “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” mısralarıyla başlar. Zannediyorum Aşiyan’daki kabrinde de bu mısralar var. Tıpkı bu mısraların ifade ettiği gibi insanımızın birey olarak hangi noktada, hangi hâlet ve değer içinde olduğu da işte bu mısralarda olduğu gibi müphem bir şey.
İslâmî Mücadele’nin kendisi “İyilik Hareketi”dir. Bireyden başlayarak topluma yayılan bir hareket… İyilik hareketinin söze ve amele dayalı temelleri açısından iyi/güzel/tayyib olanın kabul edilebilir bir üslup ile harman olarak salih amele dönüşmesinden bahsediyoruz. Salih amelin, güzel sözleri Allah katına
Bu yazı, cevaplarını bulmuş bir yol göstericiden çok, daralmanın sebepleri ve çıkış yolları için bazı sorular sorma ve aynı saftakilerle dertleşme niyetindedir. Acaba Müslümanların bir gündemi var mıdır? Suyun üstünde sürüklenmekte miyiz yoksa akışı yönlendirebiliyor muyuz? Acaba niceliğe ve kitleselleşmeye mağlup mu olduk? Bununla ilişkili olarak “demokrasi”/çokluk kıymetin belirleyicisi mi oldu? “Söz”ümüzü, sosyal medyadaki “etkileşim” adedi mi şekillendiriyor? “Cihad”ımızın göstergesi organizasyonel kabiliyetimiz ve hesaplı “katılım sağlama”larımız mı?
Kur’an’ın kavramlara yüklediği doğru mânâyı bulmak, vahyin kavramı kullandığı zamanki anlamını bilmekle olur. Bunun yolu ise kavramların arka planını bilmekle olur. Cahiliyye kavramı, bugün Kur’ani mânâ dışında kullanılmaktadır. Bugün ‘cahil’e yüklenen anlam okuma-yazmayla
Zamanın Sömürgeleştirilmesine Karşı Bir Direniş Eylemi Olarak Namaz
“Namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.”
(Nisa, 103)
Sabahları iş veya okul saatine ayarlı olan akıllı telefonların alarm sesiyle uyanmak; gün içerisinde hep bir şeylere yetişme telaşıyla dakikalarla yarışmak; zamanı “verimli” geçirmenin yollarını öğrenmek için saatler harcamak; “yoğun” ve “meşgul” statüsüne erişebilmek için çalışmak; mesajlara geç cevap verebilme hazzını ve üstünlüğünü yaşamak; akşam kafede otururken yapılacaklar listelerini yarıştırmak; akrep ile yelkovan üst üste geldiğinde “boş” bir gün geçirmediğini düşünerek son haberleri de “kaçırmadan” uykuya dalmak… Bunlar bize sıradan geliyor olabilir. Oysa tüm bu düşünce ve davranışlar, içinde yaşadığımız sosyalliğin zamanı nasıl örgütlediğiyle, nasıl denetlediğiyle ve belki de en önemlisi nasıl “sömürgeleştirdiğiyle” yakından ilişkilidir. Zira zaman yalnızca bir ölçüm birimi veya doğal bir akış değil, aynı zamanda iktidar ilişkilerinin, iktisadi yapıların ve toplumsal normların içine yerleşen bir şeydir.
Zamanın Sömürgeleştirilmesi
Zamanı genellikle doğanın bir parçası olarak düşünürüz. Güneşin doğuşu, gece ve gündüzün birbirini takip edişi, ayın evreleri, yaşlanma süreci vs. Bunları kimse inkâr edemez, ama insanlık tarihi bize gösteriyor ki zamanın deneyimlenme biçimi sabit ve evrensel değildir. “Tarım toplumu”ndaki bir insan için zaman, mevsimlerin ritminden bağımsız bir şey değildir: Ne zaman ekim yapılacağı, sulamanın vakti, hasat zamanı, harmanın süresi vs.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
En Büyük Kötülükle Uzlaşmak
Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor.
Modernizmi Eleştirebilir Miyiz
Merhum Tanpınar, bir şiirine “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” mısralarıyla başlar. Zannediyorum Aşiyan’daki kabrinde de bu mısralar var. Tıpkı bu mısraların ifade ettiği gibi insanımızın birey olarak hangi noktada, hangi hâlet ve değer içinde olduğu da işte bu mısralarda olduğu gibi müphem bir şey.
İslâmî Mücadelede Dil, Üslup Ve Estetik
İslâmî Mücadele’nin kendisi “İyilik Hareketi”dir. Bireyden başlayarak topluma yayılan bir hareket… İyilik hareketinin söze ve amele dayalı temelleri açısından iyi/güzel/tayyib olanın kabul edilebilir bir üslup ile harman olarak salih amele dönüşmesinden bahsediyoruz. Salih amelin, güzel sözleri Allah katına
Zihniyet Daralması Karşısında Islahı Yeniden Kuşanmak
Bu yazı, cevaplarını bulmuş bir yol göstericiden çok, daralmanın sebepleri ve çıkış yolları için bazı sorular sorma ve aynı saftakilerle dertleşme niyetindedir. Acaba Müslümanların bir gündemi var mıdır? Suyun üstünde sürüklenmekte miyiz yoksa akışı yönlendirebiliyor muyuz? Acaba niceliğe ve kitleselleşmeye mağlup mu olduk? Bununla ilişkili olarak “demokrasi”/çokluk kıymetin belirleyicisi mi oldu? “Söz”ümüzü, sosyal medyadaki “etkileşim” adedi mi şekillendiriyor? “Cihad”ımızın göstergesi organizasyonel kabiliyetimiz ve hesaplı “katılım sağlama”larımız mı?
Cahiliyye Kavramı Ve Cahiliyye Toplumu
Kur’an’ın kavramlara yüklediği doğru mânâyı bulmak, vahyin kavramı kullandığı zamanki anlamını bilmekle olur. Bunun yolu ise kavramların arka planını bilmekle olur. Cahiliyye kavramı, bugün Kur’ani mânâ dışında kullanılmaktadır. Bugün ‘cahil’e yüklenen anlam okuma-yazmayla
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.