[O yardıma layık olanlar ki,] kendilerini yeryüzünde egemen kılsak
salâta devam ederler (salatı ikâme ederler), arınmak için verilmesi gerekeni verirler,
yapılması iyi ve doğru olanı emreder, yanlış ve kötü olanı yasaklarlar;
ama yine de, olup biten her şeyin sonucu Allah’a kalmıştır.
(Hac /41)
Dünya devlet aracılığıyla değiştirilemez.
Hem kurumsal düşünce hem de yüzyıllık kötü deneyim
bize bunun böyle olduğunu gösteriyor.
“Size söylemiştik” der halinden memnun olanlar.
“Hep söyledik. Makul olmadığını,
insan doğasına karşı gelemeyeceğinizi anladık.
Vazgeçin bu rüyadan, vazgeçin.”
John Holloway / İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek
Her din, dünya görüşü ve ideoloji bir ‘hakikat’ iddiası içerir. Bu hakikat insanı öyle bir kuşatır ki, insan onunla görür, onunla düşünür, onunla işitir ve onunla hisseder. Hiçbirşeyi onun dışında yorumlayamaz olur! Bunun güzel bir örneği Orphalese halkına giderayak hitâb eden Ermiş’de görülür.[1] İnsan ve insanın halleri, tarih ve tarihin çarpan ruhu, toplum ve toplumun iniş ve çıkışları önce o hakikatle yoğrulur, sonra da yorumlanır, ete kemiğe bürünür.
Burdan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz diye düşünüyorum: yaşama, hissetme, duyma, gör/ebil/me biçiminden; idâre etme, siyaset eyleme, sosyal veya siyasal olaylara refleks verme eşiklerimiz aslında hangi hakikat kümesine ait olduğumuzu ele verir.
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
Muhyiddin b. Arabî’nin (v.638/1240) düşünceleri ve söylemi, ona yönelik bir muhalefetin doğmasına sebep olmuştur. Ondan sonra, başta onun felsefesinin esasını oluşturan vahdet-i vücûd öğretisi olmak üzere ulûhîyet, nübûvvet, velâyet, hayır, şer, âhiret ahvâli ve din telâkkîsine
Tanım yapmak, uzun bir arayışın sonucunda elde edilen bilgi birikimiyle kural koymak gibi, hüküm vermek gibi, kati ve kesin yargılarda bulunmayı çağrıştıran bir iktidar alanına işaret eder. Öyle ki bilginin kendinden menkul kutsiyetiyle, sınırları belirli bir alan inşa etme sürecidir tanım yapmak.
-Din Dilinin Politik İşlevleri Üzerine Bir Deneme- …doğa hiçbir şeyi boşuna yapmaz; insan siyasal bir hayvan yapmak amacıyla da, bütün hayvanlar arasında yalnız ona dili, anlamlı konuşma yetisini vermiştir. (Aristo, Politika, I: 2) 1. Politik Teoloji Kavramsallaştırması Tanrı bilimi, bilgisi, öğretileri ve inançların incelenmesi manasında kullanılan teoloji (İlahiyat) ile toplumların yönetilmesi (çobanlık) sanatı olarak yorumlanan …
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
Gücünü ‘Hakikat’ten Almayan ‘İktidar’
“Allah nezdinde hak din (ed-dîn) İslâm’dır.”
(Al-i İmran /19)
[O yardıma layık olanlar ki,] kendilerini yeryüzünde egemen kılsak
salâta devam ederler (salatı ikâme ederler), arınmak için verilmesi gerekeni verirler,
yapılması iyi ve doğru olanı emreder, yanlış ve kötü olanı yasaklarlar;
ama yine de, olup biten her şeyin sonucu Allah’a kalmıştır.
(Hac /41)
Dünya devlet aracılığıyla değiştirilemez.
Hem kurumsal düşünce hem de yüzyıllık kötü deneyim
bize bunun böyle olduğunu gösteriyor.
“Size söylemiştik” der halinden memnun olanlar.
“Hep söyledik. Makul olmadığını,
insan doğasına karşı gelemeyeceğinizi anladık.
Vazgeçin bu rüyadan, vazgeçin.”
John Holloway / İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek
Her din, dünya görüşü ve ideoloji bir ‘hakikat’ iddiası içerir. Bu hakikat insanı öyle bir kuşatır ki, insan onunla görür, onunla düşünür, onunla işitir ve onunla hisseder. Hiçbirşeyi onun dışında yorumlayamaz olur! Bunun güzel bir örneği Orphalese halkına giderayak hitâb eden Ermiş’de görülür.[1] İnsan ve insanın halleri, tarih ve tarihin çarpan ruhu, toplum ve toplumun iniş ve çıkışları önce o hakikatle yoğrulur, sonra da yorumlanır, ete kemiğe bürünür.
Burdan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz diye düşünüyorum: yaşama, hissetme, duyma, gör/ebil/me biçiminden; idâre etme, siyaset eyleme, sosyal veya siyasal olaylara refleks verme eşiklerimiz aslında hangi hakikat kümesine ait olduğumuzu ele verir.
Bu yazının devamı 188. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
188. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Kitâbü’l-Mille Çerçevesinde Fârâbî’de Şehrin Meşruiyeti
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
İbnü’l-Arabî’ye Yönelik Eleştiriler ve Mahiyeti
Muhyiddin b. Arabî’nin (v.638/1240) düşünceleri ve söylemi, ona yönelik bir muhalefetin doğmasına sebep olmuştur. Ondan sonra, başta onun felsefesinin esasını oluşturan vahdet-i vücûd öğretisi olmak üzere ulûhîyet, nübûvvet, velâyet, hayır, şer, âhiret ahvâli ve din telâkkîsine
Modern Kuşatılmışlık ve Eğitim
Tanım yapmak, uzun bir arayışın sonucunda elde edilen bilgi birikimiyle kural koymak gibi, hüküm vermek gibi, kati ve kesin yargılarda bulunmayı çağrıştıran bir iktidar alanına işaret eder. Öyle ki bilginin kendinden menkul kutsiyetiyle, sınırları belirli bir alan inşa etme sürecidir tanım yapmak.
Politik Teolojide Din Dilinin Stratejik Ağırlığı
-Din Dilinin Politik İşlevleri Üzerine Bir Deneme- …doğa hiçbir şeyi boşuna yapmaz; insan siyasal bir hayvan yapmak amacıyla da, bütün hayvanlar arasında yalnız ona dili, anlamlı konuşma yetisini vermiştir. (Aristo, Politika, I: 2) 1. Politik Teoloji Kavramsallaştırması Tanrı bilimi, bilgisi, öğretileri ve inançların incelenmesi manasında kullanılan teoloji (İlahiyat) ile toplumların yönetilmesi (çobanlık) sanatı olarak yorumlanan …
Düşünmeyi Erdeme Kavuşturmak Üzerine Bazı Uslamlamalar
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
Alışverişe devam et