Hz. Muhammed’in peygamberlik hayatı miladi yedinci yüzyıldır. Bize bu tarihî yaşanmışlığı nakleden metinlerin genelini “İslâmî metinler” olarak isimlendirebiliriz. Bu metinleri de şifâhî Kur’an bölümlerinin yazıya geçirilmiş hâli Mushaf ve Mushaf dışında kalan rivâyet malzemesi olarak ikili bir tasnife tâbi tutabiliriz. Tarihî süreçte Hz. Muhammed’in hayat hikâyesini ve tebliğinin mahiyetini anlamayı ve yorumlamayı gaye edinen çeşitli disiplinler geliştirilmiştir. Bunlardan akla ilk gelenleri siyer, hadis, tefsir, kelam ve İslâm hukukudur.
Başlangıcından günümüze değin Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği mesajı sonraki nesillere aktarmayı amaçlayan bu disiplinlerin üzerinde uzlaştığı bir “metin usulü” ya da başka bir ifadeyle “metin bilimi”nden bahsetmek güçtür. Aksine, ilgili disiplinlerden her biri kendine özgü literatür ve araştırma yöntemlerini benimsemiştir. Öyle ki zorunlu görülen durumlar istisna edilecek olursa bu disiplinler arasında ciddi bir irtibatsızlık olduğu ve çoğu kez araştırma sürecinde birbirlerinin kaynaklarına dahi bakma ihtiyacı duymadıkları gözlenmektedir.
Bu yazının devamı
209. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Doğduğunda güneş, herkesin ve her şeyin üstüne doğar. Hiçbir şey ve hiçbir kimse ona ilgisiz kalamaz. İşler ona göre başlar, ona göre şekillenir ve gelişir. Güneşin doğudan yükselmesi, onu doğunun malı kılmadığı gibi, batıdan batması ise batıya küskünlüğünden değildir. O, tayin edilen vakit ve yörüngesinde hareket eder. O, her gün doğmaya devam eder.
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
İnsan neden okur? Bu soru, yalnızca bir alışkanlığın gerekçesini değil, insanın kendisiyle olan ilişkisini de sorgulayan ontolojik bir sorudur. Okuma, insanın dünyayı kavrama biçimlerinden biridir; fakat bugün dünyayı kavrama ihtiyacının yerini, dünyayı
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
Bir Metin Usûlü Önerisi Olarak “Bütünsel Yaklaşım Metodu”
Hz. Muhammed’in peygamberlik hayatı miladi yedinci yüzyıldır. Bize bu tarihî yaşanmışlığı nakleden metinlerin genelini “İslâmî metinler” olarak isimlendirebiliriz. Bu metinleri de şifâhî Kur’an bölümlerinin yazıya geçirilmiş hâli Mushaf ve Mushaf dışında kalan rivâyet malzemesi olarak ikili bir tasnife tâbi tutabiliriz. Tarihî süreçte Hz. Muhammed’in hayat hikâyesini ve tebliğinin mahiyetini anlamayı ve yorumlamayı gaye edinen çeşitli disiplinler geliştirilmiştir. Bunlardan akla ilk gelenleri siyer, hadis, tefsir, kelam ve İslâm hukukudur.
Başlangıcından günümüze değin Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği mesajı sonraki nesillere aktarmayı amaçlayan bu disiplinlerin üzerinde uzlaştığı bir “metin usulü” ya da başka bir ifadeyle “metin bilimi”nden bahsetmek güçtür. Aksine, ilgili disiplinlerden her biri kendine özgü literatür ve araştırma yöntemlerini benimsemiştir. Öyle ki zorunlu görülen durumlar istisna edilecek olursa bu disiplinler arasında ciddi bir irtibatsızlık olduğu ve çoğu kez araştırma sürecinde birbirlerinin kaynaklarına dahi bakma ihtiyacı duymadıkları gözlenmektedir.
Bu yazının devamı 209. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Meraksızlık, Rahatperestlik ve Eleştiri
Doğduğunda güneş, herkesin ve her şeyin üstüne doğar. Hiçbir şey ve hiçbir kimse ona ilgisiz kalamaz. İşler ona göre başlar, ona göre şekillenir ve gelişir. Güneşin doğudan yükselmesi, onu doğunun malı kılmadığı gibi, batıdan batması ise batıya küskünlüğünden değildir. O, tayin edilen vakit ve yörüngesinde hareket eder. O, her gün doğmaya devam eder.
Nekropolitikalar ve Ortadoğu
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
Dreyfüs, Herzl Ve Bizim Çelebiler
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
Anlamın Çekilişi ve Okuma Eyleminin Krizi
İnsan neden okur? Bu soru, yalnızca bir alışkanlığın gerekçesini değil, insanın kendisiyle olan ilişkisini de sorgulayan ontolojik bir sorudur. Okuma, insanın dünyayı kavrama biçimlerinden biridir; fakat bugün dünyayı kavrama ihtiyacının yerini, dünyayı
Mevcut Toplumda Bir Din Telâkkisi
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.