İnsan, kulluk yani verili yetenek ve kapasitesi gereği kendisine tahsis edilen görevleri icra etmek için yaratılmıştır. Kulluk ise ‘söz dinlemek’ demektir. Nitekim Yüce Allah’a göre, ‘her türlü sözü dinleyip en iyisine uymak’, erdemine vurgu yapan: “…Çünkü onlar, çeşitli sözler duyar, farklı görüşler dinler; ama onların en güzeline, Allah’ın sözüne uyarlar…”[1] tespiti, aklı başında olan insan için en değerli kulluktur. Bu kulluğun gösteri alanı ise dünya hayatıdır. Yine bu hayatın en güzel gösterisi de ibadet ve adalettir. İbadetin İlâhî adaletle yani dikey adaletle ilgisini bir yana bırakacak olursak, insanı ilgilendiren yatay adaletin tesisidir diyebiliriz. Bu görevin sadece insanın uhdesine verilmiş olması demek, insanın böyle bir yetenekle halk edildiğini gösterir. Hatta insandan istenen asıl şey, hiçbir durumda bu yeteneğini köreltmemesi ve de adaletten ayrılmamasıdır. İmdi, hem yaratılış amaç ve felsefesi ve hem de eylem felsefemizin merkezî değeri adalettir diyebiliriz. Yaratılışımızın ana vurgusu olan bu görev alanından kaçış ya da görev tanımından çıkış asla mümkün değildir. Eğer ki kaçış olursa, hem kendi cinsimiz ve hem de diğer bütün canlılar nezdinde dengenin büsbütün bozulacağından bahsedebiliriz. O yüzdendir ki adalet, bu dünyanın dengesi, insan da adaletin dengesidir.
Günübirlik, üzerinde çok da araştırma yapmaya gerek olmayan mevzuların yanında söz söylemek için bir ömür çaba harcamak zorunda olduğumuz meseleler de var. Hatta bazı meseleleri anlayabilmek için bir ömür harcadığımız halde yine de meseleyle ilgili net bir şey söylemek çoğu zaman mümkün de olmayabilir.
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
Biz de bu ayetteki merkezi temanın peygamberin ahlâkının ne denli üstün olduğu, onun kişiliğinin ne kadar sağlam olduğu, tabiatının, huyunun ne denli bir mükemmellikte olduğunu tekraren söylersek, benzerin tekrarı ile esasen anlamsal daralmaya katkı vermeye devam etmiş
Yüce Allah, insanı birey olarak muhatap almakta, ona bağımsız bir kişilik tanımakta ve öğretilerini kendisine yöneltmektedir. Bağımsız birey olarak vereceği
Adaletin Teolojisi Üzerine
İnsan, kulluk yani verili yetenek ve kapasitesi gereği kendisine tahsis edilen görevleri icra etmek için yaratılmıştır. Kulluk ise ‘söz dinlemek’ demektir. Nitekim Yüce Allah’a göre, ‘her türlü sözü dinleyip en iyisine uymak’, erdemine vurgu yapan: “…Çünkü onlar, çeşitli sözler duyar, farklı görüşler dinler; ama onların en güzeline, Allah’ın sözüne uyarlar…”[1] tespiti, aklı başında olan insan için en değerli kulluktur. Bu kulluğun gösteri alanı ise dünya hayatıdır. Yine bu hayatın en güzel gösterisi de ibadet ve adalettir. İbadetin İlâhî adaletle yani dikey adaletle ilgisini bir yana bırakacak olursak, insanı ilgilendiren yatay adaletin tesisidir diyebiliriz. Bu görevin sadece insanın uhdesine verilmiş olması demek, insanın böyle bir yetenekle halk edildiğini gösterir. Hatta insandan istenen asıl şey, hiçbir durumda bu yeteneğini köreltmemesi ve de adaletten ayrılmamasıdır. İmdi, hem yaratılış amaç ve felsefesi ve hem de eylem felsefemizin merkezî değeri adalettir diyebiliriz. Yaratılışımızın ana vurgusu olan bu görev alanından kaçış ya da görev tanımından çıkış asla mümkün değildir. Eğer ki kaçış olursa, hem kendi cinsimiz ve hem de diğer bütün canlılar nezdinde dengenin büsbütün bozulacağından bahsedebiliriz. O yüzdendir ki adalet, bu dünyanın dengesi, insan da adaletin dengesidir.
Bu yazının devamı 202. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
202. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Sünnetsiz, Mezhepsiz, Modernist!
Günübirlik, üzerinde çok da araştırma yapmaya gerek olmayan mevzuların yanında söz söylemek için bir ömür çaba harcamak zorunda olduğumuz meseleler de var. Hatta bazı meseleleri anlayabilmek için bir ömür harcadığımız halde yine de meseleyle ilgili net bir şey söylemek çoğu zaman mümkün de olmayabilir.
Vusûlsüzlüğümüz Samimiyet Yoksunluğundan(mı)dır?
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
Şairlerin ve Tüm Vicdan Sahiplerinin Filistin İçin Küresel İntifada Çağrısı
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
Azim Huluq Üzerinde Olmak
Biz de bu ayetteki merkezi temanın peygamberin ahlâkının ne denli üstün olduğu, onun kişiliğinin ne kadar sağlam olduğu, tabiatının, huyunun ne denli bir mükemmellikte olduğunu tekraren söylersek, benzerin tekrarı ile esasen anlamsal daralmaya katkı vermeye devam etmiş
İslam Toplumu, Kur’an Eğitimli Ve Peygamber Örnekli Bir Toplumdur
Yüce Allah, insanı birey olarak muhatap almakta, ona bağımsız bir kişilik tanımakta ve öğretilerini kendisine yöneltmektedir. Bağımsız birey olarak vereceği
Alışverişe devam et