Çağımızın bazı düşünürleri ‘toplumsal tercüme’ becerisini içinde yaşadığımız toplumlarda var olabilmenin gerek şartlarından biri olarak işaretliyorlar. Burada tercüme, elbette bir lisandan başka bir lisana mânâ aktarmaktan, konuşulanı ya da yazılanı çevirmekten ibaret değildir. Toplumsal tercüme ile kastedilen, aynı toplum içinde yaşayan farklı kesimlerin, arzu ve taleplerini karşılıklı olarak aktarabilecekleri bir iletişim vasatına sahip olmalarıdır. Bu da biraz bilme işidir, biraz da üslup… Ya da biraz akıl, biraz gönül işi…Toplumsal tercüme becerisini bir tür ‘çok dillilik’ olarak da görebiliriz. Toplumsal çok dillilik bir kişinin ya da bir kesimin çok farklı düzeylerde, farklı toplum katmanlarıyla konuşabiliyor, muhtelif idrak biçimlerini kavrayabiliyor, çeşitli yaşam görüşlerine nüfuz edebiliyor olması demektir. Aslında sosyal acemilikten bir nebze kurtulan herkes bu tür bir beceriyi o nispette geliştirmiş demektir....
Bu yazının devamı
210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Hayatta bir gayesi olan, bir amaç veya dâvâ uğruna mücadele veren her insan, ‘değişim’ meselesiyle yüzleşmek durumundadır. Çünkü bir gaye sahibi olmak, henüz elinizde olmayan, size ait olmayan bir şeye ulaşmak için çaba göstermeniz gerektiği anlamına gelir. Bunun için ise, bir şeylerin ‘değişmesi’ gerekir ve bu da bir ‘cehd’e ihtiyaç duyar. Mücadele ve sabır olmaksızın, …
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Her din, dünya görüşü ve ideoloji bir ‘hakikat’ iddiası içerir. Bu hakikat insanı öyle bir kuşatır ki, insan onunla görür, onunla düşünür, onunla işitir ve onunla hisseder. Hiçbirşeyi onun dışında yorumlayamaz olur! Bunun güzel bir örneği Orphalese halkına giderayak hitâb eden Ermiş’de görülür.
Bütünsel Yaklaşım son dönemde İslâmî metinlerin bilimsel bir perspektifle tetkik edilmesini konu edinen metot önerilerinden birisidir. Aynı zamanda Mehmet Apaydın’ın doktora tezi olan bu metot, araştırmacılara geçmiş dönemde metinlerin anlaşılması maksadıyla uygulanagelen yöntemlerden farklı bir yol önermektedir. Bu çalışmada gerek İslâmî ilimler alanında uzmanlaşmış gerekse ilgili araştırmaları yakından takip eden okuyucu kitlesi açısından bu metodun neler önerdiği ve gelecekte ne tür sonuçlar verme potansiyeline sahip olduğu hususunu irdelemeye çalışacağız.
Bir toplumsal olgu, ne zaman “bilimsel” bir nesne hâline gelir? Bourdieu’ye göre bu hiçbir zaman kendiliğinden olmaz. O, sıradan bir gözlemin ya da sağduyulu bir kanaatin, düşünülmeden bilimsel bir veriye dönüşebileceği yanılsamasına karşı çıkar. Chamboredon ve Passeron’la kaleme aldığı Sosyoloji Zanaatı’nda (1968) bu dönüşümü üç zorunlu aşamaya bağlar:
Zihniyet Manzaramız: Bir Bilanço Taslağı
Çağımızın bazı düşünürleri ‘toplumsal tercüme’ becerisini içinde yaşadığımız toplumlarda var olabilmenin gerek şartlarından biri olarak işaretliyorlar. Burada tercüme, elbette bir lisandan başka bir lisana mânâ aktarmaktan, konuşulanı ya da yazılanı çevirmekten ibaret değildir. Toplumsal tercüme ile kastedilen, aynı toplum içinde yaşayan farklı kesimlerin, arzu ve taleplerini karşılıklı olarak aktarabilecekleri bir iletişim vasatına sahip olmalarıdır. Bu da biraz bilme işidir, biraz da üslup… Ya da biraz akıl, biraz gönül işi…Toplumsal tercüme becerisini bir tür ‘çok dillilik’ olarak da görebiliriz. Toplumsal çok dillilik bir kişinin ya da bir kesimin çok farklı düzeylerde, farklı toplum katmanlarıyla konuşabiliyor, muhtelif idrak biçimlerini kavrayabiliyor, çeşitli yaşam görüşlerine nüfuz edebiliyor olması demektir. Aslında sosyal acemilikten bir nebze kurtulan herkes bu tür bir beceriyi o nispette geliştirmiş demektir....
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
‘Şartlar’ Neyi Belirler
Hayatta bir gayesi olan, bir amaç veya dâvâ uğruna mücadele veren her insan, ‘değişim’ meselesiyle yüzleşmek durumundadır. Çünkü bir gaye sahibi olmak, henüz elinizde olmayan, size ait olmayan bir şeye ulaşmak için çaba göstermeniz gerektiği anlamına gelir. Bunun için ise, bir şeylerin ‘değişmesi’ gerekir ve bu da bir ‘cehd’e ihtiyaç duyar. Mücadele ve sabır olmaksızın, …
Ötekileştirme Ve Göç Sorunu
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Gücünü ‘Hakikat’ten Almayan ‘İktidar’
Her din, dünya görüşü ve ideoloji bir ‘hakikat’ iddiası içerir. Bu hakikat insanı öyle bir kuşatır ki, insan onunla görür, onunla düşünür, onunla işitir ve onunla hisseder. Hiçbirşeyi onun dışında yorumlayamaz olur! Bunun güzel bir örneği Orphalese halkına giderayak hitâb eden Ermiş’de görülür.
Bir Metin Usûlü Önerisi Olarak “Bütünsel Yaklaşım Metodu”
Bütünsel Yaklaşım son dönemde İslâmî metinlerin bilimsel bir perspektifle tetkik edilmesini konu edinen metot önerilerinden birisidir. Aynı zamanda Mehmet Apaydın’ın doktora tezi olan bu metot, araştırmacılara geçmiş dönemde metinlerin anlaşılması maksadıyla uygulanagelen yöntemlerden farklı bir yol önermektedir. Bu çalışmada gerek İslâmî ilimler alanında uzmanlaşmış gerekse ilgili araştırmaları yakından takip eden okuyucu kitlesi açısından bu metodun neler önerdiği ve gelecekte ne tür sonuçlar verme potansiyeline sahip olduğu hususunu irdelemeye çalışacağız.
Hangi Çürüme
Bir toplumsal olgu, ne zaman “bilimsel” bir nesne hâline gelir? Bourdieu’ye göre bu hiçbir zaman kendiliğinden olmaz. O, sıradan bir gözlemin ya da sağduyulu bir kanaatin, düşünülmeden bilimsel bir veriye dönüşebileceği yanılsamasına karşı çıkar. Chamboredon ve Passeron’la kaleme aldığı Sosyoloji Zanaatı’nda (1968) bu dönüşümü üç zorunlu aşamaya bağlar: