Konuyu tanıtabilmek için ifade edeyim, bu yazı, dergi yöneticisi dostların, İvan Goncharov’un Oblomov Romanı üzerinden bir genel sosyolojik değerlendirme yapmam arzusunun bir sonucudur. İlk olarak 1859’da yayımlanan Oblomov, bir Rus edebiyatı klasiğidir. Kitap, zamanının çoğunu yatakta yatarak, aynı derecede tembel hizmetkârı Zakhar’ın teşvikiyle ve tanıdıkları tarafından sürekli dolandırılarak, kayıtsız bir şekilde hayat geçiren toprak sahibi soyluların, yok olmaya yüz tutmuş bir üyesi olan İlya İlyiç Oblomov figürü etrafında dönüyor. Ancak bu uyuşuk yaşam, çökmekte olan mali durumu, bir kadına duyduğu aşk ve çalışkan arkadaşı Stoltz’un sitemleri nedeniyle, Oblomov’un gerçek dünyayla yüzleşmesi ve sorumluluklarını üstlenmesi gerektiği gerçeğiyle sona erer. Durum komedisi, psikolojik karmaşıklık ve sosyal hiciv açısından zengin olan roman, insan tembelliğine bir anıt niteliğindedir. Yazar, çağın tüm değişimlerine rağmen 19. yüzyıl Rus toplumunda özellikle toprakla geçinen kesimin tembelliğine dikkat çeker ve hatta olayın kahramanı Oblomov’un adından hareketle durumu “oblomovlaşma” olarak kavramlaştırır ve tabi olması gereken değişikliğin gerçekleşmeyişine hayıflanır.
Burada bizim için önemli olan, bugünün toplumlarında bu kavramın ne dereceye kadar bir geçerliliğinin olduğu, eğer bir geçerliliği kalmamışsa yerini neyin aldığıdır. İşin gerçeği dünden bugüne toplumların (ve hatta fertlerin) kendilerine has özelliklerinin bulunduğu üzerinde durulagelmiştir. Katı-yumuşak, sevecen-öfkeli, güler yüzlü-asık suratlı, çalışkan- tembel, gibi farklı özellikler tespit edilmiş, bunları düzlükler-dağlar, sahiller-ormanlar, sıcak veya soğuk iklimler gibi şartlara dayandırarak “dağlık bölgelerde yaşayanlar katı tabiatlı, deniz sahillerinde yaşayanlar yumuşak huylu olurlar” gibi ilkeler belirlemeye çalışılmış, bu söz konusu ilkelerin mevcut inanç ve düşüncelerle bir bağlantısı kurulmaya çalışılmıştır.
Bu yazının devamı
222. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Fransız Profesör Jean Maisonneuve, bedenin yüceltilerek hayatın odağına yerleştirildiğini, ego tarafından yönetilen bir dünyada kişilerin yetkinliğinin bedenlerinin sınırlarıyla tanımlandığını, çağın salgını olan narsizmin Yunan mitolojisinden bilinen “kendine âşık olma” halinden farklı olduğunu;
Alışkanlıklar insanın hayatını idame ettirebilmesi için gereklidir. Bir babanın her gün işe gitmesi, bir annenin çocuklarıyla ilgilenebilmesi, bir öğrencinin derslerini zamanında yapabilmesi gibi alışkanlıklar son derece faydalıdır. Bu tür alışkanlıklarını terk eden bir baba, anne ya da öğrenci ise sıkıntı yaşayacaktır. Fakat iş, düşünce eylemine gelince durum biraz değişmektedir. Hep aynı tarz düşünen, herhangi bir konuda düşüncelerini değiştirmemekte ısrar eden bir kişi için bu alışkanlık zararlıdır. Fakat insanların çoğu fikri anlamda şüphe içinde bir hayat yaşamaktansa içinde şüpheye yer olmayan rahat bir hayatı tercih ederler.
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
20. yüzyıl, büyük anlatıların formüle etmiş olduğu ideolojiler çağıdır. Bütünleşme hareketleri bu ideolojilerin merkezinde cereyan etti. Sosyalizm, kapitalizm ve faşizm devasa boyutta tümleşik bir siyasadan bahsediyordu.
“İnsan Topluluğu”ndan “Refah Kitlesi”ne
Konuyu tanıtabilmek için ifade edeyim, bu yazı, dergi yöneticisi dostların, İvan Goncharov’un Oblomov Romanı üzerinden bir genel sosyolojik değerlendirme yapmam arzusunun bir sonucudur. İlk olarak 1859’da yayımlanan Oblomov, bir Rus edebiyatı klasiğidir. Kitap, zamanının çoğunu yatakta yatarak, aynı derecede tembel hizmetkârı Zakhar’ın teşvikiyle ve tanıdıkları tarafından sürekli dolandırılarak, kayıtsız bir şekilde hayat geçiren toprak sahibi soyluların, yok olmaya yüz tutmuş bir üyesi olan İlya İlyiç Oblomov figürü etrafında dönüyor. Ancak bu uyuşuk yaşam, çökmekte olan mali durumu, bir kadına duyduğu aşk ve çalışkan arkadaşı Stoltz’un sitemleri nedeniyle, Oblomov’un gerçek dünyayla yüzleşmesi ve sorumluluklarını üstlenmesi gerektiği gerçeğiyle sona erer. Durum komedisi, psikolojik karmaşıklık ve sosyal hiciv açısından zengin olan roman, insan tembelliğine bir anıt niteliğindedir. Yazar, çağın tüm değişimlerine rağmen 19. yüzyıl Rus toplumunda özellikle toprakla geçinen kesimin tembelliğine dikkat çeker ve hatta olayın kahramanı Oblomov’un adından hareketle durumu “oblomovlaşma” olarak kavramlaştırır ve tabi olması gereken değişikliğin gerçekleşmeyişine hayıflanır.
Burada bizim için önemli olan, bugünün toplumlarında bu kavramın ne dereceye kadar bir geçerliliğinin olduğu, eğer bir geçerliliği kalmamışsa yerini neyin aldığıdır. İşin gerçeği dünden bugüne toplumların (ve hatta fertlerin) kendilerine has özelliklerinin bulunduğu üzerinde durulagelmiştir. Katı-yumuşak, sevecen-öfkeli, güler yüzlü-asık suratlı, çalışkan- tembel, gibi farklı özellikler tespit edilmiş, bunları düzlükler-dağlar, sahiller-ormanlar, sıcak veya soğuk iklimler gibi şartlara dayandırarak “dağlık bölgelerde yaşayanlar katı tabiatlı, deniz sahillerinde yaşayanlar yumuşak huylu olurlar” gibi ilkeler belirlemeye çalışılmış, bu söz konusu ilkelerin mevcut inanç ve düşüncelerle bir bağlantısı kurulmaya çalışılmıştır.
Bu yazının devamı 222. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ahlâkın Sosyolojisi Sosyolojinin Ahlâkı
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Bedene Yapılan Her Müdahale Ruhta Bir İz Bırakır
Fransız Profesör Jean Maisonneuve, bedenin yüceltilerek hayatın odağına yerleştirildiğini, ego tarafından yönetilen bir dünyada kişilerin yetkinliğinin bedenlerinin sınırlarıyla tanımlandığını, çağın salgını olan narsizmin Yunan mitolojisinden bilinen “kendine âşık olma” halinden farklı olduğunu;
Eleştirel Düşünebilmek ve Eleştiri Geleneğimiz
Alışkanlıklar insanın hayatını idame ettirebilmesi için gereklidir. Bir babanın her gün işe gitmesi, bir annenin çocuklarıyla ilgilenebilmesi, bir öğrencinin derslerini zamanında yapabilmesi gibi alışkanlıklar son derece faydalıdır. Bu tür alışkanlıklarını terk eden bir baba, anne ya da öğrenci ise sıkıntı yaşayacaktır. Fakat iş, düşünce eylemine gelince durum biraz değişmektedir. Hep aynı tarz düşünen, herhangi bir konuda düşüncelerini değiştirmemekte ısrar eden bir kişi için bu alışkanlık zararlıdır. Fakat insanların çoğu fikri anlamda şüphe içinde bir hayat yaşamaktansa içinde şüpheye yer olmayan rahat bir hayatı tercih ederler.
Kitâbü’l-Mille Çerçevesinde Fârâbî’de Şehrin Meşruiyeti
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
Kurgusal Kümeste Küme Elamanı Olmak; Ulusalcılık Ve Popülizm Siyasasında Kimliklerin Kaybı
20. yüzyıl, büyük anlatıların formüle etmiş olduğu ideolojiler çağıdır. Bütünleşme hareketleri bu ideolojilerin merkezinde cereyan etti. Sosyalizm, kapitalizm ve faşizm devasa boyutta tümleşik bir siyasadan bahsediyordu.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.