Beklemek, insan varoluşunun en temel fakat çoğu zaman en az fark edilen tecrübelerinden biridir. İnsan, yaşamı boyunca bir dizi bekleme ânının kıyısında durur: doğumu bekleyen bir anne, haber bekleyen bir âşık, kurtuluşu bekleyen bir toplum… Beklemek, görünürde zamanın akışına boyun eğmek gibi dururken, aslında insanın gelecekle, umutla ve zamanla kurduğu derin bir ilişki biçimidir.
Felsefi düşüncede bekleme, zamansallığın bir izdüşümü olarak ele alınmıştır. Heidegger için beklemek, insanın geleceğe yönelmiş “tasarı” varlığının bir ifadesidir; Kierkegaard için ise umutla ve imanla örülmüş bir varoluş tarzıdır. Camus, bu bekleyişin anlamsızlığını vurgulayarak, beklemenin absürt yönünü öne çıkarır. Bununla birlikte İslami gelenekte beklemek, sabır, tevekkül ve teslimiyetle bütünleşir; insanın içsel direncinin, olgunlaşmasının ve hakikat arayışının bir göstergesi hâline gelir.
Modern çağda bekleme deneyimi radikal biçimde dönüşmüştür. Dijital çağın hız ekonomisi, beklemeyi bir eksiklik olarak tanımlamaya başlamış; hız ve anlık tatmin kültürü, insanın zamana tahammülünü aşındırmıştır. Bu dönüşüm, Bauman’ın “akışkan modernite” kavramında somutlaşır: Artık hiçbir şey beklemeye değmez görünür, çünkü her şey anında erişilebilir hâle gelmiştir.
Varoluşsal Boyut: Zamanın Eşiğinde İnsan
Heidegger ve Zamansal Açıklık
Bu yazının devamı
221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Hayatın yanlışlarına, insanlığın kötülük oluşumlarına karşın iyilerden olanlar hep bir hareket içinde olmalılar. Yani bunların oturmalarına çok fırsatları olmamalı. Çünkü kötülük ayakta olup yürüyüp- koştukça; İyilerinde miskin miskin oturmaları düşünülemez. Ama gelin görün ki iyilerin şikâyetleri, yerlerine mıhlanmış gibi sabitlikleri, hayallerinde ki iyiliği kendilerine yaklaştırmıyor, bilakis bir süre sonra da kendilerini şikâyet ettikleri hayatın akışına bırakıveriyorlar.
Açık Mektuplar, okuyucularını Rasim Özdenören’in yarım asrı aşan sanat hayatının başlarına götürüyor. Dönemin önemli neşriyatlardan Yeni İstiklal Gazetesi’nin sanat-edebiyat sayfalarına yollanan yazılara verilen cevaplar, Açık Mektuplar’ı oluşturuyor. Daha evvel aynı sayfalarda Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’in de isimlerine rastlıyoruz
Haktan yana bir şair Mustafa Ökkeş Evren. Çocuk haklarını şiirlemiş. ‘Çocuk haktır. Çocuğun her çığlığı hakikattir’ diyor. Son şiir kitabında ”hiç haksız olur mu çocuklar?” diye soruyor bize. Her çocuğun hakları ile var olması gerektiğini hatırlatırken, tertemiz bir dünyanın da kapılarından geçiriyor teker teker. Her şiirinde ‘çocuk’ sesi duyuyoruz.
Gazzelilerin önünde iki seçenek vardı: ya yavaş yavaş ölecekler ya da bir huruç harekâtı yaparak İsrail’e hiç tatmadığı bir acıyı yaşatacaklardı. Onlar ikinci yolu seçtiler ve bunun bedelini de ödediler, ödemeye de devam ediyorlar. Bu bedel karşılığında Gazzelilerin satın aldıkları neydi? Kimilerine göre tahammülü zor bir acı, kimilerine göre ise onur ve izzet!
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Beklemenin Ontolojik Derinliği
Beklemek, insan varoluşunun en temel fakat çoğu zaman en az fark edilen tecrübelerinden biridir. İnsan, yaşamı boyunca bir dizi bekleme ânının kıyısında durur: doğumu bekleyen bir anne, haber bekleyen bir âşık, kurtuluşu bekleyen bir toplum… Beklemek, görünürde zamanın akışına boyun eğmek gibi dururken, aslında insanın gelecekle, umutla ve zamanla kurduğu derin bir ilişki biçimidir.
Felsefi düşüncede bekleme, zamansallığın bir izdüşümü olarak ele alınmıştır. Heidegger için beklemek, insanın geleceğe yönelmiş “tasarı” varlığının bir ifadesidir; Kierkegaard için ise umutla ve imanla örülmüş bir varoluş tarzıdır. Camus, bu bekleyişin anlamsızlığını vurgulayarak, beklemenin absürt yönünü öne çıkarır. Bununla birlikte İslami gelenekte beklemek, sabır, tevekkül ve teslimiyetle bütünleşir; insanın içsel direncinin, olgunlaşmasının ve hakikat arayışının bir göstergesi hâline gelir.
Modern çağda bekleme deneyimi radikal biçimde dönüşmüştür. Dijital çağın hız ekonomisi, beklemeyi bir eksiklik olarak tanımlamaya başlamış; hız ve anlık tatmin kültürü, insanın zamana tahammülünü aşındırmıştır. Bu dönüşüm, Bauman’ın “akışkan modernite” kavramında somutlaşır: Artık hiçbir şey beklemeye değmez görünür, çünkü her şey anında erişilebilir hâle gelmiştir.
Heidegger ve Zamansal Açıklık
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Beşinci Olma Helak Olursun…
Hayatın yanlışlarına, insanlığın kötülük oluşumlarına karşın iyilerden olanlar hep bir hareket içinde olmalılar. Yani bunların oturmalarına çok fırsatları olmamalı. Çünkü kötülük ayakta olup yürüyüp- koştukça; İyilerinde miskin miskin oturmaları düşünülemez. Ama gelin görün ki iyilerin şikâyetleri, yerlerine mıhlanmış gibi sabitlikleri, hayallerinde ki iyiliği kendilerine yaklaştırmıyor, bilakis bir süre sonra da kendilerini şikâyet ettikleri hayatın akışına bırakıveriyorlar.
Genç Özdenören’in Açık Mektuplar’ı
Açık Mektuplar, okuyucularını Rasim Özdenören’in yarım asrı aşan sanat hayatının başlarına götürüyor. Dönemin önemli neşriyatlardan Yeni İstiklal Gazetesi’nin sanat-edebiyat sayfalarına yollanan yazılara verilen cevaplar, Açık Mektuplar’ı oluşturuyor. Daha evvel aynı sayfalarda Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’in de isimlerine rastlıyoruz
Hiç Haksız Olur Mu Çocuklar?
Haktan yana bir şair Mustafa Ökkeş Evren. Çocuk haklarını şiirlemiş. ‘Çocuk haktır. Çocuğun her çığlığı hakikattir’ diyor. Son şiir kitabında ”hiç haksız olur mu çocuklar?” diye soruyor bize. Her çocuğun hakları ile var olması gerektiğini hatırlatırken, tertemiz bir dünyanın da kapılarından geçiriyor teker teker. Her şiirinde ‘çocuk’ sesi duyuyoruz.
Acı ve Onur
Gazzelilerin önünde iki seçenek vardı: ya yavaş yavaş ölecekler ya da bir huruç harekâtı yaparak İsrail’e hiç tatmadığı bir acıyı yaşatacaklardı. Onlar ikinci yolu seçtiler ve bunun bedelini de ödediler, ödemeye de devam ediyorlar. Bu bedel karşılığında Gazzelilerin satın aldıkları neydi? Kimilerine göre tahammülü zor bir acı, kimilerine göre ise onur ve izzet!
Ölümü Anlayabilmek…
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.