Kuramına “Radikal Düşünce”, “Patafizik/Düşsel Bilim” veya “Simülasyon Kuramı” adları verilen Baudrillard, kuramına “Kuramsal Şiddet” adını da verir. Kuramın terk edilebileceği esnekliğine sahip Baudrillard’ın yönteminin “kuramsal şiddet”, kendisinin de bir “kıyamet tellalı” olarak adlandırılmasının nedenlerinden biri de “sanallığın kıyameti olmasa bile kıyametin sanallığının olduğunu, gerçek dünyanın kırılıp geçirilmekte ve bireylerin sanal olarak kıyametin içinde olduğunu” bildirmesidir. O, içinde yaşadığımız çağ̆ ve düzende görünümler tarafından modernliğin radikal ölçüde tahrip edildiğini, dünyanın büyüsünün bozulduğunu, yorum ve tarihin şiddetine terk edildiğini söyler (Dağ, 2011a: 30, 183, 59). Ona göre güvenilecek tek şey kuramsal şiddettir ve tüm varsayımları radikalleştirmenin tek yolu ise ölümcül bir spekülasyona erişmektir. Kodlar ve göstergelerden kaynaklanan yapısal şiddete eşdeğerli ve onu alt edebilecek tek şey, simgesel şiddettir. Simgesel zorunluluğun evresinde tersine çevirme işleminin egemen olduğu dünyada kendine karşı devrim içinde olan terimler, saf dışı bırakılmalıdır (Baudrillard, 2016: 8-9). Düşüncesini simgesel veya göstergesel üzerinde yoğunlaştırıp en radikal noktalara taşıyabilen filozof, simgesel şiddetin yapısal şiddetin panzehiri olduğunu düşünür.
Bu yazının devamı
199. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Giriş: İnsan Neyi Kaybetti? İnsan, yalnızca yaşayan değil, yaşadıklarına bir anlam vermek isteyen varlıktır. Başına gelenlerin nedenini bilmek, hayatını daha büyük bir bütünün içinde görmek ister. Doğumdan ölüme uzanan bu yolun rastgele olmadığını düşünmek, acının ve kaybın karşısında tutunabileceği bir söz bulmak ister. Belki de bu yüzden insanlık tarihi boyunca din, sadece inanılan birtakım hükümlerden …
Bir şeyi korumak, zarar verecek şeylerden sakınmak, bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı koruma altına almak anlamındaki ”hikaye” kökünden gelen “ittika” sözlükte;
Tarih boyunca toplumların hikâyesi “Nasıl?” ve “Niçin?” soruları ekseninde ilerlemiştir. Değişik dönemlerde farklı isim ve iddialarla ortaya çıkan ideolojiler, hakîkatin inkârı için tahrif kuluçkası olmuştur. Mutlak hakîkat ile bağların kopması keyfîliği beslemiş ve bundan en fazla teolojik söylemler zarar görmüştür. İslâm açısından ise yara alan Müslüman kimlik olmuştur. Keyfîliğin kendisi anlamsızlık iken, aynı zamanda anlamsızlıktan beslenmekle de mâlûldür. Bu yönüyle keyfîlik, hevâ-hevesi ilâh edinmenin sebebidir. Yani keyfîlik, her durumda hakîkatten uzaklaştıran bir illettir. Tarih okumalarının bu eksende ilerlemesinin nasıl bir sonuç doğuracağı ise izahtan varestedir.
Aile içi ilişkilerde dilin önemini ve değişimini ele almak, gerçekte yalnızca iletişim biçimlerindeki farklılaşmaları incelemek anlamına gelmez; daha derinde, aileyi kuran zihniyet yapısındaki, ilişki mantığındaki ve değer düzenindeki dönüşümü anlamaya yönelmek demektir.
-Din Dilinin Politik İşlevleri Üzerine Bir Deneme- …doğa hiçbir şeyi boşuna yapmaz; insan siyasal bir hayvan yapmak amacıyla da, bütün hayvanlar arasında yalnız ona dili, anlamlı konuşma yetisini vermiştir. (Aristo, Politika, I: 2) 1. Politik Teoloji Kavramsallaştırması Tanrı bilimi, bilgisi, öğretileri ve inançların incelenmesi manasında kullanılan teoloji (İlahiyat) ile toplumların yönetilmesi (çobanlık) sanatı olarak yorumlanan …
Bir “Şiddet” Filozofu Olarak Baudrillard
Kuramına “Radikal Düşünce”, “Patafizik/Düşsel Bilim” veya “Simülasyon Kuramı” adları verilen Baudrillard, kuramına “Kuramsal Şiddet” adını da verir. Kuramın terk edilebileceği esnekliğine sahip Baudrillard’ın yönteminin “kuramsal şiddet”, kendisinin de bir “kıyamet tellalı” olarak adlandırılmasının nedenlerinden biri de “sanallığın kıyameti olmasa bile kıyametin sanallığının olduğunu, gerçek dünyanın kırılıp geçirilmekte ve bireylerin sanal olarak kıyametin içinde olduğunu” bildirmesidir. O, içinde yaşadığımız çağ̆ ve düzende görünümler tarafından modernliğin radikal ölçüde tahrip edildiğini, dünyanın büyüsünün bozulduğunu, yorum ve tarihin şiddetine terk edildiğini söyler (Dağ, 2011a: 30, 183, 59). Ona göre güvenilecek tek şey kuramsal şiddettir ve tüm varsayımları radikalleştirmenin tek yolu ise ölümcül bir spekülasyona erişmektir. Kodlar ve göstergelerden kaynaklanan yapısal şiddete eşdeğerli ve onu alt edebilecek tek şey, simgesel şiddettir. Simgesel zorunluluğun evresinde tersine çevirme işleminin egemen olduğu dünyada kendine karşı devrim içinde olan terimler, saf dışı bırakılmalıdır (Baudrillard, 2016: 8-9). Düşüncesini simgesel veya göstergesel üzerinde yoğunlaştırıp en radikal noktalara taşıyabilen filozof, simgesel şiddetin yapısal şiddetin panzehiri olduğunu düşünür.
Bu yazının devamı 199. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kayıp Anlamın Peşinde Yeni Kutsallar Postmodern Bireyin Dinî Gelenekten Spiritüel Deneyime Yolculuğu
Giriş: İnsan Neyi Kaybetti? İnsan, yalnızca yaşayan değil, yaşadıklarına bir anlam vermek isteyen varlıktır. Başına gelenlerin nedenini bilmek, hayatını daha büyük bir bütünün içinde görmek ister. Doğumdan ölüme uzanan bu yolun rastgele olmadığını düşünmek, acının ve kaybın karşısında tutunabileceği bir söz bulmak ister. Belki de bu yüzden insanlık tarihi boyunca din, sadece inanılan birtakım hükümlerden …
Takva Sahibi Birisi Allah’tan Niçin Korksun
Bir şeyi korumak, zarar verecek şeylerden sakınmak, bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı koruma altına almak anlamındaki ”hikaye” kökünden gelen “ittika” sözlükte;
İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri III / Medeniyetler Karşılaşması ve Müslümanlar
Tarih boyunca toplumların hikâyesi “Nasıl?” ve “Niçin?” soruları ekseninde ilerlemiştir. Değişik dönemlerde farklı isim ve iddialarla ortaya çıkan ideolojiler, hakîkatin inkârı için tahrif kuluçkası olmuştur. Mutlak hakîkat ile bağların kopması keyfîliği beslemiş ve bundan en fazla teolojik söylemler zarar görmüştür. İslâm açısından ise yara alan Müslüman kimlik olmuştur. Keyfîliğin kendisi anlamsızlık iken, aynı zamanda anlamsızlıktan beslenmekle de mâlûldür. Bu yönüyle keyfîlik, hevâ-hevesi ilâh edinmenin sebebidir. Yani keyfîlik, her durumda hakîkatten uzaklaştıran bir illettir. Tarih okumalarının bu eksende ilerlemesinin nasıl bir sonuç doğuracağı ise izahtan varestedir.
Dil ve Aile: Aile İçi İlişkilerde Dilin İşlevi ve Değişimi
Aile içi ilişkilerde dilin önemini ve değişimini ele almak, gerçekte yalnızca iletişim biçimlerindeki farklılaşmaları incelemek anlamına gelmez; daha derinde, aileyi kuran zihniyet yapısındaki, ilişki mantığındaki ve değer düzenindeki dönüşümü anlamaya yönelmek demektir.
Politik Teolojide Din Dilinin Stratejik Ağırlığı
-Din Dilinin Politik İşlevleri Üzerine Bir Deneme- …doğa hiçbir şeyi boşuna yapmaz; insan siyasal bir hayvan yapmak amacıyla da, bütün hayvanlar arasında yalnız ona dili, anlamlı konuşma yetisini vermiştir. (Aristo, Politika, I: 2) 1. Politik Teoloji Kavramsallaştırması Tanrı bilimi, bilgisi, öğretileri ve inançların incelenmesi manasında kullanılan teoloji (İlahiyat) ile toplumların yönetilmesi (çobanlık) sanatı olarak yorumlanan …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.