İnsanoğlu tarih boyunca kendisi üzerine düşünmüş ve “insan” tanımlamaları yapmıştır. ”İnsan konuşan bir canlıdır” demiş eski bir Yunan düşünürü. Yine Eski Ahitte de “Önce söz vardı” ifadesi geçer. Konuşmak ya da söz, uzun yıllar insanın ayırıcı vasfı olarak kabul edilmiştir. Tüm dinlerde ve inançlarda mesajlar genelde insanlara konuşularak aktarılmış, ulaştırılmıştır. Yaratıcı bile mesajını insanlara bu yöntemle aktarmıştır.
İnsanlar arası iletişim dille sağlandığı gibi, insandan yaratıcıya bir ileti olan dua bile konuşma sayesinde mümkün olmuştur. Elbette tüm insanlar dilini kullanabilme açısından eşit değildir. Bu anlamda konuşmak açısından insanlar üç gruba ayrılabilir: Birincisi, dilini kullanabilen, bu konuda sıkıntı yaşamayan insanla; ikincisi, dilsiz insanlar yani konuşamayanlar; üçüncüsü ise kekeme insanlar yani dilini istediği gibi kullanamayan insanlar.
Kekemelik bir “engellilik” durumu olmakla birlikte; bizim bugün üzerinde duracağımız konu: İnanç-düşünce kekemeliği ve bu kekemeliğin toplumsal sonuçları.
Elbette bu özel kekemeliğin de normal kekemelerde olduğu gibi, dilde (söylem) de bir yansıması olacaktır.
Kekemelik “söylemek istediğini bilmesine karşın, bir sesin istem dışı tekrarlanması veya kesilmesi sonucu, kişinin söylemek istediğini söyleyememesine neden olan konuşma ritmindeki bozukluklar” olarak ifade edilmektedir. Ayrıca bazen heyecan, sıkıntı, korku, sinirlilik gibi olumsuz duyguların kekemeliğe eşlik edebileceği vurgulanmıştır. Bazı yazarlara göre de “kekemeliğin nedeni, kekemelerin beyin yarıkürelerinden hiçbirinin diğerine göre başat olmaması, iki yarıkürenin konuşma organlarının kontrolü için yarışmasıdır. Bu durum, beyinden gelen motor sinir uyarımlarının zamanını aksatmakta ve konuşmada kesintiler meydana getirmektedir. Oysa akıcı konuşma için beyin yarıkürelerinden birinin diğerine göre başat olması gerekmektedir.”
Bu yazının devamı
179. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
“İslâm insanlığa ne vâdediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakîkat sarkacında incelenmiş, soruna İslâm’ın temel kaynakları ekseninde cevaplar aranmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde,* kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, beyan öncesinde durum tespitine dair mülâhaza yer almıştı. Yazının bu bölümünde ise ‘insan’ ve ‘tasavvur’ konusu ele alınmıştır. Makalede, İslâm’da insan anlayışı ve tasavvur inşâsı, ‘İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri’ üst başlığı ekseninde ehem mühim makamında incelenmiştir.
TEVRAT VE KUR’ÂN Öz İnsan var olduğu andan itibaren kendini arayış, varlığını sorgulayış, kâinattaki oluşumun nasıllığını ve nedenselliğini araştırma, bilgiye vâkıf olabilme gayreti ve yorumlama çabası içinde olmuştur. Kendisi ve kâinatın yaratılışı hakkında bir ilim edinebilmenin aslî kaynaklarından birisi ise yerkürede ikâme edilen, tüm yaratılmışlara farklı vakit ve zamanlarda gönderilmiş olan din ve o dinin …
“Biz düşünemeyiz; büyüklerimizin dediklerini sorgulayamayız. Onlar böyle karar verdilerse vardır bir bildikleri. Bize düşen mukallit olarak bize denileni yapmamızdır” gibi örneklerini arttırabileceğimiz cümleleri ifade eden zihniyeti en çok korkutan şeylerden birisi eleştirel düşüncedir. Dikkat edilirse bu zihniyetin de kendi içinde bir mantığa ve dolayısıyla akıl yürütmeye sahip olduğu görülebilir. Ancak bu akıl yürütme, kendi içinde mutlak öncüllerden yine kendisini doğrulayan bir işleyişe sahiptir.
İnsan Kekeleyen Tek Hayvandır
İnsanoğlu tarih boyunca kendisi üzerine düşünmüş ve “insan” tanımlamaları yapmıştır. ”İnsan konuşan bir canlıdır” demiş eski bir Yunan düşünürü. Yine Eski Ahitte de “Önce söz vardı” ifadesi geçer. Konuşmak ya da söz, uzun yıllar insanın ayırıcı vasfı olarak kabul edilmiştir. Tüm dinlerde ve inançlarda mesajlar genelde insanlara konuşularak aktarılmış, ulaştırılmıştır. Yaratıcı bile mesajını insanlara bu yöntemle aktarmıştır.
İnsanlar arası iletişim dille sağlandığı gibi, insandan yaratıcıya bir ileti olan dua bile konuşma sayesinde mümkün olmuştur. Elbette tüm insanlar dilini kullanabilme açısından eşit değildir. Bu anlamda konuşmak açısından insanlar üç gruba ayrılabilir: Birincisi, dilini kullanabilen, bu konuda sıkıntı yaşamayan insanla; ikincisi, dilsiz insanlar yani konuşamayanlar; üçüncüsü ise kekeme insanlar yani dilini istediği gibi kullanamayan insanlar.
Elbette bu özel kekemeliğin de normal kekemelerde olduğu gibi, dilde (söylem) de bir yansıması olacaktır.
Kekemelik “söylemek istediğini bilmesine karşın, bir sesin istem dışı tekrarlanması veya kesilmesi sonucu, kişinin söylemek istediğini söyleyememesine neden olan konuşma ritmindeki bozukluklar” olarak ifade edilmektedir. Ayrıca bazen heyecan, sıkıntı, korku, sinirlilik gibi olumsuz duyguların kekemeliğe eşlik edebileceği vurgulanmıştır. Bazı yazarlara göre de “kekemeliğin nedeni, kekemelerin beyin yarıkürelerinden hiçbirinin diğerine göre başat olmaması, iki yarıkürenin konuşma organlarının kontrolü için yarışmasıdır. Bu durum, beyinden gelen motor sinir uyarımlarının zamanını aksatmakta ve konuşmada kesintiler meydana getirmektedir. Oysa akıcı konuşma için beyin yarıkürelerinden birinin diğerine göre başat olması gerekmektedir.”
Bu yazının devamı 179. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Söyleyecek Son Bir Sözümüz Olmalı
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
Nekropolitikalar ve Ortadoğu
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri – İnsan ve Tasavvur Üzerine – II
“İslâm insanlığa ne vâdediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakîkat sarkacında incelenmiş, soruna İslâm’ın temel kaynakları ekseninde cevaplar aranmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde,* kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, beyan öncesinde durum tespitine dair mülâhaza yer almıştı. Yazının bu bölümünde ise ‘insan’ ve ‘tasavvur’ konusu ele alınmıştır. Makalede, İslâm’da insan anlayışı ve tasavvur inşâsı, ‘İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri’ üst başlığı ekseninde ehem mühim makamında incelenmiştir.
Yaratılış Bağlamında Kutsal Metinlerin Mukayesesi
TEVRAT VE KUR’ÂN Öz İnsan var olduğu andan itibaren kendini arayış, varlığını sorgulayış, kâinattaki oluşumun nasıllığını ve nedenselliğini araştırma, bilgiye vâkıf olabilme gayreti ve yorumlama çabası içinde olmuştur. Kendisi ve kâinatın yaratılışı hakkında bir ilim edinebilmenin aslî kaynaklarından birisi ise yerkürede ikâme edilen, tüm yaratılmışlara farklı vakit ve zamanlarda gönderilmiş olan din ve o dinin …
Müslüman Doğu’nun Eleştirel Düşünce Eksikliği
“Biz düşünemeyiz; büyüklerimizin dediklerini sorgulayamayız. Onlar böyle karar verdilerse vardır bir bildikleri. Bize düşen mukallit olarak bize denileni yapmamızdır” gibi örneklerini arttırabileceğimiz cümleleri ifade eden zihniyeti en çok korkutan şeylerden birisi eleştirel düşüncedir. Dikkat edilirse bu zihniyetin de kendi içinde bir mantığa ve dolayısıyla akıl yürütmeye sahip olduğu görülebilir. Ancak bu akıl yürütme, kendi içinde mutlak öncüllerden yine kendisini doğrulayan bir işleyişe sahiptir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.