“Göklerin ve yeriğn yaratılışı üzerinde düşünürler. Rabbimiz, elbette sen bütün bunları boşuna yaratmadın; sen bütün eksikliklerden uzak ve yücesin; bizi cehennem azabından koru(derler).”
Âl-i İmrân, 191
“İyi yaşamak, iyi hayat geçirmek için iyi hayatın ne olduğunu ve iş bu hayatta ne gibi şeyler yapmak, neleri yapmamak ve nelerden sakınmak gerektiğini anlamak gerekir. Bütün milletlerin en âlim, derin bilgi sahipleri, en feylesof ve en iyi hayat geçiren insanları, yeryüzündeki meseleleri her asırda bütün insanlara ve bütün âleme anlattılar, öğrettiler. İşte bu âlim, faziletli ilim ehli ve bilgili tefekkür sahibi olan bu büyük adamların tüm öğrettikleri esaslı bir noktada toplanmaktadır. Bütün insanlar için, insan hayatının ne olduğu [anlamı] ve bu hayatı nasıl sürdürmek gerektiği hakkındaki tüm bilgi ve dersler, gerçekçi hakiki bir iman ve itikada ve dîn[e işaret etmekte]dir.”
L. N. Tolstoy, İmân ve İtikâd
‘Hakikat’ ve ‘Bilgi’ Üzerine Kısa Bir Mülâhaza
İnsan ekmekle doyar, hakikatle yaşar. Hakikate dair sorularını artırdığı ve ona adım adım yaklaştığı oranda yaşamına nitelik katar, gerçek saadeti bulur.
Özet Bu yazı, İbn Haldun’un umran bilimi (beşerî bilimler/humanities) ve asabiyye kuramı çerçevesinde hukukun profesyonelleşmesi sorununu ele almaktadır. Daha önce yayımladığımız yüksek lisans tezimizde (“İbn Haldun’un Asabiyye Kuramına Göre Devletleşme Sürecinde Hukukun Yeri”) ayrıntılı biçimde incelediğimiz bu ilişkiyi burada odaklanarak yeniden düşünmekteyiz. İbn Haldun’a göre hukuk, asabiyyenin doğal bir ürünüdür; devletten önce var olur ve …
“Avrupa kurumsal modernizminin” Avrupa’yı inşa etmesi ile birlikte hükümran bir güç olarak dünyanın geri kalanı ile ilişkiye geçmesi, Batı dışı toplumlar açısından zorunlu bir ilişki biçimi olarak gündeme gelmiştir. Modernizm ile zorunlu bir ilişki biçimi içerisinde bulunmak; yeni dünyayı temsil eden Batı’nın sömürgeci politiğinin ve bu politiğe meşruluk atfeden yeni ahlakının karşısında var olmak ve …
İslam dünyası siyasal sömürgecilikten sonra epistemik sömürgecilik sürecini yaşamaktadır. Kendi dünyasına, tarihine, medeniyetine seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle ve kavramlarla bakanların epistemik sömürgenin ağına düşmeleri kaçınılmazdır. Kimilerinin İslam’ı, Kur’an’ı, hadisleri bile seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle değerlendirmesi, yorumlaması gelinen noktanın ne kadar endişe verici olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Fıkhın, kendini güncelleme kabiliyeti sayesinde Müslüman toplumlarda ortaya çıkan birçok probleme asırlar boyunca etkin çözümler ürettiğini ifade etmek hakkaniyetli bir değerlendirme olur. Ancak özellikle son iki asra gelindiğinde bu durumun belirli ölçüde değişiklik arz ettiği gözlenmektedir. Tek bir nedene indirgenemeyecek kadar girift olan bu değişimin temelinde Müslüman toplumların Batı karşısında siyasi hâkimiyetlerini kaybetmesi yatmaktadır.
Kibrin ve Şiddetin ‘Yöntemine’ Karşı Bilgi, Hakikat ve Tevhidin Ontolojisi Üzerine Düşünceler
“Göklerin ve yeriğn yaratılışı üzerinde düşünürler. Rabbimiz, elbette sen bütün bunları boşuna yaratmadın; sen bütün eksikliklerden uzak ve yücesin; bizi cehennem azabından koru(derler).”
Âl-i İmrân, 191
“İyi yaşamak, iyi hayat geçirmek için iyi hayatın ne olduğunu ve iş bu hayatta ne gibi şeyler yapmak, neleri yapmamak ve nelerden sakınmak gerektiğini anlamak gerekir. Bütün milletlerin en âlim, derin bilgi sahipleri, en feylesof ve en iyi hayat geçiren insanları, yeryüzündeki meseleleri her asırda bütün insanlara ve bütün âleme anlattılar, öğrettiler. İşte bu âlim, faziletli ilim ehli ve bilgili tefekkür sahibi olan bu büyük adamların tüm öğrettikleri esaslı bir noktada toplanmaktadır. Bütün insanlar için, insan hayatının ne olduğu [anlamı] ve bu hayatı nasıl sürdürmek gerektiği hakkındaki tüm bilgi ve dersler, gerçekçi hakiki bir iman ve itikada ve dîn[e işaret etmekte]dir.”
L. N. Tolstoy, İmân ve İtikâd
‘Hakikat’ ve ‘Bilgi’ Üzerine Kısa Bir Mülâhaza
İnsan ekmekle doyar, hakikatle yaşar. Hakikate dair sorularını artırdığı ve ona adım adım yaklaştığı oranda yaşamına nitelik katar, gerçek saadeti bulur.
Bu yazının devamı 199. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
199. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Hukukun Profesyonelleşmesi ve Yabancılaşma: İbn Haldun’un Devlet Kuramından Bir Okuma
Özet Bu yazı, İbn Haldun’un umran bilimi (beşerî bilimler/humanities) ve asabiyye kuramı çerçevesinde hukukun profesyonelleşmesi sorununu ele almaktadır. Daha önce yayımladığımız yüksek lisans tezimizde (“İbn Haldun’un Asabiyye Kuramına Göre Devletleşme Sürecinde Hukukun Yeri”) ayrıntılı biçimde incelediğimiz bu ilişkiyi burada odaklanarak yeniden düşünmekteyiz. İbn Haldun’a göre hukuk, asabiyyenin doğal bir ürünüdür; devletten önce var olur ve …
İslamcılık İdeolojisinde Devlet, Egemenlik Ve İktidar Olgularinin Soykütüğü
“Avrupa kurumsal modernizminin” Avrupa’yı inşa etmesi ile birlikte hükümran bir güç olarak dünyanın geri kalanı ile ilişkiye geçmesi, Batı dışı toplumlar açısından zorunlu bir ilişki biçimi olarak gündeme gelmiştir. Modernizm ile zorunlu bir ilişki biçimi içerisinde bulunmak; yeni dünyayı temsil eden Batı’nın sömürgeci politiğinin ve bu politiğe meşruluk atfeden yeni ahlakının karşısında var olmak ve …
Postmodern Dönemde Epistemik Şiddet
İslam dünyası siyasal sömürgecilikten sonra epistemik sömürgecilik sürecini yaşamaktadır. Kendi dünyasına, tarihine, medeniyetine seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle ve kavramlarla bakanların epistemik sömürgenin ağına düşmeleri kaçınılmazdır. Kimilerinin İslam’ı, Kur’an’ı, hadisleri bile seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle değerlendirmesi, yorumlaması gelinen noktanın ne kadar endişe verici olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Nas Bağımlılığı ve Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı” Filmi
Fıkhın, kendini güncelleme kabiliyeti sayesinde Müslüman toplumlarda ortaya çıkan birçok probleme asırlar boyunca etkin çözümler ürettiğini ifade etmek hakkaniyetli bir değerlendirme olur. Ancak özellikle son iki asra gelindiğinde bu durumun belirli ölçüde değişiklik arz ettiği gözlenmektedir. Tek bir nedene indirgenemeyecek kadar girift olan bu değişimin temelinde Müslüman toplumların Batı karşısında siyasi hâkimiyetlerini kaybetmesi yatmaktadır.
Gençlik, Deizm Ve Ciddiyet Üzerine Mülahazalar
“Meşrutiyet’i ilan ettik, olmadı. ‘Cumhuriyet’i getirdik, gene olmadı. Bir de ‘ciddiyet’i denemeye ne dersin?” …
Alışverişe devam et