“Düşman yoktu, dostlar çoktu, biri çıktı, kara haber verdi bizi kendine düşman etti.”
X Efendi
Kehanet nedir, gerçekten nerede ayrılır, bugünle gelecek arasındaki muhayyel gerilim nasıl dindirilir? Bilimkurgucular kadrosuz bilim insanları mıdır? Fantastik edebiyat menkıbeler mi anlatır? Bilim, sözünü nasıl dinletir? Olmayan şey ciddiye alınır mı? İnsan, içinde olduğu atmosferin ne kadar farkındadır? Bizi birleştiren bayraklar, törenler mi yoksa birlikte yapıp anlattığımız öyküler midir?
Küçük bir kasabanın kocaman öyküsü dile gelip hepimizi içine alırcasına şakıyor da şakıyor. İnsanın değişken doğasının bin bir tonu göze kimi hoş kimi nahoş geliyor. Aynı yüz, yüz aynadan neden bunca farklı yansıyor? İyi insan kötülük yapma fırsatı bulamamış şanslı kişi mi yoksa iyi ya da kötü, üzerinde uzlaşıp oyalandığımız vehimlerimiz mi?
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Peki ya hâlâ gaflet uykusundan uyanamayanlar? Hala rutinlerine kıyamayanlar! Dünyanın gözü önünde soykırım yaşanırken, binlerce çocuk katledilirken sessiz harflerle bile olsun konuşamayanlar? Ticaretime, ünvanıma, marka değerime, kişisel ilişkilerime zarar gelir diye susanlar? Yahut konuşur gibi görünüp de saman altından su yürütenler?
Bu soruların cevaplarında adımızın geçme endişesini ve “hayvandan bile aşağılık olanlar zümresi”ne dahil olma korkusunu sürekli taşımalıyız.
Biz zulmü tanıyamadık. Zulüm neydi anlayamadan mazlum olduk… Zalimin zulmü diyoruz bugün bu olanlara… Asırlardır aynı tuzakla parçalanıyoruz, vuruluyoruz, ölüyoruz, zulüm hâlâ devam ediyor… Ne zaman bitecek… Zulmü bir türlü ortadan kaldıramadık…
Herkes gibi olamazdı o. Her şeyi en iyi, en güzel bir şekilde yapmalıydı. Ağır bir yükü vardı onun ve bu yükün altından kalkmak kolay değildi.
Allah’a adanmıştı o. Ailesi, adaklarının Allah tarafından korunup “bir bitki gibi” yetiştirileceğine gönülden inanıyordu. Onda gördükleri isteklilik ve gayret, onları son derece sevindiriyordu. Zorla güzellik olmazdı çünkü.
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz . Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara, bazen de hem de sosyolojik ve felsefi meselelere eğilmek önemlidir. İşte bu sebeple, günümüzün en güncel konularından biri olan medya okuryazarlığı kavramını ve onun önemli bir dalı olarak kabul edilen sinema okuryazarlığını anlamak, araştırmak gerekmektedir.
Sözümü Özümü Tartın Öyle Yargılayın Beni
“Düşman yoktu, dostlar çoktu, biri çıktı, kara haber verdi bizi kendine düşman etti.”
X Efendi
Kehanet nedir, gerçekten nerede ayrılır, bugünle gelecek arasındaki muhayyel gerilim nasıl dindirilir? Bilimkurgucular kadrosuz bilim insanları mıdır? Fantastik edebiyat menkıbeler mi anlatır? Bilim, sözünü nasıl dinletir? Olmayan şey ciddiye alınır mı? İnsan, içinde olduğu atmosferin ne kadar farkındadır? Bizi birleştiren bayraklar, törenler mi yoksa birlikte yapıp anlattığımız öyküler midir?
Küçük bir kasabanın kocaman öyküsü dile gelip hepimizi içine alırcasına şakıyor da şakıyor. İnsanın değişken doğasının bin bir tonu göze kimi hoş kimi nahoş geliyor. Aynı yüz, yüz aynadan neden bunca farklı yansıyor? İyi insan kötülük yapma fırsatı bulamamış şanslı kişi mi yoksa iyi ya da kötü, üzerinde uzlaşıp oyalandığımız vehimlerimiz mi?
Bu yazının devamı 203. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
203. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Kalk Kendi Önünden
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Rutin Olmayan Bir Yazı
Peki ya hâlâ gaflet uykusundan uyanamayanlar? Hala rutinlerine kıyamayanlar! Dünyanın gözü önünde soykırım yaşanırken, binlerce çocuk katledilirken sessiz harflerle bile olsun konuşamayanlar? Ticaretime, ünvanıma, marka değerime, kişisel ilişkilerime zarar gelir diye susanlar? Yahut konuşur gibi görünüp de saman altından su yürütenler?
Bu soruların cevaplarında adımızın geçme endişesini ve “hayvandan bile aşağılık olanlar zümresi”ne dahil olma korkusunu sürekli taşımalıyız.
Mahalleden
Biz zulmü tanıyamadık. Zulüm neydi anlayamadan mazlum olduk… Zalimin zulmü diyoruz bugün bu olanlara… Asırlardır aynı tuzakla parçalanıyoruz, vuruluyoruz, ölüyoruz, zulüm hâlâ devam ediyor… Ne zaman bitecek… Zulmü bir türlü ortadan kaldıramadık…
Bir Bitki Gibi
Herkes gibi olamazdı o. Her şeyi en iyi, en güzel bir şekilde yapmalıydı. Ağır bir yükü vardı onun ve bu yükün altından kalkmak kolay değildi.
Allah’a adanmıştı o. Ailesi, adaklarının Allah tarafından korunup “bir bitki gibi” yetiştirileceğine gönülden inanıyordu. Onda gördükleri isteklilik ve gayret, onları son derece sevindiriyordu. Zorla güzellik olmazdı çünkü.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Wall-E& Kutu
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz . Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara, bazen de hem de sosyolojik ve felsefi meselelere eğilmek önemlidir. İşte bu sebeple, günümüzün en güncel konularından biri olan medya okuryazarlığı kavramını ve onun önemli bir dalı olarak kabul edilen sinema okuryazarlığını anlamak, araştırmak gerekmektedir.
Alışverişe devam et