İslâm coğrafyasında husule gelmiş iki türlü kekemelik mevcuttur. Birincisi; Müslüman ilim zihninin taşlaşması neticesinde düşünsel üretimini sonlandırması, ikincisi ise; birincisine bağlı olarak kendisi dışında üretilmiş her türden çıktılara göre kendisini, süreli/sürekli konumlandırma reaksiyonudur.
Özellikle ve öncelikle Amerika Birleşik Devletleri, ihtiyaç duyduğu dönemlerde düşünce kuruluşlarına (daha doğrusu düşünce fabrikalarına) muhtelif içeriklere sahip “tezler sipariş ederler.” Bu tezlerin muhatabı, hükümran güçlerin karar alıcılarından ziyade, hükümran güçlerin vaziyet etmiş oldukları ya da hedef aldıkları coğrafyalardaki entelektüel faktörleri etkilemek, tabiri caiz ise bir çeşit manipüle sürecini sürekli dinamik tutmaktır.
Dolaşıma sokulan ısmarlama tezler, hükümran güçlerin, “nasıl bir dünyada yaşanılacağına dair” öngörülerine değil, “nasıl bir dünya inşa etmek istediklerinin” düşünsel haklılaştırma süreçlerine karşılık gelmektedir. Bu haklılaştırma süreçleri, yerelde sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel talepler üreterek belirli bir siyasallık oluşturması hedeflenir. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte ortaya çıkan yeni bağımsız ülkelerdeki siyasal süreçleri ifade eden kadife ve renkli devrimler bu türden manipülasyonların bir sonucu idi.
Ismarlama tezler sürelidir. Hatırlanacağı üzere “neo- iberal” bir ekonomi politiğin yükseltilmeğe daha doğrusu ihraç edilmeye çalışıldığı 1980’lerin havasına uygun olarak sipariş edilen Fukuyama’nın “Tarihin Sonu ve Son İnsan” tezi pazarlanmış idi. Bu teze göre; liberal demokrasi, insanlık siyasal ve ideolojik evriminin son noktasını, serbest piyasa ekonomisi ise bu ideolojinin ekonomi politiğini oluşturuyordu. Dolayısıyla dünya, liberal demokrasinin rehberliği ve hakemliğinde serbest piyasa ekonomisine geçmeliydi; daha doğrusu geçmek zorundaydı. Bu tez bir öngörüden ziyade, hükümran niyetler doğrultusunda sosyal ve siyasal zeminler inşaya yönelik tezler serisindendi.
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
İdeolojik yönelim müzik üzerinden kendini dışa vurur. Aslında ‘İstiklal Marşı’ üzerinden yürütülen tartışma da müzik alanında yaşanan tartışmanın içeriğine ilişkin bilgi vericidir. Özellikle 28 Şubat sürecinde ‘İstiklal Marşı’na karşı ‘Onuncu yıl Marşı’nın öne çıkarılması, kuşku yok ki İstiklal Marşı’nın içeriği ile ilgili bir konudur.
Tören/ritüel ile kuram arasında bağ kuran Baudrillard, kuramın tören gibi karmaşa ve suç ortaklığına izin vermediğini iddia eder. Ona göre kavramlara diyalektik bir nitelik kazandırarak onları evrenselleştirmek gibi bir amacı olmayan kuram, tören gibi “şiddet” yüklüdür. Bu şiddetin amacı; şeyler ya da kavramların gelişigüzel bir şekilde yan yana getirilmelerini engellemek, farklılık üretmek, araya mesafe koymak ve birbirine karışan şeylerin tekrar yerli yerine oturmasını sağlamaktır.
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Kekeme Adına Konuşmak / Kekemeyi Akıcı Konuşturmamak; Ismarlama Tartışma Metinlerinin Düşünsel Manipülasyon Araçsallığı
İslâm coğrafyasında husule gelmiş iki türlü kekemelik mevcuttur. Birincisi; Müslüman ilim zihninin taşlaşması neticesinde düşünsel üretimini sonlandırması, ikincisi ise; birincisine bağlı olarak kendisi dışında üretilmiş her türden çıktılara göre kendisini, süreli/sürekli konumlandırma reaksiyonudur.
Özellikle ve öncelikle Amerika Birleşik Devletleri, ihtiyaç duyduğu dönemlerde düşünce kuruluşlarına (daha doğrusu düşünce fabrikalarına) muhtelif içeriklere sahip “tezler sipariş ederler.” Bu tezlerin muhatabı, hükümran güçlerin karar alıcılarından ziyade, hükümran güçlerin vaziyet etmiş oldukları ya da hedef aldıkları coğrafyalardaki entelektüel faktörleri etkilemek, tabiri caiz ise bir çeşit manipüle sürecini sürekli dinamik tutmaktır.
Dolaşıma sokulan ısmarlama tezler, hükümran güçlerin, “nasıl bir dünyada yaşanılacağına dair” öngörülerine değil, “nasıl bir dünya inşa etmek istediklerinin” düşünsel haklılaştırma süreçlerine karşılık gelmektedir. Bu haklılaştırma süreçleri, yerelde sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel talepler üreterek belirli bir siyasallık oluşturması hedeflenir. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte ortaya çıkan yeni bağımsız ülkelerdeki siyasal süreçleri ifade eden kadife ve renkli devrimler bu türden manipülasyonların bir sonucu idi.
Ismarlama tezler sürelidir. Hatırlanacağı üzere “neo- iberal” bir ekonomi politiğin yükseltilmeğe daha doğrusu ihraç edilmeye çalışıldığı 1980’lerin havasına uygun olarak sipariş edilen Fukuyama’nın “Tarihin Sonu ve Son İnsan” tezi pazarlanmış idi. Bu teze göre; liberal demokrasi, insanlık siyasal ve ideolojik evriminin son noktasını, serbest piyasa ekonomisi ise bu ideolojinin ekonomi politiğini oluşturuyordu. Dolayısıyla dünya, liberal demokrasinin rehberliği ve hakemliğinde serbest piyasa ekonomisine geçmeliydi; daha doğrusu geçmek zorundaydı. Bu tez bir öngörüden ziyade, hükümran niyetler doğrultusunda sosyal ve siyasal zeminler inşaya yönelik tezler serisindendi.
Bu yazının devamı 179. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
179. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
İçtihad Yanılma Hürriyeti
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
Müzik ve Siyaset
İdeolojik yönelim müzik üzerinden kendini dışa vurur. Aslında ‘İstiklal Marşı’ üzerinden yürütülen tartışma da müzik alanında yaşanan tartışmanın içeriğine ilişkin bilgi vericidir. Özellikle 28 Şubat sürecinde ‘İstiklal Marşı’na karşı ‘Onuncu yıl Marşı’nın öne çıkarılması, kuşku yok ki İstiklal Marşı’nın içeriği ile ilgili bir konudur.
E. W. Saıd ve Filistin’ in Kayıp Halkası: Self Determinasyon
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
Bir ben, gençliğin yüreğiyim her daim,
Yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.
Bir “Şiddet” Filozofu Olarak Baudrillard
Tören/ritüel ile kuram arasında bağ kuran Baudrillard, kuramın tören gibi karmaşa ve suç ortaklığına izin vermediğini iddia eder. Ona göre kavramlara diyalektik bir nitelik kazandırarak onları evrenselleştirmek gibi bir amacı olmayan kuram, tören gibi “şiddet” yüklüdür. Bu şiddetin amacı; şeyler ya da kavramların gelişigüzel bir şekilde yan yana getirilmelerini engellemek, farklılık üretmek, araya mesafe koymak ve birbirine karışan şeylerin tekrar yerli yerine oturmasını sağlamaktır.
Algoritmik Değnekler ve Firavun’un Saltanatı: Dijital Dünyanın Yönettiği Manipülatif Krallık
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Alışverişe devam et