Post-modernistler merkezi olan her şeye karşı çıkmaya başladılar ve merkezi olan her şeyin değişmesi gerektiğini söylediler. Bununla beraber bir parçalanma kavramını gündeme getirdiler. Ve bütün kavramları parçalayarak insanı özgürleştirmeye çalıştılar. Yalnız burada enteresan bir şey vardı; modernlik kilise karşısında insanı özgürleştirmek için akıla sarılmıştı, modernizm insanın akıl yoluyla özgürleşeceğini savunmuştu, tarihin garip bir cilvesi, şimdi post-modernizm de bir özgürleşme ve özgürleştirme projesi olarak aklı redderek ortaya çıkmaya başladı, Bu, Batı entelektüellik tarihinin önemli gel-gitlerinden biri sayılır. Bunu ifrat ile tefrit şeklinde okumamız da mümkün.
Post-modernistler bir de şunu söylediler; sosyoloji her ne kadar toplumsal yasalardan bahsetse de aslında toplumsal yasaların bir önemi yok, insan eylemi yasalara değil, insanın faaliyetine bağımlıdır diye bir kavram ortaya koydular. Kavramları biz bir eleştiriye tâbi tutarsak insanları özgürleştirmiş oluruz dediler, Çünkü merkezî olan her şeyin yıkılması gerekiyor. Merkezî olan her şey otoriterliği çağrıştırıyordu.
Post-modernizm dendiğinde bugünün Müslümanları sizce tam olarak ne anlamalı? Zira çokları için ne olduğu hâlâ belirsiz bir şey. Bir süreç mi, bir ideoloji mi, tamamlanmış bir evrenin (Modernizmin) devamı mı yoksa?
Bu yazının devamı
181. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Kur’an’dan bizim öğrendiğimiz ise şu: İnananlar kendi üzerlerine düşen sorumluluğu bütünüyle yerine getirdikten sonra Tanrı o süreçte müminlere yardım ediyor, müdahale ediyor her anlamda
Düşünce tarihinde Jacques Lacan’ın yerini işaret edebildiğinizde o terminolojiler kendini açık kılacak. Yani ‘sembolik düzen nedir’ sorusunun cevabı aslında Lacan’ın teorisinin öteki kavramlarıyla bağıntısallık içerisinde kendini açık edecek.
“İnsan insanın kurdudur.” kabulünden yola çıkan Hobbes, bu insanların güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için Leviathan’a ihtiyaçları olduğunu belirtir. Bu ihtiyacın oluşumu olan modern devlet, insanı da oluşumunun içine dahil ederek onu vatandaş kılar.
Organik bir açıklama gibi göz önünde ve bir yönetme meselesi olarak otoritenin kullanımı cihetinden baktığımızda bunun başlangıcını aileye kadar götürebiliriz. Aile, sosyal bir dünya olduğu gibi aynı zamanda bir yönetim merkezi ve dinî/duygusal bir örgütlenme modelidir.
“Hukuk, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir.” der, Yasemin Işıktaş. Hukukun tanımlanması noktasında bir mutabakat sağlanamamış olsa da hukukun toplumsal düzeni korumak için var olan bir sistem olduğu gerçeği herkes tarafından kabul edilmektedir. Tarihe baktığımızda hukukun
Post-Modernizm, Hakikat ve Algı Üzerine
Röportaj: Haluk Polat
Post-modernistler merkezi olan her şeye karşı çıkmaya başladılar ve merkezi olan her şeyin değişmesi gerektiğini söylediler. Bununla beraber bir parçalanma kavramını gündeme getirdiler. Ve bütün kavramları parçalayarak insanı özgürleştirmeye çalıştılar. Yalnız burada enteresan bir şey vardı; modernlik kilise karşısında insanı özgürleştirmek için akıla sarılmıştı, modernizm insanın akıl yoluyla özgürleşeceğini savunmuştu, tarihin garip bir cilvesi, şimdi post-modernizm de bir özgürleşme ve özgürleştirme projesi olarak aklı redderek ortaya çıkmaya başladı, Bu, Batı entelektüellik tarihinin önemli gel-gitlerinden biri sayılır. Bunu ifrat ile tefrit şeklinde okumamız da mümkün.
Post-modernistler bir de şunu söylediler; sosyoloji her ne kadar toplumsal yasalardan bahsetse de aslında toplumsal yasaların bir önemi yok, insan eylemi yasalara değil, insanın faaliyetine bağımlıdır diye bir kavram ortaya koydular. Kavramları biz bir eleştiriye tâbi tutarsak insanları özgürleştirmiş oluruz dediler, Çünkü merkezî olan her şeyin yıkılması gerekiyor. Merkezî olan her şey otoriterliği çağrıştırıyordu.
Post-modernizm dendiğinde bugünün Müslümanları sizce tam olarak ne anlamalı? Zira çokları için ne olduğu hâlâ belirsiz bir şey. Bir süreç mi, bir ideoloji mi, tamamlanmış bir evrenin (Modernizmin) devamı mı yoksa?
Bu yazının devamı 181. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Gazze, Vicdan ve İnsanlık Dramı Üzerine
Kur’an’dan bizim öğrendiğimiz ise şu: İnananlar kendi üzerlerine düşen sorumluluğu bütünüyle yerine getirdikten sonra Tanrı o süreçte müminlere yardım ediyor, müdahale ediyor her anlamda
Post-çağlarda Din ve Dinsellikler Üzerine
Düşünce tarihinde Jacques Lacan’ın yerini işaret edebildiğinizde o terminolojiler kendini açık kılacak. Yani ‘sembolik düzen nedir’ sorusunun cevabı aslında Lacan’ın teorisinin öteki kavramlarıyla bağıntısallık içerisinde kendini açık edecek.
Devletin Ne’liği Üzerine
“İnsan insanın kurdudur.” kabulünden yola çıkan Hobbes, bu insanların güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için Leviathan’a ihtiyaçları olduğunu belirtir. Bu ihtiyacın oluşumu olan modern devlet, insanı da oluşumunun içine dahil ederek onu vatandaş kılar.
Modern Devlet ve Açmazları Üzerine
Organik bir açıklama gibi göz önünde ve bir yönetme meselesi olarak otoritenin kullanımı cihetinden baktığımızda bunun başlangıcını aileye kadar götürebiliriz. Aile, sosyal bir dünya olduğu gibi aynı zamanda bir yönetim merkezi ve dinî/duygusal bir örgütlenme modelidir.
Toplumsal Düzeni Sağlayan Hukukumuzun Çıkmazları Üzerine
“Hukuk, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir.” der, Yasemin Işıktaş. Hukukun tanımlanması noktasında bir mutabakat sağlanamamış olsa da hukukun toplumsal düzeni korumak için var olan bir sistem olduğu gerçeği herkes tarafından kabul edilmektedir. Tarihe baktığımızda hukukun
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.