Büyük ölçüde kilise imanına reddiye ile başlayan daha sonra eleştirilerini topyekûn kutsala yönelten Sekülarizm, süreç içerisinde iddialarının arkasında durmamış, kendi kutsallarını ardı ardına üretmeye başlamıştır. Bu durum, Sekülarizmin çelişkilerindendir. Sekülarizm, dünyevîleşmenin daha bir özel ve sınırlı karşılığıdır. Modern olanın bu paradoksu, özünde hiçbir iddianın ve yaşam tarzının dinsiz olamayacağı gerçeği dikkate alındığında çok da garipsenecek değildir. İster her şeyin kendi içinde kutsala dair metafizik bir boyut içermesi isterse dünyacı yaklaşımların pragmacı (faydacı) eğilimlerden rafine olamadıkları gerçeğinden ötürü olsun, Sekülarizm bugün ironik yönüyle karşımızda durmaktadır. Konunun nirengi noktası, kendini tanımlayıcı ve ayırt edici-kurucu iddiaları ortadayken, Sekülarizmin, ‘putunu yiyen putçuluk’ olarak savunusunun uzağına düştüğü gerçeğidir.
Yaşanılan bu paradoks salt modern olana münhasır değildir. Gelenek/ Gelenekçilik (Tradition/ Traditionalism) de kendini modern olanı reddetmekle tanımlarken -Rasyonalizme dair analitik verileri muteber kabul etmediği halde- yeni olandan kendini azade kılamamıştır. Sekülarizm kendi kutsallarını ürettiği ve hurafelerini ördüğü gibi Gelenekçilik de yer yer modern olana kapı aralamakla iddialarıyla çelişik alana savrulmaktadır. İşin Gelenekçilik tarafı belki bir başka yazının konusudur.
Bu yazının devamı
191. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Sünnet”in Hz. Muhammed’in genel hayat karşısındaki “duruşu” olarak da tanımlanabileceği kanaatindeyiz. Buna göre sünnet; Hz. Muhammed’in mücadelelerle dolu hayatında karşılaştığı olaylar karşısındaki genel duruşunu ifade eden bir terim olmaktadır. Başka bir deyişle Hz. Muhammed’in sünnetini bilmek, onun hangi durumlar karşısında hangi davranışları sergileyip sergilemeyeceği hususunda bir farkındalığa sahip olmak anlamına gelmektedir.
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
The reflections presented below are part of a broader research project (both theoretical and “interventionist”) devoted to the reconstruction and reaffirmation
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
Masallar, çocuk edebiyatını besleyen en zengin kaynaklardan biri olagelmiştir. Samed Behrengi’den John Boyne’a birçok yazar doğrudan ya da dolaylı bir şekilde masallarla alışveriş hâlinde olmuştur. Uyarlama, motif, tema, tip, ödünçleme, parodi, ters yüz etme teknikleriyle masallar bundan sonra da çocuk edebiyatı için bereketli bir damar olmayı sürdürecek gibi görünmektedir.
Modern Mitoslar Ya Da Çağdaş Hurafeler
-Sekülerleşmeye Kutsalları Üzerinden Bakmak-
Giriş
Büyük ölçüde kilise imanına reddiye ile başlayan daha sonra eleştirilerini topyekûn kutsala yönelten Sekülarizm, süreç içerisinde iddialarının arkasında durmamış, kendi kutsallarını ardı ardına üretmeye başlamıştır. Bu durum, Sekülarizmin çelişkilerindendir. Sekülarizm, dünyevîleşmenin daha bir özel ve sınırlı karşılığıdır. Modern olanın bu paradoksu, özünde hiçbir iddianın ve yaşam tarzının dinsiz olamayacağı gerçeği dikkate alındığında çok da garipsenecek değildir. İster her şeyin kendi içinde kutsala dair metafizik bir boyut içermesi isterse dünyacı yaklaşımların pragmacı (faydacı) eğilimlerden rafine olamadıkları gerçeğinden ötürü olsun, Sekülarizm bugün ironik yönüyle karşımızda durmaktadır. Konunun nirengi noktası, kendini tanımlayıcı ve ayırt edici-kurucu iddiaları ortadayken, Sekülarizmin, ‘putunu yiyen putçuluk’ olarak savunusunun uzağına düştüğü gerçeğidir.
Yaşanılan bu paradoks salt modern olana münhasır değildir. Gelenek/ Gelenekçilik (Tradition/ Traditionalism) de kendini modern olanı reddetmekle tanımlarken -Rasyonalizme dair analitik verileri muteber kabul etmediği halde- yeni olandan kendini azade kılamamıştır. Sekülarizm kendi kutsallarını ürettiği ve hurafelerini ördüğü gibi Gelenekçilik de yer yer modern olana kapı aralamakla iddialarıyla çelişik alana savrulmaktadır. İşin Gelenekçilik tarafı belki bir başka yazının konusudur.
Bu yazının devamı 191. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Hz. Muhammed’in Kendisine “Seyyid/Efendi” Denilmesini Nehyetmesinden Bahseden Haberler Üzerine Bir Değerlendirme
“Sünnet”in Hz. Muhammed’in genel hayat karşısındaki “duruşu” olarak da tanımlanabileceği kanaatindeyiz. Buna göre sünnet; Hz. Muhammed’in mücadelelerle dolu hayatında karşılaştığı olaylar karşısındaki genel duruşunu ifade eden bir terim olmaktadır. Başka bir deyişle Hz. Muhammed’in sünnetini bilmek, onun hangi durumlar karşısında hangi davranışları sergileyip sergilemeyeceği hususunda bir farkındalığa sahip olmak anlamına gelmektedir.
Vusûlsüzlüğümüz Samimiyet Yoksunluğundan(mı)dır?
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
Islam and Islamophobia in the post-liberal world of late democracy. Neo-real-political foundations of racism
The reflections presented below are part of a broader research project (both theoretical and “interventionist”) devoted to the reconstruction and reaffirmation
Dreyfüs, Herzl Ve Bizim Çelebiler
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
Ütopyaya Masal Aşısı ya da Masaldan Ütopyaya Bir Yol Var mı?
Masallar, çocuk edebiyatını besleyen en zengin kaynaklardan biri olagelmiştir. Samed Behrengi’den John Boyne’a birçok yazar doğrudan ya da dolaylı bir şekilde masallarla alışveriş hâlinde olmuştur. Uyarlama, motif, tema, tip, ödünçleme, parodi, ters yüz etme teknikleriyle masallar bundan sonra da çocuk edebiyatı için bereketli bir damar olmayı sürdürecek gibi görünmektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.