Hukuk ve ahlak arasında normsal bir ilişki var mıdır?
Yazıya bu soruyla başlayarak sosyoloji biliminin ilgi alanında olan bu iki konu hakkında söz söylemek hele ki yoruma açık olan konularda yargıda bulunmak oldukça zordur. Bu girişle birlikte kendimizi korumalı alana aldıktan sonra hukuk ile ahlak arasındaki normsal ilişki derken neyi kastettiğimizi ifade etmeye çalışarak konuya açıklık getirmeye başlayabiliriz.
Hukuk kavramının herkesçe kabul edilmiş bir tanımı olmamakla birlikte genel kabul görmüş bazı fonksiyonlarından bahsetmek mümkündür. Bu fonksiyonlar ise; düzen, toplumsal ihtiyaçları karşılama ve adalet olarak ifade edilebilir.
Bu yazının devamı
194. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Görüleceği gibi Ahbârîler, şer’î hükmün zann-ı galibe dayalı olmasını reddetmişlerdir. Onlara göre şer’î hüküm yalnızca nassa dayanmalıdır. Nas ise nefsu’l-emre(şeyin kendindeliğine/hakikatine) uygun düşen rivayetlerdir. Masum İmamlardan nakledilen rivayetler nefsu’l-emre uygun düştüğü için asıl delil Kur’ân ve İmamlardan gelen hadislerdir.
İnsan, tarih boyunca düzen kurma arzusuyla hareket etmiş; bu arzunun sonucu olarak da hukuk sistemlerini, kurumları ve bürokrasiyi inşa etmiştir. Ancak bu yapıların doğasında taşıdığı bir risk vardır: Başlangıçta insanı korumak ve toplumsal düzeni sağlamak amacıyla
Ağlayan bir çocuk görünce, onunla beraber ağlamak geliyor içimden. Gülen bir çocuk görünce de, gülmeden edemem. Nerede bir çocuk görsem, onu sevmek, onunla şakalaşmak ve oynamak isterim. Renkleri, ırkları, dilleri hiç önemli değil. Hepsi sevimli, hepsi günahsız, hepsi masum. Onlar zaten hep aynı dili konuşur. Daha çok ağlayışlarıyla ve gülüşleriyle meramlarını anlatmaya
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
Hukuk ve Ahlak Arasındaki Normsal İlişki
Hukuk ve ahlak arasında normsal bir ilişki var mıdır?
Yazıya bu soruyla başlayarak sosyoloji biliminin ilgi alanında olan bu iki konu hakkında söz söylemek hele ki yoruma açık olan konularda yargıda bulunmak oldukça zordur. Bu girişle birlikte kendimizi korumalı alana aldıktan sonra hukuk ile ahlak arasındaki normsal ilişki derken neyi kastettiğimizi ifade etmeye çalışarak konuya açıklık getirmeye başlayabiliriz.
Hukuk kavramının herkesçe kabul edilmiş bir tanımı olmamakla birlikte genel kabul görmüş bazı fonksiyonlarından bahsetmek mümkündür. Bu fonksiyonlar ise; düzen, toplumsal ihtiyaçları karşılama ve adalet olarak ifade edilebilir.
Bu yazının devamı 194. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Şii Fıkıh Geleneğinde İctihadın Anlam Değişimi ve kabulü: Masum İmamlara Rağmen İctihad Mümkün mü?
Görüleceği gibi Ahbârîler, şer’î hükmün zann-ı galibe dayalı olmasını reddetmişlerdir. Onlara göre şer’î hüküm yalnızca nassa dayanmalıdır. Nas ise nefsu’l-emre(şeyin kendindeliğine/hakikatine) uygun düşen rivayetlerdir. Masum İmamlardan nakledilen rivayetler nefsu’l-emre uygun düştüğü için asıl delil Kur’ân ve İmamlardan gelen hadislerdir.
Bürokrasinin Görünmez Duvarları: Kafkaesk Adalet ve “Dava”
İnsan, tarih boyunca düzen kurma arzusuyla hareket etmiş; bu arzunun sonucu olarak da hukuk sistemlerini, kurumları ve bürokrasiyi inşa etmiştir. Ancak bu yapıların doğasında taşıdığı bir risk vardır: Başlangıçta insanı korumak ve toplumsal düzeni sağlamak amacıyla
Çocukların Dünyası
Ağlayan bir çocuk görünce, onunla beraber ağlamak geliyor içimden. Gülen bir çocuk görünce de, gülmeden edemem. Nerede bir çocuk görsem, onu sevmek, onunla şakalaşmak ve oynamak isterim. Renkleri, ırkları, dilleri hiç önemli değil. Hepsi sevimli, hepsi günahsız, hepsi masum. Onlar zaten hep aynı dili konuşur. Daha çok ağlayışlarıyla ve gülüşleriyle meramlarını anlatmaya
Vusûlsüzlüğümüz Samimiyet Yoksunluğundan(mı)dır?
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
Palyatif ve Yorgun Toplumların Palyatif ve Yorgun Filozofları
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.