[O yardıma layık olanlar ki,] kendilerini yeryüzünde egemen kılsak
salâta devam ederler (salatı ikâme ederler), arınmak için verilmesi gerekeni verirler,
yapılması iyi ve doğru olanı emreder, yanlış ve kötü olanı yasaklarlar;
ama yine de, olup biten her şeyin sonucu Allah’a kalmıştır.
(Hac /41)
Dünya devlet aracılığıyla değiştirilemez.
Hem kurumsal düşünce hem de yüzyıllık kötü deneyim
bize bunun böyle olduğunu gösteriyor.
“Size söylemiştik” der halinden memnun olanlar.
“Hep söyledik. Makul olmadığını,
insan doğasına karşı gelemeyeceğinizi anladık.
Vazgeçin bu rüyadan, vazgeçin.”
John Holloway / İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek
Her din, dünya görüşü ve ideoloji bir ‘hakikat’ iddiası içerir. Bu hakikat insanı öyle bir kuşatır ki, insan onunla görür, onunla düşünür, onunla işitir ve onunla hisseder. Hiçbirşeyi onun dışında yorumlayamaz olur! Bunun güzel bir örneği Orphalese halkına giderayak hitâb eden Ermiş’de görülür.[1] İnsan ve insanın halleri, tarih ve tarihin çarpan ruhu, toplum ve toplumun iniş ve çıkışları önce o hakikatle yoğrulur, sonra da yorumlanır, ete kemiğe bürünür.
Burdan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz diye düşünüyorum: yaşama, hissetme, duyma, gör/ebil/me biçiminden; idâre etme, siyaset eyleme, sosyal veya siyasal olaylara refleks verme eşiklerimiz aslında hangi hakikat kümesine ait olduğumuzu ele verir.
“Kutsal Bilgelik Kilisesi, İmparator Iustininaos’un dünyaya meydan okumak ve geçmişin büyüklerini geçmek yönündeki bir hamlesiydi. ‘Süleyman, seni geçtim.’ diye fısıldadığı söylenir,
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
Theseus’un Gemisi, felsefenin en bilinen ve en eski paradokslarından biridir ve temel olarak kimlik ile süreklilik ilişkisini sorgular. Zaman içerisinde parçaları tek tek değiştirilen bir nesnenin, tüm bileşenleri yenilendiğinde hâlâ aynı nesne olarak kabul edilip edilemeyeceği sorusu bu paradoksun merkezinde yer alır.
Öyle bir dönemden geçiliyor ki ahlâki ve vicdani değerler kaybolmakta, düzeysizlik dip yapmakta ve adeta bir değerler savrulması yaşanmaktadır. Olağanüstü değişim, dönüşüm, belirsizlik, altüst oluş zamanlarından geçilmektedir doğrusu.
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Gücünü ‘Hakikat’ten Almayan ‘İktidar’
“Allah nezdinde hak din (ed-dîn) İslâm’dır.”
(Al-i İmran /19)
[O yardıma layık olanlar ki,] kendilerini yeryüzünde egemen kılsak
salâta devam ederler (salatı ikâme ederler), arınmak için verilmesi gerekeni verirler,
yapılması iyi ve doğru olanı emreder, yanlış ve kötü olanı yasaklarlar;
ama yine de, olup biten her şeyin sonucu Allah’a kalmıştır.
(Hac /41)
Dünya devlet aracılığıyla değiştirilemez.
Hem kurumsal düşünce hem de yüzyıllık kötü deneyim
bize bunun böyle olduğunu gösteriyor.
“Size söylemiştik” der halinden memnun olanlar.
“Hep söyledik. Makul olmadığını,
insan doğasına karşı gelemeyeceğinizi anladık.
Vazgeçin bu rüyadan, vazgeçin.”
John Holloway / İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek
Her din, dünya görüşü ve ideoloji bir ‘hakikat’ iddiası içerir. Bu hakikat insanı öyle bir kuşatır ki, insan onunla görür, onunla düşünür, onunla işitir ve onunla hisseder. Hiçbirşeyi onun dışında yorumlayamaz olur! Bunun güzel bir örneği Orphalese halkına giderayak hitâb eden Ermiş’de görülür.[1] İnsan ve insanın halleri, tarih ve tarihin çarpan ruhu, toplum ve toplumun iniş ve çıkışları önce o hakikatle yoğrulur, sonra da yorumlanır, ete kemiğe bürünür.
Burdan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz diye düşünüyorum: yaşama, hissetme, duyma, gör/ebil/me biçiminden; idâre etme, siyaset eyleme, sosyal veya siyasal olaylara refleks verme eşiklerimiz aslında hangi hakikat kümesine ait olduğumuzu ele verir.
Bu yazının devamı 188. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
188. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Politik Estetiğin Alacakaranlığında Kadim Zaman-Mekân Estetiği
“Kutsal Bilgelik Kilisesi, İmparator Iustininaos’un dünyaya meydan okumak ve geçmişin büyüklerini geçmek yönündeki bir hamlesiydi. ‘Süleyman, seni geçtim.’ diye fısıldadığı söylenir,
Söyleyecek Son Bir Sözümüz Olmalı
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
Aynı Kişi miyim? Zaman ve Değişim Bağlamında Kişisel Kimlik Problemi
Theseus’un Gemisi, felsefenin en bilinen ve en eski paradokslarından biridir ve temel olarak kimlik ile süreklilik ilişkisini sorgular. Zaman içerisinde parçaları tek tek değiştirilen bir nesnenin, tüm bileşenleri yenilendiğinde hâlâ aynı nesne olarak kabul edilip edilemeyeceği sorusu bu paradoksun merkezinde yer alır.
Hiçbir Şey Taşlaşmış Vicdanları Sızlatmaz
Öyle bir dönemden geçiliyor ki ahlâki ve vicdani değerler kaybolmakta, düzeysizlik dip yapmakta ve adeta bir değerler savrulması yaşanmaktadır. Olağanüstü değişim, dönüşüm, belirsizlik, altüst oluş zamanlarından geçilmektedir doğrusu.
Bir Hazan Yurdu: Filistin
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Alışverişe devam et