Pozitif hukuku savunanlara göre, hukukun asıl işlevi, ahlâkı veya toplumun varsayılan ortak moralitesini normlaştırmak değil, bireylerin hak ve özgürlüklerini tanıyıp koruma altına almaktır yalnızca. Böylece, her şeyi parçaladıkları gibi din, ahlâk, hukuk bütünlüğünü de parçalamış, bu üç normatif kurum arasındaki ilişkileri ya yok saymış ya da yok denecek kadar zayıflatmışlardır. İslam’a göre ise, toplumsal ilişkileri belirleyen din, ahlâk ve hukuk bir bütündür ve bunların arasında sıkı bir bağ vardır.
İslam’da emir ve nehiy şeklindeki hükümler hem ahlâkın hem de hukukun hükümleridir. Bu hükümler uhrevi bir sorumluluk da getirir. Ahlâk kurallarını dinden, hukuktan ayırmak mümkün değildir. İslam, din olarak, iyi ve kötüyü, doğru ve yanlışı belirlemiş, en üstün değerleri ortaya koymuş ve bu değerlere insanların uymasını istemiştir. Dinin ortaya koyduğu değerlerin pratiğe aktarılması ahlâk ile sağlanır.
Vahiy, fıtrat ve akıl ahlâkın üç temeli olarak kabul edilir ve üçünün de kaynağı ilahidir. Vahiy, Allah’tan gelir. Fıtrat Allah’ın yarattıklarında var olan uyum ve normlar düzenidir. Akıl ise iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayıran bir lütuftur.
Ahlâk insanın kendisiyle, yaşadığı toplumla, doğayla ve her şeyden önce Rabbi ile olan ilişki ve davranışlarının tümünü kapsar. İnsan, ahlâki olanı anlayabilecek ve fıtratta saklı olan güzellikleri ortaya çıkarabilecek yetenekte yaratılmıştır. Kur’an, insanların fıtrat üzere yaratıldığını bildiriyor. “Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir ki insanları bunun üzerine yaratmıştır.” (Rum, 30/30) Fıtratta saklı olan güzelliklerin ortaya çıkması için sahih bilgiye, imana ve salih amele ihtiyaç vardır.
Bu yazının devamı
221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Fıkhın, kendini güncelleme kabiliyeti sayesinde Müslüman toplumlarda ortaya çıkan birçok probleme asırlar boyunca etkin çözümler ürettiğini ifade etmek hakkaniyetli bir değerlendirme olur. Ancak özellikle son iki asra gelindiğinde bu durumun belirli ölçüde değişiklik arz ettiği gözlenmektedir. Tek bir nedene indirgenemeyecek kadar girift olan bu değişimin temelinde Müslüman toplumların Batı karşısında siyasi hâkimiyetlerini kaybetmesi yatmaktadır.
Modernizm, gelenekle olan göbek bağını radikal bir biçimde keserken, ortaya koyduğu temel iddiası ve hedefi; insanı boş bir sayfa (Tabula Rasa) olarak görüp onu “yeniden” “yeni” olarak inşa etmekti. Eski ve Yeni Dünya karşıtlığına dayanan bu faaliyet,
Tarih boyunca müziğin saraylarda yer aldığı ve hükmedenler tarafından müzisyenlerin himaye edildiği bilinmektedir. Türk tarihinde de müzisyenlerin himaye edildiği örneklere rastlamak mümkündür. Kadim Türk devletlerinde de müzisyenlerin himaye edildikleri bilinen gerçektir.
Bir vakıa olarak var olmakla birlikte “İslâm Düşüncesi” tabiri modern zamanlara ait bir kullanımdır. İslâm düşüncesi “Müslümanların, özellikle, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle, diğer kadim insanlık kültürlerinden de faydalanarak; bir sistem dâhilinde ve tutarlılığı esas alarak ortaya koydukları, bütün uhrevî, dünyevî yorumlar ve tevillerdir… İslâm düşüncesi; Allah, varlık, bilgi, sanat, estetik, ahlâk, felsefe, değer vb. hakkında Müslümanların tefekkürünü ihtivâ ettiği gibi onların sırât-ı müstakim üzere olmalarını da akılları nispetinde telkin etmektedir.
Ve gelecek geldi. Burası fütürizmin son noktası olabilir. Uzak ve imkânsız bir geleceğin yerini, zamansal algının yıkıma uğradığı kopuk ve bağsız “şimdiler yığını” almaktadır. İnsan kalmak, bu asrın en başat sorunu. İnsanlık, binlerce yıllık ilerleme çabasına rağmen; bugün, başladığı yerin de gerisindedir. Modern insan bir zamanlar konfor ve verimlilik vaatleriyle ürettiği araçların bugün içine düşmüş görünmektedir. O, geldiğimiz noktada bedeniyle bir yok-karakterdir.
İslam’ın Ahlâki İlkeleri Bir Hukuka Dönüşsün Yeter ki
Pozitif hukuku savunanlara göre, hukukun asıl işlevi, ahlâkı veya toplumun varsayılan ortak moralitesini normlaştırmak değil, bireylerin hak ve özgürlüklerini tanıyıp koruma altına almaktır yalnızca. Böylece, her şeyi parçaladıkları gibi din, ahlâk, hukuk bütünlüğünü de parçalamış, bu üç normatif kurum arasındaki ilişkileri ya yok saymış ya da yok denecek kadar zayıflatmışlardır. İslam’a göre ise, toplumsal ilişkileri belirleyen din, ahlâk ve hukuk bir bütündür ve bunların arasında sıkı bir bağ vardır.
İslam’da emir ve nehiy şeklindeki hükümler hem ahlâkın hem de hukukun hükümleridir. Bu hükümler uhrevi bir sorumluluk da getirir. Ahlâk kurallarını dinden, hukuktan ayırmak mümkün değildir. İslam, din olarak, iyi ve kötüyü, doğru ve yanlışı belirlemiş, en üstün değerleri ortaya koymuş ve bu değerlere insanların uymasını istemiştir. Dinin ortaya koyduğu değerlerin pratiğe aktarılması ahlâk ile sağlanır.
Vahiy, fıtrat ve akıl ahlâkın üç temeli olarak kabul edilir ve üçünün de kaynağı ilahidir. Vahiy, Allah’tan gelir. Fıtrat Allah’ın yarattıklarında var olan uyum ve normlar düzenidir. Akıl ise iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayıran bir lütuftur.
Ahlâk insanın kendisiyle, yaşadığı toplumla, doğayla ve her şeyden önce Rabbi ile olan ilişki ve davranışlarının tümünü kapsar. İnsan, ahlâki olanı anlayabilecek ve fıtratta saklı olan güzellikleri ortaya çıkarabilecek yetenekte yaratılmıştır. Kur’an, insanların fıtrat üzere yaratıldığını bildiriyor. “Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir ki insanları bunun üzerine yaratmıştır.” (Rum, 30/30) Fıtratta saklı olan güzelliklerin ortaya çıkması için sahih bilgiye, imana ve salih amele ihtiyaç vardır.
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Nas Bağımlılığı ve Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı” Filmi
Fıkhın, kendini güncelleme kabiliyeti sayesinde Müslüman toplumlarda ortaya çıkan birçok probleme asırlar boyunca etkin çözümler ürettiğini ifade etmek hakkaniyetli bir değerlendirme olur. Ancak özellikle son iki asra gelindiğinde bu durumun belirli ölçüde değişiklik arz ettiği gözlenmektedir. Tek bir nedene indirgenemeyecek kadar girift olan bu değişimin temelinde Müslüman toplumların Batı karşısında siyasi hâkimiyetlerini kaybetmesi yatmaktadır.
Modernizmden Çıktık Yola Post-modernizm’de Verdik Mola;
Modernizm, gelenekle olan göbek bağını radikal bir biçimde keserken, ortaya koyduğu temel iddiası ve hedefi; insanı boş bir sayfa (Tabula Rasa) olarak görüp onu “yeniden” “yeni” olarak inşa etmekti. Eski ve Yeni Dünya karşıtlığına dayanan bu faaliyet,
Elhân-ı Osmanî (Osmanlı Sarayında Müzik ve Himâye)
Tarih boyunca müziğin saraylarda yer aldığı ve hükmedenler tarafından müzisyenlerin himaye edildiği bilinmektedir. Türk tarihinde de müzisyenlerin himaye edildiği örneklere rastlamak mümkündür. Kadim Türk devletlerinde de müzisyenlerin himaye edildikleri bilinen gerçektir.
İslâm Düşünce Geleneği
Bir vakıa olarak var olmakla birlikte “İslâm Düşüncesi” tabiri modern zamanlara ait bir kullanımdır. İslâm düşüncesi “Müslümanların, özellikle, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle, diğer kadim insanlık kültürlerinden de faydalanarak; bir sistem dâhilinde ve tutarlılığı esas alarak ortaya koydukları, bütün uhrevî, dünyevî yorumlar ve tevillerdir… İslâm düşüncesi; Allah, varlık, bilgi, sanat, estetik, ahlâk, felsefe, değer vb. hakkında Müslümanların tefekkürünü ihtivâ ettiği gibi onların sırât-ı müstakim üzere olmalarını da akılları nispetinde telkin etmektedir.
Vaatlerin Ötesinde: Teşhir Nesnesi Olarak Bilim Kurgusal Bedenler
Ve gelecek geldi. Burası fütürizmin son noktası olabilir. Uzak ve imkânsız bir geleceğin yerini, zamansal algının yıkıma uğradığı kopuk ve bağsız “şimdiler yığını” almaktadır. İnsan kalmak, bu asrın en başat sorunu. İnsanlık, binlerce yıllık ilerleme çabasına rağmen; bugün, başladığı yerin de gerisindedir. Modern insan bir zamanlar konfor ve verimlilik vaatleriyle ürettiği araçların bugün içine düşmüş görünmektedir. O, geldiğimiz noktada bedeniyle bir yok-karakterdir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.