M.Lipman’ın P4C uygulamasında rasyonel, iletişimsel kapasitelerin gelişimini, fikirlerin alış verişine dayanan, başkalarına, çoğulluğa ve çeşitliliğe açık kolektif bir tartışma pratiğine bağlaması, ahlaklı eylemin motivasyonu nedir, sorusunu akla getirmektedir. Karşıdaki kişinin duygularını anlamak, karşıdaki kişiyi dinlemek ahlaklı eylemin motivasyonun temelleri gibi dursa da ihtiyaç duyulan başka noktalar mevcuttur. Karşıdaki kişinin gözüyle hayata bakmak, hayalgücü kapasitesini geliştirmekle alakalı görünmektedir. Empati yapabilmek ve ötekinin gözüyle hayata bakabilmek, ahlaklı eylemin sürekliliğini sağlar mı?
Çocuklar için Felsefe Pratiğinin zeminlerini inşa ederken Mathew Lipman entelektüel yaşamda duygulanımın önemini, “Duygu bir düşünce biçimidir. (…) Bilmelisiniz ki duygu yokluğu, yargının gerçekte var olmadığı anlamına gelir. (…) Kanıtlanmış fikirlere ulaşmak için duyguları aktarmamız gerektiği anlamına gelir”[1] düşüncesiyle geliştirmiştir. Bazı durumlarda, duygu ve fikir üst üste bindirilir ve duygusal düşünce, bu anlama gelmektedir. Ahlaki veya politik yansıma durumlarında entelektüel konumlandırma, duygusal alan içinde ve bu alan aracılığıyla oluşturulur. Bugün burada bana görünen duygu, öfke fenomeninde, adaletsizlik duygusundan ötürü görülebilir. Çocuklar tarafından bu en temeldeki duygusu hissetme hususunda büyüklerden daha iyi görünmektedirler. Çocuklar için Felsefe Atölyeleri kapsamında bir çember olarak birbirinin yüzüne bakarak hem dinleme hem anlama hem de başkalarının gözüyle hayata bakabilme kapasiteleri geliştiren çocuklar, ifade ettikleri değer yargılarıyla esasen duygularına göndermede bulunmaktadırlar. “Bazı duygular yalnızca yargının fizyolojik sonuçları değildir: Onlar aynı zamanda o yargılardır (…)[2] Tümdengelimli ya da katı rasyonaliteyle, düşünmeyi geliştirmeye yönelik planların başarılı olması mümkün değildir. Düşünmeyi öğretmeye yönelik eğitim yaklaşımı, duyguları hissetmeyi, düşünmeyi ve ifade etmeyi de içermelidir. Eleştirel düşünmede yargıların önemini belirledikten sonra bunların formüle edilmesinde duygulanımların rolünü göz ardı etmek yanlış olur.
Bu nedenle, ötekini kapsayan bir düşünmenin duygusal boyutu, hem kendisi hem de başkaları, ötekiler için fikirlerin duygusal içeriğinin farkındalığından oluşur. Sonuç olarak, bu önemli boyut karşısında gerekli olan işbirliği için bir farkındalık zaruridir. Duygular, duygulanımlar bahsinin en önemli bileşeni olan empati de söz konusu farkındalık süreciyle birlikte ilerlemektedir. Lipman’a göre ahlaklı eylemin motivasyonunun (etik açılımın) önemli bileşenlerinden biri olan empati[3], kişinin duygularını deneyimlemek için kendini başkalarının yerine koymasından ibaret değildir, aynı zamanda sahip olduğumuz fikirlerin nedenlerini de empati yaparak bilebiliriz. Başkalarının fikirlerinin nedenlerini bilme çabası ahlaki anlamda eylemin motivasyonuna yani ahlaki eylemin sürekliliğini sağlamaya işaret eder görünmektedir. Başkalarının fikirlerinin nedenleri, fikirlerin altında yatan duygulanımlar interaktif olarak kişinin kendisine ve başkasına dair farkındalığına hizmet etmektedir. Başkalarının düşüncelerinde bulunan duygusal yönü anlamak bu nedenle önemlidir. Şöyle ki empati, başkalarının düşüncelerine dair duygusal, hassas bir farkındalık hali olması hasebiyle işleyen interaktif bir bileşen olarak okunabilir. Etik açılımın bileşeni olan empati bu durumda ahlaklı eylemin sürekliliğinin bileşeni olmaya dönüşebilir.
Başkaya, ötekine dair bu farkındalık, başkalarının düşüncelerini anlamanın bir yoludur ve bu nedenle yansıtıcı (reflektif) düşünceyle bağlantılıdır: “İyi bir düşünür, düşünce gücünü kullanması ve başkalarının düşüncelerine duyarlı olması anlamında yansıtıcıdır”[4]. Bu anlamda yansıtıcı düşünme, düşünme ilkelerini, empati ile birleştirir. Başkalarının düşüncelerine gösterilen özen, dışsal işaretler, jestler veya içsel bir huyla anlama isteğiyle (bu empatik boyuttur) kendini gösterebilir. Ötekini kapsayan, sarıp sarmalayan düşüncenin (bienveillance) etik bir boyutu olduğu açıktır. Lipman’ın etik açılımı, ilerlemeyi, başkalarıyla olan ilişkileri geliştirmeyi, hatta mümkün bir iyiyi isteyen dünya idealini hesaba katmayı amaçlar. Bu nedenle en iyiyi tasavvur etme ve dünyaya üstten bakma yollarıyla düşünce üretmeyle bağlantılıdır. “Doğru ifade edilmiş bir görüş, birbiri ardına interaktif giden iki düşünceden çıkan fikirdir: Biri olanı söylerken diğeri olması gerekene değinir. Felsefe atölyeleri kapsamında bir çember olarak bireyler tek tek kendilerinden itibaren kendilerini ifade ederken başkayla karşılaşmayı da sağlamış olmaktadırlar. Başkalarının duygusal deneyimlerine katılım sayesinde öznenin kendi zihninin darlığından, sadece kendisi açısından bakmadan kurtulması sağlanır. Başkalarının bakış açısına katılım, “kişinin kendi gerçekliğinden farklı olasılıkları, bir ilke ve onu belirli bir bağlama yerleştirmek, olandan olması gerekene geçmek ve bundan sonuçlar çıkarmak[5] ahlaklı eylemin motivasyonuna vurgu yapmaktadır. Ahlaklı eylemin sürekliliğinin izini sürmenin bir başka aracı da hayal gücüdür. Başkaları adına hayal kurmak, ahlaklı eylemin sürekliliği adına önemli durmaktadır. Hayal gücü, diğer insanların deneyimlerinde yer almak ve kişinin kendisinin hiç deneyimlemediği şeylerin farkına varmak için öznelliğin ötesine geçme gücüdür. Bu nedenle hayal gücünün işlerlik kazandığı felsefe atölyeleri, radikal ötekilik ile yakından yüzleşmek için bir fırsattır. Bu nedenle P4C uygulamaları kamusal ve politik alanlara hizmet etmektedir[6].
Her tek kişinin ahlaklı olmasını sağlamak için bir takım kurallar silsilesi sunmak bir çözüm olarak görünmemektedir. Aynı şekilde ahlaklı eylemlerin sürekliliğini sadece doğuştan getirdiğimiz özelliklerle sağladığımızı da düşünemeyiz.
Bir kişinin erdemli olmasını sağlamak için emirler verilemez. Verilen emirlere uyması oranında kişinin ahlaklı olduğu söylenemez. Ahlaklı olmanın motivasyonu emirler vererek sağlanamaz, ahlakı canlı tutmaya dair moral bir algımız olduğu ise kanıtlanmaya ihtiyaç duymaktadır. Aynı şekilde daha doğuştan ahlaklı eylemlerde bulunmaya dair tümevarımla ilerleyecek bir ilke barındırıyoruz demek de çok kolay değildir. Çocuklar için Felsefe Pratiğinin kurucusu Mathew Lipman bu hususta şunları söylemiştir: Adaletli olmak için, iyi, güzel gibi soyut prensiplere yoğunlaşmak yerine bu prensipleri dile getirmek, bu prensipleri yerine getirmek, adaletli, iyi davranışlarda bulunmak gibi direk deneyimlere yoğunlaşmak daha iyi durmaktadır. Buradan ilkelerin düşüncede olmadıkları anlamı çıkmamalıdır. İlkeler günlük davranışlara ideal olarak rehberlik edilerek düşünceye girmektedirler.[7] Lipman, ödev ahlakı ve bilinç kapsamında ahlaki bir uyarılar silsilesinin ahlaki huyların geliştirilmesinde daha az umut verici olduklarının altını çizmektedir[8]. Ahlaklı eylemin sürekliliği üzerine yoğunlaşmak, felsefenin çoğulluğa, çeşitliliğe ve başkasına açıklık bağlamlarına birlikte bakmayı gerektirmektedir. Lipman’ın P4C uygulaması boyutunda ahlaklı eylemin motivasyonunun çember olarak karşılıklı konuşmayla açılan, bireylerin birbirlerine dair hoşgörüsüyle, kabul kapasiteleriyle ilerleyen bir bakış açısıyla sunulması ötekine açıklık bahsi için önemli bir yerde durmaktadır. Bir felsefe atölyesinde birden çok kişi haklı olabilir çünkü öznelerin dünyayı görmeleri tanımlamaları açısından bir çeşitlilik söz konusudur. Söz konusu çeşitliliği haklı olanı aramak yerine hakikati arama girişimi olarak dönüştürmek erdemleri hissetmek, hissetmekle kalmayıp erdemli eylemlerde bulunmak ve erdemlerin ne olduğunu bilmek için önemli durmaktadır. Ahlaklı eylemlere dair sürekliliği sağlamanın zeminleri de erdemli olanı bilmek, erdemli eylemlerde bulunmak ve erdemleri hissetmenin birlikteliğiyle sağlanabilir durmaktadır.
Dipnotlar:
[1] M.NUSSBAUM, Emotions as Judgments of Value, Yale Journal of Criticism, 5, n°2, 1992, pp.209-210
[3] Hawken J., Philosopher avec les Enfants: Enquête théorique et expérimentale sur une pratique de l’ouverture d’esprit, Yayımlanmış doktora tezi. Université Paris 1 Panthéon Sorbonne, L’Ecole Doctorale 2016.
[5] J. GLASER, L’imagination incarnée dans la recherche philosophique, in M.-P. GROSJEAN, La philosophie au coeur de l’éducation autour de Matthew Lipman, op.cit., p.166.
[6] Hawken J., Philosopher avec les Enfants: Enquête théorique et expérimentale sur une pratique de l’ouverture d’esprit, Yayımlanmış doktora tezi. Université Paris 1 Panthéon Sorbonne, L’Ecole Doctorale 2016, s. 520-522.
[7] M. LIPMAN, F. S. OSCANYAN, A.-M. SHARP, op.cit., p.201« Instead of focusing on abstract principles such as justice or goodness or beauty, they seem more concerned with direct experiences in the form of making, saying, and doing. This is not to say that the principles do not enter into their thinking. But they enter in as guiding ideals in their everyday behaviour. »
[8]Ibid., p.57 : « Exhortations to duty and conscience appear to be increasingly less promising as sources of moral dispositions. If moral character is to be constructed, it will have to employ the child’s interests as its means and materials. »
Bizim tetkiklerimiz, araştırmalarımız da tenkide tabi tutulmadan geçilmesin. Bu konuda dikkatli bulunmaya çalıştığımız hâlde, farkında olmadan hata yaptığımızı görüp anlarsak, onları kendimiz bile hoş görmüyoruz ve hoş görülmeyerek ikazlar yapılmasını –Allah rızası için- bekliyoruz.
İncelemelerimizdeki doğrular, yücelerden yüce bulunan El-Âlim’dendir. O’nun sevgili Resûlü’nün bereketli tebliğlerindendir. Bilmeyerek yaptığımız hatalar, anlamayarak düştüğümüz yanlışlar, farkına varmadığımız bütün aksamalar, görülürse, onlar bize aittir, kabul edilmemesi, reddedilmesi gerekir.
Modern dönem öncesinde meşruluğun ölçütü adaletti. Bir şeyin âdil olması onu meşru kılıyordu. Yunan filozoflarında bu husus felsefe üzerinden şekillenmiş, Hristiyan Batı düşüncesinde ise bu adalet mefhumu Tanrı’ya dayandırılarak okunmuştur. Modern döneme kadar bir şeyin meşru olması için o şeyin âdil olması gerekmekteydi. Burada egemen gücün kavramı belirleyişini görmek mümkündür.
“[…] her iki cinsin de en iyilerinin en fazla, en kötülerinin de en az çiftleşmeleri gerekir. Ayrıca en kötülerin değil, en iyilerin çocuklarını büyütmeliyiz ki sürünün cinsi bozulmasın.”
“İhtiyaçlar ile bu ihtiyaçları karşılayan kaynaklar arasında bir uyumsuzluk vardır. İnsanın ihtiyaçları sınırsız, kaynaklar ise kıttır.” argümanı yıllarca üçüncü sınıf köşe yazarlarından sözde alanlarında uzman ekonomi profesörlerine kadar tüm kapitalist ideologlar tarafından savunulmuş, küçük revizyonlardan geçirilerek ders kitaplarında da yer almıştır.
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
Felsefe Atölyeleri Kapsamında Ahlaklı Eylemlere Dair Süreklilik : Öteki, Empati, Çeşitlilik, Çoğulluk
M.Lipman’ın P4C uygulamasında rasyonel, iletişimsel kapasitelerin gelişimini, fikirlerin alış verişine dayanan, başkalarına, çoğulluğa ve çeşitliliğe açık kolektif bir tartışma pratiğine bağlaması, ahlaklı eylemin motivasyonu nedir, sorusunu akla getirmektedir. Karşıdaki kişinin duygularını anlamak, karşıdaki kişiyi dinlemek ahlaklı eylemin motivasyonun temelleri gibi dursa da ihtiyaç duyulan başka noktalar mevcuttur. Karşıdaki kişinin gözüyle hayata bakmak, hayalgücü kapasitesini geliştirmekle alakalı görünmektedir. Empati yapabilmek ve ötekinin gözüyle hayata bakabilmek, ahlaklı eylemin sürekliliğini sağlar mı?
Çocuklar için Felsefe Pratiğinin zeminlerini inşa ederken Mathew Lipman entelektüel yaşamda duygulanımın önemini, “Duygu bir düşünce biçimidir. (…) Bilmelisiniz ki duygu yokluğu, yargının gerçekte var olmadığı anlamına gelir. (…) Kanıtlanmış fikirlere ulaşmak için duyguları aktarmamız gerektiği anlamına gelir”[1] düşüncesiyle geliştirmiştir. Bazı durumlarda, duygu ve fikir üst üste bindirilir ve duygusal düşünce, bu anlama gelmektedir. Ahlaki veya politik yansıma durumlarında entelektüel konumlandırma, duygusal alan içinde ve bu alan aracılığıyla oluşturulur. Bugün burada bana görünen duygu, öfke fenomeninde, adaletsizlik duygusundan ötürü görülebilir. Çocuklar tarafından bu en temeldeki duygusu hissetme hususunda büyüklerden daha iyi görünmektedirler. Çocuklar için Felsefe Atölyeleri kapsamında bir çember olarak birbirinin yüzüne bakarak hem dinleme hem anlama hem de başkalarının gözüyle hayata bakabilme kapasiteleri geliştiren çocuklar, ifade ettikleri değer yargılarıyla esasen duygularına göndermede bulunmaktadırlar. “Bazı duygular yalnızca yargının fizyolojik sonuçları değildir: Onlar aynı zamanda o yargılardır (…)[2] Tümdengelimli ya da katı rasyonaliteyle, düşünmeyi geliştirmeye yönelik planların başarılı olması mümkün değildir. Düşünmeyi öğretmeye yönelik eğitim yaklaşımı, duyguları hissetmeyi, düşünmeyi ve ifade etmeyi de içermelidir. Eleştirel düşünmede yargıların önemini belirledikten sonra bunların formüle edilmesinde duygulanımların rolünü göz ardı etmek yanlış olur.
Bu nedenle, ötekini kapsayan bir düşünmenin duygusal boyutu, hem kendisi hem de başkaları, ötekiler için fikirlerin duygusal içeriğinin farkındalığından oluşur. Sonuç olarak, bu önemli boyut karşısında gerekli olan işbirliği için bir farkındalık zaruridir. Duygular, duygulanımlar bahsinin en önemli bileşeni olan empati de söz konusu farkındalık süreciyle birlikte ilerlemektedir. Lipman’a göre ahlaklı eylemin motivasyonunun (etik açılımın) önemli bileşenlerinden biri olan empati[3], kişinin duygularını deneyimlemek için kendini başkalarının yerine koymasından ibaret değildir, aynı zamanda sahip olduğumuz fikirlerin nedenlerini de empati yaparak bilebiliriz. Başkalarının fikirlerinin nedenlerini bilme çabası ahlaki anlamda eylemin motivasyonuna yani ahlaki eylemin sürekliliğini sağlamaya işaret eder görünmektedir. Başkalarının fikirlerinin nedenleri, fikirlerin altında yatan duygulanımlar interaktif olarak kişinin kendisine ve başkasına dair farkındalığına hizmet etmektedir. Başkalarının düşüncelerinde bulunan duygusal yönü anlamak bu nedenle önemlidir. Şöyle ki empati, başkalarının düşüncelerine dair duygusal, hassas bir farkındalık hali olması hasebiyle işleyen interaktif bir bileşen olarak okunabilir. Etik açılımın bileşeni olan empati bu durumda ahlaklı eylemin sürekliliğinin bileşeni olmaya dönüşebilir.
Başkaya, ötekine dair bu farkındalık, başkalarının düşüncelerini anlamanın bir yoludur ve bu nedenle yansıtıcı (reflektif) düşünceyle bağlantılıdır: “İyi bir düşünür, düşünce gücünü kullanması ve başkalarının düşüncelerine duyarlı olması anlamında yansıtıcıdır”[4]. Bu anlamda yansıtıcı düşünme, düşünme ilkelerini, empati ile birleştirir. Başkalarının düşüncelerine gösterilen özen, dışsal işaretler, jestler veya içsel bir huyla anlama isteğiyle (bu empatik boyuttur) kendini gösterebilir. Ötekini kapsayan, sarıp sarmalayan düşüncenin (bienveillance) etik bir boyutu olduğu açıktır. Lipman’ın etik açılımı, ilerlemeyi, başkalarıyla olan ilişkileri geliştirmeyi, hatta mümkün bir iyiyi isteyen dünya idealini hesaba katmayı amaçlar. Bu nedenle en iyiyi tasavvur etme ve dünyaya üstten bakma yollarıyla düşünce üretmeyle bağlantılıdır. “Doğru ifade edilmiş bir görüş, birbiri ardına interaktif giden iki düşünceden çıkan fikirdir: Biri olanı söylerken diğeri olması gerekene değinir. Felsefe atölyeleri kapsamında bir çember olarak bireyler tek tek kendilerinden itibaren kendilerini ifade ederken başkayla karşılaşmayı da sağlamış olmaktadırlar. Başkalarının duygusal deneyimlerine katılım sayesinde öznenin kendi zihninin darlığından, sadece kendisi açısından bakmadan kurtulması sağlanır. Başkalarının bakış açısına katılım, “kişinin kendi gerçekliğinden farklı olasılıkları, bir ilke ve onu belirli bir bağlama yerleştirmek, olandan olması gerekene geçmek ve bundan sonuçlar çıkarmak[5] ahlaklı eylemin motivasyonuna vurgu yapmaktadır. Ahlaklı eylemin sürekliliğinin izini sürmenin bir başka aracı da hayal gücüdür. Başkaları adına hayal kurmak, ahlaklı eylemin sürekliliği adına önemli durmaktadır. Hayal gücü, diğer insanların deneyimlerinde yer almak ve kişinin kendisinin hiç deneyimlemediği şeylerin farkına varmak için öznelliğin ötesine geçme gücüdür. Bu nedenle hayal gücünün işlerlik kazandığı felsefe atölyeleri, radikal ötekilik ile yakından yüzleşmek için bir fırsattır. Bu nedenle P4C uygulamaları kamusal ve politik alanlara hizmet etmektedir[6].
Bir kişinin erdemli olmasını sağlamak için emirler verilemez. Verilen emirlere uyması oranında kişinin ahlaklı olduğu söylenemez. Ahlaklı olmanın motivasyonu emirler vererek sağlanamaz, ahlakı canlı tutmaya dair moral bir algımız olduğu ise kanıtlanmaya ihtiyaç duymaktadır. Aynı şekilde daha doğuştan ahlaklı eylemlerde bulunmaya dair tümevarımla ilerleyecek bir ilke barındırıyoruz demek de çok kolay değildir. Çocuklar için Felsefe Pratiğinin kurucusu Mathew Lipman bu hususta şunları söylemiştir: Adaletli olmak için, iyi, güzel gibi soyut prensiplere yoğunlaşmak yerine bu prensipleri dile getirmek, bu prensipleri yerine getirmek, adaletli, iyi davranışlarda bulunmak gibi direk deneyimlere yoğunlaşmak daha iyi durmaktadır. Buradan ilkelerin düşüncede olmadıkları anlamı çıkmamalıdır. İlkeler günlük davranışlara ideal olarak rehberlik edilerek düşünceye girmektedirler.[7] Lipman, ödev ahlakı ve bilinç kapsamında ahlaki bir uyarılar silsilesinin ahlaki huyların geliştirilmesinde daha az umut verici olduklarının altını çizmektedir[8]. Ahlaklı eylemin sürekliliği üzerine yoğunlaşmak, felsefenin çoğulluğa, çeşitliliğe ve başkasına açıklık bağlamlarına birlikte bakmayı gerektirmektedir. Lipman’ın P4C uygulaması boyutunda ahlaklı eylemin motivasyonunun çember olarak karşılıklı konuşmayla açılan, bireylerin birbirlerine dair hoşgörüsüyle, kabul kapasiteleriyle ilerleyen bir bakış açısıyla sunulması ötekine açıklık bahsi için önemli bir yerde durmaktadır. Bir felsefe atölyesinde birden çok kişi haklı olabilir çünkü öznelerin dünyayı görmeleri tanımlamaları açısından bir çeşitlilik söz konusudur. Söz konusu çeşitliliği haklı olanı aramak yerine hakikati arama girişimi olarak dönüştürmek erdemleri hissetmek, hissetmekle kalmayıp erdemli eylemlerde bulunmak ve erdemlerin ne olduğunu bilmek için önemli durmaktadır. Ahlaklı eylemlere dair sürekliliği sağlamanın zeminleri de erdemli olanı bilmek, erdemli eylemlerde bulunmak ve erdemleri hissetmenin birlikteliğiyle sağlanabilir durmaktadır.
Dipnotlar:
[1] M.NUSSBAUM, Emotions as Judgments of Value, Yale Journal of Criticism, 5, n°2, 1992, pp.209-210
[2] A.g.e.
[3] Hawken J., Philosopher avec les Enfants: Enquête théorique et expérimentale sur une pratique de l’ouverture d’esprit, Yayımlanmış doktora tezi. Université Paris 1 Panthéon Sorbonne, L’Ecole Doctorale 2016.
[4] A.g.e.
[5] J. GLASER, L’imagination incarnée dans la recherche philosophique, in M.-P. GROSJEAN, La philosophie au coeur de l’éducation autour de Matthew Lipman, op.cit., p.166.
[6] Hawken J., Philosopher avec les Enfants: Enquête théorique et expérimentale sur une pratique de l’ouverture d’esprit, Yayımlanmış doktora tezi. Université Paris 1 Panthéon Sorbonne, L’Ecole Doctorale 2016, s. 520-522.
[7] M. LIPMAN, F. S. OSCANYAN, A.-M. SHARP, op.cit., p.201« Instead of focusing on abstract principles such as justice or goodness or beauty, they seem more concerned with direct experiences in the form of making, saying, and doing. This is not to say that the principles do not enter into their thinking. But they enter in as guiding ideals in their everyday behaviour. »
[8] Ibid., p.57 : « Exhortations to duty and conscience appear to be increasingly less promising as sources of moral dispositions. If moral character is to be constructed, it will have to employ the child’s interests as its means and materials. »
İlgili Yazılar
M. Said Çekmegil’in Diyalektik Yöntemi ve Eleştiri Ahlâkı
Bizim tetkiklerimiz, araştırmalarımız da tenkide tabi tutulmadan geçilmesin. Bu konuda dikkatli bulunmaya çalıştığımız hâlde, farkında olmadan hata yaptığımızı görüp anlarsak, onları kendimiz bile hoş görmüyoruz ve hoş görülmeyerek ikazlar yapılmasını –Allah rızası için- bekliyoruz.
İncelemelerimizdeki doğrular, yücelerden yüce bulunan El-Âlim’dendir. O’nun sevgili Resûlü’nün bereketli tebliğlerindendir. Bilmeyerek yaptığımız hatalar, anlamayarak düştüğümüz yanlışlar, farkına varmadığımız bütün aksamalar, görülürse, onlar bize aittir, kabul edilmemesi, reddedilmesi gerekir.
Yasal Olanın Meşruluğundan Adil Olanın Meşruluğuna
Modern dönem öncesinde meşruluğun ölçütü adaletti. Bir şeyin âdil olması onu meşru kılıyordu. Yunan filozoflarında bu husus felsefe üzerinden şekillenmiş, Hristiyan Batı düşüncesinde ise bu adalet mefhumu Tanrı’ya dayandırılarak okunmuştur. Modern döneme kadar bir şeyin meşru olması için o şeyin âdil olması gerekmekteydi. Burada egemen gücün kavramı belirleyişini görmek mümkündür.
Felsefe Tarihinin Zakkum Ağacı: Öjenizm
“[…] her iki cinsin de en iyilerinin en fazla, en kötülerinin de en az çiftleşmeleri gerekir. Ayrıca en kötülerin değil, en iyilerin çocuklarını büyütmeliyiz ki sürünün cinsi bozulmasın.”
Dünyanın Boyasıyla Boyanmış Yüzler
“İhtiyaçlar ile bu ihtiyaçları karşılayan kaynaklar arasında bir uyumsuzluk vardır. İnsanın ihtiyaçları sınırsız, kaynaklar ise kıttır.” argümanı yıllarca üçüncü sınıf köşe yazarlarından sözde alanlarında uzman ekonomi profesörlerine kadar tüm kapitalist ideologlar tarafından savunulmuş, küçük revizyonlardan geçirilerek ders kitaplarında da yer almıştır.
Kitâbü’l-Mille Çerçevesinde Fârâbî’de Şehrin Meşruiyeti
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.