Beklemek, insan varoluşunun en temel fakat çoğu zaman en az fark edilen tecrübelerinden biridir. İnsan, yaşamı boyunca bir dizi bekleme ânının kıyısında durur: doğumu bekleyen bir anne, haber bekleyen bir âşık, kurtuluşu bekleyen bir toplum… Beklemek, görünürde zamanın akışına boyun eğmek gibi dururken, aslında insanın gelecekle, umutla ve zamanla kurduğu derin bir ilişki biçimidir.
Felsefi düşüncede bekleme, zamansallığın bir izdüşümü olarak ele alınmıştır. Heidegger için beklemek, insanın geleceğe yönelmiş “tasarı” varlığının bir ifadesidir; Kierkegaard için ise umutla ve imanla örülmüş bir varoluş tarzıdır. Camus, bu bekleyişin anlamsızlığını vurgulayarak, beklemenin absürt yönünü öne çıkarır. Bununla birlikte İslami gelenekte beklemek, sabır, tevekkül ve teslimiyetle bütünleşir; insanın içsel direncinin, olgunlaşmasının ve hakikat arayışının bir göstergesi hâline gelir.
Modern çağda bekleme deneyimi radikal biçimde dönüşmüştür. Dijital çağın hız ekonomisi, beklemeyi bir eksiklik olarak tanımlamaya başlamış; hız ve anlık tatmin kültürü, insanın zamana tahammülünü aşındırmıştır. Bu dönüşüm, Bauman’ın “akışkan modernite” kavramında somutlaşır: Artık hiçbir şey beklemeye değmez görünür, çünkü her şey anında erişilebilir hâle gelmiştir.
Varoluşsal Boyut: Zamanın Eşiğinde İnsan
Heidegger ve Zamansal Açıklık
Bu yazının devamı
221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İvan Aleksandroviç Gonçarov’un Oblomov kitabı 1859 yılında yayınlanmış olan ve 19. yüzyıl Rus aristokrat toplumunun portresini anlatan bir kitap olması hasebiyle edebi ve sosyolojik açıdan paha biçilemez kıymettedir. Bu kitabın yazılmasından yaklaşık dört yıl sonra köylülük yani kölelik kaldırılacaktır.
Sen ürkek bakışlarınla, titreyen dilinle, dudaklarının ucuna gelip gelip kaybolan titrek sesinle bir türlü adını koyamadın. Neye dönüştü bu, aslolanı bulmaya mı yoksa paslanmaya mı? Sığıntı gibi durdun saklandığın cümlelerin ardı sıra… Önce gözyaşların seni terk etti, sonra melekler…
Yanakların ıslaklığı unutunca, kalbinin o ince zarı yavaştan kalınlaşmaya başladı… Belki hissetin bunu belki de hissetmedin… Kaçtın sanki kendinden kaçmak kolaymış gibi, kaçtın sanki İNSAN KENDİNE YAKALANMAZMIŞ gibi…
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Bir anlam aranıyor ve bir hikmet, her şeyi yerli yerinde yapmak için; gözlerin görmediği sır perdesini değil, gözler önünde kini anlayıp kavramak için. Bir heyecan koşar adım geliyor, yetişiyor kalabalıklara, her şeyi sıradanlaştıranların içinde yerleşecek bir gönül arıyor. Bir korku recayla karışık,
Gözyaslarımı biriktiriyorum… Bir tufana dönüşsün ve müslüman aklıyla istihza eden soy-suzlar boğulsun istiyorum…Soylu direnisin ardında ki nefesleri hissediyorum…
Biliyorum bu his bu düşünce , düstüğümüz yerden bizi kaldıracak ve onurlu bir hayatın parçası kılacak…
Hergün, ölen bebeklerin yasını tutamayan anne ve babaların öfkelerine ortak oluyorum. Onlardan bir hisse alıp öfkeyi zamana yayıyorum
Beklemenin Ontolojik Derinliği
Beklemek, insan varoluşunun en temel fakat çoğu zaman en az fark edilen tecrübelerinden biridir. İnsan, yaşamı boyunca bir dizi bekleme ânının kıyısında durur: doğumu bekleyen bir anne, haber bekleyen bir âşık, kurtuluşu bekleyen bir toplum… Beklemek, görünürde zamanın akışına boyun eğmek gibi dururken, aslında insanın gelecekle, umutla ve zamanla kurduğu derin bir ilişki biçimidir.
Felsefi düşüncede bekleme, zamansallığın bir izdüşümü olarak ele alınmıştır. Heidegger için beklemek, insanın geleceğe yönelmiş “tasarı” varlığının bir ifadesidir; Kierkegaard için ise umutla ve imanla örülmüş bir varoluş tarzıdır. Camus, bu bekleyişin anlamsızlığını vurgulayarak, beklemenin absürt yönünü öne çıkarır. Bununla birlikte İslami gelenekte beklemek, sabır, tevekkül ve teslimiyetle bütünleşir; insanın içsel direncinin, olgunlaşmasının ve hakikat arayışının bir göstergesi hâline gelir.
Modern çağda bekleme deneyimi radikal biçimde dönüşmüştür. Dijital çağın hız ekonomisi, beklemeyi bir eksiklik olarak tanımlamaya başlamış; hız ve anlık tatmin kültürü, insanın zamana tahammülünü aşındırmıştır. Bu dönüşüm, Bauman’ın “akışkan modernite” kavramında somutlaşır: Artık hiçbir şey beklemeye değmez görünür, çünkü her şey anında erişilebilir hâle gelmiştir.
Heidegger ve Zamansal Açıklık
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Çocuktu Kıyamadım Büyüktü Yenemedim
İvan Aleksandroviç Gonçarov’un Oblomov kitabı 1859 yılında yayınlanmış olan ve 19. yüzyıl Rus aristokrat toplumunun portresini anlatan bir kitap olması hasebiyle edebi ve sosyolojik açıdan paha biçilemez kıymettedir. Bu kitabın yazılmasından yaklaşık dört yıl sonra köylülük yani kölelik kaldırılacaktır.
Adını Sen Koy…
Sen ürkek bakışlarınla, titreyen dilinle, dudaklarının ucuna gelip gelip kaybolan titrek sesinle bir türlü adını koyamadın. Neye dönüştü bu, aslolanı bulmaya mı yoksa paslanmaya mı? Sığıntı gibi durdun saklandığın cümlelerin ardı sıra… Önce gözyaşların seni terk etti, sonra melekler…
Yanakların ıslaklığı unutunca, kalbinin o ince zarı yavaştan kalınlaşmaya başladı… Belki hissetin bunu belki de hissetmedin… Kaçtın sanki kendinden kaçmak kolaymış gibi, kaçtın sanki İNSAN KENDİNE YAKALANMAZMIŞ gibi…
Ölümü Anlayabilmek…
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Akıbet Muttakilerindir
Bir anlam aranıyor ve bir hikmet, her şeyi yerli yerinde yapmak için; gözlerin görmediği sır perdesini değil, gözler önünde kini anlayıp kavramak için. Bir heyecan koşar adım geliyor, yetişiyor kalabalıklara, her şeyi sıradanlaştıranların içinde yerleşecek bir gönül arıyor. Bir korku recayla karışık,
Bir Soylu Öfke Biriktiriyorum…
Gözyaslarımı biriktiriyorum… Bir tufana dönüşsün ve müslüman aklıyla istihza eden soy-suzlar boğulsun istiyorum…Soylu direnisin ardında ki nefesleri hissediyorum…
Biliyorum bu his bu düşünce , düstüğümüz yerden bizi kaldıracak ve onurlu bir hayatın parçası kılacak…
Hergün, ölen bebeklerin yasını tutamayan anne ve babaların öfkelerine ortak oluyorum. Onlardan bir hisse alıp öfkeyi zamana yayıyorum
Alışverişe devam et