İslam hukukunda içtihat kapısı meselesi son iki asırdır İslam âlemini meşgul eden önemli meselelerden birisidir. Bugüne kadar bu hususta birbirinden farklı çok sayıda fikir ortaya atıldı tartışıldı ve tartışılıyor. Nida dergisinin “içtihat” meselesini konu aldığı bu sayıda da meseleye farklı bir açıdan bakabilmek adına bu yazıyı kaleme aldım. İçtihat gibi geniş ve hayati bir mevzuyu bu kadar kısa bir metinde ele almak neredeyse imkânsızdır. Dolayısıyla burada içtihat kavramının anlamı, mahiyeti, çeşitleri gibi hususlar ele alınmayacak, mesele şimdiye kadar tartışılan düzlemden daha farklı bir düzleme çekilmeye çalışılarak farklı bir bakış açısı ortaya koymak amaçlanmıştır. Haliyle zikredilecek her mesele kendi içinde tartışılması gereken pek çok geniş alt başlıklar ihtiva etmektedir. Zaten bu yazının kaleme alınmasının en büyük sebebi de bu başlıkları tartışmaya açarak ileride bu hususta yapılacak çalışmalar için fikir vermektir. Bu, aynı zamanda zikrettiğimiz/zikretmediğimiz pek çok farklı meselenin içtihat kavramı ile bağının kurulup bunun İslam âlemine tesirini konu alan bir kitap yazma niyetimizin de bir ifadesidir. Bu, çok geniş bir literatür taraması, emek ve tecrübe gerektirmektedir. O yüzden bu gibi deneme mahiyetindeki kısa yazılarda ana fikri ortaya koyup gelen eleştirileri de göz önüne alarak kendime bir yol haritası çizmeye çalıştığımı da itiraf etmeliyim. Bu sebeple okuyuculardan gelecek eleştirilere ve duaya muhtacım.
Bu girizgâhtan sonra esas meselemize dönebiliriz. İçtihat, kelime olarak bir şeyi elde edebilmek için elinden gelen bütün gayreti göstermek mânâsına gelmektedir. Istılâhi (terim) olarak ise en genel mânâda “çeşitli yollarla hakkında fıkhî hüküm bulunmayan bir meselenin hükmüne ulaşma çabası” olarak tarif edilebilir. Dar mânâda içtihat, meseleleri çözmek için başlıca bir usul tesis etmektir ki mezhep imamlarının yaptığı içtihatlar bu kabildendir. Geniş mânâdaki içtihat ise meseleleri çözmek için var olan usulleri kullanarak neticeye ulaşmak şeklinde tarif edilebilir. Bu mânâda bir mezhep içindeki birden fazla görüşten birini tercih etmek, başka mezhep görüşleri ile fetva vermek, ortaya çıkan yeni bir meseleyi mensubu bulunduğu mezhebin usulüne göre çözmek vb. de buna misaldir. Yani geniş mânâda içtihat faaliyetinde, içtihatta bulunacak kişi müşahhas olayı, içinde bulunduğu şartları göz önüne almak suretiyle gerek kendi mezhebi içindeki görüşlerden gerekse de farklı mezhep görüşlerinden istifade etmek suretiyle çözmektedir. Yine içtihat etmek için “ben içtihat ediyorum” demek şart değildir.
Gazze’de yaşananlar, halihazırda Batı hegemonyasının (veya ABD’nin) belirleyici olduğu bir küresel düzende yaşadığımızı bize bir kez daha hatırlatmıştır. Malum olduğu üzere, bir küresel düzen varsa, burada “güçler dengesi” süpergücün (veya güçlerin) belirlediği sınırlar çerçevesinde kurulur. Lokal iktidarlar, ancak bu denge sistemi içerisinde kendilerine yer bulabilirler. Sisteme itiraz ettiklerinde ise te’dip edilirler. Süpergücün konumu değişmediği sürece de bu düzen varlığını bu şekilde sürdürür.
Eğitimle alâkalı olacak bu kısa yazımda, eğitimin felsefesinden, muhtelif eğitim modellerinden, modern eğitimden, Emerson’un ya da Rousseau’nun tavsiyelerinden, sosyolojik tanımlamalardan, eğitim şûrasının hiçbir müsbet sonuca yönelik olmayan ipe sapa gelmez beylik lâflarından, Talim Terbiye’den, teorik fantezilerden, eğitim sistemimiz aslında şöyle ya da böyle olmalı gibi boş avuntulardan, akademisyenlerimizin şekil bakımından ekranları dolduran ama muhteva bakımından avare kaçan fikir hovardalığı dolu nutuklarından, milli dâvâlara karşı tasasız siyasetçilerin dar ve sahte oyalamalarından bahsederek konuyu dağıtan aşırı yorumlar yapmayacağım.
Allah, insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmıştır. Akıl ve irade sahibi her insan, yeryüzünü imar ve ıslahla mükelleftir. İnsanın hem kendi hayatını dengeli bir şekilde idame ettirmesi hem de toplumla ilişkilerinde dengeli bir tavır sergilemesi bireysel hayatla birlikte siyasetin ve dolayısıyla devlet mekanizmasının İslami prensiplere göre düzenlenmesi ve ıslahı ile mümkündür.
Bilinçli kişilik ortadan silinir, bütün bu birleşmiş fertlerin düşünceleri ve duyguları tek bir tarafa yönelir. Şüphesiz geçici, fakat pek açık özellikler gösteren bir kolektif bilinç oluşur. Kolektiftik o zaman, daha iyi bir ifade bulamadığım için ‘oluşmuş bir kitle’, başka bir söyleyişle ‘psikolojik bir kitle’ diyeceğim şey olur. Kitle bir tek varlık hâline gelir ve ‘Kitlelerdeki zihniyetin tekleşmesi kanunu’na uyar.”
Bilinmelidir ki dünyanın en harika eğitim kurumu mutlu ve huzurlu bir aile; en harika eğitimcileri ise örnek anne ve babalardır. Aile içi iletişimi düzene sokmadan, aile bireyleri arasında güveni oluşturmadan, sevgiyi ve saygıyı bina etmeden söylenecek her söz havada kalacaktır
İslam Dünyasının “Geri” Kalması ve İslam Hukukunda İçtihat Kapısı
Giriş
İslam hukukunda içtihat kapısı meselesi son iki asırdır İslam âlemini meşgul eden önemli meselelerden birisidir. Bugüne kadar bu hususta birbirinden farklı çok sayıda fikir ortaya atıldı tartışıldı ve tartışılıyor. Nida dergisinin “içtihat” meselesini konu aldığı bu sayıda da meseleye farklı bir açıdan bakabilmek adına bu yazıyı kaleme aldım. İçtihat gibi geniş ve hayati bir mevzuyu bu kadar kısa bir metinde ele almak neredeyse imkânsızdır. Dolayısıyla burada içtihat kavramının anlamı, mahiyeti, çeşitleri gibi hususlar ele alınmayacak, mesele şimdiye kadar tartışılan düzlemden daha farklı bir düzleme çekilmeye çalışılarak farklı bir bakış açısı ortaya koymak amaçlanmıştır. Haliyle zikredilecek her mesele kendi içinde tartışılması gereken pek çok geniş alt başlıklar ihtiva etmektedir. Zaten bu yazının kaleme alınmasının en büyük sebebi de bu başlıkları tartışmaya açarak ileride bu hususta yapılacak çalışmalar için fikir vermektir. Bu, aynı zamanda zikrettiğimiz/zikretmediğimiz pek çok farklı meselenin içtihat kavramı ile bağının kurulup bunun İslam âlemine tesirini konu alan bir kitap yazma niyetimizin de bir ifadesidir. Bu, çok geniş bir literatür taraması, emek ve tecrübe gerektirmektedir. O yüzden bu gibi deneme mahiyetindeki kısa yazılarda ana fikri ortaya koyup gelen eleştirileri de göz önüne alarak kendime bir yol haritası çizmeye çalıştığımı da itiraf etmeliyim. Bu sebeple okuyuculardan gelecek eleştirilere ve duaya muhtacım.
Bu girizgâhtan sonra esas meselemize dönebiliriz. İçtihat, kelime olarak bir şeyi elde edebilmek için elinden gelen bütün gayreti göstermek mânâsına gelmektedir. Istılâhi (terim) olarak ise en genel mânâda “çeşitli yollarla hakkında fıkhî hüküm bulunmayan bir meselenin hükmüne ulaşma çabası” olarak tarif edilebilir. Dar mânâda içtihat, meseleleri çözmek için başlıca bir usul tesis etmektir ki mezhep imamlarının yaptığı içtihatlar bu kabildendir. Geniş mânâdaki içtihat ise meseleleri çözmek için var olan usulleri kullanarak neticeye ulaşmak şeklinde tarif edilebilir. Bu mânâda bir mezhep içindeki birden fazla görüşten birini tercih etmek, başka mezhep görüşleri ile fetva vermek, ortaya çıkan yeni bir meseleyi mensubu bulunduğu mezhebin usulüne göre çözmek vb. de buna misaldir. Yani geniş mânâda içtihat faaliyetinde, içtihatta bulunacak kişi müşahhas olayı, içinde bulunduğu şartları göz önüne almak suretiyle gerek kendi mezhebi içindeki görüşlerden gerekse de farklı mezhep görüşlerinden istifade etmek suretiyle çözmektedir. Yine içtihat etmek için “ben içtihat ediyorum” demek şart değildir.
Bu yazının devamı 219. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
219. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Gazze’nin Hatırlattıkları ve Gösterdikleri
Gazze’de yaşananlar, halihazırda Batı hegemonyasının (veya ABD’nin) belirleyici olduğu bir küresel düzende yaşadığımızı bize bir kez daha hatırlatmıştır. Malum olduğu üzere, bir küresel düzen varsa, burada “güçler dengesi” süpergücün (veya güçlerin) belirlediği sınırlar çerçevesinde kurulur. Lokal iktidarlar, ancak bu denge sistemi içerisinde kendilerine yer bulabilirler. Sisteme itiraz ettiklerinde ise te’dip edilirler. Süpergücün konumu değişmediği sürece de bu düzen varlığını bu şekilde sürdürür.
Eğitim Maarif veya Bir Gelecek Projesi Hayâli
Eğitimle alâkalı olacak bu kısa yazımda, eğitimin felsefesinden, muhtelif eğitim modellerinden, modern eğitimden, Emerson’un ya da Rousseau’nun tavsiyelerinden, sosyolojik tanımlamalardan, eğitim şûrasının hiçbir müsbet sonuca yönelik olmayan ipe sapa gelmez beylik lâflarından, Talim Terbiye’den, teorik fantezilerden, eğitim sistemimiz aslında şöyle ya da böyle olmalı gibi boş avuntulardan, akademisyenlerimizin şekil bakımından ekranları dolduran ama muhteva bakımından avare kaçan fikir hovardalığı dolu nutuklarından, milli dâvâlara karşı tasasız siyasetçilerin dar ve sahte oyalamalarından bahsederek konuyu dağıtan aşırı yorumlar yapmayacağım.
İslam, Devlet ve Siyaset
Allah, insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmıştır. Akıl ve irade sahibi her insan, yeryüzünü imar ve ıslahla mükelleftir. İnsanın hem kendi hayatını dengeli bir şekilde idame ettirmesi hem de toplumla ilişkilerinde dengeli bir tavır sergilemesi bireysel hayatla birlikte siyasetin ve dolayısıyla devlet mekanizmasının İslami prensiplere göre düzenlenmesi ve ıslahı ile mümkündür.
Kitle, İktidar ve Eğitim Üzerine Mülahazalar
Bilinçli kişilik ortadan silinir, bütün bu birleşmiş fertlerin düşünceleri ve duyguları tek bir tarafa yönelir. Şüphesiz geçici, fakat pek açık özellikler gösteren bir kolektif bilinç oluşur. Kolektiftik o zaman, daha iyi bir ifade bulamadığım için ‘oluşmuş bir kitle’, başka bir söyleyişle ‘psikolojik bir kitle’ diyeceğim şey olur. Kitle bir tek varlık hâline gelir ve ‘Kitlelerdeki zihniyetin tekleşmesi kanunu’na uyar.”
Okul Öncesi Çocukların Kitaplarla Tanışması
Bilinmelidir ki dünyanın en harika eğitim kurumu mutlu ve huzurlu bir aile; en harika eğitimcileri ise örnek anne ve babalardır. Aile içi iletişimi düzene sokmadan, aile bireyleri arasında güveni oluşturmadan, sevgiyi ve saygıyı bina etmeden söylenecek her söz havada kalacaktır
Alışverişe devam et