Bugün daha iyi, daha güzel bir şeyler yapmalıyım, diyerek.
Dünle bugünün bir farkı olmalı düşüncesiyle.
Eşit değil daha fazla.
İlimse ilim, fikirse fikir, amelse amel.
Her ne yapabiliyorsak.
Bir hasta ziyareti, anne babaya hoş bir söz, bir akrabaya, bir komşuya yardım. Yetimin başını okşa, bir çocuğu sevindir. Yolun ortasından bir taşı kaldır. Bir kediye, kuşa yiyecek ver. Bir yaşlıyı karşıdan karşıya geçir, çantasını taşı. Kitap oku, başkalarına anlat.
Niyetin hep güzel olsun.
Allah rızası.
Yapılacak çok şey var.
Dikip giydirenler, yapıp yedirenler var.
Hiç bir şeye gücüm yetmez deme.
Herkesin yapabileceği mutlaka güzel şeyler var.
Maddi gücün yoksa iyiliğe aracı ol.
İhtiyaç sahiplerini tespit et, başkalarını yönlendir.
Şu cami hocası gibi ol mesela.
Aklımıza gelmez böyle bir iyilik değil mi?
Oysa sokakta kalan bir sürü çocuğun, gencin varlığından haberdarız.
Ellerinden tutulması gereken bir sürü insan var çevremizde.
Sevap bilinciyle onlara sahip çıkmamız gerekir.
Bir iki derken devamını getirmekte zorlanırız yardımların. Mazeretlerin arkasına sığınırız.
“Olsaydı verirdik, belediyeler, devlet sahip çıkmalı, tembellik yapmasınlar, çalışsınlar” bir sürü neden sıralarız, kendimizi kurtarmak için.
Oysa gördüğümüze sahip çıkmaktır sorumluluğumuz, veya duyduğumuza.
Veremesek de çözüm üretmeliyiz onlar için. İstemek zorunda, dilenmek veya çalmak zorunda bırakmamalıyız onları.
Bir de bilgiye aç olanlar var. Veya fazla bilgiden kafaları allak bullak olmuş insanlar…
Ne yapacağını, nasıl yapacağını bilemeyenler…
İnternetin bombardımanına yenik düşenler.
Bilgiyi özümseyecek, veya süzgeçten geçirecek bir alt yapıya sahip olamayanlar.
Bu zamanın imtihanı da bu olsa gerek.
“Her kafadan bir ses!”
Gençlerin heyecana ihtiyacı var.
Bu karmaşık durum onların heyecanını kırıyor.
İslâm’ı net olarak anlamayanlar, anlatamıyorlar da…
Oysa insanı en çok canlı kılan, yeni bir kişinin İslâm’la tanışma heyecanıdır. Onun heyecanı; hele ki siz vesile olmuşsanız bu tanışıklığa, devamlı sizi zinde tutar.
Yeni bir şeyler öğrenirken, öğrendiğini hayata geçirirken onunla beraber aynı heyecanı siz de yaşarsınız.
Umreye, Hacca gidenler bilir. Kâbe’yi ilk kez görmenin heyecanı başkadır.
Ama daha güzeli de ilk kez görenleri görmenin heyecanıdır:
Gördükleri gibi secdeye kapananlar, ağlayarak dua edenler…
“Allahu Ekber“ diye coşkuyla bağıranlar…
Heyecanımızı diri tutmalıyız.
Diri tutacak şeyleri arayıp bulmalıyız.
İmanın eskidiğini, sürekli yenilemek gerektiğini söylüyor Allah Resûlü (as).
Hayatın gidişatı bizi duyarlılıklarımızdan uzaklaştırdığı gibi heyecanımızı da tüketiyor.
“Oku, okut; anla, anlat; yaşa, yaşat.”
Sloganımız yine devam etmeli.
Sorgulamalarımız inkâra değil fikirlerimizin daha sağlam olmasına vesile olmalı.
Çocuklarımıza, gençlerimize bu konuda yardımcı olmalıyız.
Sağlam inançlı, güzel ahlâklı, ibadetlerinde devamlı ve kararlı, heyecanlı gençler yetiştirmek için daha gayretli olmalıyız.
Yediklerinden, içtiklerinden, gördüklerinden, duyduklarından, yaşadıklarından dolayı kalpleri katılaşmış, Allah’a samimi bir dua bile edemeyen çocuklar, gençler var etrafımızda.
Ellerinden tutalım. Onlara her hâlimizle örnek olalım.
Hayat boşluk tanımıyor.
Biz onlara Hakkı tanıtmazsak, bâtıl onları her taraftan kuşatır.
Bu hayatın hengâmesinde onların elimizden kayıp gitmesine engel olmalıyız.
Onlara sahip çıkarak hem dünyalarını hem ahiretlerini kurtarmalıyız.
Türkiye sinemasında dindarlık ve dini temaların olduğu pek çok film vardır. Bu filmler dönemin koşullarına göre değişkenlik gösterir ve Türk modernleşmesi ile doğrudan ilgilidir. Halil Uzdu ilk dönem Türk Sineması’nda, din olgusunun genelde ilerlemeyi engelleyici unsur olarak değerlendirildiğini ve “dışlanmış”, “köktenci batıcı zihniyetinin” sinemada geçerli olduğunu kaydeder.
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez. Bu cihetle iki kavram arasında doğrudan bir ilinti kurmaktan önce temel teşkil edici yapıya işaret edilmesi gerekir. Bu, insana daha geniş bir perspektif sunar. Bütünlük ve tutarlılık hissi kazandırır. Lakin yine de iş, inceleme ve eleştiriye gelince muhtemel ilişkilerin gözler önüne serilmesi ve somut karşılıkların sunulması icap eder.
Sürgün’ün bir diğer anlamıysa, çiçeğin filizlenmesi ve filiz yerlerinden yeniden boy vermesidir. Hz. Âdem de, tövbesi ile yeni bir sürgün vermiştir. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın düştükleri yer olan dünya için, “sürgün veren sürgün” benzetmesini yapabiliriz.
Bir karanlık bul ve onu yıka.
Akıl kıyısında eşelenme, kalp denizine dal. Karanlığı karanlıkla yenebileceğin düşüncesinden tevbe et.
Uyanmak karanlığı bulmaktır aslında. Yüzümüzde ezbere bildiğimiz mahmurlukla karanlığı bileklerinden yakalamaktır uyanmak.
Karanlığı yıkamak neyi değiştirir fikri seni eylemesin.
Kur’a hep kendi içimizdeki günahkâra çıkar.
Sen kendi aksini izlemeye meyledip denize düşeni ve içinde haksızlık olan karanlığı yutan balığı hatırla.
Heyecan
Her gün heyecanla yataktan kalkabilmeliyiz.
Bugün daha iyi, daha güzel bir şeyler yapmalıyım, diyerek.
Dünle bugünün bir farkı olmalı düşüncesiyle.
Eşit değil daha fazla.
İlimse ilim, fikirse fikir, amelse amel.
Her ne yapabiliyorsak.
Bir hasta ziyareti, anne babaya hoş bir söz, bir akrabaya, bir komşuya yardım. Yetimin başını okşa, bir çocuğu sevindir. Yolun ortasından bir taşı kaldır. Bir kediye, kuşa yiyecek ver. Bir yaşlıyı karşıdan karşıya geçir, çantasını taşı. Kitap oku, başkalarına anlat.
Niyetin hep güzel olsun.
Allah rızası.
Yapılacak çok şey var.
Dikip giydirenler, yapıp yedirenler var.
Hiç bir şeye gücüm yetmez deme.
Herkesin yapabileceği mutlaka güzel şeyler var.
Maddi gücün yoksa iyiliğe aracı ol.
İhtiyaç sahiplerini tespit et, başkalarını yönlendir.
Şu cami hocası gibi ol mesela.
Aklımıza gelmez böyle bir iyilik değil mi?
Oysa sokakta kalan bir sürü çocuğun, gencin varlığından haberdarız.
Ellerinden tutulması gereken bir sürü insan var çevremizde.
Sevap bilinciyle onlara sahip çıkmamız gerekir.
Bir iki derken devamını getirmekte zorlanırız yardımların. Mazeretlerin arkasına sığınırız.
“Olsaydı verirdik, belediyeler, devlet sahip çıkmalı, tembellik yapmasınlar, çalışsınlar” bir sürü neden sıralarız, kendimizi kurtarmak için.
Oysa gördüğümüze sahip çıkmaktır sorumluluğumuz, veya duyduğumuza.
Veremesek de çözüm üretmeliyiz onlar için. İstemek zorunda, dilenmek veya çalmak zorunda bırakmamalıyız onları.
Bir de bilgiye aç olanlar var. Veya fazla bilgiden kafaları allak bullak olmuş insanlar…
Ne yapacağını, nasıl yapacağını bilemeyenler…
İnternetin bombardımanına yenik düşenler.
Bilgiyi özümseyecek, veya süzgeçten geçirecek bir alt yapıya sahip olamayanlar.
Bu zamanın imtihanı da bu olsa gerek.
“Her kafadan bir ses!”
Gençlerin heyecana ihtiyacı var.
Bu karmaşık durum onların heyecanını kırıyor.
İslâm’ı net olarak anlamayanlar, anlatamıyorlar da…
Oysa insanı en çok canlı kılan, yeni bir kişinin İslâm’la tanışma heyecanıdır. Onun heyecanı; hele ki siz vesile olmuşsanız bu tanışıklığa, devamlı sizi zinde tutar.
Yeni bir şeyler öğrenirken, öğrendiğini hayata geçirirken onunla beraber aynı heyecanı siz de yaşarsınız.
Umreye, Hacca gidenler bilir. Kâbe’yi ilk kez görmenin heyecanı başkadır.
Ama daha güzeli de ilk kez görenleri görmenin heyecanıdır:
Gördükleri gibi secdeye kapananlar, ağlayarak dua edenler…
“Allahu Ekber“ diye coşkuyla bağıranlar…
Heyecanımızı diri tutmalıyız.
Diri tutacak şeyleri arayıp bulmalıyız.
İmanın eskidiğini, sürekli yenilemek gerektiğini söylüyor Allah Resûlü (as).
Hayatın gidişatı bizi duyarlılıklarımızdan uzaklaştırdığı gibi heyecanımızı da tüketiyor.
“Oku, okut; anla, anlat; yaşa, yaşat.”
Sloganımız yine devam etmeli.
Sorgulamalarımız inkâra değil fikirlerimizin daha sağlam olmasına vesile olmalı.
Çocuklarımıza, gençlerimize bu konuda yardımcı olmalıyız.
Sağlam inançlı, güzel ahlâklı, ibadetlerinde devamlı ve kararlı, heyecanlı gençler yetiştirmek için daha gayretli olmalıyız.
Yediklerinden, içtiklerinden, gördüklerinden, duyduklarından, yaşadıklarından dolayı kalpleri katılaşmış, Allah’a samimi bir dua bile edemeyen çocuklar, gençler var etrafımızda.
Ellerinden tutalım. Onlara her hâlimizle örnek olalım.
Hayat boşluk tanımıyor.
Biz onlara Hakkı tanıtmazsak, bâtıl onları her taraftan kuşatır.
Bu hayatın hengâmesinde onların elimizden kayıp gitmesine engel olmalıyız.
Onlara sahip çıkarak hem dünyalarını hem ahiretlerini kurtarmalıyız.
İlgili Yazılar
Modern Dünyada Takva’yı Anlamak
Türkiye sinemasında dindarlık ve dini temaların olduğu pek çok film vardır. Bu filmler dönemin koşullarına göre değişkenlik gösterir ve Türk modernleşmesi ile doğrudan ilgilidir. Halil Uzdu ilk dönem Türk Sineması’nda, din olgusunun genelde ilerlemeyi engelleyici unsur olarak değerlendirildiğini ve “dışlanmış”, “köktenci batıcı zihniyetinin” sinemada geçerli olduğunu kaydeder.
Şiir / Adaletin Amentüsü
Haykırıyor âdem evladı, dillerde adaletin amentüsü,
Dualarla örülüdür yeryüzündeki masumiyetin örtüsü.
Kurmadığımız cümlelerden imtihan ediliyoruz,
Kurulan türlü tezgâhların ağırlığında eziliyoruz.
Bu dönen devrandır, şu hayat seyrandır der misin?
Ziyan olan her yaşantın için tövbe eder misin?
Gün geliyor ve bizler yek sıra halinde diziliyoruz,
Gidilen iki yolun sonunda tek sonuca seçiliyoruz.
Değişmez kanundur bu, hak daima galip gelecek,
Yetersizlik içinde olanlar yeter demeye devam edecek.
Ahmet Örs’ün Öykülerinde “Edebiyatın Asıl Damarı” / Hak ve Adalet Arayışı
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez. Bu cihetle iki kavram arasında doğrudan bir ilinti kurmaktan önce temel teşkil edici yapıya işaret edilmesi gerekir. Bu, insana daha geniş bir perspektif sunar. Bütünlük ve tutarlılık hissi kazandırır. Lakin yine de iş, inceleme ve eleştiriye gelince muhtemel ilişkilerin gözler önüne serilmesi ve somut karşılıkların sunulması icap eder.
Sezai Karakoç’un Diriliş Düşüncesi’nde Ölüm Metaforu
Sürgün’ün bir diğer anlamıysa, çiçeğin filizlenmesi ve filiz yerlerinden yeniden boy vermesidir. Hz. Âdem de, tövbesi ile yeni bir sürgün vermiştir. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın düştükleri yer olan dünya için, “sürgün veren sürgün” benzetmesini yapabiliriz.
Şair Tutanağı: Yağmur Duası
Bir karanlık bul ve onu yıka.
Akıl kıyısında eşelenme, kalp denizine dal. Karanlığı karanlıkla yenebileceğin düşüncesinden tevbe et.
Uyanmak karanlığı bulmaktır aslında. Yüzümüzde ezbere bildiğimiz mahmurlukla karanlığı bileklerinden yakalamaktır uyanmak.
Karanlığı yıkamak neyi değiştirir fikri seni eylemesin.
Kur’a hep kendi içimizdeki günahkâra çıkar.
Sen kendi aksini izlemeye meyledip denize düşeni ve içinde haksızlık olan karanlığı yutan balığı hatırla.