“Pragmatistlere göre önemli olan, sadece kanaatlerimizi nasıl edindiğimiz değil, aynı zamanda, edinilen kanaatlerin gerçek (true) olup olmadığıdır… Pragmatizm, düşünce ve kanaatler konusunda yanılmacı (fallibilistic) bir görüş benimsemiştir. Pragmatizm araştırma sürecinde kesinliğe karşı olduğu gibi, şüphecilik kuramının ‘gerçeğe ve gerçek olana hiçbir zaman ulaşamayacağız, bunlara ulaşsak bile ulaşmış olduğumuzu bilemeyeceğiz’ yönündeki savlarını reddetmiştir.”
Faydacılık, kolay olana yönelme, eylemin salt başarıya ve/veya sonuca odaklı olması, pragmatizmin tanımları içinde zikredilmiştir. Pragmatizmin genel geçer tek bir tarifi yok; onlarca tanım ve yaklaşımın esasta birleştiği ‘şimdiki doğruyu tercih etme’ eylemi belki de pragmatizmi açıklayabilecek bir anahtar vazifesi görebilir. ‘Pratik ve pratik olan’ anlamlarına karşılık gelen Yunanca ‘pragma’ kelimesinden kaynaklı isimlendirme, tanımlamanın isabeti hakkında bir fikir verebilir.
Bu yazının devamı
187. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Gonçarov’un Oblomov’u 1859’da yayımlandığında Rus edebiyatının en tuhaf kahramanlarından birini dünya edebiyatına armağan etmişti. Oblomov öyle bir adamdı ki romanın neredeyse yarısı boyunca yatağından kalkamıyordu.
Bir vakıa olarak var olmakla birlikte “İslâm Düşüncesi” tabiri modern zamanlara ait bir kullanımdır. İslâm düşüncesi “Müslümanların, özellikle, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle, diğer kadim insanlık kültürlerinden de faydalanarak; bir sistem dâhilinde ve tutarlılığı esas alarak ortaya koydukları, bütün uhrevî, dünyevî yorumlar ve tevillerdir… İslâm düşüncesi; Allah, varlık, bilgi, sanat, estetik, ahlâk, felsefe, değer vb. hakkında Müslümanların tefekkürünü ihtivâ ettiği gibi onların sırât-ı müstakim üzere olmalarını da akılları nispetinde telkin etmektedir.
Yaratılmış olanı Yaratıcıdan ayıran en temel özelliklerden biri de sınırlı ve sonlu olma durumudur. Bir varlık hâline gelme durumunun söz konusu olması her daim soyut ya da somut sınırların çizilmesiyle mümkün olur. Çünkü sınırsızlık ya da sonsuzluk aslında bir çeşit yokluk formu olarak da düşünülebilir; bu sebeple bu hikâye aynı zamanda yokluktan varlığa, ademden Âdem’e geçiş hikâyesidir.
Muhafazakâr düşünceler ise toplumları edilgenleştirir, sıradanlaştırır, kimliksizleştirir ve donuklaştırır. Siyasal yönetimler bu zaaflardan yararlanarak halkları rahatlıkla sömürebilir, yolsuzluklarını ve keyfi yönetimlerini sürdürebilirler. Bazen sırtları sıvazlanarak…
Daha önce toplumsal ilişkilerce belirlenen insan modeli, toplumsal ilişkilerin belirlediği, ahlakın belirlediği, dinin belirlediği ya da daha çok böyle pagan toplumlarında da olsa oradaki kabilevi töre ilişkilerinin belirlediği insan modeli Sanayi Devrimi ve hemen sonrasında 19. yüzyılda ise bu defa daha iktisadi içerikle tanınmaya başlanıyor. Burada şöyle bir tartışma ortaya çıkıyor: Acaba insan doğasını nasıl tanımlayabiliriz, bir insan doğası var mı, bu insan doğası gerçekten hani toplumsal ilişkiler tarafından mı belirleniyor yoksa ekonominin merkezde olduğu ve ekonominin diğer tüm toplumsal ilişkileri belirlediği bir insan doğası mı, bu insanı nasıl tanımlayabiliriz?
Pragmatizm; Şimdiki Doğrunun Geleceksizliği
“Pragmatistlere göre önemli olan, sadece kanaatlerimizi nasıl edindiğimiz değil, aynı zamanda, edinilen kanaatlerin gerçek (true) olup olmadığıdır… Pragmatizm, düşünce ve kanaatler konusunda yanılmacı (fallibilistic) bir görüş benimsemiştir. Pragmatizm araştırma sürecinde kesinliğe karşı olduğu gibi, şüphecilik kuramının ‘gerçeğe ve gerçek olana hiçbir zaman ulaşamayacağız, bunlara ulaşsak bile ulaşmış olduğumuzu bilemeyeceğiz’ yönündeki savlarını reddetmiştir.”
Faydacılık, kolay olana yönelme, eylemin salt başarıya ve/veya sonuca odaklı olması, pragmatizmin tanımları içinde zikredilmiştir. Pragmatizmin genel geçer tek bir tarifi yok; onlarca tanım ve yaklaşımın esasta birleştiği ‘şimdiki doğruyu tercih etme’ eylemi belki de pragmatizmi açıklayabilecek bir anahtar vazifesi görebilir. ‘Pratik ve pratik olan’ anlamlarına karşılık gelen Yunanca ‘pragma’ kelimesinden kaynaklı isimlendirme, tanımlamanın isabeti hakkında bir fikir verebilir.
Bu yazının devamı 187. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Dijital Divan: Çağdaş Oblomovculuğun Ekran Başındaki Dönüşümü
Gonçarov’un Oblomov’u 1859’da yayımlandığında Rus edebiyatının en tuhaf kahramanlarından birini dünya edebiyatına armağan etmişti. Oblomov öyle bir adamdı ki romanın neredeyse yarısı boyunca yatağından kalkamıyordu.
İslâm Düşünce Geleneği
Bir vakıa olarak var olmakla birlikte “İslâm Düşüncesi” tabiri modern zamanlara ait bir kullanımdır. İslâm düşüncesi “Müslümanların, özellikle, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle, diğer kadim insanlık kültürlerinden de faydalanarak; bir sistem dâhilinde ve tutarlılığı esas alarak ortaya koydukları, bütün uhrevî, dünyevî yorumlar ve tevillerdir… İslâm düşüncesi; Allah, varlık, bilgi, sanat, estetik, ahlâk, felsefe, değer vb. hakkında Müslümanların tefekkürünü ihtivâ ettiği gibi onların sırât-ı müstakim üzere olmalarını da akılları nispetinde telkin etmektedir.
Günah ve Tövbe İlişkisine Sınır Kavramı Üzerinden Varoluşsal Bir Bakış
Yaratılmış olanı Yaratıcıdan ayıran en temel özelliklerden biri de sınırlı ve sonlu olma durumudur. Bir varlık hâline gelme durumunun söz konusu olması her daim soyut ya da somut sınırların çizilmesiyle mümkün olur. Çünkü sınırsızlık ya da sonsuzluk aslında bir çeşit yokluk formu olarak da düşünülebilir; bu sebeple bu hikâye aynı zamanda yokluktan varlığa, ademden Âdem’e geçiş hikâyesidir.
İslam’ı Sömürgeci Zihnin Sermayesi Kılmak
Muhafazakâr düşünceler ise toplumları edilgenleştirir, sıradanlaştırır, kimliksizleştirir ve donuklaştırır. Siyasal yönetimler bu zaaflardan yararlanarak halkları rahatlıkla sömürebilir, yolsuzluklarını ve keyfi yönetimlerini sürdürebilirler. Bazen sırtları sıvazlanarak…
Hayatın Merkezine Oturan Kaygı: Ekonomik Kaygılı İnsan Çağı
Daha önce toplumsal ilişkilerce belirlenen insan modeli, toplumsal ilişkilerin belirlediği, ahlakın belirlediği, dinin belirlediği ya da daha çok böyle pagan toplumlarında da olsa oradaki kabilevi töre ilişkilerinin belirlediği insan modeli Sanayi Devrimi ve hemen sonrasında 19. yüzyılda ise bu defa daha iktisadi içerikle tanınmaya başlanıyor. Burada şöyle bir tartışma ortaya çıkıyor: Acaba insan doğasını nasıl tanımlayabiliriz, bir insan doğası var mı, bu insan doğası gerçekten hani toplumsal ilişkiler tarafından mı belirleniyor yoksa ekonominin merkezde olduğu ve ekonominin diğer tüm toplumsal ilişkileri belirlediği bir insan doğası mı, bu insanı nasıl tanımlayabiliriz?
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.