Bozuk iklimlere dayadım sırtımı Masmavi bozkırın serin akşamlarına sığındım Dünyanın en gülünç hallerinde Gençliğimin beyazlamış uğultusu Bir durmuş zaman. Nazar değmiş ve eskimiş, çevresi süslü Karşımda ışıyan yemyeşil gözlere. Zaman, Kalbimin zambakları besleyen güneşinde İlgisiz yüzlerde okunan derin çizgilerdesin. Bak sensiz nice soğuk yıl geçti, Bana gün hep dün, yine dündü İçimde büyüyen el değmemiş …
Sen benim son düşümsün
Karşılaştık mı daha evvel?
Alacaklısın göçüp giden yanımdan
Seyrek dokunuşlarımdan
Durgun sularımdan
İyi bak gördüğün huzmelere:
‘Kestiiiik’ diyen sesin yankısı duyuluyor
Bol korunaklı sitelerimizden
Yüzüne ancak mobeselerde rastlayan ben
Takılıp kalıyorum gözlerinde
Gündüzleri Maria Magdalena’yı taşlayıp
Sonra şiirin başucuna kıvrılamaz mıyım?
neden neden?
geçer ipliğinden zamanın
zorluk denilen katar
göğsü yaralayan bir hançer ne ki
kuş tüyüdür işte acıtan
ağır ağır
direnci vardır kolları var
sımsıkı tutacak bilekleri
tam ışımak üzereyken kılıç
boşluğa düşürülür şah-ı merdan
kulaklara iliştirilir
ferman ferman
bütün yollar kısadır
dünya bir vakitlik han
he! dense çıkılacaktır
al! dense alınacak
kalır kenarda öylece
azık azık
bir ses ki titretir kayayı
oynatır yerinden dağı
ergin yürekler için
yakılan bir ağıttır yankı
çöker bedenler üstüne ne yazık
kahır kahır
gün ağarır
geceden serpilir kırağı
rabbin nimeti buyurgandır
kurumuş korkuları siler yüzden
uzanmaz lakin o eller
neden neden?
Yazar
İlgili Yazılar
Bir yakınlık dibimde
Bozuk iklimlere dayadım sırtımı Masmavi bozkırın serin akşamlarına sığındım Dünyanın en gülünç hallerinde Gençliğimin beyazlamış uğultusu Bir durmuş zaman. Nazar değmiş ve eskimiş, çevresi süslü Karşımda ışıyan yemyeşil gözlere. Zaman, Kalbimin zambakları besleyen güneşinde İlgisiz yüzlerde okunan derin çizgilerdesin. Bak sensiz nice soğuk yıl geçti, Bana gün hep dün, yine dündü İçimde büyüyen el değmemiş …
Şiir
Sen benim son düşümsün
Karşılaştık mı daha evvel?
Alacaklısın göçüp giden yanımdan
Seyrek dokunuşlarımdan
Durgun sularımdan
İyi bak gördüğün huzmelere:
‘Kestiiiik’ diyen sesin yankısı duyuluyor
Bol korunaklı sitelerimizden
Yüzüne ancak mobeselerde rastlayan ben
Takılıp kalıyorum gözlerinde
Gündüzleri Maria Magdalena’yı taşlayıp
Sonra şiirin başucuna kıvrılamaz mıyım?
Mavi Kardelenler Borçlusu
Kırsal hakikatler besliyorum, kentler ki samimiyetten küçüktür,
Köylerdeki inancı kuşanıp da geldim, şehirler ki ağır bir yüktür.
Bildiklerim, çıktığım yolların tarifine yetmiyor,
Bu kara yazı, şu koca ömrün tarihine gitmiyor.
Hayal, zihnin kapısına itinayla vurulmuş alımlı bir rüyadır,
Aşk, uçsuz bucaksız sahradan denizler çıkaran bir deryadır.
Ezgiler mırıldandık, üstelik sevdalar satın aldık,
Gündüzleri güneşe, her gece aya hasret kaldık.
Özgür Ruhların ve Tutsak Bedenlerin Şehri
Jetler, tanklar, silahlar ve kurşunlar
Kuşlardan daha fazla uçuyorlar
Ortadoğuda, bilhassa Gazze’de
Anne sütünden daha fazla, yağmurdan da…
Büyüdük Küçüldü Sözlerimiz
Söz dağlarında heyelan oldu, kaldık buralarda,
Dil ateşten seyelan oldu, yandık bu dağlarda.
Dönemiyorum, geçmişim şaşalı kaldı benim,
Diyemiyorum, geleceğim umuttandır benim.
Büyüdük, küçüldü sözlerimiz,
Üzüldük, yaşlandı gözlerimiz.
İlkbahar’da yapraklar dökülür bu devranda,
Sonbahar’da açar çiçekler korunan kurganda.