ENTELEKTÜEL; “DOĞRU’YU SÖYLEMEK” Abdurrahman Arslan: Konuşmamız entelektüel üzerine olduğuna göre belki de en iyisi onun biraz kökeni üzerinde durmalıyız. Antik dönemi hariç tutarsak Hristiyanlık sonrasının Batı’sında nevzuhur bir hususiyete sahiptir. Bunun yanında da daha sonra da İslam’daki ilim ehli ile entelektüel dediğimiz aktör arasında bir ayrım yapmamız gerektiğini; İslam’da entelektüelden ziyade ilim ehlinin rolünün ve yerinin olduğunu söyleyeceğim. Bunun sebebi entelektüelin Müslüman da olsa temsil ettiği bilgiyle alakalıdır. Entelektüel, Batı’nın dinî/tarihsel evreninde ortaya çıkıyor. Antik dönemin filozoflarını hariç tutarsak, Batı’da entelektüelin doğup gelişme gösterdiği dönem yaklaşık on iki asırdan itibarendir. Adı daha konulmamış olsa bile “Üniversitas”ın kuruluşuyla başlatabiliriz. Batı’da cereyan eden fikrî ve toplumsal değişimlerle beraber bilhassa Rönesans’tan itibaren Skolastik düşünce ve dönemini temsil ve inşa eden Scholar’ın yerine bu defa...
Bu yazının devamı
179. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Güzel nedir? Güzel, çirkin olmayandır, diyebilir miyiz? Güzel olmayan nedir? Çirkin nedir?Her disiplinin bir konusu vardır. Ahlâk felsefesi “iyi” ve “kötü” kavramlarıyla, bilim “doğru” ve “yanlış” kavramlarıyla değerlendirme yapar. Estetik ise “güzel” ve “çirkin” kavramlarıyla çalışır. İlk etapta şeyleri güzel ve çirkin olarak değerlendirmek öznel bir yaklaşımdır.
Çoğumuz için bir kıta değil de bir ülke sandığı, medyanın yüklediği ajitatif simgesel anlamdan başka bir anlamı olmayan ve çoğunlukla ‘sömürge’liği hatırlatan ‘kara kıta’ Afrika’yı konuşmak istiyoruz. Afrika’yı konuşmak istiyoruz çünkü Afrika’nın acılı tarihinden bile bihaber iken orada bir canlılığın olduğunu ve oradaki insanların dünyanın geri kalanından
Post-modernistler merkezi olan her şeye karşı çıkmaya başladılar ve merkezi olan her şeyin değişmesi gerektiğini söylediler. Bununla beraber bir parçalanma kavramını gündeme getirdiler. Ve bütün kavramları parçalayarak insanı özgürleştirmeye çalıştılar. Yalnız burada enteresan bir şey vardı; modernlik kilise karşısında insanı özgürleştirmek için
Meşru kavramına iki şeklide bakabiliriz. İlk olarak felsefi zeminde kavrama bakılabilir. Bir şeyi haklı görmek için gerekçeler ortaya koyma, bir şeye rıza gösterilmesi için gerekçeler ortaya koyma, nedenler gösterme.
Adalet kavramı, tarih boyunca anlaşılmaya çalışılmış, üzerinde çokça konuşulmuş, bununla birlikte kalıba sığmayan yönüyle tanımları delip geçmiş bir kavramdır. Bizler de ele avuca sığmayan, hayatımızı şekillendirmesi gereken adalet kavramını anlamak adına siyaset bilimci Ahmet Okumuş hocaya sorularımızı ilettik.
İktidarın Soykütükleri
Röportaj: Sümeyye Zeynep Kırbaşoğlu
ENTELEKTÜEL; “DOĞRU’YU SÖYLEMEK” Abdurrahman Arslan: Konuşmamız entelektüel üzerine olduğuna göre belki de en iyisi onun biraz kökeni üzerinde durmalıyız. Antik dönemi hariç tutarsak Hristiyanlık sonrasının Batı’sında nevzuhur bir hususiyete sahiptir. Bunun yanında da daha sonra da İslam’daki ilim ehli ile entelektüel dediğimiz aktör arasında bir ayrım yapmamız gerektiğini; İslam’da entelektüelden ziyade ilim ehlinin rolünün ve yerinin olduğunu söyleyeceğim. Bunun sebebi entelektüelin Müslüman da olsa temsil ettiği bilgiyle alakalıdır. Entelektüel, Batı’nın dinî/tarihsel evreninde ortaya çıkıyor. Antik dönemin filozoflarını hariç tutarsak, Batı’da entelektüelin doğup gelişme gösterdiği dönem yaklaşık on iki asırdan itibarendir. Adı daha konulmamış olsa bile “Üniversitas”ın kuruluşuyla başlatabiliriz. Batı’da cereyan eden fikrî ve toplumsal değişimlerle beraber bilhassa Rönesans’tan itibaren Skolastik düşünce ve dönemini temsil ve inşa eden Scholar’ın yerine bu defa...
Bu yazının devamı 179. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Değişen Güzellik Algısı Üzerine
Güzel nedir? Güzel, çirkin olmayandır, diyebilir miyiz? Güzel olmayan nedir? Çirkin nedir?Her disiplinin bir konusu vardır. Ahlâk felsefesi “iyi” ve “kötü” kavramlarıyla, bilim “doğru” ve “yanlış” kavramlarıyla değerlendirme yapar. Estetik ise “güzel” ve “çirkin” kavramlarıyla çalışır. İlk etapta şeyleri güzel ve çirkin olarak değerlendirmek öznel bir yaklaşımdır.
Afrika, Sömürgecilik ve Kimlik Üzerine
Çoğumuz için bir kıta değil de bir ülke sandığı, medyanın yüklediği ajitatif simgesel anlamdan başka bir anlamı olmayan ve çoğunlukla ‘sömürge’liği hatırlatan ‘kara kıta’ Afrika’yı konuşmak istiyoruz. Afrika’yı konuşmak istiyoruz çünkü Afrika’nın acılı tarihinden bile bihaber iken orada bir canlılığın olduğunu ve oradaki insanların dünyanın geri kalanından
Post-Modernizm, Hakikat ve Algı Üzerine
Post-modernistler merkezi olan her şeye karşı çıkmaya başladılar ve merkezi olan her şeyin değişmesi gerektiğini söylediler. Bununla beraber bir parçalanma kavramını gündeme getirdiler. Ve bütün kavramları parçalayarak insanı özgürleştirmeye çalıştılar. Yalnız burada enteresan bir şey vardı; modernlik kilise karşısında insanı özgürleştirmek için
Meşruluğun Değişim ve Dönüşümü Üzerine
Meşru kavramına iki şeklide bakabiliriz. İlk olarak felsefi zeminde kavrama bakılabilir. Bir şeyi haklı görmek için gerekçeler ortaya koyma, bir şeye rıza gösterilmesi için gerekçeler ortaya koyma, nedenler gösterme.
Bir Teyakkuz Hali Olarak ‘Adalet’ Üzerine
Adalet kavramı, tarih boyunca anlaşılmaya çalışılmış, üzerinde çokça konuşulmuş, bununla birlikte kalıba sığmayan yönüyle tanımları delip geçmiş bir kavramdır. Bizler de ele avuca sığmayan, hayatımızı şekillendirmesi gereken adalet kavramını anlamak adına siyaset bilimci Ahmet Okumuş hocaya sorularımızı ilettik.