İlk insan Âdem ve eşi, ilk ve tek din ise İslam’dı. Âdem ve eşinin zamanla çocukları ve torunları oldu; insanlar çoğalıp yeryüzüne dağıldılar.Hakikate iman ettikleri için muvahhit, fıtratlarına uygun bir hayat tarzını sürdürdükleri için Müslümandılar. Kendilerini yaratanın ne üstünde ve nede yanında başka bir yaratanın, iradenin, gücün, bilenin, yönetenin… olmadığına kuşkusuz bir şekilde inanıyorlar, O’nun kendileri için belirlediği ilke ve kurallara uyarlarsa hem dünyada ve hem de ahirette gerçek esenliğe sahip olacaklarını biliyorlar ve bu bilgilerinin gereklerini de yerine getirmekte tereddüt etmiyorlardı. Böyle oldukları için de birbirlerine olan güvenlerini sarsacak, dostluklarını bozacak, onurlarını lekeleyecek, kişiliklerini tahrip edecek şeyler ne zihinlerinde ve ne de hayatlarında yer buluyordu.Allah’ın hakikati bildirmek ve gereklerini açıklamakla görevlendirdiği babaları Âdem ile kendilerine bildirilmiş olan hakikate iman ediyor, batıl olan şeylerle herhangi bir ilgileri bulunmuyordu. Zulüm, haksızlık, kötülük, yalan, aldatma, ahlaksızlık gibi tüm olumsuz şeyler bilmedikleri şeylerdi. Her şeyi ile ve her haliyle güvenli, doğru, iyi, ahlaklı, adaletli… bir hayatın mensubuydular. Birbirlerine dost ve kardeştiler. Gerçek anlamda mutlu ve huzurluydular. Asıl Cennet’te değildiler ama dünya şartları içerisinde adeta cennette yaşıyorlardı. Tüm bu özellikleri sebebiyle de Allah’ın razı olduğu bir ümmettiler; yaratılış amacına uygun hayat süren, yaratılış amaçlarıyla çatışmayan bir ümmet.
Yol Ayrımı
Bu yazının devamı
205. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir.
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir.
Bir limonun tadı herkes tarafından aynı mı deneyimlenir? Kırmızı rengini görmek, kırmızı hakkında her şeyi bilmekten daha fazlası mıdır? Bazı gerçeklikler vardır ki, onları anlamak yalnızca bilgiyle değil,
İnsan ve İslam
İlk insan Âdem ve eşi, ilk ve tek din ise İslam’dı. Âdem ve eşinin zamanla çocukları ve torunları oldu; insanlar çoğalıp yeryüzüne dağıldılar.Hakikate iman ettikleri için muvahhit, fıtratlarına uygun bir hayat tarzını sürdürdükleri için Müslümandılar. Kendilerini yaratanın ne üstünde ve nede yanında başka bir yaratanın, iradenin, gücün, bilenin, yönetenin… olmadığına kuşkusuz bir şekilde inanıyorlar, O’nun kendileri için belirlediği ilke ve kurallara uyarlarsa hem dünyada ve hem de ahirette gerçek esenliğe sahip olacaklarını biliyorlar ve bu bilgilerinin gereklerini de yerine getirmekte tereddüt etmiyorlardı. Böyle oldukları için de birbirlerine olan güvenlerini sarsacak, dostluklarını bozacak, onurlarını lekeleyecek, kişiliklerini tahrip edecek şeyler ne zihinlerinde ve ne de hayatlarında yer buluyordu.Allah’ın hakikati bildirmek ve gereklerini açıklamakla görevlendirdiği babaları Âdem ile kendilerine bildirilmiş olan hakikate iman ediyor, batıl olan şeylerle herhangi bir ilgileri bulunmuyordu. Zulüm, haksızlık, kötülük, yalan, aldatma, ahlaksızlık gibi tüm olumsuz şeyler bilmedikleri şeylerdi. Her şeyi ile ve her haliyle güvenli, doğru, iyi, ahlaklı, adaletli… bir hayatın mensubuydular. Birbirlerine dost ve kardeştiler. Gerçek anlamda mutlu ve huzurluydular. Asıl Cennet’te değildiler ama dünya şartları içerisinde adeta cennette yaşıyorlardı. Tüm bu özellikleri sebebiyle de Allah’ın razı olduğu bir ümmettiler; yaratılış amacına uygun hayat süren, yaratılış amaçlarıyla çatışmayan bir ümmet.
Yol Ayrımı
Bu yazının devamı 205. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ölüm Üzerine Tefekkür
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir.
Gazze ya da Acının Onmaz Hali
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
Sömürgecinin Değişen Yüzü Olarak Hukuk
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
Müslümanın ‘Kim’liği
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir.
Kafka’nın Dönüşümünde Bilinç, Qualia ve Öznelliğin Kaybı: Zihin Felsefesi Perspektifinden Bir Okuma
Bir limonun tadı herkes tarafından aynı mı deneyimlenir? Kırmızı rengini görmek, kırmızı hakkında her şeyi bilmekten daha fazlası mıdır? Bazı gerçeklikler vardır ki, onları anlamak yalnızca bilgiyle değil,
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.